yasaklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yasaklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2022 Perşembe

HİÇ BİR ŞEYE YARAMAYACAK SOSYAL MEDYA YASASI:



 Malum sosyal medya yasası çıktı. Ben demokrasi nutukları falan atıp, yasanın çağ dışılığından bahsetmeyeceğim. Ben bu yasanın neden işe yaramayacağını ve hatta iktidar için işleri daha da zorlaştıracağını anlatacağım.  Çünkü artık çok geç. Bu yasa Gezi'den evvel çıkmalıydı.  Hadi Gezi kaçtı, 15 Temmuzdan sonra çıkmalıydı. Bence 2010 Yetmez Ama referandumundan hemen sonra çıkmalıydı.

Bu halk, 27 mayısa boyun eğdi, çünkü Demokrat parti, takrir yasası denen, bir grup milletvekilinin hem hakim, hem savcı olduğu ve bu milletvekillerinin kararlarının temyiz bile edilemeyeceği garip bir yasa ile diktatörlik kurma peşindeydi.  12 Martta ise gene darbe yapmaya teşebbüs eden bir cuntaya karşı çıkılmıştı. 12 Eylülde ise kardeş kardeşi vuruyordu. 15 Temmuzda teslim olmadı çünkü bu tarikata ne isterse verilmişti. 15 Temmuzdan sonra ise iktidara teslim oldu, çünkü ülkenin en az dörtte biri, bu tarikatın üyesiydi. ülkenin üçte ikisini oluşturan sağcı kitle ise, bir şekilde bu oluşumun içinde olmuştu.  Bu tarikatın evlerinde-yurtlarında, bazen bir kaç günlüğüne de olsa kalmış, tarikarın sosyal etkinliklerine katılmış, bankasını kullanmış, özel okuluna, dershanesine  gitmişti. Bu tarikatla hiç işi olmayanlar, solcular,  Aleviler ve Atatürkçülerdi. Bu yüzden tarikat en fazla bu üç gruptan nefret etti. Bu üç  grup, asla kendilerini mevcut iktidara ya da tarikatlara karşı suçlu hissetmedi.

Kitlelerin cezalarına boyun eğmelerinin temel yolu, onların kendilerini suçlu hissetmelerini sağlamaktır. Uzun yargılama süreçlerinin amacı budur. Bu az okurlu blogda, 12 Eylül rejiminin, bütün bir halkı nasıl suçlu olduğuna ikna ettiğini uzun uzun yazdım. (Örnek şu: https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylul-un-sucluluk-duygusu-egitimi-12.html) Z kuşağı adı verilen gençlik, bu duyguyu hiç yaşamadı ve bu tarikata da girdiyse bile, ailesi ve büyüklerinin tavsiyesi ile girdi.  Bunun  üzerine de verdi yetkiyi ama göremedi etkiyi. Daha yaşlı nüfusta da bu suçluluk duygusu giderek azalmakta.

Sosyal medya yasasını battal edecek ikinci konu, insanların özgürlüğü tatmış olması ve sosyal medya özgürlüğünden vaz geçmek bir yana; buna bir se suç işleme yaramazlığının hınzır zevkinin katılması olasıdır. Aslında sosyal medyada zaten uzun zamandır sürekli birileri, hakaret suçlaması ile davalık olmakta. Bütün bunlar ne muhalefeti, ne gençliği durmdurmak bir yana, yavaşlatmaya bile yetmemekte.

Y kuşağı iktidardan, 2010 öncesi özgürlük ortamını istiyor ve bekliyor. Z kuşağı ise internettten tüm arşivi görüyor.  İnsanlar özgürlüğü tattı ve onu tekrar istiyor. Şu yazımı paylaşmak isterim: ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/02/imdat-ile-zarife-filmi-ve-ogrenilmis.html) Film, Türkiye'de, belki de dünyada (eski Yugostlavya'da olduğunu, yetmişli yıllardan kalan bir Youtube videosu ile öğrendim) ayı oynatıcılı hakkında yapılmış, en azından benim bildiğim, iki filmden birisi. Diğeri de Gurgıriye serisinden bir absürt komdedi filmi ki, bu seri ve bu film, konumuz değil. İmdat ile Zarife filminde, filmin başında zabıtlar, ayı Zarife ve oynatıcısı İmdat'ı (Şevket Altuğ) şehir dışında bir ormana bırakır. Sonra şehre, yaşadıkları Roman kampına döndüklerinde, İmdat'ın kayınbabası ( Üstün Asutay), ormanı görmenin ayılar için iyi olmadığını söyler. Gerçekten de İmdat, fim boyunca ayısına hakim olamaz ve en sonunda imdat, ayısını dağa gitmesi için serbest bırakır. Şimdi yapacağım metafora gelrisek. 12 Eylül rejimi, Türk halkını oynatılan ayılara çevirmişti. Gezi ile gücünü hatırladı ve artık dönüş yok.

9 Temmuz 2021 Cuma

12 EYLÜL YASAKLARININ YÜRÜRLÜKTEN KALKMASI

 


Z kuşağına 12 Eylülü hakikatten ciddi ciddi anlatmak gerekiyor, özellikle de yasaklarını. 12 Eylül rejimi, aynı zamanda absürt yasakları ile de hatırlanmalı. Bu salgın dönemi sebebi ile bize pek çok yasak dayatılmışken, 

İlk olarak rejimin garip Osmanlıca kelime saplantısı ve kelime yasaklarından başlayayım. 12 Eylül rejiminin, Gardırop Atatürkçülüğü denen garip bir Atatürkçülük zihniyeti vardı. O dönem defilelerinde kadınlarda Osmanlı esintisi (esinti kelimesi o yılların modasıydı), erkeklerde cumhuriyetin ilk dönemi esintisi vardı. Atatürk ve arkadaşlarının bedene tam oturan takım elbiseleri modaydı. Her odaya Atatürk resmi, her bahçeye Atatürk büstü ve her meydana Atatürk heykeli bulunması, o yıllardan kalmadır. Buna karşın dikta rejimi, Atatürk'ün dil devrimine düşmandı. TRT, ders kitapları ve elindeki benzer araçlarla, Öz Türkçe, Türk Dil Kurumunun Anadolu'yu gezerek derlediği,  kendi icat ettiği, eski Türk metinlerinden bulduğu ya da halkın türettiği kelimeler yerine; eski, hatta unutulmuş kelimeleri kullandırma inadı. Sağcı-dinci pek çok akademisyen de bunu destekledi. İlginç bir şekilde, yasaklanan kelimeler arasında Kenan Evren'in soy adı da vardı, Kenan Kainat diye dalga geçerdik.

Bu yasaklar sadece TRT'de ve bazı Osmanlı heveslisi akademisyenler haricinde uygulanmadı. Sonra ilginçtir, o yasak kelimeler, özellikle daha da yaygınlaştı. 

Bülent Ersoy  başta olmak üzere, pek çok şarkıcıya sahne yasağı, Aşık Mahsuni Şerif başta olma üzere pek çok sanatçının müzik eserlerinin yasakları da, 12 Eylülün başka bir absürt yasağıydı. Bülent Ersoy bu yasağı, gittiği düşün ve sünnetlerde, masada, oturduğu yerden şarkı söyleyerek deliyordu. 

Bülent Ersoy başta olmak üzere pek çok sanatçının sahne yasağı, sonradan cumhurbaşkanı olacak olan, dönemin başbakanı Turgut Özal'ın eşi Semra Özal'ın Bülent Ersoy hayranı olması ile bu durum değişti. Bizzat Semra hanımın isteğiyle sahneye çıkınca, bu ve benzeri sahne yasakları kendiliğinden kalktı.

Mahsuni Şerif ve diğer önemli ozanların eserleri ile ilgili yasak, İbrahim Tatlıses, yanılmıyorsam TRT'ye çıktığı bir televizyon programında ya da o zamanlar şarkıcılığın, daha doğrusu gazinoculuğun en çetin alanı olan İzmir Enternasyonal fuarında (hatırlamıyorum ama öyle de bir şeydi) veya bir televizyon programında, Mahzuni'nin Dom Dom kurşununu söyledi. Ardından da türkü, o zamanların deyimi ile patladı, her yerde söylenir oldu. Bu da diğer yasak şarkılar üzerindeki yasağın da kalkmasını sağladı.

12 Eylülün kitap yasağını ise, doksanların başında patlayan korsan kitap furyası patlattı. Polisler, bir kitap yasaklandığında sadece matbaadaki kitapları topluyor, geri kalanına da karışmıyordu. Şimdilerde internet çağında da bu tamamen saçmalaştı.

12 Eylülün en saçma yasağı Kürtçe konuşma, Kürtçe müzik ve Kürtçe ile ilgili yasaklarıydı. Ben 2000 (milenyum) yılında askerken, sekiz aylık kısa dönem askerliğimin altı aylık acemi çavuşluğu döneminde, üç celp gördüm. (Birinin son haftalarını, birinin tamamını, birinin de başını) Her celpte yaklaşık yedi yüz elli asker gelirdi, yaklaşık yirmi-otuz civarı okuma-yazma bilmeyen ve on kadar da Türkçe bilmeyen olurdu ve hepsi de Kürt'tü. . Bunlar bir de erkekken Türkçe bilmeyenler. Kırsalda kadın, nadiren köyünden çıkar. En fazla onlar nüfusu yazdırılmaz, okula gönderilmez ve erkeklerde bu kadar Türkçe bilmeyen varsa (yirmi yıl önce), kadınlarda ne kadar çoktur, bir hayal edin.

Kürtçe yasakları, bir zaman sonra uygulanamaz oldu. Milyonlarca insanın ana dilini nasıl yasaklanırdı? Turgut Özal, Kürtçe kaset yasağını kaldırmadan evvel, Kürtçe bir kaset en az beş yüz bin satarken, yasak kalkınca beş bin satmaz oldu. Şu günlerde kimse meşhur Roj tv'yi izlemiyor, kimselerde çift çanak yok. Gerçi çanak anten de eski moda teknoloji oldu. (Doğrusu televizyonun kendisi eski moda oldu)

Sevgili okurlarım. 12 Eylül rejimi bu ve buna benzer pek çok yasağı vardı ve halen var. Bir yasağı protesto etmenin en iyi yolu ona uymamak ve o yasağın insana uymadığını göstermektir.