tarikatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarikatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2026 Cuma

TARİKATLAR, YAPAY AŞİRETLERDİR



İnsanın başarısı illa arkadaş-eş dost çevresine bağlıdır. Yeteneklerinizi göstermek için birilerini tanıyor ve birilerinin de sizi tanıyor olması şarttır. İnsanlar her zaman, iyi bir dost-akraba çevresi olsun ister. Bu çoğunlukla aileden gelir ve doğaldır. İnsalarsa bu çevreyi, çeşitli yollardan genişletmeye çalışır. Bunların bazıları gelenekseldir; Katoliklerde vaftiz anneliği, Alevilerde Musaiplik, Kürtlerde kirvelik gibi. İnsanlar, aile çevreleri dar olduğunda, bunu genişletmenin yollarını arar. Bu yollar bazen kurumsallaşır. Dernekler, sendikalar ve taraftar gruplarını bunun örnekleridir. Kapitalizmin geliştriği çağlarda Mason Locaları, Lions Klüpleri ve mezun dernekleri, bu işlevi görmüştür.  Orta çağdan itibaren tarikatlar, bu işlevi görmüştür. Orta Çağda, hem doğuda, hem de batıda din sadece metafizik yada ruhani alem değildir, siyasi bir tavırdır. Hazarların önce Müslüman, sonra Hristiyan, en son da Yahudi olması, siyasi bir tavırdır. Rusların, Katolik yada Müslümanlık yerine Ortodoks olması da siyasi bir tavırdır. 16. yüz yıl Ukrayna Kazakları arasında Ramazan diye biri vardır. Rus çarlığınsa davaşmak için din değiştirmiştir ama isim değiştirmemiştir.

Orta çağın diğer bir olgusu da tarikatlardır. İslamiyette tarikatlar, Abbas, halifeliğinin ikinci yüzyılında ortaya çıkmıştır. Peygamberin döneminde mezhepler olmadığı gibi, tarikatlar da yoktur; tarikatımsı oluşumları, bir lider etrafındaki  gruplaşmalar da süratle bastırılmıştır. Tasavvufçuların bahsettiği o tarikat makamı olmamıştır. Selçuklu devletinde, özellikle  vezir Nizamülmük'ten itibaren, tarikatlar aracılığıyla daha iyi yöneteceğini anlayıp, onları devlet kontrolüne almaya gayret etti. Bunda başarılı da oldu. Batıda Katolik kilisesi de benzer şekilde tarikatlar kurdu ve Haçlı seferlerine üç büyük tarikatla (İtalyan-Sen Jean, Alman Töton ve Franszıların meşhur Tapınak şövalyeleri) katıldı.

Tarikatlar, modern çağda kendini dönüştürdü. Elitler, İngiltere'den Mason locaları ertafında örgütlendiler. Tarikatlar, orta çağın başından itibaren, hatta belki Roma'daki Stoacı ıkullardan itibaren, kendisine dost ve arka arayanların sığındığı yerler oldu. Tarikat şeyhleri-üstatları da etki alanlarını genişletmek için sürekli yeni üye alımlarını teşvik etti. Fazla büyüyen, zenginleşen ve tehdit olan tarikatlarsa, devlet içinde, devlete paralel yapı kurdular ve zamanı gelince o paralel yapılar yerle bir edildi. Haçlı seferlerinden sonra Sen Jean şövalyeleri Rodos'a yerleşti ve Kanuni, Rodos'u alana kadar korsanlık yaptı. Rodos'tan sonra Kıbrıs, Girit ve Malta'da korsanlığa devam ettiler. Töton şövalyeleri de yüz yıllarca Baltık kıyılarında devlet kurdular, İskandinavları, Hristiyan yaptılar, Ruslara karşı savaştılar. Son tarikat üstadı, Protestan oldu ve Martin Luther'in tavsiyesiyle Prusya devletini kurdu. Tapınakçılar ise, Fransa merkezli olarak Avrupa çapında ticaret ve bankacılık yapıp, zenginliklerine zenginlik kattılar. Bu zenginliği paylaşmamaları yüzünden de göze battılar. Papalık onların İspanya'da, Müslümanlara karşı savaşmasını istedi; Fransa kralı da, dokuzuncu Haçlı seferine çıkacağım, para ve asker verin dedi; istenilen cevap alınmayınca Papalık ve Krallık, tarikata baskın yaptı. Tarikatın malları müsadere edildi ve tarikat üyeleri yıllar süren, bol işkenceli yargılamalardan sonra idam edildi. Baskın günü kaybolan, tarikata ait on dört gemi üzerine, bu günün Mason localarına, Lions klüplerine uzanan efsaneler üretildi. Tarikat tamamen yok edilmedi, İspanya'daki kolu Dominiken tarikatı olup, Müslümanlarla savaştı, diğer ülkelerde de benzer faaliyetler oldu. İşin ilginci Tapınakçıların, Haçlı seferlerinin en ateşli günlerinde bile üyelerinin yüzde beşi bile seferlere katılmamıştı.

