sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2023 Pazar

SABAHATTİN ALİ-10 ŞUBAT 1947 MARKOPAŞA DERGİSİ YAZISI



 Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir’deki ortak tüccar, İstanbul’daki ortak milyoner değil, bu kararların altında beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun.

Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün. Ve insanları sahiden insan eden ve o en büyük nimet hürriyet, riyakar ağızlarda ‘adam avlama yemi’ olarak kullanılmasın.
Biz istiyoruz ki, bu topraklar ve onun üzerinde yaşayan insanlar hiçbir yabancı devletin oyuncağı olmasın. Bir karış toprağımıza, bir tek vatandaşımıza, bize göz dikilmesin. İster orduya dayanarak, ister bankaya dayanarak, ister dost görünerek, ister düşman görünerek, bu topraklarda kendi çıkarlarını yerleştirmeye uğraşanlara yüz verilmesin. Dünya işlerinde politikamız, şunun bunun kölece peşinden gitmek değil, bu milletin selametini en iyi sağlayacak yolları müstakil olarak seçmek şeklinde kendini göstersin.
İşte biz sadece bunları istiyor ve böyle düşünüyoruz.
Eğer böyle düşünmek ve bunları istemek bir suçsa, hemen haber versinler, bu suçu işlemekten, yazmaktan, söylemekten vazgeçelim.
Yok, bunlar suç değilse, o zaman bize açık veya sinsi yollardan kahpece vurmaktan vazgeçsinler. Çünkü namuslu insanlar, bu kadar kirli yollardan gitmeye lüzum da görmezler, tenezzül de etmezler.

*Sabahattin Ali’nin 10 Şubat 1947’de çıkan Markopaşa yayınındaki yazısından..

13 Ocak 2022 Perşembe

KÜRKLÜ VENÜS VE KÜRK MANTOLU MADONNA

 


Bu iki roman, birbiri ile alakasız görünüyorsa da,  ben Sabahattin Ali'nin, Leopold von Sancher Mazsoch'un Kürklü Venüs kitabını okumuş olduğunu ve ilham almış olduğunu söyleyebilirim.

Sabahattin Ali ve romanın şöhretinden dolayı, onunla ve romanıyla ilgili bir tanıtım girişi  yapmayı, okurlarıma hakaret olarak görürüm. Bu yüzden Mazoşizm'e adını veren Mazscoh ve Kürklü Venüs'ünden bahsetmek gerekir. Avusturyalı yazar Masoch, bu romanı ve diğer eserleri ile, psikiyatrik bir hastalık olan mazoşizme adını vermiştir. Kısaca eziyet görmek ve aşağılanmaktan zevk, daha doğrusu cinsel zevk almak olarak adlandırılır bu psikolojik rahatsızlık. Fransız yazar Markiz dö Sade'den alan Sadizm hastalığının karşıtı gibidir. Bu hastalıkta eziyet etmek ve aşağılamaktan zevk, daha doğrusu cinsel zevk almak hastalığıdır. ,

Günümüzde her iki her iki hastalık da aynı patolojik süreçlerden geçtiği ve çok kere de birbirinin yerine geçtiği için aynı hastalık da sayılır (vikipedya).

Mazsoch'un romanı ile, Sabahattin Ali'nin romanlarındaki arasındaki ilk benzerlik, her iki romanda da romanın kadın kahramanın bizzat yazar tarafından tanınmış olmasıdır. Sabahattin Ali, Almanya'da öğrenci ilken tanıdığı Maria Pııruder'in adını bile değiştirmeden romanına baş kahraman yaparken,  Mazsoch ise kazabikalı (Kazabika, Slavlara özgü, kürkten bir kadın giysisidir ) sevilisi Anna von Kottowit'i Wanda yapmıştır. Her iki romanda da, bolca aforizma (özlü söz) vardır. Her iki romanda umulandan çok kısadır. Olaylar tüm hızı ile sürerken, ani bir olayla birden kesilir ve her iki roman ani bir sonla biter. Her iki romanda da olay, erkek kahramanın ağzından anlatılır ve erkek kahraman, yaşadıklarından ahlaki sonuçlar çıkarır.



Kürklü Venüs, ilk olarak 1870'de, Avusturya-Macaristan imparatorluğunda basılmıştır ve muhtemelen Sabahattin Ali'nin babasından bile daha eski bu roman; basıldıktan yüz yıldan uzun bir zaman geçtikten sonra, 1974'de Türkçeye çevrilmiştir. Sabahattin Ali bu romanı muhtemelen Almanya'da öğrenci iken okumuştur.

Kürklü Venüs'te Roma tanrıçası Venüs'ün adı, cinsel hazları anlatan sıfat olarak kullanılmıştır. Kürk Mantolu Madonna ise adını bizzat Madonna yani Meryem Ana'dan almıştır  (İtalyanca kadınım demek olan Madonna, İsa peygamberin annesi Meryem'in de adıdır.) ve romanda sevecenliği simgeler.

Son olarak, her iki romanda da romanın anlatıcı kahramanı, sevgilisi olan kadından ayrılınca yoksulluk ve çile çeker ve sonsuz bir suçluluk-pişmanlık duygusu ile yaşar.

Her ikisi de artık birer klasiktir.