Her kadın cinayeti ile beraber incel kelimesi yeniden moda oluyor. Maraş okul katliamındaki çocuğa da önce İncel dendi. Sonra çocuğa gay denildi. İnternetten bazı kişilerle yazışmış, kadın kıyafetinde pozlar vermiş, bazı kişilerle konuşmuş, daha doğrusu görüntülü görüşmüş. Bunlar olurken, aile ne yapıyormuş, asıl soru bu. Ben bu çocuğun, düzenli cinsel istismara uğradığına dair yemin edebilirim ama ispatlayamam. Gerek seri katillerin, gerek se kitlesel katliamcıların pek çoğunun, bilinen geçmişlerinde cinsel taciz vardır. Çocuk, sırlarıyla öldü ve konumuz bu değil, konumuz inceller ve kadın zorbalığı.
Benim bu yazıda bahsedeceğim incellik ve kadın zorbalığı ve bu olayda da henüz cinsel kimliği bile oluşmamış bir çocuk üzerinden, incel edebiyatı yapıldı. Orta okuldaki bir çocuğun homoseksüel olması da saçmadır. Bu kadar erkek egemen bir toplumda, bir erkek çocuğu, on yedi, on sekiz yaşına kadar kendisine bile itiraf edemez. Her kötülüğün homoseksüellik, daha doğrusu pasif homoseksüeellik üzerinden yürüdüğü bu kültürde, daha ergenliğin başında, internetten tanıştığı birileriyle bile olsa, bunu konuşuyor olması fazla gariptir. Yirmi sekiz yıllık öğretmenliğimde, etrafına açıkça homoseksüel olduğunu söyleyen bir öğrencim oldu; o da fen lisesinde okuyan, burjuva çocuğu bir gençti. Olay da korona salgını döneminde oldu.
Kadın cinayetlerinde incellik çok konuşuluyor da, zengin kadın katilleri, yani Mavi Sakallar hiç konuşulmuyor. Cem Garipoğlu'nu kamuoyu unuttu ve onun Münevver Karabulut'tan önce olan ve kayıp olan kız arkadaşlarını sorgulamıyor. Cem'in ailesinin olaydan sonra sosyal medyaya verdiği iğrenç paylaşımlar unutuldu. Kasım Garioğlu'nun, çatısında Divine Circus (Kutsal Sirk) yazan, uyuşturcu ve grup seks alemleri yapılan villası unutuldu, hatta gündemin kalabalığından dolayı hiç konuşulmadı. Ben bu Garipoğlu ailesinin, komplo teorisyenlerinin ve fantastik roman yazarlarının (Chuck Palahniuk, Stephan King, Jean Cristophe Grange vesaire) ötesinde, belki de şu günlerde özel belgeseli yapılan Palu ailesi gibi , pek çok psikopat ve fantastik cinayette parmağı olduğuna ve ince ince tüm geçmişlerinin incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Diğer yandan, yıllardır kaç tane kadın, rezistans denen lüks çok katlı binaların, bilmem kaçıncı katından düştü, saymak gerek. Gülistan Doku cinayetinin ardından, Tunceli'nin o dönemki valisi çıktı. Kadınların zengin erkeklerle ölümcül ilişkisi hep vardı. İyi hatırlıyorum, Playboy Türkiye, benzerlerinden (Erkekçe, Playgril vs) sonra yayıma başlayıp, önce kapanmıştı. Hıncal Uluç'un ölene dek her gün övündüğü Erkekçe, en parlak döneminde, ülkede satışı en yüksek olan aylık dergidir. Playboy, tüm Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de kendi ünlülerini yetiştirmek istedi. Diğer dergiler, zaten şöhret olan kadınların çıplak fotolarını yayımlıyordu. Playboy ise, yepyeni kapak kızları çıkardı. Her sene bu kızlardan en az ikisi, sevgilileri tarafından katledildi.
