sivas katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sivas katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2023 Pazar

Ahmet Telli'den 30. yılında Sivas bildirisi:İnsanlığın hafızası zamanaşımını reddediyor



Ahmet Telli'den 30. yılında Sivas bildirisi:İnsanlığın hafızası zamanaşımını reddediyor

 Bildiriyi katliamda yaşamını yitiren iki şair Metion Altıok ve Behçet Aysan'ın kızları, Zeynep Altıok ve Eren Aysan duyurdu. İkili tarafından hazırlanan sunum yazısı şöyle:

"2 Temmuz 1993’te ortaçağ karanlığında yaşamını yitiren iki şairin Metin Altıok ve Behçet Aysan’ın kızları olarak katliamın otuzuncu yılında yine şairlere sığınıyoruz. Çünkü şiir her zaman ölümsüzdür ve yüzyıllar geçse de hukuk bükücülerin güçsüzlüğünü söyler. Toplumun vicdanını yaratan şairlerin çığlığıdır. Pek çok siyasi cinayette olduğu gibi Sivas katliamı davası da adaletsizliğin kurbanı oldu. Sıvas katliamı davasının zamanaşımı duruşması öncesinde şairlerin imzası ülkemizin yüz akı şairi Ahmet Telli’nin sözcükleriyle bütünleşmişti. Kıyımın 30. yılında yine Ahmet Telli’den bir bildiri yazmasını rica ettik. Hukukun hafızasının şiirin gücünün altında olduğunu biliyoruz. O yüzden yine elimizi tutan şairlerin sözlerine sığınıyoruz. Bu yılki ilanımız Ahmet Telli’nin Sıvas katliamına dair sözleridir."

"REDDEDİYORUZ"

Şair Ahmet Telli'nin kaleme aldığı metin ise şöyle:

"Şairler diyor ki:

2 Temmuz 93 üzerinden otuz yıl geçti. Madımak kıyımının ateşi zihinlerden türkülere, şiirlere akıp duruyor hâlâ. Kanunlar, hâfızamızı silmek istercesine yargılama konusunda zamanaşımını işletme gayretinde.

Unutulmasın ki, sanat, trajediye dönmüş kıyımları asla unutmaz. Homeros’un kanatlı sözleri de, Pir Sultan’ın bilgeliği de sürekliliğini sürdürüyor. Belli ki Metin Altıok’un, Behçet Aysan’ın, Uğur Kaynar’ın kanatlı sözleri de hep hatırlanacaktır. Onların trajik sonlarını unutmak ve unutturmak kimin haddine!

Kanunların ruhu yoktur, insanlığın hâfızası zamanaşımını reddediyor. REDDEDİYORUZ!..."

Bildiride imzası bulunan edebiyatçılar şunlar:

Adnan Caymaz, Ahmet Özer, Akif Kurtuluş, Ali Cengizkan, Altay Öktem, Asuman Susam, Ataol Behramoğlu, Attila Birkiye, Aydın Afacan, Aydın Şimşek, Betül Dünder, Bilsen Başaran, Birhan Keskin, Cenk Gündoğdu, Cevahir Bedel, Cevat Çapan, Cezmi Ersöz, Çağla Çinili, Çağla Meknuze, Deniz Durukan, Didem Gülçin Erdem, Duygu Kankaytsın, Emel İrtem, Emel Kaya, Engin Turgut, Enis Batur, Eray Canberk, Fergun Özelli, Ferruh Tunç, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Gülce Başer, Hakan Savlı, Halil İbrahim Özcan, Haydar Ergülen, Hıdır Işık, Hicri İzgören, Hidayet Karakuş, Hilal Karahan, Hilmi Yavuz, Hülya Deniz Ünal, Hüseyin Ferhad, Hüseyin Yurttaş, İlhan Sami Çomak, Mahir Karayazı, Mahmut Temizyürek, Mehmet Altun, Mehmet Said Aydın, Metin Celal, Metin Kaygalak, Mehtap Meral, Murathan Mungan, Mustafa Köz, Neşe Yaşın, Nihat Behram, Nihat Ziyalan, Nilay Özer, Oktay Akıncı, Onur Behramoğlu, Orhan Alkaya, Ömer Asaf Tosun, Pelin Batu, Selahattin Yolgiden, Semih Çelenk, Serdar Koçak, Seyyidhan Kömürcü, Sezai Sarıoğlu, Sunay Akın, Şükrü Erbaş, Tarık Günersel, Tuğrul Keskin, Tuğrul Tanyol, Turgay Fişekçi, Turgay Kantürk, Tozan Alkan, Vural Bahadır Bayrıl, Yusuf Alper. 

(Evrensel gazetesi) 

YAŞAMAK GÖREVDİR YANGIN YERİNDE (ATAOL BEHRAMOĞLU

 


BU YANGIN YERİNDE

Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek

Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak

Yalanla kirli havada
Güçlükle soluk alarak

Savunmak gerçeği, çoğu kez
Yalnızlığını bilerek

Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak

Toplanıyor ölü arkadaşlar
Her biri bir yerden gelerek

Kiminin boynunda ilmeği
Kimi kanını silerek

Kucaklıyor beni Metin Altıok
“Aldırma” diyor gülerek

“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak”

Temmuz 1993

ATAOL BEHRAMOĞLU

5 Eylül 2022 Pazartesi

NESİMİ ÇİMEN, ADAŞI KADAR BÜYÜK

 


Tarihte bazı büyük kişiler ve onların büyük isimleri vardır. Bir de onların adaşları vardır. Mesela folklor bilimcilere göre Toroslarda,  Yörükler arasında sekiz ayrı Karacaoğlan yaşamıştır. Mantık biliminin kurucusu meşhur büyük Aristo'nun yanında, İtalyanların sanat tarihçisi ve sanat felsefecisi küçük Aristo vardır. Bu ikisinin yanında da, Skolastik Aristorales vardır. Pek çok kili, divan şairi Farabi ile, filozof Farabi'yi aynı kişi zanneder. Aşık Yunus, Derviş Yunus, Yunus Baba ve Yunus Dede; bunların hiç biri Yunus Emre değildir. Pek çok Yunus Emre derlemelerinde adlarını görürüz. 

Tarihte iki bütük Martin Luther vardır. Biri Almanların meşhur ilahiyatçısı, Protestanlığın kurucusu Martin Luther, diğeri de Amerikalı siyahi lider ve insan hakları savunucusu Martin Luther King'dir. Bu bence ilginçtir. Çünkü Alman, Martin Luther, bir köle, sahibi Türk olsa bile itaat etmelidir, demiştir. Bu iki ünlü Martin Luther'in kölelik onusunda görüşleri farklıdır.

Tarihte iki Nesimi vardır.  Biri Aleviliğin yedi ulu ozanından, Seyit Nesimi'dir. Nesimi sadece ozanlığıyla değil, siyasi müdacelesi, gördüğü işlenceler (bıyıkları tek tek yolunmuştu, karakollarda çok dayak yemişti), Sivas katliamında şehit olması, kendisi kadar büyük bir ozan, müzik yapımcıdı oğlu Mazlum Çimen, piyanist torunu Saki Çimen'le şimdiden efsanelerin arasına karıştı.

Eserlerinin hangisinin telif, hangisinin derleme olduğunu ancak Mesam ( müzik eserleri sahipleri birliği) gibi kuruluşlar ve uzman bilim adamları bilebilir. Barış Güvercini eseri, yıllar sonra Bethowen'ın 9. senfonisinin yerini alabilir. 

Winston Churchill, Çanakkale savaşları için, bin yıl sonra bu savaşlar, Truva savaşları ile karıştırılacaktır demiştir. Bundan bir kaç yüz yıl sonra da Nesimi Çimen'in adı, Seyit Nesimi ile karıştırılacaktır

17 Temmuz 2022 Pazar

MUHLİS AKARSU , ADI AZ BİLİNEN DEĞER

 


Bazı kültürel değerleri çok kişi bilir, sebebi popülerliğidir. Aşık Veysel ya da Mahsuni Şerif gibi. Müzikte popülerlik, eğer büyük bir müzik şirketi elinizden tutmazsa, şans işidir. Mesela Mahsuni Şerif'i hemen herkes biliyorsa, Domdom Kurşunu şarkısını İbrahim Tatlıses okuduğu içindir. Eşkıya filmi Kazancı Bedih'i, Yılanı Öldürseler filmi, Arif Sağ'ı popüler etmiştir.

Bir de bazı ozanlar vardır ki, pek çok sıradan kişi adını duymamıştır. Bunlar daha ziyade bestecidir ve bir bestenin ona ait olduğunu öğrenenler, aaa, öyle miymiş diye çok şaşırırlar. Sivas'ta ölen ozanlar genelde böylesi insanlardır. Pek çok kişi onların adını, Madımak otelinde ölenlerin listesinden hatırlar:

-Muhlis Akarsu, Sivas'ta karısıyla ölmüştü.

Burada popüler olduğu için Mahsuni Şerif ya da Arif Sağ gibi isimleri kötülemek ya da tam tersi Muhlis Akarsu gibilerin, kötülemek gibi bir amacım yok. Amacım, popüler işler yapmasa da, Türk Halk müziği ile ilgili hemen herkesin bildiği Muhlis Akarsu'yu başka insanların da merak etmesini sağlamak. 

Kendisi başarılı birisidir: TRT repertuarlarında 50'nin üstünde eseri bulunan M: Akarsu'nun 100'den fazla kırk beşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyişi vardır.

Kimi kaynaklara göre bu sayı çok çok daha fazladır. Sadece yurt içinde değil yurt dışında da pek çok kişiyi etkileyen ozanın "Ya Dost Ya Dost” albümündeki “Allah Allah Desem Gelsem” adlı parçasının Portekiz asıllı Kanadalı şarkıcı Nelly Furtado'nun "Loose " adlı albümünde kullandığı “Wait For You” adlı parçada kullanıldığı belirlendi. Bu albüm sekiz milyon adet satmıştı.

 

Süleyman Zaman şairin hayatı ve şiirleri üzerinde bir çalışma yapmıştır. “ Muhlis Akarsu; Hayatı, Sanatı Şiirleri; Can Yayınları 2006 Yılı”

 1980’li yılların başında, Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte »Muhabbet« grubu adlı bir aşık topluluğuna dahil olarak Anadolu’nun çeşitli kentlerinde konserler verip gecelere katılarak aşıklık geleneğimizin canlı tutulmasında önemli katkılara oluşturmuştur.

 

Muhabbet grubunun oluşması fikrinin Muhlis Akarsu'dan çıktığı söylenmektedir. İstanbul’un Sanayi Mahallesinde bir dönem Muhtarlık yapmış, lokantacılık, müzik yapımcılığı, kâğıt imalatçılığı, plak kaset yapımcılığı, restorancılık, kafeteryacılık yönetmenlik gibi birçok meslek dalında çalışmayı denemiştir.

 

1980'li yıllarda hem âşıklık mesleğini mesleği pekiştirmiş hem de ozanlardan etkilenme dönemi bitirerek ve kendi tarzını yaratmaya başlamıştır. Alevi ozanların kullandığı kısa kollu bağlamayı kullanarak her yıl yapılan Hacı Bektaş, Abdal Musa ve Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmıştır. 12 Eylül 1980 ihtilalından sonra üç yıl cezaevinde yatmak zorunda kalmıştır.

