muzaffer şerif başoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muzaffer şerif başoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2022 Salı

Squid Game: BİR KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİ OLARAK İNCELENMESİ



Nerflix'in Güney Kore yapımı dizisini geç izlediğim gibi, hakkında da geç yazı yazıyorum. Filmi, kapitalizm karşıtı açıdan yazıyorum.  Dizi, o kadar kapitalizm karşıtı ki, 1991, yani Sovyetler Birliğinin dağılmasından önce yapılmış olsaydı, sosyalizm-komünizm propagandası ile suçlanabilirdi. Aslına benzeri film yapıldı. Açlık oyunları ile başlayan disütopya filmleri zincirinin yeni halkalarından. Aslında Arnold Schwarzenegger'in 1987 de oynadığı Ölüme Koşan Adam diye Türkiye'de vizyona girmiş filmi, bu tür filmlerin başlangıcıdır. Açlık Oyunları romanlarının yazarının bir röportajda, Antik Girit'in Minos efsanesinden ilham aldığını zöylemişti.

Squid Game'in bu filmlerden farklı, bir disütopya'da değil, günümüzde geçiyor olması. Üstelik, İrlanda adası kadar yüzölçümü, elli milyon kadar nüfüsuyla, Rusya kadar büyük bir ekonomisi olan, günümüz Güney Kore'sinde geçiyor olaylar. Çocukluğumdan beri duyduyum Japonya örneğine bir de Kore örneği çıkmışken ne Squid Game'i. Koreliler para için Squid Game oynayacaksa, biz ne yapalım?

Bence dizinin en iyi bölümü. Diğer açlık oyunları ya da disütopik savaş oyunlarının aksine, oyuncular, oyundan vazgeçiyorlar ve gerçek hayata geri dönüyoruz. İşte orada dev ekonomisi ile sanayileşmesi Türkiye'nin hedefi olan Güney Kore kapitalizminin kabusunu görüyoruz. %51 ile oyunu bitirmişken, kısa süre sonra%91 ile oyunlara geri dönülüyor; üstelik ilk oyunun vahşiliğine ve neredeyse oyuncuların yarısının ölmesine rağmen.  Dışarısı, yani kapitalist dünya, bir kere düşmüşlere ikinci bir şansı çok nadiren veriyor.

Oyuncular arasında bu kapitalizmin alt sınıfından her türden insan var. Bir tane mafya elemanı, bir tane sonlara doğru (4, ya da 5. bölümde) Pakistanlı olduğunu öğrendiğimiz Ali (Ali, iş ve kariyer uğruna Kore'ye göç eden göçmenleri simgeliyor), iyi üniversitede okuyup, şirketini dolandıran beyaz yakalı  (seksenlerin deyimi ile Yupie) biri, Kuzey Kore'den kaçmış biri,  bir karı-koca, bir yankesici (başrolün parasını da çalıyor), bu yankesicinin, mafya'nın eski sevgilisi olduğunu öğreniyoruz ve başka bir sürü insan.

Bu tip disütopik filmlerin kaynağı, deneysel sosyal psikolojinin kurucusu Muzaffer Şerif Başoğlu'nun Hırsızlar Mağarası deneyidir. (Biri Bizi Gözetliyor, Sörvayvır gibi televizyon şovlarının kökeni de Başoğlu'nun sosyal-psikolojik deneyleri vardır.

Dizide 4. bölümden sonra oyun kuranların içine sızan polis sayesinde, gardiyanların halinin da mahkumkardan betermiş. Bu da güzel bir ayrıntı.

Dizide aslında pek iyi karakter yok. Baş karakter iyi ve merhametli bir olmakla beraber, anasından para tırtıklayan, at yarışları düşkünü, hiç bir işte tutunamamış, eğitimde başarılı olamamış, loser (luzir) denen silik biri. Kapitalistlere göre yoksullar, bunlardan oluşuyor. Öte yandan başarısız beyaz yakalı, dizinin gizli kötü jönü. Dizi de ana kuzusu olan ana karakter ile, beyaz yakalı gizli kötü karakter arasında geçiyor aslında. Finalde de ikisi kapışıyor. İlk bölümdeki kıyımdan çocukluk arkadaşını koruması, yupi'nin içindeki kötülüğü görmemize engel oluyor. Onun içindeki kötülükte, kapitalizmin kötülüğü gibi zamanla ortaya çıkıyor.

Finalde başkahraman, yaşadığı olayların etkisiyle deliriyor. Pek çok kişi son bölümü beğenmemiş ama son bölüm felsefesini, kapitalizmin vahşiliğini çok iyi anlatıyor.

Sonuda kahramanımız kendini kurtarmak yerine bu oyuna son vermeye karar veriyor. 

Bence dizi, bu açıdan izlenmeli.

