hüccet-ül islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüccet-ül islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2022 Cuma

PEYGAMBERE ŞİRK KOŞMAK (DİNSİZLİK TÜRLERİ)

 


İslamiyette en çok tekrarlanan sözlerden biri de Muhammed'in son peygamber olduğudur. İslamda Allah'a denk varlıklar olduğunu söylemek (şirk koşmak, eş koşmak) büyük günahken, peygamberin pek çok dengi vardır. Pek çok kişiye Hüccet-ül İslam, Bedüüzaman, gavs gibi unvanlar verilmiş, bu unvanlara da pek itiraz eden olmamıştır.

Biz toplum olarak yıllarca, peygamberin doğumunu kutlama kisvesi altında, Fettullah Gülen'in doğum gününü kutladık. Hem de 23 Nisanın üstünü kapatacak bir şekilde, tüm haftaya yayarak. İmam Hatipler için yılın olayıydı, tüm sene buna hazırlanırdı. Bunun böyle olduğu, 15 Temmuza kadar ret edildi. 15 Temmuzdan sonraki yıl bir günlüğüne kutlandı, ertesi yıl, miraç kandili ile kutlandı.  Hatta 15 temmuzda, fizik kitaplarında F kuvvetlerinin G yüklerini çekmesi-kaldırması; matematikte F şehrinden G şehrine gitmeyi bile yasakladılar.

F.G, onlarca şeyhten en güçlüsüydü çünkü NATO onu seçmişti, onun önü açılmıştı. Öte yandan laik devlete karşı bayrağı da o açmıştı. Devlete sızmayı o başlatmıştı. Ateist, solcu hayranları vardı. 2013 aralığına kadar da diğer tüm tarikatları yöneten bir orkestra şefi gibiydi. Sonra iktidar kavgasında kaybedince kafir oldu.

Buna çok da şaşırmamak lazım. Humeyni'de, İran'da devrim yaptıktan sonra,  kendi politikalarını benimsemeyen mollaların cübbelerini almıştı. Siyaset, din adamlarına karşı da acımasızdır.

Şimdilerde Fettullah Gülen'i diğer tarikatlardan ve Nurculardan ayırma gayreti var. Tüm tarikatlar birbirinden siyasi olarak ayrılır. Siyasi olarak uzlaşıyorlarsa, başka mezhep ve dinlere karşı da birliktedirler.  Fettullah Gülen, Said-i Nursi'den farklı şeyler söylememiş, Nurcu öğrenci, evlerinde ve yurtlarında bolca risale (kitapçık demek, Nursi'nin yazdığı Risale-i Nur kitabının kısa adı)

Fettullah Gülen, Said-i Nursi ne derse onu yapmıştır. Bazı gizli güçlerin desteği ile, 1974 Kıbrıs'ın kurtarılmasından sonra emekli de olmuş, bir anda etrafında bir kalabalık birikmiştir. Bu gizemli yükselişi, 12 Eylül ile birden füze hızına ulaşmıştır. Sadece o değil,  bütün tarikatlar yükselişe geçti. Çünkü ne 12 Mart, ne 12 Eylül, tarikatlara hiç bir şey yapmadı ve tarikat şeyhlerinin çoğunun, hiç hapis anısı yoktur. 1970'den beri tarikat liderlerinin dokunulmazlığı var. O çok ağladıkları 28 Şubat sürecinde olan, türbanını çıkarmak istemeyen kadınlara, imam hatiplilere ve meslek liselilerine oldu. Şeyhler mürit ve para kazanmaya devam ettiler. Son kırk-elli yılın evliyalarında, çile konusu eksiktir.

Bu yazının asıl konusu şudur ki, bu din adamlarının makam olarak peygamberle yarışması, bunu bazen kendilerinin, bazen de onların sırtından isim kazananların yapması.

Mesela Mevlana, hiç bir eserinde evliyalığını ya da çilekeşliğini anlatmaz. Oysa Ahmet Eflaki, onun çocukken bile çok az yemek yediğini yazmış ve onun hakkında bir sürü şey uydurmuştur. Eflaki, Ariflerin Menkılbeleri adlı kitabında, Mesnevi, Kuran şerhidir diyen birini azarlar ve Mesnevi Kuran'ın kendisidir der. Ah Bunu Türk halkı, şeyh uçmaz, müritleri uçurur diye anlatmıştır. Bazı durumlarda da şeyh, kendi kendisini uçurmaya çalışmıştır.

Buna  bir kaç örnek vereyim.  Ünlü hadis derleyicisi Buhari, kendi kitabında yazdığına göre, esrarengiz bir yerde, günler süren, yeme-içme-namaz-uyku molası olmayan bir sınava tabi tutulmuştur. Ona hadisler, rahiv senetleri de karıştırılarak sorulmuş, o da doğru söylemiştir. Said-i Nursi  de, İstanbul'da esrarengiz bir medresede, kendisinden başka şahidi olmayan bir sınava tabi tutulmuştur. Olayın olduğu tarihte, tesadüfe bakın ki, İslamcıların çok sevdiği 2. Abdülhamit'in kendisini akıl hastanesine attığı zamana denk geliyor. Bu şahıs, kendi yazdığı kitap için, benim malım değil, Kuran'ın malıdır diyor. Yani yazdıklarını Kuran ile bir tutuyor. Yazdıklarının, tıpku Kuran gibi eleştirilmemesini istiyor. Mevlana'nın Eflaki araacılığı ile yaptığını, Nursi, kendisi yapıyor. 

Artık bunu pek çok din adamı yapıyor. Mesela bu yaz ölen bir tarikat şeyhi, kendisi on yıldan fazladır felçli ve bir yıla yakındır da felçli, kadınlar başını açtıkça hastalandığını söylemişti. Karaman'da kırk beş çocuğa tecavüz edilirken veya yolsuzluklar olurken kendisine bir şey olmuyor tabi. 

Bir de, bu yaz boyunca ne kadar çok din adamı ya da din ile ilgili açıklamaları yüzünden ünlü olmuş bazı yazar çizerler de öldü. Bu kimsenin de dikkatini çikmedi nedense.

Sevgili okurlarım, kendisini peygambere şirk koşanlara da yüz vermeyin.


16 Ağustos 2020 Pazar

GAZALİ'NİN OMUZUNDAN ATILAN TÜFEKLER


Şimdi sen  sahaflardan bulduğun kitaplara yazı yazıyorsun diyeceksiniz ama bazı kitapların hakikatten keşfedilmesi gerekiyor.
Bu kitap ise bir sahte kitap, üstelik ünlü bir din adamının, ünlü bir kitabının sahtesi.
Önce bu kitabın elime nasıl geçtiğinden bahsedeyim. Malumunuz kitap düşmanı bir iktidarımız var ve kendisi pek çok belde-köy kütüphanesini kapattı. O kapanan kütüphanelerden biri çalıştığım ilçedeydi. Personel kadrosu sebebi ile kapanan kütüphanenin kitapları, ilçe merkezindeki kütüphaneye taşındı. Devletin aldığı kitaplar, ilçe kütüphanesine katılırken, halkın kütüphaneye bağışladığı kitaplar da hurda kağıda gidecekti.
Bunu tesadüfen öğrendim. Önce kendim, sonra okuldaki öğrencilerimle beraber, mümkün olduğunca çok kitabı kurtardık. Önemli bir kısmını da okul kütüphanesine bağışladık.
 Lakin giden de gitti.
Kitabı neden bu şekilde edindiğimi anlatmamın sebebini, kitabın içeriğinden bahsedince anlayacaksınız.
Kitaplar çeşitli tarihlerde, çeşitli kişilerce kasaba kütüphanesine bağışlanmış. Galiba çoğunluğu öğretmen. Bir de bazı kurumlar, kitapları tüm kütüphanelerde olsun diye doğrudan kargo ile göndermiş.
IŞIK, Hüseyin Hilmi - TDV İslâm Ansiklopedisi
Sık sık da çeşitli sebeplerden tek tek ya da topluca kitap alan birisi olduğumdan, pek çok kitaba uzun süre sıra gelmedi. Aralarında İmam Gazali'nin bir kaç kitabı da vardı. (Ayrıca başka bir İmam Gazali kitabını da başka bir yerden bulup, okumuştum.)
Derken korona hastalığı, karantina süreci derken, yeni kitap almaktansa, bu kitapları okumaya karar verdim.
Sıra nihayet İmam Gazali'nin Hüccet-ül İslam adlı eserine geldi.
Bu arada not, tam da bu kitapları aldığım zaman bir yerde Gazali'nin lakabının Ulum-u Din olduğunu ve Sünni İslam'a göre peygamberden sonra en yetkin din otoritesi kabul edildiğini okumuştum.
Peygamberin ölümünden dört yüz yıl kadar sonra doğmuş bir kişiye böyle bir unvan verilmesi çok garibime gitti.
Son okuduğum Gazali'ye ait kitabın şok eden özelliği ise Hüccet-ül İslam olmaması,  hatta Gazali'ye ait bile olmaması.
Benim bir tezim vardır, özellikle Türkiye'de dini kitaplar çok satılır, az okunur. Bu kitap da onun delili gibi.
Kitap 1967 yılında, Salah Bilici Kitabevi tarafından, 1967'de İstanbul'da basılmış. Tercümeyi Işıkçılar tarikatının kurucusu, İhlas Holding Ceo'su Enver Ören'in kayınpederi Süleyman Hilmi Işık yapmış.
Kitabı kaydeden kütüphaneciye göre ( artık her kimse) yazarı da Süleyman Hilmi Işık (bence de öyle).
Kitap, arka iç sayfasında yapıştırılan ve muhtıra denen kağıda göre 1981'de bir kere ödünç alınmış. Kütüphaneye ne zaman bağışlanmış bilmiyorum ama benim elime 2013'de geçti. (Yüz civarı kitapla beraber)
Sorun kitabın Hüccet-ül İslam olmaması ve hatta Gazali ile alakasının olmaması.
İlk önce vapurda ve trende de kıbleye dikkat etmelidir sözleri kafamı karıştırdı. Hadi gemi kelimesini Türkçe'ye vapur diye çevirdi, Gazali zamanında tren mi vardı?
Sonra kitapta ilerledikçe, kitabın Gazali tarafından yazılmadığını, 20. yüz yılda, tahminen de 1960'lı yıllarda bir Türk tarafından yazıldığı çok belliydi. O yazan da muhtemelen Süleyman Hilmi Işık'dı.
Bir kere Gazali,  benim bildiğim Şafi'ydi, kitapta size Hanefiliğin kurallarını anlatacağım diyordu. Sonra Mevlana müzik ve raks etmezdi, bunlar sonradan uydrululmuş deyip, kendince Mevleviliği anlatıyor. Anlattığının Mevlevilikle alakası yok. Sonra bir yerde Vahabilik aleyhine bir şeyler yazıyor.
Sonra birbirini tutmayan bir sürü saçmalığı din adına anlatıyor. Sonra iki yerde Kimyayı Saadet'ten (Gazali'nin başka bir kitabı) alıntı yapacağım diye Gazali ile alakası olmayan şeyler yazıyor.
İhlas suresine kafayı takmış, her halde ezbere bildiği tek sure olmasından dolayı.
Peki bu kadar saçmalığı yazıp, İslamın ünlü aliminin adına yayımlayan Süleyman Hilmi Işık'a sen ne yapıyorsun diyen olmamış mı?
Aksine, aslında bir kimya mühendisi olan Süleyman Hilmi Işık, ışıkçılar diye bilinen tarikatı kurmuş ve etrafına pek çok mürit toplamış.
Ben de bir yandan daha önce okuduğum diğer Gazali kitapları da böyle miydi diye düşündüm. Ne kadarı gerçekten Gazali'ye, ne kadarı Gazali'nin omuzundan tüfek atışıydı.
İslam filozoflarından Meşailerin  (İbni Rüşt, Farabi, İbni Sina, El Kındi vs) kitapları piyasada bulunuyor. Az da olsa felsefe meraklıları için basılıyor.
Tasavvuf kitapları ile, din ve mezhep liderlerinin (Ebu Hanife, İmam Şafi, Bayezid-i Bistami, Abdülkadir Geylani vs) kitapları ya bulunmuyor ya da tarikatlar tarafından basılıyor.
Halkı din konusunda bilgilendirmek olan Diyanet İşleri başkanlığının koca bir yayınevi ve gene devasa matbaası var. Böyle kitapları kendisi basabilir veya hemen her ile yayılmış ilahiyat fakülteleri bunu yapabilir.
Öte yandan da asıl sorun, halkımızın kitap okumaması. İşin ilginç yanı, dini kitapları da satın alıyor ama okumuyor.
Ancak içine şüphe duymaya başladığında okuyor. Yoksa dinliyor. Zaten çoğu din kitabı (bu yazıda anlattığım da dahil) şeyhlerin konuşmalarının kağıda aktarılması.
Oysa baştan sona okuduğunuzda, Süleyman Hilmi Işık gibilerinin bir lise öğrencisi kadar dini bilgisi olmadığını görüyorsunuz. Oysa ortamda sohbeti dinlerken ağlamalar ve şeyhin yardakçılkarı yüzünden bambaşka bir psikolojiye kendinizi kaptırıyorsunuz.
Oysa altı bin yıldır insan öğrenmesinin temeli okumadır. Din konusunda da okuma yaygınlaşmalıdır. Dini kitapların orijinal kaynaklarından sorumlu akademisyenlerce ya da iyi Arapça bilenlerce çevirileri yapılmalıdır.
Kütüphane üzerine de not. Milli Kütüphaneden de yirmi bin civarı kitap kayıp.