 

Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hâkim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Akarsu, yurt dışında da çeşitli programlarda bulunmuş ve birçok ödül almıştır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunmuştur. Özellikle Sebahat Akkiraz ve Belkıs Akkale gibi ses sanatçıları M. Akarsu’nun eserlerini seslendirerek meşhur olmuş ses sanatçılarının başında gelmektedir. 

Kendisi öldüğü zaman, Aleviler ve Türk Halk müziği sevenler arasında yeterince ünlüydü ve ünlü ettiği sanatçılar tarafından da saygı duyulan biriyidi.

Hani derler ya, Çanakkale savaşları, yedeksubay savaşlarıdır, biz Çanakkale'de bir üniversite gömdük. 2 Temmuz 1993'de, Sivas'ta, Madımak otelinde, bir konservatuar yandı.

11 Temmuz 2022 Pazartesi

HASRET GÜLTEKİN; ÇEYREK ASIRLIK ÇINAR



 Bu yıl da 2 Temmuzda anma mitingine gidemedin, tam da o gün üşüttüm. Temmuz ayı başladığı halde, Ankara'ya doğru-dürüst yaz gelmemesi de, temmuz ayında üşütmeyi başarmama yardımcı oldu. Geçen yıl, Temmuzda açık kalmayı başaran okulumun pansiyonunda nöbetçiydim, ondan önceki yılda epeydir görmediğim arkadaşımı otogardan alıp, evde misafir etmem gerekmişti.. Sonuçta içimde bir suçluluk duygusu bastı doğal olarak. Derken bendeki bu suçluluk duygusunu arttıracak başka bir şey fark ettim. Sivas'ta, Madımakta ölenlerle ilgili yazı yazmamıştım.

Yazmaya da, Hasret Şükrü Gültekin'den daha doğru bir efsane isimden başlayamazdım. Yirmi iki yıla sığdırdığı üç solo, katıldığı dört grup albümü,  katkıda bulunduğu yirmi beş albüm (bağlama, yönetmen, besteci ve söz yazarı olarak) pek çok şiir, ve besteye rağmen, kendisi ile ilgili derli-toplu bir kitabın halen piyasada olması (Yazılmış olan varmış ama onun da baskısı bitmiş. Ütopyalar Ülkesinin Ateş Hırsızı ) da başka bir suçluluk duygusu sebebi olabilir. Oysa onun gibi birisi hakkında şimdiye kadar en az yirmi kitap yazılmalıydı. Benim, onun hakkında kitap yazacak donanımım (Kürtçeyi hiç bilmiyorum, oysa bunu yapacak kişi, Kürtçeyi iyi bilmeli, Türk Halk Müziği, Alevilik üzerine de uzman olmalı.) ve vaktim yok. Bu yüzden sadece bu yazıyı yazıyorum.

2 Temmuz 1993 günü, Sivas il merkezinde ölen 37 kişiden ( 2'i otel görevlisi, 2'i oteli ve insanları yakarken, kendisini de yakanlar da dahil olmak üzere) biri olan Hasret, sadece bir besteci-şair ya da iyi bağlama çalan değil, bağlama müziğinde devrim yapmış birisiydi. Onun kadar iyi şelpe çalan çok azdır. Kendi müzik zevkim adına, Hasret'ten daha iyi şelpe çalan, bir Arif Sağ vardır, bir de Erdal Erzincan. İlginç olan ise, şelpe daha ziyade Teke yöresi Türkmenlerinin bağlama çalma alışkanlığıdır.

Kendisi daha sonra kısa zamanda çok ve büyük işler yapması gerektiğini biliyormuşçasına, eski adı Maarif Koleji olan, Kadıköy Anadolu Lisesini yarıda bıraktı. Kadıköy Anadolu lisesi, o zamanlar İstanbul'un ilk on lisesinden biriydi, şimdi de ilk yirmi lisesinden biridir. İstanbul'un, Haydarpaşa lisesi ile birlikte, Anadolu yakasındaki iki tarihi lisesinden biridir. Kadıköy Anadolu lisesi, çok ünlü mezun etmiştir ama Hasret Gültekin kadar büyük birini  yetiştirmemiştir.

