maraş katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maraş katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2026 Cuma

PEYAMİ SAFA,6-7 EYLÜL VE DİĞER FAŞİZAN KIŞKIRTICILAR

 


Sağcılık, hakaret etmede her zaman çok mahir oldu ve bu sayede kendisini sakladı. Özellikle 6-7 Eylül ile ilgili olarak bu böyledir. Demokrat Parti, olayları planladığı halde, doğrudan dönemin bir avuç sosyalistini hedef almıştır. 6-7 Eylülle ilgili Demokrat Parti yalanları, 27 Mayıs darbesiyle ortaya çıkmıştır. Buna rağmen sağcılar, bu progromun suçunu sola atma gayretlerinden vazgeçmediler. 2008 yapımı Güz Sancısı filminde, hiç Demokrat Partili görmeyiz. Demokrat partinin İstanbul'a doluşturduğu Anadolu insanlarını da görmeyiz. Bu profromla ilgili olarak hep cumhuriyet ve değişim yorumları yapılır. Oysa işler tamamen Demokrat parti tarafından planlanmıştır. Hatta Fener patrikhanesine, Demokrat parti bayraklarıyla girilmiştir.

Sokrates'in meşhur sözüdür, tek bildiğim şey, hiç bir şey bilmediğimdir; bir şeyi çok bildiğimizi sanırken, hiç bilmediğimiz şeyleri öğreniriz ve bu sözü deriz. Ben de Peyami Safa'nın 6-7 Eylül kışkırtıcısı olduğunu öğrenince böyle dedim. Her progrom, uzun bir kışkırtma evresi ve propaganda  gerektirir. Peyami Safa'da, 1955 yılının yaz ayları boyunca, o dönemin Milliyet gazetesindeki köşesinde bunu yapmış. Bunu da her ay aldığın tarih dergisinin mart sayısında öğrendim. Liberal dergi, her nasılsa bu gerçeği yazmaya karar vermiş. Genelde kendi halinde bir yazar olarak bilinen  Peyami Safa, saldırgan bir sağcıdır ve bu yazılarının basımı, onun masum imajına zarar vermemek adına basılmaz, yeni baskıları yapılmaz. Safa'nın Kızıl Çocuğa Mektup diye kitabı vardır, pek bilinmez.

Bu apoliktik gösterme ve geçmişi unutturma çabası, pek çok ünlüye ya da sanatçıya yapılır. Zeki Müren'i Demokrat Parti ünlü ve zengin etti ama darbe olunca Zeki Müren, derhal darbecilerin safına geçti. Hülya Koçyiğit ve Emel Sayın; 12 Eylül'ün en ateşli destekçisiydiler.Böyle kirli geçmişler hep unutturulmaya çalışılır. Neşet Ertaş ise hayatı boyunca ateşli bir solcu olmuştur ama sağcı kitleler onu apolitik olarak görmeye çalışır.

Politik kişilerin de suçları, hatırlatılmayarak unutturulmaya çalışılır. Atsız'ın 1934 Trakya Progromundaki rolü pek hatırlatılmaz. Atatürk düşmanı Rıza Nur'u sürekli övmesi ve onun Attaürk düşmanı anılarını, Kadir Mısırlıoğlu'na satması da söylenmez. Dahası, Atsız ve ekibinin, Nazilerin Promete dediği bir örgütlenme içinde, Nazi destekçiliği ve casusluğu yaptığı, 1944 Irkçılık-Turancılık davası yavaş yavaş gelmişti. 1943 sonlarında bir Türk casusu, Alman bir tüccardan, Almanların Türkiye'yi işgal etemeyeceğini, edemeyeceği öğrenilmişti. 1943 yazında NAZİ Almanya'sını ziyaret eden, Orgeneral Cemil Cahit Toydemir başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Almanların savaşı kaybedecğine ikna olmuştu. 1944 başında ise Türk hükumetine göre Nazilerin yenileceği kesindi. Türkiye, 1944 Nisanında. Almanya'ya krom ihracatını kesti, Almanya'ya en ölümcül darbesi bu oldu. Krom olmadan tank ve yeni geliştirdiği jet-füze sistemlerini üretmezdi. Almanya'nın bu silahları üretim kapasitesi birden düştü. Atsızcılar da, Hasan Ali Yücel'in çeviri bürosunda istihdam ettiği bazı aydınlar üzerinden İnönü iktidarına saldırdı. Alman yanlılarından tamamen kurtulmak isteyen iktidar da, Atsızcıları ezdi.

Savaşı kazanan Amerika'nın başka niyetleri vardı. 1946'da Irkçılık-Turancılık davasında tutuklananları serbest bırakıp, Amerikan antikomünist doktirinine uygun, Sünni İslam temelli bir Ülkücülük teşkilatı kurdurdu; Türk turancıların führeri Türkeş'e (Bu tanım Nazi belgelerinde geçiyor. Uğur Mumcu'nun Kırıklı Yılların Cadı Kazanı kitabını okuyun.)

Nazlı Ilıcak hanım, geçmişinden pişman olmadığını söylemiş (mart-nisan 2026). Öyle ya, 2013 Aralık ayına kadar kendisi bir demokrasi kahramanıydı. 12 Eylülde Süleyman Demirel'i, 28 Şubatta Reis'i desteklemişti. Peki neden Nazlı Ilıcak'ın, kocası Kemal Ilıcak'la beraber yayımladığı Tercüman gazetesinde, 12 Eylül öncesi sağı kışkırtanlardan olduğunu, yetme amacılar nasıl da unuttu? Aralık 1978'de,  Maraş'ta, oluk oluk kan akarken, Kırat Sahip Beğenmedi diye başlıklar attığını niye kimse hatırlatmadı.

