linç kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
linç kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2023 Pazar

BOĞA BOĞA FİLMİ SICAK GÜNLER'DE LİNÇ KÜLTÜRÜ

 


Boğa Boğa filmini taze izlemişken, kendi yorumumu yazmaya karar verdim. Her iki filmi de izleyenlerin pek çoğu, nesini benzettiğimi anlamamış olabilirler. Her iki filmin konusu da linç de suçu anonimleştirme. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/kurak-gunler-ve-suru-davranisi.html ) Filmde Kıvanç Tatlıtuğ'un oynadığı Yalın karakterine saldırılar bireysel gibi de görünse, sürü davrnışı. Yalın karakteri bir Ponzi dolandırıcılık sisteminin görünen yüzü ve sürekli hedef oluyor. Ponzi denen kitlesel dolandırıcılık sistemlerine girenlerin çoğu gönüllü girer ve bu sistemlerde paranızı son anda çekerseniz çok para kazanırsınız. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/elon-musk-bitcoin-yimpas-kombasan-ve.html ) Bu son an çoğu zaman kaçırılır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/01/kandirilmanin-kabul-edilebilirlik_21.html) Para yatıranlar kandırılmış değildir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/05/dolandiricilari-ve-dolandiriciligi.html ) O sadece zamanlama hatası yapmıştır. Jet Fadıl diye biline Fadıl Akgündüz, her seferinde yüzde seksen aynı kişilerden vurgun vuruyor. Çünkü pek çoğu, parasının bir kısmını kurtarıyor. Ponziye para yatıranların pek çoğuna dikkat edin, etrafındaki arkadaşları sisteme yönlendirir. Titan saadet zinciri gibi bazı pomzilerde birilerini davet etmen, kazanman ya da daha çok kazanman için şarttır. Titan gibi illa sisteme birilerini sokman gerekenler olduğu gibi, bayilik adı altında, yiyecek, makyaj malzemesi veya başka şeyler satan ya da satıyormuş gibi yapan ponzilerde de sisteme yeni kişiler katarak, kazancı arttırabilirsin. Oysa bazı ponzilerde, sisteme birilerini davet etmenin herhangi bir kazancı ( görünürde) yoktu. Bunu yapmalarının temel sebebi, sistemin yaşaması ve ilk katıalanların daha fazla katılması için, katılımcı sayısının çok olması gereklidir. 

Filmde oyunculuklar dört dörtlük. Hele Kıvanç döktürüyor. Oysa çarpışma dizisindeki kötü oyunculuğunu bayağı eleştirmiştim. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/carpisma-ve-diger-mafya-derin-devlet.html ) Kıvanç'ın Erkan Baş'a benzediği makyaj ve saç-bıyık sitili de, hem Onur Saylak'ın Türkiye İşçi Partisinden aday olması ile ilgisi var mı acaba? Tatlutığ'un bu makyajı kabul etmesi, sadece jön değil, karakter oyuncusu olmaya karar verdiğinin de göstergesi. Sadece bu kötü makyaj değil, böyle ünlü bir jön olmasına rağmen, Yalın gibi ezik bir karakteri oynaması da bir cesaret işi. Filmdeki Yalın, filmin sonuna az kalaya kadar karısının kontrolünde. Jıvanç'ın eşini oynayan Funda Eryiğit, filmin gizli başrolü. Filmde Yalın, tutuksuz yargılandığı ponzi olayından dolayı hedef. Onu tek kıstıranlar, ya öldürmeye kalkıyor ya da jandarma astsubayı gibi tehdit ediyor. Filmi izlediğinizde Yalın'ı tüm bu linçlere gönderenin karısı olduğunu göreceksiniz. (Ben filmin sonunda anladım) Filmin ucu açık sonla bitmesi de enteresan.

Filmin en dikkat edilesi karakteri jandarma astsubayı. Kayıp birinin dosyası nasıl böyle birdenbire kapatılır ve o kayıp ile son görüşen, üstelik o kayıpla husumet sebebi varken? Astsubay da nasıl olsa karşıya (Yunanistan) gemiştir, diyor. Demek ki linç için kışkırtanlar, bazı kayıpları göze almış.

Bence film, sık sık izlenecek, son yılların entellektüel ağırlığı en yüksek filmlerinden biri. Özellikle linç kültürünü çok iyi anlatıyor. Ben bir daha izleyeceğim, çünkü görmediğim ayıntılar var. Hiç bir linç girişimi, bireylerin veya kitlelerin anlık gafleti değildir. Bunu bu blogda daha önce de yazdım:

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/ahmet-kaya-olayi-orneginde-progrom-ve.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/12/maras-corum-sivas-ve-diger-katliamlar.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/03/maras-corum-sivas-ve-diger-katliamlar.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/maras-katliami-konusunda-konusulmayanlar.html

8 Nisan 2022 Cuma

AHMET KAYA OLAYI ÖRNEĞİNDE PROGROM VE LİNÇLERİN ÜÇ YALANI



 1)Ani öfke krizi: 

Ahmet Kaya'nın saldırıya uğradığı gecenin, Gülten Kaya'nın ağzından anlatıldığı Ordaydım belgeselini izledim. Orada saldırganların ani öfke krizinin yalan olduğunu anladım. Aslında saldırganlar, çok önceden örgütlenmiş,  ne söyleyeceklerini ve nerede duracakları bile önceden belirlemiş.  Bu örgütlenmeye katılmayan sanatçıların bir kısmı ortadan sıvışmış, bir kısmı da Ahmet ve Gülten Kaya'yı savunmaya çalışmış.

Basın mensupları ise ilginç bir şekilde saldırganları net çekme çabasında. Ayrıca her şey bitip, evlerini dönmek için arabalarına binerken de suratlarına flaşları patlatıp, daha da yaralama çabasından da olayların planlı olduğu anlaşılıyor.

Öte yandan linçe katılanlar, o yıllarda Tansu Çiller-Sedat Peker etrafında dolaşan, bu ikilinin her etkinliğine koşan sanatçılar. Sonraki yıllarda da Reisçi olmuşlar, kazara bile muhalif olmamışlar.  Zaten pek çoğu yırtık dondan çıkarcasına iktidar yanlısı ya da muhafazakar açıklamalar yapıyor.

Sivas katliamı için de benzer şeyler denildi. Oysa yıllar sonra ortaya çıkan bazı fotoğraflarda, pek çok kişinin camiden ellerinden benzin-gaz yağı bidonlarıyla çıktığı görülüyor. Yani masumca namaz kılmaya gittiğiniz camilerde, progrom yapmak için silah ve yanıcı maddeler olabilir.

Ahmet Kaya'nın linç gecesi öncesi Kürtçe klip çekeceğini belli ki daha önce birilerine söylemiş. Oradakilere pek de sürpriz olmamış. Öyle olsaydı tek tük bağıran ya da ortamı terk eden olurdu. İnsanlar kolay kolay kalabalıklarda tek başına saldırıda bulunmaz. Oysa görüntülere baktığınızda koro halinde bağırıyorlar.

Ayrıca bu grup, daha sonra çözüm süreci ve Habur sınır kapısında olanlara ses çıkarmadığı gibi, bu sanatçıları, her hangi bir şehit cenazesi veya her hangi bir milliyetçi etkinlikte görmedik. Hatta bu ekipten bazıları çözüm sürecini desteklemişti.



Maraş katliamının en erken hazırlıkları iki yıl öncesidir denilmekte. Oysa 1972 yılında işlenen Ali Balseven cinayetine dikkat çekmeli. 1973'de öldürülen Alevi-Ülkücü gencin cinayetinin suçunu Atsızcılar, Türk-İslam sentezcilerine, yani Türkeş taraftarlarına atarlar.

Oysa bu önermede iki eksik olan şey vardır. Birincisi Ülkücülerin ya da Türkeşçilerin içinde zannettiğinizden daha fazla Alevi, Kürt ve hatta Ermeni vardı ve halen gerek MHP, gerekse diğer ırkçı-milliyetçi grupların içinde bolca azınlıklardan vardır. Türklerin azınlıkları ya da yönettikleri etnik gruplardan bireyleri devşirme almalarının geleneği çok eskidir. Ben Osmanlı'dan başladı sanıyordum ama Selçuklularda da Yeniçerilik ve Enderun benzeri kurumlar varmış. Gerçi Osmanlı, tımarlı sipahiler, yeniçerilik ve Enderun'u doğrudan Doğu Roma, yani yanlış bildiğimiz adla Bizans'dan almıştır. Hatta Enderun, adı bile pek değişmeden Andarun adı ile Asur devletinde bile vardı. Çok uluslu imparatorluklar, egemen oldukları toplulukları, içlerinden bazılarını kendilerinden yapmadan yönetmeleri çok zordur.

İkinci eksik olan şeyse, Ülkücülerin ya da Atsızcıların Alevi katliamları, Türkiye'de sağ-sol çatışmalarından ve Türkeş'in Atsızla (sözüm ona yolunu ayırdığı) 1968 Adana kongresinden çok önce başlamıştır. 1961'de Aydın şehir merkezinde sekiz Alevi katledilmiştir. Bu tarihten daha önce de saldırılar vardır ve 1961'de henüz Türkiye'de henüz sağ-sol kamplaşması yoktu. Kaldı ki bu tarihten önce de

Peki Ali Balseven'in öldürülmesi, fikir ayrılıkları mıydı? Ülkücülükte de tüm faşizan örgütlerde fikir ayrılıkları öyle ölümcül çatışmalara sadece süper liderleri (burada Başbuğ Alparslan Türkeş oluyor) öldükten sonra olası makam çatışmalarında olasıdır.

Öyleyse Ülkücüler, içlerindeki Alevi bireyi neden öldürdüler? Burada Ali Balseven'in Maraşlı olduğunu öğrendiğimizde cinayetin sebebini anlayabiliriz. Zaten ailesini öldürecekleri arkadaşlarını daha önce öldürmüşlerdir; sonradan kendilerine düşman olmasın diye. Atsız'ın sonradan yazdıkları sadece katliam planlarını saklama çabasıdır.

Kaldı ki Atsız'da, Niğdeli Kadı Ahmet'in Taptukiler üzerine yazdıklarını kullanarak, Türkiye'de sağ-sol kavramları daha hiç bilinmiyorken Alevi düşmanlığını körüklemiştir. (Şimdilerde çocuklarına Yunus Emre adını koyan muhafazakar Sünni aileler üzülmüş müdür, sanmam.) Ülkemizdeki pek çok progrom, böyle uzun süreli bir hazırlığın sonucudur.

2)Pek çok şeyden habersiz masum saldırganlar: O gece madem o saldırganlar çok sinirliydi ve öfke krizindeydi, neden Ahmet Kaya ve Gülten Kaya öldürülmedi ve ciddi bir yara almadı? Çünkü öyle planlanmıştı. Zira asıl linç, sonraki günlerde Ertuğrul Özkök'ün yönetimindeki koro tarafından yapıldı. O kalabalık, nereye ne kadar saldıracağını biliyordu. Hiç biri Ahmet Kaya ve Gülten Kaya'ya ölümcül bir şekilde saldırmadı. Gülten Kaya'nın alnına gelen çatal bile hesaplıydı.

Trakya (1934), Maraş, Çorum, Sivas ve benzeri progromlarda saldırganların çok az, çoğu kez de hiç devlet kurumuna saldırmadığına ya da hasar vermediğine hiç dikkat ettiniz mi? Her saldırgan, gitmesi gereken yeri bilir. Mesela hem Maraş, hem de Çorum'da camide cenaze sahiplerine saldırır ama camiye zarar vermezler.

Ama pek çoğunun savunması, tesadüfen orada oldukları ve sonradan olacaklardan haberi olmadığı yalanıdır. Hatta Sivas olaylarının ertesinde, o zamanlar Hürriyet gazetesi, o zamanlar gazetede köşe yazarlığı yapan Emin Çölaşan'a yazılmış ya da yazıldığı iddia edilen bir mektubu manşetine taşımıştı. Bu masum adam, camiden benzin bidonları ile çıkanları görmemiş mi?



3)Faşizmin yalancı pişmanlığı:

Olaya katılanların ve olayın basın saldırısının koro şefi Ertuğrul Özkök'ün, özellikle çözüm sürecindeki yalancı pişmanlığına. Siyasi düzen değişse, gene Ahmet Kaya'yı linç ederler.

Acı gerçek şu ki, kimse cezasını çekmeden pişman olmaz. Ben katliamlardan dolayı pişman olmayı bırakın, üzgün olan bir Maraşlıya, Çorumluya, Sivaslıya rastlamadım. Bu şehirler de Drasden, Hiroşima ve Nagazaki gibi bombalansaydı, belki de pişman olurlardı.

Gene Atsız demişken. Oğlu Yağmur Atsız neden yetmişinden sonra tüm sola ve Kürtlere sırt çevirdi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/yagmur-atsizin-muhtesem-bitisi.html) Çünkü gerçekte solcu falan değildi. Sadece babasının suçlarının bedelinden kaçtı. Bir ara kardeşi Buğra'da Cumhuriyet gazetesinin Almanya bürosunda çalışıyordu. Kanada'da bir süre Ateizm peygamberliği yaptı, şimdi yeniden Türkçü-ırkçı tavırlar içinde. Çünkü iki kardeş de ırkçı olarak babalarının bedelini veremezdi. İkisi de yurt dışında olsa, babalarının ideolojisi yalan olacaktı.,

Buğra bey Kanada gibi medeni bir memlekette, Türk ırkçılarının gururunu okşayıp babasının kitaplarından telifini yiyor. Oysa onu Kanada'da rahatsız eden olsa böyle ırkçılık yapmaz. Ya da o ırkçılığı Kanada'da yapsın bakalım.