21 Ağustos 2022 Pazar

MUZAFFER ŞERİF'İN EFSANESİ VE GERÇEKLER

  


Bu yazıda her iki anlamda da efsane bir kişiden bahsedeceğim. Hem ürettiği bilimle efsane, hem de hayatı üzerine rivayetler bulunan bir efsane olan Muzaffer Şerif. Onun hakkında internette araştırma yaparken, kurucusu olduğu Dil, Tarih, Coğrafya'nın Psikoloji bölümünün videosuna denk geldim. İnternette, özellikle de Ekşisözlük merkezli pek çok yalanın yayıldığını fark ettim. Amacım hem bu yalanların yerine gerçekleri koymak, hem de böyle bir değeri, okurlarıma tanıtmaktır.

Muzaffer Şerif Başoğlu, siyasi sebeplerden dolayı Türkiye'de tutunamamış, Amerikalı bir meslektaşı ile yaptığı evlilik (o tarihte devlet memurlarının, başka ülke vatandaşları ile evliliği yasaktır) bahane edilerek Türkiye'den koparılmış değerdir. 

Deneysel sosyal psikolojinin kurucularından değil, bizzat kurucusudur. Deneysel psikoloji üzerine yaptıkları gerçektir ve efsanevi işlerdir. Doktora tezi bile o kadar ünlüdür ki, tutuklandığı zaman Haward'daki hocaları, serbest bırakılması için Amerikan hükumetine baskı yapıyor; sonuçta Türk hükumeti de yurt dışına çıkması şartı ile serbest bırakıyor. 1954 Hırsızlar Mağarası deneyi ise efsane.  Bu deney, önce Sineklerin Tanrısı romanına (William Golding'e ilk romanı ile Nobel edebiyat ödülü kazandırmıştır) sonraları da Survivor, Wipe Out gibi televizyon programlarına, Bill Truman Show,  Yalancı Yalancı (Jim Carrey'in filmi) ve en son Netflix dizisi The Goof Place gibi yapımlara ilham kaynağı oluyor. Deneysel sosyal grup araştırmalarının hepsi, Muzaffer Şerif'in araştırmalarının taklididir. 

Burada yalanlamam gereken efsaneler ise, Amerika'ya gidişi ve Amerika'daki yaşamına dair olanlardır. Çünkü  kendisi Amerikan vatandaşı olmayı ret edip, pasaportsuz yaşadığı ve bu yüzden de hayatı boyunca Amerika dışına çıkmadığı halde, Wikipedya bile Amerikan vatandaşı olduğunu yazıyor. Diğer yandan Ekşisözlük merkezli troller, Şerif'i Amerika'ya gittikten sonra Türkiye'den tamamen koptuğu, hiç Türkçe konuşmadığı, Amerika'ya gelen Türklerle bile Türkçe konuşmayı ret ettiği yazıyor. Oysa Behice Boran, Ruhi Su başta olmak üzere, Türk dostları ile sürekli ve düzenli olarak mektuplaşmış. Meşhur sosyoloji profesörü Mübeccel Belik Kıray'ın, Amerika'da burslu okumasını sağlamış. Çocukların İngilizce adları da Can Yücel, Ruhi Su gibi tanıdığı Türklerin isimlerinden vermiş. Pasaportsuz olduğu için Türkiye'ye gelememiş ama Amerika'daki Türklerle hep ilgilenmiş. Yani bütün o Türklükten kopma, hiç Türkçe konuşmama hikayeleri, Ekşici mavalları. 

Öte yandan benim merak ettiğim Muzaffer Şerif'in, serbest kalıp, Amerika'ya geri döndüğünde gemileri neden yaktığı? Carolyn Wood  (Şerif) ile büyük aşkı mıydı, Komünizmden yargılanması mıydı? Oysa kendisi, Amerika'da da Komünizm şüphesi ile FBI tarafından soruşturulmuş. Öte yandan Türkiye'de artık kendisi için, bilim üretmek bir yana, yaşamak için bile güvenli ortam olmadığı da bir gerçektir. Sabahattin Ali'nin katledilmesi olayı, Muzaffer Şerif için hep taze kalmıştır. Öte yandan Şefir, tek Türkçe eseri olan Irk Psikolojisi adlı kitabıyla, Nihal Atsız önderliğindeki Irkçı-Turancıların hedefi olmuştur. Halen piyasada olmayan tek kitabı da budur. Nazım Hikmet, bu kitap üzerine övgü dolu tanıtım yapmıştır. Bu kitap, sahaflarda yüksek fiyata satılmaktadır.

Muzaffer Şerif Başoğlu, tekrar ve tekrar keşfetmemiz, resmini paraların, pulların üzerine basmamız gereken bir değerimizdir.