Nisan 2026'daki okul baskınlarının ikincisinin ve en kanlığının Maraş'ta olması hiç tesadüf değildir. Maraş katliamı, cumhuriyet dönemi katliamlarının en uzun süren, en çok insanın öldüldüğüdür. Dönemin Adalet Partisi yani dönemin kıratının sahibi Süleyman Demirel,  bana sağcılar cinayet işliyorlar dedirtemezsiniz diye bağırmamış mıydı? Ben 1994-98 arasında Isparta'da öğrenciyken, pek çok Maraşlı'yla tanıştım ve çoğu da o günlerde olanlardan gurur duyuyorlardı. Gurur derken, son katliamlarda diziler ve oyunlar çok konuşuldu, ben de bu az okuyuculu blogda çok yazdım. Hayatı boyunca silahsız insanları, arkasını devlete, daha doğrusu iktidarlara (Demirel, Özal, Çiller) dayanarak öldüren Çatlı'nın filminin bunda hiç mi katkısı yok? Seküler insanları, muhafazakar ahbablarına zorla domuz eti yediren dizi (Gerçi dizi bu saçmalaması ile hem 7. bölümde erkenden bittti, hem de dizi sektörünün krize girmesine sebep oldu.) de kendisini sorgulasın. Yarattığınız faşizm, geldi sizi buldu.



19 Aralık 2025 Cuma

MARAŞ KATLİAMI (İNCİ ARAL-KIRAN RESİMLERİ)

 


MARAŞ KATLİAMI

19 ARALIK 1978
UNUTMA
(unutursan katiller sana hatırlatır)
"Kınadan kararmış ellerini
Yorgun bir gevşeklikle kucağında unutmuş düğün günü Elif’in
Uyumsuz boyalı pencerenin önünde
Bir heykel gibi katı
Yürek ne hale gelmiş ki
Ne sevinç belli
Ne de sıkıntı yüzünde
Bekliyor nişanlıyı Mehmet Ali’yi
Düğün beklemez diyorlar
Konuklar var diyorlar
Güveyisiz gelin verilmez diyor kızın anası.
Gelin dalgın uzaklarda
Ağıtları türküleri gökyüzünün sıcağında eritiyor.
Öylece oturuyor dimdik.
Uçsuz bucaksız bir beyazlığın ortasında
Bir Eylül güneşi düşleyerek
Kafasındaki tek açık kapı Mehmet Ali.
Davullar öğleden beri vuruyor
Gün Cumartesi
Tam da gününü buldu yolları kesmenin Jandarma
Ama umut bu tükenmiyor,
Bu düğün yarım kalmayacak
Gelecek Mehmet Ali.
Öğleden sonra gün ikindiye doğru uzanıyor
Elif’i kuşatıp çevreleyen beyazlık koyuluyor karanlığa doğru
Sabırla gözlüyor çevresini
Hak etmediği bir umutsuzluğun başlangıcı mı yoksa
En oynak düğün havalarında bile
Bekleyiş kuşkuya
Korku umutsuzluğa ve acı keskinliğe vardığında
Acıklı zurna sesi kulağına geliyor.
Gün yavaşça akşama dönüyor
Havanın kararmasını seçemiyor artık.
Koca Haydar çıktı geldi
Evin önündeki düğün kalabalığı iki yana açıldı
Küçülmüş ve kısalmış gibiydi Koca Haydar
Korku, sıkıntı, üzüntü değil
Bir şey
Başka bir şey vardı duruşunda
Bir teslim olmuşluk, bir umut, bir direnme bir karşı koyuş vardı.
Herkes sustu, davullar hariç
Ve bağırdı susturun artık şu davulları-kesin.
Oğlumuz nerededir bilmiyorum dedi
Kentte kavga kıran varmış, her yer yakılıp yıkılmış.
İnsan insanı, Müslüman Müslüman ı, komşu komşuyu kesermiş
Sofular temelli delirmiş kan isterlermiş dedi ve sesi yavaşladı Koca Haydar’ın.
İşlemeli bir beyazlığın ortasında
Kırmızı bir kuşak durmadan kanıyor, durmadan kanıyor ve beyazı kırmızıya boyuyor
Ellerini yitirmiş, duvağı nereye fırlatmış haberi yok.
Toplanıldı düğün evinde
Her soru çabucak suskunluğa dönüşüyor.
Ne toprak kavgasıdır bu, ne din ne de iman
Ne alınacak ne de verilecek.
Nasıl bir çılgınlıktır bu hiç mi sevmemişlerdir insanı
Kuşu böceği, uçanı koşanı, suyu toprağı, yağmuru güneşi, otu çiçeği
Sevmemişler midir ki, el vurup ateş salarlar
Kimdir bunlar… kim.
Zaman duruyor açlık susuzluk kalakalıyor
Sevgiler sevinçler donmuş
Bütün gece yağan yağmur
Kentin sokaklarından akan kanı yıykıyor sanki
Beyaz olan ne varsa, kirlenip kırmızıya boyandı sanki.
Sabah olduğunda iplere serili çeyizler toplandı çoktan
Sararıp kalacak sandıklarda belki de
Bir daha göremedi Mehmet Ali’yi Elif
Koca Haydar göstermedi ona ölüsünü
Bildiğin gibi kalsın, tanıyamazsın dedi.
Anılar kalacak, acılar dibe çökecek
Bir düğünden, bir seviden bir türküden, bir yaz gecesinden
Kalan anılara dayanmak uzun sürecekti
Ama
Sonunda bahar gelecekti ya…"
(Kıran Resimleri- İnci Aral)