İlk albümü Gün Olaydı'yı 16 yaşında çıkarmıştır. 12 Eylül'ün Kürtçe albüm yasağını, yasa boşluklarından yararlanarak 1991'de (Rüzgar'ın Kanatlarında) ilk defa o çıkarmıştır. Yaptığı işler, eserler, büyük ölçüde Kalan müzikte çalışması sonucu olmuştur. Kalan müziğin, bu yılların en büyük müzik-yapım şirketi olmasında emeği büyüktür.

Ölümünü hissedercesine erkenden evlenmişti, öldüğünde eşi hamileydi. Oğlu, Roni Hasret Gültekin,  babasının ölümünden iki buçuk ay kadar sonra, 2 Eylül 1993'de doğdu. Ona, baban bir efsane oldu denildiğinde,  keşke hayatta olsaydı cevabını verdi. Katliamda ölenlerin listesine baktığımızda, ölenlerin büyük çoğunun Gültekin'in yaşıtı ve ondan küçük olmasıdır (16 yaşındaki ablası Asuman Kaya ile beraber ölen 12 yaşındaki Koray Kaya, en küçükleriydi.). Bunun da sebebi, ölenlerin çoğunun, yangındaki alev kapanına ilk kapılanların, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ankara şubesinin semah ekibi ve muhtemelen onlar kadar genç insanlar olmasıydı. Aziz Nesin'in dediğine göre, bir an önce kaçmak için aşağıya inmek istemişler, Nesin'de onlara yol verince, birden alev kapanına kapılmışlar ve Nesin buna pişman olmuş.

Son olarak, Sivas katliamının sebebi ne Aziz Nesin'di, ne de Pir Sultan Abdal şenliklerinin Banaz köyü yerine il merkezinde yapılmasıydı. Sanki Hamid Fendoğlu suikast olmasaydı Malatya,  Emin Sazak suikastı olmasaydı, Çorum katliamı olmayacak mıydı? Camiden benzin bidonlarıyla çıkan kalabalık, hazırlığını çok önceden yapmıştı.

Sivas'ta  katledilenler ve katliamdan kurtulanlar öğrenmek, onların arkasından bıraktıklarını dinlemek, izlemek ve okumak kadar, onlar hakkında konuşmak ve onlar hakkında yazmak da görevimiz olmalı.

8 Nisan 2022 Cuma

AHMET KAYA OLAYI ÖRNEĞİNDE PROGROM VE LİNÇLERİN ÜÇ YALANI



 1)Ani öfke krizi: 

Ahmet Kaya'nın saldırıya uğradığı gecenin, Gülten Kaya'nın ağzından anlatıldığı Ordaydım belgeselini izledim. Orada saldırganların ani öfke krizinin yalan olduğunu anladım. Aslında saldırganlar, çok önceden örgütlenmiş,  ne söyleyeceklerini ve nerede duracakları bile önceden belirlemiş.  Bu örgütlenmeye katılmayan sanatçıların bir kısmı ortadan sıvışmış, bir kısmı da Ahmet ve Gülten Kaya'yı savunmaya çalışmış.

Basın mensupları ise ilginç bir şekilde saldırganları net çekme çabasında. Ayrıca her şey bitip, evlerini dönmek için arabalarına binerken de suratlarına flaşları patlatıp, daha da yaralama çabasından da olayların planlı olduğu anlaşılıyor.

Öte yandan linçe katılanlar, o yıllarda Tansu Çiller-Sedat Peker etrafında dolaşan, bu ikilinin her etkinliğine koşan sanatçılar. Sonraki yıllarda da Reisçi olmuşlar, kazara bile muhalif olmamışlar.  Zaten pek çoğu yırtık dondan çıkarcasına iktidar yanlısı ya da muhafazakar açıklamalar yapıyor.

Sivas katliamı için de benzer şeyler denildi. Oysa yıllar sonra ortaya çıkan bazı fotoğraflarda, pek çok kişinin camiden ellerinden benzin-gaz yağı bidonlarıyla çıktığı görülüyor. Yani masumca namaz kılmaya gittiğiniz camilerde, progrom yapmak için silah ve yanıcı maddeler olabilir.

Ahmet Kaya'nın linç gecesi öncesi Kürtçe klip çekeceğini belli ki daha önce birilerine söylemiş. Oradakilere pek de sürpriz olmamış. Öyle olsaydı tek tük bağıran ya da ortamı terk eden olurdu. İnsanlar kolay kolay kalabalıklarda tek başına saldırıda bulunmaz. Oysa görüntülere baktığınızda koro halinde bağırıyorlar.

Ayrıca bu grup, daha sonra çözüm süreci ve Habur sınır kapısında olanlara ses çıkarmadığı gibi, bu sanatçıları, her hangi bir şehit cenazesi veya her hangi bir milliyetçi etkinlikte görmedik. Hatta bu ekipten bazıları çözüm sürecini desteklemişti.



Maraş katliamının en erken hazırlıkları iki yıl öncesidir denilmekte. Oysa 1972 yılında işlenen Ali Balseven cinayetine dikkat çekmeli. 1973'de öldürülen Alevi-Ülkücü gencin cinayetinin suçunu Atsızcılar, Türk-İslam sentezcilerine, yani Türkeş taraftarlarına atarlar.

Oysa bu önermede iki eksik olan şey vardır. Birincisi Ülkücülerin ya da Türkeşçilerin içinde zannettiğinizden daha fazla Alevi, Kürt ve hatta Ermeni vardı ve halen gerek MHP, gerekse diğer ırkçı-milliyetçi grupların içinde bolca azınlıklardan vardır. Türklerin azınlıkları ya da yönettikleri etnik gruplardan bireyleri devşirme almalarının geleneği çok eskidir. Ben Osmanlı'dan başladı sanıyordum ama Selçuklularda da Yeniçerilik ve Enderun benzeri kurumlar varmış. Gerçi Osmanlı, tımarlı sipahiler, yeniçerilik ve Enderun'u doğrudan Doğu Roma, yani yanlış bildiğimiz adla Bizans'dan almıştır. Hatta Enderun, adı bile pek değişmeden Andarun adı ile Asur devletinde bile vardı. Çok uluslu imparatorluklar, egemen oldukları toplulukları, içlerinden bazılarını kendilerinden yapmadan yönetmeleri çok zordur.

İkinci eksik olan şeyse, Ülkücülerin ya da Atsızcıların Alevi katliamları, Türkiye'de sağ-sol çatışmalarından ve Türkeş'in Atsızla (sözüm ona yolunu ayırdığı) 1968 Adana kongresinden çok önce başlamıştır. 1961'de Aydın şehir merkezinde sekiz Alevi katledilmiştir. Bu tarihten daha önce de saldırılar vardır ve 1961'de henüz Türkiye'de henüz sağ-sol kamplaşması yoktu. Kaldı ki bu tarihten önce de

Peki Ali Balseven'in öldürülmesi, fikir ayrılıkları mıydı? Ülkücülükte de tüm faşizan örgütlerde fikir ayrılıkları öyle ölümcül çatışmalara sadece süper liderleri (burada Başbuğ Alparslan Türkeş oluyor) öldükten sonra olası makam çatışmalarında olasıdır.

Öyleyse Ülkücüler, içlerindeki Alevi bireyi neden öldürdüler? Burada Ali Balseven'in Maraşlı olduğunu öğrendiğimizde cinayetin sebebini anlayabiliriz. Zaten ailesini öldürecekleri arkadaşlarını daha önce öldürmüşlerdir; sonradan kendilerine düşman olmasın diye. Atsız'ın sonradan yazdıkları sadece katliam planlarını saklama çabasıdır.

