Bir arkadaşım, Leyla'ya sorduklarında asıl canı yananın kendisi olduğunu, çünü Mecnun derdini dağa taşa haykırırken, kendisinin ağzını bile açamadığını söylemişti. Leyla ile Mecnun hikayesi çok eskidir ve Fuzuli, bu öyküyü kalema alanlardan sadece biridir. Hikayede anlatılan, pek çok geleneksel aşk masalında olduğu gibi, erkeğin maceraları anlatılır. Kadın olarak çoğu kez hiç bir şey yapmazlar çünkü yapmaları edebe aykırıdır. Hatta senaryoculukta bunun bir adıda varmış, erkek karakterin gelişimine yardımcı olan kadın karakterlerin, öğrenmiştim ama unuttum, internetten de bulamadım. Hikayede erkek karakteri, bir kadın karaktere aşık ediyor, onun için mücadele ettiyor, sonra kadını ölüm veya başka bir sebepten hikayede attırıyor.
Kadınlarda bu sık görülen bir psikolojik sorun ve adı da Sinderella sendromu; kötü durumda bir erkek tarafından kurtarılmayı bekleme hastalığı. Türk toplumunun daha fazla erkek egemen olduğu eski dönemlerde daha yaygındı belki ama konumuz kadınlar değil.
Seçimlerden ve siyasetten bahsedeceğim anlaşılmıştır ama konu sadece siyaset değil. Tamam, her seçimde inatla aynı partiyi iktidarda tutmak ve oy vermediği muhalefete çemkirmek de Sinderellalık.Bu sadece siyasette, daha doğrusu siyasi partilerde böyle değil, başka yerlerde de aynı. Bendevi Palandöken'i tanıyor musunuz, 1990'dan beri Türkiye Esnaf ve Sanaatkarlar Konfederasyonu başkanı. 1949 doğumlu ve 2026 itibarıyla 75 yaşında. Onun hakkında çok şey söylerdim, tek o olsaydı. Ülkemin dört bir yanında barolar, odalar, bilmem kaç yıldır yerinden kımıldamayan başkanlarla dolu. Bir kısmı 2010'larda, iktidara yakın olmadığı için yerlerinden edildi. Hadi onlar, delegeleri ayarlamışlar ve sürekli seçiliyorlar ve bu odalara, yada odalardan birine üye olmak zorunlu diyelim, ya sendikalar, özellikle memur sendikalarının durumu nedir? Bu sendikalara üye olmak zorunlu değil ama pek çok memur, belki torpil yapar, belki işimizi görür diye, iktidar yanlısı sendikalara üye oluyor. Bu sendikalar da onları çok eziyor.
Bütün bunlara korkaklık diyelim, ya davranışlar. Önce dershanecilikle başlayayım. Test tekniği, daha doğrusu kurnazlıkları öğrenecek diye milyonlarca öğrenci, okullarından koparıldı. 12 Eylül bile dershaneleri kapatamadı ve dershaneler 15 Temmuz'a giden yolun bahanesi oldu. Malum tarikatla, iktidar arasındaki ipler, önce dershanelerin kapatılması konusunda koptu. Dershaneciliği gerçek anlamda bitiren, korona salgınında evlenere kapanma sonucu elektronik dershaneciliğin çoğalması ve sınavlara talebin düşmesi oldu. Son üç yılda üniversite sınavlarına başvuru, bir milyondan fazla azaldı. Şunu gördük ki dershanecilik, eğitime yükten başka bir şey değildir, test çözmeye katkısı da büyük ölçüde plosebodur.
Son olarak ahlaki sinderellalıktan bahsedeyim. Toplumsal ahlaksızlıktan bahsedip, ahlaksızlık yapmak, sistem böyle diye üzülmek var. Ramazan gelince bakliyata, bayram gelince şekere zam yapan esnafın, dükkan sahiplerinin ya da toptancıların kızmasına hakkı yoktur. Kendi ahlakımızı düzeltemiyorsak, başkalarını nasıl düzeşteceğiz.
Değişim istiyorsak, bir şeyler yapmalıyız, kendi çapımızda yapmalıyız. Yakışıklı prensin bizi öpmesini beklemek yerine, biz öpülmek istenen prens olmalıyız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder