göbeklitepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göbeklitepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2026 Pazartesi

DENİZ KAVİMLERİ GÖÇÜ-BATININ İLK SALDIRISI-TARİHİ SİLENLER



 Dünya tarihinde az bilinen büyük yıkımlardan biri de tahminen M.Ö.1276-1188 arasında Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Batı Asya kıyılarını vuran Deniz Kavimleri göçüdür. Bu ad, Fransız Mısırbilimci arkeolog Gastın Maspero tarafından önerilmiş ve benimsenmiş. Bu kavimler, her hangi bir meydan savaşı yapmadan,  Girit adasındaki Miken medeniyetini ve gücünün doruğunda olan Hitit imparatorluğunu yıkmış. Profesör Ekren Akurgal'a göre bu istilalar sebebiyle, Anadolu'da iki yüz yıl ile dört yüz yıl bir yazısal boşluk olmuş (özellikle iç Anadolu'da.) Kıyılarda İon, Karya, Likya gibi antik Yunan şehir devletleri oluşurken, iç Anadolu uzun süre göçebe, yazı bilmeyen toplumlara kalmış, Sonra Frigler gelmiş İç Anadolu'ya, onları da Kimmerler yıkmış. Kimmerler de yazısı olmayan, göçebe kavim, daha doğrusu kavimler topluluğu. Hititler, bu kavimlerin saldırısına karşı koyarak, muhtemelen biraz da Asurlularıın desteği ile Mersin-Urfa-Malatya üçgeninde Geç Hitit Beyliklerini kurmuş. Hititçenin çözülmesini sağlayan çift dilli yazıtı da bu Geç Hitit Beylikleri yazmış. Akurgal'ın yazdığına göre Frigler, önce Toroslar civarına yerleşmiş, Kimmerler yüzünden Eskişehir-Ankara civarına yerleşmiş tahminen.

Deniz Kavimlerinin ve Kimmerlerin göçü ve yağması kıyılarda iki yüz yıl kadar, iç bölgelerde dört yıl kadar sürmüş ve bence izledi düşünülenden daha kalıcı. Aradan üç bin yıldan fazla zaman geçtiği halde Türkiye'nin kıyıdan uzak bölgelerinde büyük yerleşim yerleri pek azdır. Kıyıdan  içlere gittikçe, muhafazakarlık, sağcılık gibi değerlerde artış görünür. Son yıllarda süpriz keşiflerde buralarda görülmekte. Hattuşa'da yeni ve bilinmeyen dillerde tabletler bulundu. Kedilerin anavatanı, ilkokul kitaplarında bile Mısır yazardı. DNA analizlerine göre Türkiye, hatta Türkiye'den Kıbrıs'a, Kıbrıs'tan Mısır'a gitmişler. Kütahya ve Çatalhöyük'de yeni bulunan ekmek kalıntıları, hem ekmeğim tarihini beş bin yıl gibi astronomik bir şekilde geriye atıyor, hem de ekmeğin anavatanını Mısır'dan alıp, Türkiye'ye veriyor. Karaman'da bir höyükte, en eski evcil köpek kemiği bulundu, Göbeklitepe ve Karahantepe'yi saymıyorum bile.

İşte tüm bu tarihin yeni yeni bulunmasının sebebi, deniz kavimlerinin yüzyıllar süren yağmasıdır. Bu yağmalar, Hititler öncesi Anadolu tarihini silmiştir. Frigler hakkında bildiklerimiz, sadece Yunanlıların anlattıkları kadardır çünkü, Frig yazısı halen okunmamıştır. Gene Deniz Kavimleri sebebiyle Girit adasındaki Miken uygarlığı hakkındaki bilgilerimiz de Yunanlıların anlattıklarından ibaret, büyük çoğunlukla. Batı Asya, Doğu Akdeniz toplumları,benzer bir tarih silinmesini Büyük İskender ve ardıllarının Pers imparatorluğunun saraylarını yağmalaması ve bölgede Roma imparatorluğu gelene kadar yüz yıllar süren kendi iç çatışmaları yüzünden de yaşadı. Şimdi de İran'ın tarihi eserlerini bombalayarak bir tarih siliyorlar.

19 Nisan 2021 Pazartesi

ARJAAN 2(ARZHAN) KURGANI-TÜRKLÜĞÜN GÖBEKLİTEPESİ

 


2019'da, Rusya Konfederasyonunun Tuva bölgesinde bir kurgan kazıldı. Kurganı İsviçreli bir profesör, uydu görüntülerinden keşfetti. Buna uzay arkeolojisi deniliyor. Türkiye'de yapılıyor mu, bilmiyorum.

Orta Asya-Sibirya tarihine dair, Kaşgarlı Mahmut ve benzeri orta çağ Arap yazarlarının tezi vardır. Aslında bölgede pek çok tarihi eser varmış ama özellikle mezarlar, değerli eşyalar yüzünden yağmalanmış. Bu kurgan da teorinin  ispatı. Etrafındaki diğer kurganlar tamamen ya da kısmen yağmalanmış. Arzhan 2 ise fark edilmediği için bu güne kadar sapasağlam kalmış.



Kurganda genç yaşlarda (tahminen 25 civarı) ölmüş genç bir prens ya da kral, eşi (tek gömülmüş ve üzerinde bolca altın ziynet var), sekiz tane cariye ya da kuma, üç yüze yakın da asker, beraber gömülmüş. (Muhtemelen ölüm sonrasında ona eşlik etmesi için.). Kalıntılarda toplan yirmi üç buçuk kilo civarında ağırlığı olan altın takılar ve bir sürü savaş ve yaşam malzemesi bulunmuş. Arkeologlara göre tahminen milattan önce 8-9. yüz yıllara tarihliyorlar  bu alanı. İşte burayı Göbeklitepe gibi efsane eden de bu.

Göbeklitepe, dinler tarihi, özellikle de Ön Asya dinleri üzerine bildiklerimizi silip, üç bin yıl kadar da geriden başlatmışsa, bu kurgan da, Orta Asya-Sibirya devletleri hakkında bildikleri misi 4-5 yüzyıl öncesine götürüp, hepsini de baştan yazılmak üzere silmiştir.

Olayın ciddiyetini şöyle yazayım. Büyük Hun İmparatorluğunun tarihi beş yüz yıl kadar geriye gidebilir.



Genç bir prens ya da kral, eşi, bu kadar çok cariye, asker, savaş, eşya ve takı ile gömüldüğüne göre, en az Türkiye ya da daha büyük bir alanın hükümdarı olabilir. Hun imparatorluğu, onlar Çinlilerle ilişkiye geçmeden evvel de büyük bir devlet olmuş olabilir.



Yazık ki kurganın keşfi son derece talihsiz bir zamanda oldu. Türk kelimesini kullanmak istemeyen bir iktidar ve yıllarca Türkçülük siyaseti yapmış (yeni neslin deyimiyle Türkçülüğün ekmeğini yemiş) ortağı, bu olayı iyice görmezden geliyor. Oysa oraya Türk arkeologları ve antropologları yığılmalı. Zira Orhun abidelerinde adı geçen Ötüken ormanı, bu günkü Tuva olabilir. Bölgenin maden zenginliğine bakılırsa, Ergenekon'da burası olabilir. (Aslında Kırgızistan-Tamgalı'nın da Ergenekon olma ihtimali var. Zira bölgenin binyıllarca bir çeşit dini ziyaret-hac mekanı olduğu belli. )



Keşif, Orhun Yazıtları, Kazakistan-Altı Adamından sonra Sibirya-Orta Asya arkeolojisinde üçüncü en önemli keşif ama Türkçü veya Türkolog geçinenler bile keşfe ilgisiz.

Diğer yandan da uydu ya da uzay arkeolojisi, Türkiye'de de kullanılabilir. Türkiye'de el ya da ayak değmedik yer kalmadı diye düşünebilirsiniz ama halen keşfedilmemiş çok yer var. Mesela Luvilerin varlığı ve Hitit öncesi Anadolu medeniyetleri daha yeni yeni konuşulmakta. Hititlerin bir dönemki başkenti Tarhuntassa nerede halen bilmiyoruz.  Mısırlılarla savaşı yönetmek adına, Toroslarda bir yerlerde olduğunu tahmin ediyoruz. Frig alfabesi halen çözülmedi ve Frigleri, Yunan efsanelerinden tanıyoruz.



Türkiye'nin batısında bile, yerleşim yeri olmayan geniş alanlar var. Mesela Eğirdir ve Beyşehir  göllerinin arasındaki Dedegül dağlarında yerleşim yoktur ve Isparta ili içinde,  Beyşehir ve Eğirdir gölleri arasındaki dikdörtgene benzer araziyi, kuzey batı, güney doğu ekseninde çapraz çizerek yürürseniz,  120 kilometre, bir insan yerleşimine rastlamadan gidebilirsiniz.  Ankara-Çankırı il sınırı ve Nallıhan-Bolu arazisindeki arazi de benzerdir. Eğirdir gölü, bu günkü sekiz (8) rakamına benzeyen şeklini, Osmanlı döneminde almıştır ve son tarihi araştırmalara göre meşhur Miryakefalon savaşının yapıldığı yer, gölün dibinde, gölün iki yarısının birleştiği yerde su yolunda olmuştur.



Muhtemelen doğu bölgemizde böyle araziler daha çoktur.

Bu yazıyı yazmak uzun zamandır aklımdaydı. Ben de bu yerden yaklaşık 5-6 ay önce, Magma dergisi vasıtası ile haberim oldu. Aklımda iken ülke gündemi değişti. Arada da ben bu konuyu unuttum.

Oysa ülkemiz, muasır medeniyetler seviyesine ulaşacaksa, iki eli kanda olsa, bilim, felsefe ve sanat ile ilgilenmeli.