Kaldı ki Atsız'da, Niğdeli Kadı Ahmet'in Taptukiler üzerine yazdıklarını kullanarak, Türkiye'de sağ-sol kavramları daha hiç bilinmiyorken Alevi düşmanlığını körüklemiştir. (Şimdilerde çocuklarına Yunus Emre adını koyan muhafazakar Sünni aileler üzülmüş müdür, sanmam.) Ülkemizdeki pek çok progrom, böyle uzun süreli bir hazırlığın sonucudur.

2)Pek çok şeyden habersiz masum saldırganlar: O gece madem o saldırganlar çok sinirliydi ve öfke krizindeydi, neden Ahmet Kaya ve Gülten Kaya öldürülmedi ve ciddi bir yara almadı? Çünkü öyle planlanmıştı. Zira asıl linç, sonraki günlerde Ertuğrul Özkök'ün yönetimindeki koro tarafından yapıldı. O kalabalık, nereye ne kadar saldıracağını biliyordu. Hiç biri Ahmet Kaya ve Gülten Kaya'ya ölümcül bir şekilde saldırmadı. Gülten Kaya'nın alnına gelen çatal bile hesaplıydı.

Trakya (1934), Maraş, Çorum, Sivas ve benzeri progromlarda saldırganların çok az, çoğu kez de hiç devlet kurumuna saldırmadığına ya da hasar vermediğine hiç dikkat ettiniz mi? Her saldırgan, gitmesi gereken yeri bilir. Mesela hem Maraş, hem de Çorum'da camide cenaze sahiplerine saldırır ama camiye zarar vermezler.

Ama pek çoğunun savunması, tesadüfen orada oldukları ve sonradan olacaklardan haberi olmadığı yalanıdır. Hatta Sivas olaylarının ertesinde, o zamanlar Hürriyet gazetesi, o zamanlar gazetede köşe yazarlığı yapan Emin Çölaşan'a yazılmış ya da yazıldığı iddia edilen bir mektubu manşetine taşımıştı. Bu masum adam, camiden benzin bidonları ile çıkanları görmemiş mi?



3)Faşizmin yalancı pişmanlığı:

Olaya katılanların ve olayın basın saldırısının koro şefi Ertuğrul Özkök'ün, özellikle çözüm sürecindeki yalancı pişmanlığına. Siyasi düzen değişse, gene Ahmet Kaya'yı linç ederler.

Acı gerçek şu ki, kimse cezasını çekmeden pişman olmaz. Ben katliamlardan dolayı pişman olmayı bırakın, üzgün olan bir Maraşlıya, Çorumluya, Sivaslıya rastlamadım. Bu şehirler de Drasden, Hiroşima ve Nagazaki gibi bombalansaydı, belki de pişman olurlardı.

Gene Atsız demişken. Oğlu Yağmur Atsız neden yetmişinden sonra tüm sola ve Kürtlere sırt çevirdi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/yagmur-atsizin-muhtesem-bitisi.html) Çünkü gerçekte solcu falan değildi. Sadece babasının suçlarının bedelinden kaçtı. Bir ara kardeşi Buğra'da Cumhuriyet gazetesinin Almanya bürosunda çalışıyordu. Kanada'da bir süre Ateizm peygamberliği yaptı, şimdi yeniden Türkçü-ırkçı tavırlar içinde. Çünkü iki kardeş de ırkçı olarak babalarının bedelini veremezdi. İkisi de yurt dışında olsa, babalarının ideolojisi yalan olacaktı.,

Buğra bey Kanada gibi medeni bir memlekette, Türk ırkçılarının gururunu okşayıp babasının kitaplarından telifini yiyor. Oysa onu Kanada'da rahatsız eden olsa böyle ırkçılık yapmaz. Ya da o ırkçılığı Kanada'da yapsın bakalım.