Doğuda da tarikatlar, benzer süreçleri yaşadılar. Fatih Sultan Mehmet, Hurufileri cami avlusunda diri diri yaktı. Kadızadeler, şeyhülislamlık makamını ele geçirdiklerinde, kendilerine rakip gördükleri Mevlevileri mahfettiler. Mevleviler halen İstanbul'da, Kadızalederin yaptırdığı Vani camiye, Vani cani derler. 16 Haziran 1836, sadece Yeniçeriler için değil, Bektaşilik tarikatı için de bir felaket oldu. Tarikat, yeniçerilikle fazlasıyla bütünleşmişti. Bektaşilik de Yeniçeriliği kullarak her yere sızmıştı. Yeniçeriler son yüz yıllarında artık savaşmayan, devletin ve toplumun üzerinde parazitlik yapan, huzur bozan bir varlıktılar. Yeniçerilikle beraber, Bektaşilik de, Arnavutluk ve Girit adası hariç, halledildi. Yüz yıl kadar sonra kendisini toparladıysa da bir daha eski günlerine dönemedi.

Tarikatlara üye olmak, orta çağdan kalma bir alışkanlıktır. Günümüz New Age ve İspirtizmacılar da buna dahildir. İnsanlar aidiyet ve çevre edinme ihtiyaçları ile tarikatlara üye olmuş, pek çok tarikatta, insanların ailesi-aşireti olmuştur. Belli aile ve klanların, devlete egemen olması gibi, zaman zaman devlete egemen olmuşlardır. Fazla büyüyenler de, aralarındaki insani ilişkiler zayıflayıp, kurumsallaştığı için işlevini yitirmiştir. 1972' de İngiltere'deki her sekiz yetişkin erkekten biri, Mason locası üyesiydi. 2013 Aralığında, Zaman gazetesi olmayan esnaf bulmak imkansızdı. Tarikat üyeleri arasındaki bağ, aşiret arasındaki bağ gibi, zor zamanlarda zayıflamıştır. Tekke ve Zaviyeler kanunundan sonra yok olmamışlar,  şekil değiştirmişlerdir. Günümüzde daha çok holding-vakıf olarak kendilerini göstermektedir.

17 Kasım 2025 Pazartesi

KADIN VE AİLEYİ KAYBEDEN MUHAFAZAKARLIK (NİSA MESELESİ)



1997-2002 arasında 28 Şubat denen ve adını 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu kararlarından alan dönemde, türbanlı kadınlara karşı şiddetli, yer yer de olağan üstü bir baskı vardı ve buna rağmen türban takan kadın-kız sayısı artıyordu. Üstelik o dönemde türbanın sorunu sadece devletle değildi, o dönem için türban, basbayağı siyasi bir simgeydi. Büyük bir ihtimalle Refah partili, değilse de Refah'lı olacak gibiydi. Toplumun bir kısmı için öcü gibiydiler. Sevgili edindiklerinde hemen dedikoduları yapılır, parklarda, tenha yerlerde öpüşenler medyada, 2002'den sonra da sosyal medyada (Facebook) ifşa edilirdi. Şimdilerde her yerdeler, CH'nin yada Atatürkçü Düşünce Derneklerinin bile içinde türbanlılar var; hatta Alevilere gelin gitmiş ve Alevi derneklerinde de varlar; sevgilisi olan türbanlılara dönüp bakan yok. Oysa şimdilerde türbanlı sayısı ciddi oranda azalıyor. Halbuki arması gerekir, artık aykırı, radikal bir grup değiller. Bu yazının konusu türbanlı kadınların-kızların azalması değil; artan imam hatip sayısına rağmen artmayan ve hatta azalan imam hatipli sayısı; gündüz programlarında kocalarını bırakıp, başkalarına kaçan ve her haltı yiyen çiçekli türbanlılar değil; dekolteli, mini etekli ilhatçılar-imam hatipliler değil; sosyal medyada Atatürkçülük yapan fenomenler değil;  birazcık takipçisi artınca örtüsü açan fenomenler ve diğer bazı şeyler de değil; bunlar sadece asıl olanları görmek için birer gösterge.Asıl konu, yıkılan muhafazakar aile düzeni, bu düzen kadınların kölelğine, ikinci plana atılmasına, erkeğin zorbalığına dayanıyor; dine değil. Son yıllarda artan kadın cinayetleri ve bu cinayetlerin cezasızlığını dinle nasıl açıklayabiliyorsunuz? Açıklamaya ihtiyaç da duymuyorsunuz, hedefiniz dinden çok, dine bağlı olarak kendi egemenliğiniz. Tecavüzcülerin cezasız kalması,  rızası var diye kurbanların aşağılanması; kadınların nafakalarına bile göz dikilmesi, sizin iktidarınızda olmadı mı? 

Muhafazakarlık ve dindarlık, oksimoron olarak önce kadınlar tarafından yayılır ve gene önce kadınlar tarafından yıkılır. Humeyni'yi Tahran havaalanında karşılayan devasa kalabalığın çoğunluğu kadındı. Darbeci tarikat, Akp ve öncesinde Refah partisi, kadınların ev ev gezmesi ile büyüdü. Kadınlar muhafazakarlıkta, erkek koruyuculuğu arıyordu. Yaşadığımız bu erkek egemen düzen, erkekler için bedava değildir; erkekler bu egemenliğin bedelini emeğiyle, malıyla, mülküyle, yumruklarıya ve en nihayetinde canıyla öder. Karısını (yada karılarını), kızlarını, bacılarını koruyamayan erkek, erkek egemen dünyada erkek değildir.,

Oysa şimdi yarattığınız ve bitmeyen ekonomik kriz ve işsizliki toplumdaki çoğu erkeği iğdiş etti; artık kendileri korunmaya muhtaç. Kadınlarsa bu kriz ve geri getirmeye çalıştığınız erkek egemenlik yüzünden kendilerini var edemiyorlar. Buna bir de katın katilleri ve zorbaların korunmasını ekleyelim.

Sonuçta bu muhafazakar düzen, çökmeye başladı; İran'da baş örtüsü mecburiyeti kuralına uymayarak, kadınlar çökertmeye başladı; ülkemizde de, bir zamanlar yasaklamalara, ikna odalarına karşın, türban mücadelesi veren kızların çocukları, tüm teşviklere rağmen örtünmemekle, örtülerini çıkarmakla, örtülü halleriyle Atatürkçülük ve size muhalefet etmeye başlamakla yıkmaya başladılar. Sizin çözümünüz nedir? Veaat ettiğiniz cennet bile yarım, sadece cehenneme gitmeme tesellisi. Üzerine bir de bazı tarikatlar, kadınların boşanabilme hakkına bile göz dikmiş durumda. Kalan kapalıları da kara çarşafa, hatta burkaya sokma derdinde. Yurt dışındaki örnekler de iyi değil; Hollanda yada batılı ülkelere Sodom diyorsunuz ama Afganistanda baça bazi oğlanlarına nikah kıyılıyor, dünya mültecilerinin çoğunluğu (Venezüella ve Ukrayna dışındaliler) Müslüman ama bu Müslümanlar, Müslüman olmayan ülkelere göç etmeye çalışıyor.

Muhafazakarlık, kadın davasını kaybetti, nisa meselesini baş örtüsüne indirgemekten başka bir şey yapmadığı için böyle oldu.

4 Mayıs 2023 Perşembe

LİBERALLERİN KÜRT, ULUSALCILARIN ALEVİ SEVGİSİ

 


2010 Yetmez ama referandumundan sonra iktidar blogunca dışlanan ( şu anda iktidarda bence  (ve hemen hemen herkesçe) bir koalisyon var. ), 15 temmuzdan sonra hapse girmeyenlerin ölü taklidi yaptığı liberal yarı ünlüler (genç nesil adlarına çok yabancı ve kitaplarının çoğu anca sahaflarda bulunabiliyor), Yeşil Sol Partinin adayları olarak birdenbire ortaya çıkıverdiler. Liberallere liberal sol diyorlar da, neleri solcu belirsiz. Sermayeden ve devletten yanalar, çevrecilikten nefret ediyorlar. Homofobi ve feminizm düşmanlığına tepki göstermiyorlar. Neleri sol bunların? (  https://onbinkitap.blogspot.com/2018/03/liberalleri-lincetmeyin-onlar.html)  Ha, bir Kürt sevgileri var. Bu sevgileri onların Türk yerine Türkiyeli sözünü yaygınlaştırmalarına sebep olmuştur. Aslında liberaller, genel anlamda azınlıkları severler. Özellikle Ermeniler ve Kürtler gibi isyana meyilli olanları. Türkiye'de Ermeni çok az kaldı. Diğer taraftan liberallerin azınlık sevgisinin neden Alevilere sirayet etmemesi de ilginç. Hatta ara ara nefretlerini gösteriyorlar.



Yaklaşık on beş yıldır yavaş yavaş çoğalan yeni nesil milliyetçiler olan Ulusalcılar da çok iyaygın bir Alevi sempatisi var. Bunun sebebi de basit. Türkleri orta Asya'ya bağlayan en sağlam kültür Alevilik. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/01/dedem-korkut-ve-alevilik.html ) Bunu Osmanlı'da biliyormuş ve Yazıcoğlu Ahmet Bican, Dürri Meknun adlı kitabında bunu yazmış. Bu yüzden Pir Sultan Abdal bir şiirinde Dürri Meknun'u oku diyor. Diğer yandan da tengriciliğin Anadoluda köken aradoğında da karşısıa sadece Alevilik çıkıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html) Diğer yandan da İslamcılık karşısında en büyük yardımcıları da gene Alevilik.



İslamcılığı Alevilikle mücadelesi, liberalleri, açıkça söylemese de, Alevilere olan nefretinin sebebidir. Siyasal islamın Türkiye, Suriye, Lüban ve Kuzey Irak'ta istediği hedeflere ulaşamama sebebidir. Liberaller ve sömürgecilerin tarih boyunca en büyük işbirlikçileri tarikatlar ve dini kullananlar olmuştur. Tarikatlar da, kökeni Sibirya inançları olan Aleviliğe en başından beri düşman olmuşlardır. Liberaller de hep siyasal İslamcılarla, tarikatlarla el ele yürümüşlerdir.



İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer şudur ki, dünyadaki Kürtlerin ve Türklerin yaklaşık yüzde onu Alevidir. Türkiye'de Alevilerin üçte biri kadarı da Kürttür. Bu yüzden özellikle Ulusalcılar, Kürt Alevisi-Türk Alevisi ayrımı yaparlar. Kürtte olsa Aleviyi sevmeyen Kürt ya da Türk de olsa Aleviyi sevmeyen pek çok Türk vardır. Oysa Aleviler kendi aralarında Türk-Kürt ayrımı yapmaz. Kürt Aleviliği ile Türk Aleviliği arasında çok fazla ayrım da yoktur. Ben yarım yüz yıllık yaşımda, tanıdğım insanlardan görebildiğim iki fark vardır.Türk Alevileri alkolü çok sever. Hatta eskiden cem ayinlerinde şarap içerlermiş. Son yıllarda Sünni gelin ve damatlar çok olunca bundan vazgeçmişler. Genel anlamda da kadınlı-erkekli alkol tüketimini seviyorlar. Kürt Alevilerinde alkol, klasik Anadolu insanında olduğu gibi, yetişkin erkeklerin, yalandan da olsa gizli içtiği şeydir. Buna karşın Kürt Alevileri de gusül abdestini bilmez. Bu ayrım, çok da kesin bir ayrım değildir. Kürt Alevilerinde alkol seven ya da gusül abdestini bilmeyen Türk Alevisi bulmak da mümkündür. Aleviler, kendi aralarındaki farklara saygılıdır. Esasında Alevilik, Türklerin Sibirya'dan kalma  inançlarına İslam boyası ile boyanmasıdır. Diğer toplumlar da Aleviliği, Türklerden öğrenmiştir. Türkiye'de ve bir şekilde Anadolu Türkleri ile ilişkili hemen hemen her Müslüman etnik grubun (Sebataycılari Boşnaklari Arnavutlar, Romanlar vs) az da olsa bir Alevi topluluğu vardır.



Kürtler, liberaller ile sürekli dirsek temasındayken (gene de liberalizme ideolojik olarak uzakken), Aleviler ulusalcılara şüphe ille bakar. Her iki ideoloji de kendisini sol gibi göstermeye çalışan  I(bazen de hiç upraşmayan)sağcı ideolojidir ve Türk sağının Aleviler ile ilgili her zaman sorunu vardır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/sagcilarin-alevilik-sorunu.html ) Biri, yani ulusalcılık düpedüz faşistken ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/03/ozde-fasizmin-14-temel-ozelligi-dr.html ), diğeri de her tülü faşizan işbirliği ile her an işbirliği yapacak kadar yavşaktır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/01/popper-soros-veliberal-kapitalist.html ) Hatta daha önce yapmışlardı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/03/liberalleri-lincetmeyin-onlar.html ) Aslında sorun, emperyal hevesler uğruna her yolun mübah olmasıdır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/fasizmin-ve-emperyalizmin-yalan-asklari.html ) İdeolojilerin azınlık aşkları yalandır. Azınlıklar kendilerine bir yol çizmelidir.



14 Şubat 2023 Salı

SAĞIN YIKILAN KULESİ-DİYANET VE TARİKATLAR

 


William Golding'in kule adlı kısa romanı, bir kaç ay önce, kütüphane raflarında tesadüfen gördüğüm için alıp, okumuştum. Yazarı hemen herkes gigi efsaenvi Sineklerin Tanrısı romanından tanıyordum. Kendisi gibi tek romanı ile ünlenen efsane yazarların, az bilinen eserlerinin, gizli hazineler olduğunu, bir kitap kurdu olarak tecrübelerimden biliyordum. Depremle beraber, yıkılan minareleri görünce, bu roman aklıma geldi çünkü romandaki kule de, bir kilisenin çan kulesi ile ilgili. Romanda bir kilisenin papazı, kiliseye yeni ve devasa bir çan kulesi yapmaya karar veriyor. İnşaat ustası ve cemaat ne dese de dinletemiyor. Papazın kule ile ilgili mistik-metafizik bir inancı var, kulenin ne kadar uzun olursa olsun yıkılmayacağına inanıyor. Okurken size bu inanç bulaşır gibi oluyor ama siz de kulenin yıkılacağını biliyorsunuz. Olay büyük ölçüde Kırmızı Pazartesi ile benzerlikler gösteriyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/08/krmz-pazartesi-krizleri.html ) O romanda bir tek kurban öleceğini bilmiyordu, burada da bir tek papaz kulenin yıkılacağını bilmiyor. Mesela bakın şubat 2020'de  imar affı ile ilgili ne yazmışım, bakalım. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-imar-affi.html ) Bu imar afları, bu depremden önce de birilerini öldürdü ve bir yerleri yıktı; daha bu depremin yıkıntıları kalkmadan yıkmaya ve öldürmeye devam edecek. Oysa ülkemiz deprem ülkesi ve en son yapılması gereken şey imar affı ve ben bunu  (bu blogun okuru pek olmasa da ) yazmıştım. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-imar-affi.html ) Bakın gene burada deprem ile ilgili neler yazmışım: ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/01/deprem-artik-panige-kapilalim.html ) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/aklimiza-gelmeyen-felaketler.html ) (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/barbarlari-beklercesine-depremi.html ) İktidar yanlısı kanallar depremin büyüklüğü üzerine abartılı tanımlamalar yapıyor ama tedbirsizliğin küçüklüğü üzerine bir şey demiyor. Deprem ülkesi olmamız bir yana, büyük İstanbul depremi ciddi ciddi bekleniyorken, imar affı düpedüz ihanettir.

Bu ben zaten demiştim girizgahından sonra,  asıl konuya gireyim. Şu günlerde yazılacak konu çok ama ben bu depremde diyaneti ve tarikatları pek göremediğimizi yazacağım, özellikle ölüler, topluca gömülürken. Bu diyanet hemen her konuya, ölüleri yıkıyacak adam yok diye başlar. Bu ölü yıkayama davası 1930'larda başlandı. Bunun için ilk önce sekiz aylık imam kursları falan açıldı. Uzun süre bu ölü yıkama konusu konuşuldu, her seferinde dincilerin savunması oldu. Diyanet'in 178 bin civarı personeli var. Ankara'da onlarca caminin yanında bir sürü cami altı ya da bodrum katı cami var. Sorsanız vatandaş ölüsünü yıkıyamıyor. Oysa Ankara'da mezarlıklarda, özellikle Karşıyaka mezarlığında büyük bir cami var ve her cenaze namazı orada kılınıyor çünkü Melih Gökçek, cemevlerinde kılınan cenaze namazlarına güvenmiyordu. O bodrum kat yada dükkan camilerinin amacı, köylerde kalmaktan sıkılan personelinize kadro bulmak. Bu amaçla Zonguldak'da AVM mescidine bile personel atandı ama deprem bölgesinde ölüler, battaniyeye sarılarak, topluca gömüldü. Diyanetin bölgeye gönderdiği sadece seyyar mescit oldu. Sahi, depremde ne çok cami yıkıldı, özellikle de minareleri. Diğer yandan diyanetin sadece camileri yok. Cami altı bir sürü dükkanı ve gene bir sürü sosyal tesisi var. Cami altı dükkan demişken, bunların en büyüğü Ankara'da Kocatepe altındakiydi. Orada sadece AVM yoktu. Konferans salonları, devasa bir matbaa, nikah-düğün ve kına için balo salonları da vardı. Geçenlerde bir uğradım, sadece market kalmış, o da Beğendik'ken Çağdaş olmuş ve eskisinin yarısı kadar. Matbaa ve konferans salonu muhtemelen bazı resmi işler için ayaktadır ama balo salonları ile avm artık yok. Gene de diyanetin geliri, bütçeden kendisine ayrılan bir yana, devasa. Hadi camiler kutsal, o misafirhaneler ve işlettiği kurumlar, depremzedeler için açılamaz mı? Diyanetin böyle zor günleriçin hazrılığı nasıl olmaz? O devasa bütçe payı ve gelirleri olan diyanet, neden kefen bezi ihtiyacı karşısında sus pus olur.



Açamaz, çünkü rahatları bozulur. Yıllardır şehit edebiyatı yapılır ama ünlü politikacıların çocukları ya da önemli tarikat liderleri ve çocukları ya çürüktür, ya bedelli. Askerlik yapsalar bile, olası çatışma bölgelerinden uzak, çoğu kezde karargahta, sakin işler yaparlar. Şehitlere vaat edilen cennet makamı gerçek olsaydı, fakirlerin askerlik yapması yasaklanırdı. Son on-on beş yıldır felaketlerde ölenlere şehit diyorlar. Slogan atarken şahanedirler, Afrin'e, Kerkük'e, Moskova'ya girerler. Gerçekte depremden sonra seçim bölgesi olan Osmaniye'ye bile gidemezler. Hadi seçim bölgen olmayı geçtim, ailene, akrabalarına, çocukluk arkadaşlarına bir geçmiş olsun demeye de mi gitmiyorsun? Memleketinde yıllardır kullanmadığıb aile konağın sapasağlam. Neden boş duran konağını ya da bahçesini bile depremzedelere açmazken,  depremzedelere yardım edenlere laf sayıyorsun. Kendisnin yıllardan beri her salı birilerine çık kızarak, öfke ve nefret nöbetleri geçirmek ve böylece bazı gazete ve yayın araçlarının manşet ihtiyacını karşılamaktan başka bir şey yapmıyor.Türkiye'de sağ, yıllarca İsmet İnönü'yü diline doladı. Şu fotoğrafı bugünün iktidarının hangi politikacısı verebilir. Dikkat ettiniz mi, iktidar partisi ve ortaklarının politikacıları depremzedeleri dinlemiyor, bir sürü koruma ile geziyor. Bir de ara ara pozlar veriyor.







Atatürk'ün pek çok pozu var, halkı nasıl dikkatle dinlediği ile ilgili. Şu anki pek çok politikacı, öylesime kibirli ki, kendi parti üyeleri ile ve planlayarak bile bu pozu veremez. Şimdi o insanlar felaket yaşamış. Senin geciktiğin her saniyenin, hatta salisenin hesabını soracaktır. Bu kadar çok acı çeken insanın öfkelenmeye, öfke krizi gerçimeye hakkı vardır. Bu insan sen, haksız yere suçlasa bile, sen sakin olup, ona sakin cevap vereceksin.



 Bu konunun bir de tarikatlar ayağı var. Bu tarikatlar, Afrika'da su kuyusu açıyor ama depremzelere çadır kent açmıyor. (Bu bahane ile tekrar para topluyorlar. ) Benim bildiğim sadece Süleymancılar denen  (kurucuları Süleyman Hilmi Tunahan'dan dolayı) tarikatın bile, depremzedeleri misafir edecek kadar yurdu var. 2003'de Isparta'da sadece bir ilçede Süleymancı yurdu yoktu. 2010 yılında Kırıkkale il genelinde on üç yurtları vardı. Halen öyle mi bilemeyeceğim. Kocatepe AVM'nin terk edilmesi gibi bu tarikatın da eski gücü pek kalmadı. Üst  düzey Süleymancı bürokratlar iyice azaltıldı. AKP önce ülkede diyanetten fazla Kuran kursu ve ilk on büyük üniversiteden büyük pansiyonu olan tarikat güçten düşse de, tüm o binalar muhtemelen başka tarikatların elindedir. Şu anan kadar Alevi dernekleri cemevleri, Hristiyanlar kiliselerini açtı ama yurtlarını açan tarikat var mı?

En başa, bu yazının ilham kaynağı olan Kule romanına dönelim. Romanda, en azından benim okuduğum çeviride, papaza şansölye diye hitap ediliyor. Benim nildiğim Almanya başbakanlarına şansölye denir, meğer bu kelimenin papaz ya da kilisedeki en yüksek rütbeli papaz anlamı da varmış. Romanda kule yıkılmadan evvel, cemaat önce yavaş yavaş, sonra hızla kiliseyi terk ediyor. Ülkemizde 12 Eylül rejiminin zorunlu din dersleri ve Alevi köylerine yapılan camiler ile diktiği din kulesi de göz göre göre yıkılıyor. Bugün depremin 9. günü, halen çadır ihtiyacı var.







28 Ekim 2022 Cuma

SON YILLARDA BİTEN İSLAMCI ŞEYLER 1-SON BARUTLAR (TÜRBAN-İHL-TARİKATLAR)

 


Ben bu blogdan ne kadar bitti desem de bazı şeyler iktidar için un çuvalı gibi, zorladıkça bir şeyler çıkıyor. Muhafazakarlar, bir şekilde türbanın, tarikatların ve imam hatip liselerinin az da olsa ekmeğini yiyor. Liselerde, her yeni sınıfta daha az türbanlı olsa da, artık türbanlıların pek çoğunun saçları, ucundan azıcık görünse de, CHP içinde de çokca türbanlı da olsa,bir şekilde sağ partilerin silahı olmaya devam ediyor. CHP genel başkanının ani türban çıkışı, çok belli ki iktidarın türban üzerinden bir saldırısının istihbaratını almış. Kılıçdaroğlu'nun, mutfağından ya da odasından yaptığı yayımlara dikkat ederseniz,  iktidarın bir hamlesini boşa çıkarıyor. Sonradan çıkan televizyon dizisi, muhtemelen iktidarın elindeki medya gücü ile yapılacak bir saldırının başlangıcı olacaktı muhtemelen.






Ben, benzer bir çıkışı imam hatip liseleri için de bekliyorum. Son yıllarda ilginçtir, imam hatip liselerinin sayısı artsa da, öğrenci sayısı azalıyor. İmam hatipler, otomatik yerleştime denen sistem yüzünden, imam hatip liseleri, öğrencileri özel liselere yönlendirmenin, hatta zorlamanın aracı oluyor. Proje imam hatip denen ve genel imam hatip lisesi müfredatına genelde fazladan kimya ve biyoloji derslerinin eklendiği garip liseler de, imam hatip sorununa ilaç olacak gibi durmuyor. İmam hatip liseleri, açık liselerin ve özel liselerin en büyük öğrenci kaynaklarından biri olmuş durumda. Gene de halen 28 şubat ve katsayı mağduriyeti sık sık hatırlatılıyor.

Buna bir de tarikatları ekleyelim. Bu tarikatlar nedense 27 mayıs ve 12 martta hiç mağdur olmadılar. 12  Eylül ve 28 şubat mağduriyetleri ise, solun mağduriyetinin yüzde biri etmez ve asıl ilgimi çeken devletin, tarikatların mallarını azla müseddere etmemesi, parasal zarar vermemesi. Oysa darbeler, solcuların elinde ne var, ne yok almıştır. Tarikatlardaki tutuklamalar, asla tarikatların yönetim yapısını sarsacak şekilde ve o kadar çok olmamış, aslında 1950'den bu yana tarikatlar, NATO'nun gizli eli tarafından korunmakta.

Her ne kadar yeni nesil;  baş örtüsü yeni nesilde popüler değilse de, yeni nesil türbanlılar, öyle saçlarını tamamı görünmeyecek diye zorlamıyorsa, tarikatlar ya da imam hatipler giderek gözden düşüyorsa ve daha pek çok şeye rağmen, dinci kesim bu silahlardan az da olsa yararlanıyor. 

Bu son barutlara karşı daha dirençli durmalıyız.