Nedense zengin kadın katilleri çok konuşulup, kategorize edilmiyor. Zengin kadın katilleri öyle uzun uzun tahlil edilmiyor.
Diğer yandan sürekli bir İncel erkek, prenses erkek yorumlaması var, özellikle sosyal medyada. Önce şu prenses erkek sorununu ele alalım. Kadınlar cebi dolu, ağız kapalı erkek istiyor ve erkekler kendisiyle sürekli ilgilensin istiyor. Kendileri ile ilgilenen erkekler canlarını sıktığında, onları tacizle suçluyor; ilgi görmediklerinde de erkeklere badak, prenses falan diyor. Bu tür erkekler dünyada çoğaldı. Japonya'da bu tür erkeklere, otçul erkek diyorlarmış. Kadınlarla ilgilenmeyen, kadınlarla flört dahi etmek istemeyn erkek grubu dünyada çoğaldı. Pek çok kadın cinayetinde bu incellerin adı geçiyor. Nereden çıktılar ve hep vardlarsa, nasıl birden böyle çoğaldılar?
Bu sorunun cevabı, sosyal alışveriş kuramındadır.( https://evrimagaci.org/sosyal-alisveris-teorisi-nedir-butun-iliskilerimiz-cikar-uzerine-kurulu-olabilir-mi-13464) İnsanlar sadece mal yada hizmet alış verişi etmez, duygusal alışveriş de yapar. Bu kuram, daha ziyade küçük gruplar ve yakın arkadaşlık ilişkilerini açıklamaktadır. İnsanların ilişkileri, iyi ya da kötü, bir duygu alışverişidir. Her alış verişte olduğu gibi, duygu alış verişinde zararda olan kişi, yeni arayışlara girer. Günümüzün otçul, kadınlara uzak erkeklerin ve hatta kadın düşmanı erkeklerin kaynağı da bu alışverişin artık geçersiz olmasındandır. Kadınlara kur yapmak, kadınlarla ilişkiye girmek erkeklere artık kazanç sağlamıyor. Pek çok erkek için kadınlar için uğraşı boş. O kadar emeğinize rağmen, kadını kazansanız bile, her an sizi terk edebilir. Evliliğin masrafı çoğu kez tamamen erkeğe aittir ve boşanmanın tüm maddi yükünü de erkek çeker. Sonuçta modern toplum, pek çok evlenmek istemeyen erkeği ortaya çıkarır. Eskiden bir kızı bin kişi ister, bir kişi alırdı, kız evi naz eviydi, kızlar seçilmez, seçerdi. Şimdi ie evliliğe erkek karar veriyor, erkeği farlar açıksa, iş evliliğe yürüyor deniliyor.
Pek çok kadın, bu fikirde değil. Erkeklerin hem uzun boylu ve yakışıklı olmasını, zengin olmasını, kendisini lüks içinde yaşatmasını, iyi huylu olmasını, sosyal medyada cümle alemi kıskançlıktan çatlatacak bir düğün yapmasını ve daha nice nice şeyleri istiyor. Erkekler bakirelik istediğinde ise üzerinize feminist külliyatı kusuyor. Oysa bu istekler, geleneksel erkek egemen sistemin rolü ve erkek, bütün bunlar karşılığında bakirelik, erkeğin istediği kadar çocuk yapma, erkeğin annesi ve babasına bakma, gerektiğinde onlarla beraber yaşama, yoksulluk ve paranın yok zamanı da erkekten ayrılmama gibi taleplerin karşılanması karşılığında olmakta. Geleneksel ilişkiler de karşılıklılık yani alış veriş istemekte. Eğer gerçekten feminist gibi yaşayacaksa bir kadın, erkek egemenliğinin nimetlerinden de uzak durmalı.
Hakları bedeli vardır, verilemz alınır ve karşılığında bir şeyler verilir. Erkekler artık bir şey alamakdıkları şeyler için bir şey vermek istemiyor. Kadınlar haklarını almak için çok mücadele verdi, korumak için daha fazla mücadele vermeli

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder