suriye iç savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suriye iç savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2024 Salı

SURİYELİLER ÜLKELERİNE NEDEN DÖNER YADA DÖNMEZ?

Suriye'de 1963'den beri süren BAAS partisi, 1970'den beri süren Esat ailesi rejimi, on yada on beş gün kadar bir sürede çöktü. 13 yıldır süren iç savaş bitti gibi.  Gibi diyorum çünkü daha bir kaç ay önce savaşı Esat kazanacak gibiydi. Muhalifler o kadar hızlı kazandı ki,  El Muhaberat, arşivlerini yok edemedi. Her şeyin bu kadar değiştiği bir ortamda, ülkemize doluşmuş milyonlatca Suriyeli'nin bazıları dönecek, bazıları dönmeyecektir belli ki. Kendimce dönenlerin neden döneceği, dönmeyenlerin de neden dönmeyeceği üzerine fikirlerimi yazacağım. Önce gidenlerden bahseyim:

1) Zafer Kazanmışlık duygusu: Sonuçta yarım asırdan uzun süren bir iktidar devrilmiş ve ülkemizdeki Suriyelilerin çoğunluğu ve hatta belki tamamına yakını Esat ailesine muhalifti. Zaferden pay alma umuduyla gideler olacaktır.

2)Türkiye'de yükselen faşizm: Faşizmi bu topraklara eken sağcı anlayış, sonra nerelere gideceğini hesap edemedi ve her durumda faşizmden, ayrımcılıktan karlı çıkacağını sandı. Suriyeliler gelene kadar karlı da çıktı. Ta ki son Suriyelilere saldırılara kadar. Maraş katliamı yada 6-7 Eylülle övünen sağcılar, bu olaya sahip çıkmadığı gibi, suçu solculara da atamadı. (6-7 Eylül'de atmayı denediler. Aziz Nesin'in Salkım Salkım Asılacak Adamlar, kitabını okuyun.) Z partisinin hedefi de göçmenleri göndermek değil, alt sınıfta tutmak. Hükumet sagari ücreti bu kadar düşük tutarken, Suriyeliler ve Afganlar başta olmak üzere göçmenlere güvendi. Bence bu maaşa onlar da çalışmaz. Bu belirisin faşizan öfke bir yerlerden patlayacak.

3)Düşük ücretler ve sefalet: Bu asgari ücrete Suriyeliler ve Afganlar da isyan eder ve sefalet içindeki göçmenler, dönmeye çabalayacaklardır. Memleketlerine dönüp, gurbetteki yaralarının izlerini silmeye çalışacaktırlar.

4)Suriye'nin yeni rejiminin halkını istemesi. İtiraf ediyorum, şu yazıyı yazarken savaşı Esat kazanacak sanıyordum:

https://onbinkitap.blogspot.com/2018/09/eysan-diplomasisi-ve-suriyeliler.html

Esat konusunda yanıldığımı kabul ediyorum. Değişmeyen şey şu ki, yeni rejim de halkını isteyecek. İnsansız bir ülke kalkınamaz. Yeni rejim bir de Sünni çoğunluklu ve Sünni Araparın çoğunluğu da Türkiye'de. Rejim olarak kendi halkını isteyecektir.

Neden gitmeyecekleri üzerine de aklıma şunlar geldi:

1)Savaş kesin bitmemiş olması:  Afganistan'da son Rus askeri, ülkeyi 1988'de terk etti. Buna rağmen Muhammed Necibullah rejimi 1992'e kadar iktidarda kaldı. Gerçi bu iktidar, ülkenin %15'i kadardı, kalanı mücahitlere aitti. 1992'de Necibullah, her diktatör gibi delirip, kendisinin ve Rusların en büyük destekçisi Özbeklerin lideri Raşit Dostum'a (Abdülreşit Dostum adını da kullanır) ihanet edince, Raşit'in kontrolündeki Özbekler, karşı cepheye geldi ve Kominist Necibullah rejimi yıkıldı ve savaş bitti mi? Ne gezer? Bu sefer de yedi büyük mücahit grubu birbiriyle savaştı. Necibullah'da İngiliz elçiliğine sığındı. Taliban tarafından döve döve öldürülüp, asılıp, üzerine de parça parça doğrancağı 1996 yılına kadar İngiliz Kültür Merkezinde, İngilzce kitaplar okuyup, uydu kanallarından televizyon izleyerek geçirdi. Bu dönemde iç savaş daha çok başkent Kabil ve çevresinde sürdü. 1996'da bir grup medrece öğrencisi, yani talebesinin kurduğu nTaliban, ülenin büyü bir kısmını ele geçirdi. Dört yıl boyunca Kabil'i paylaşamayan mücahitler, ülekin kuzey doğusuna sığıştı. 2001'de Taliban orayı da aldı. Konuyu Suriye'ye bağlayacak olursam, iç savaşların, ülkeler arası savaşlar gibi birden bitmez, hatta bittikten sonra da izleri devam eder. Ynanistan iç savaşı 1949'da bitti ama 1967'de sosyal demokratların iktidara gelecek ve sonrasında koministler rahat edecek gibi olunda, albaylar darbesi oldu. İç savaşların açtığı ayrımlar, kolay kapanmaz. İç savaşların kesin bitişi çok belirsizdir.

2)Mevcut iktidarın göçmenleri göndermek istememesi: Kapştalşzmin temel ihtiyacı ucuz işgücüdür. Yerli nüfus artışı, kapitalistlerin iştahını kapatıyor. Teşviklerle doğan çocuklar da el bebek, gül bebek büyütülüp, ucuz işçi olmuyorlar. İşin kötüsü, kimse de ucuz işçi olmak için göç etmiyor.

3) Kurulu düzenler ve alışkanlıklar: Kimi on üç yıldır burada olan, burada doğmuş ve-veya büyümüş bir nesil var, bir kısmı Arapça bilmiyor. Bilseler bile, gurbetçilerin Almanca ile karışık Türkçesi gibi, Araplara komik gelecek bir Arapça konuşuyor olmalılar. Bir de burada iyi gelir elde etmeye başlaış insanları düşünün. Henüz neyin ne olduğu belli olmayan Suriye'ye dönmeyi pek çok kişi de istemeyecektir.

4)Arap ülkelerindeki erkek egemenlik: Lazkiye ve Tartus plajlarında bikinili kadınların görüntüsü sizi aldatmasın. Türkiye dışında İslam ülkeleri, küçük bir zengin azınlık haricinde aşırı erkek egemendir. O kadar ki pek çoğunda tecavüz, fiilen suç değildir ve doğrudan zina suçlaması yapılır. Erkek beline, kadın göğsüne kadar gömülür ve erkek, recm öncesi kaçar. Genelde böyle olur. Karısını döven yada öldüren erkelerin ceza almaması da normaldir. Türkiye'nin her yerinde aynı kültür olmadığı gibi, aynı ahlak zihniyetinde de değil. Pek çok Suriyeli kadın, Suriye çok iyi durumda olsa bile gitmeyecektir.


20 Mayıs 2023 Cumartesi

UNUTTUĞUNUZ TEHLİKE-SURİYELİLER VE DİĞER MÜLTECİLER



Tüsiad ve süper zenginler, resmen altın çağını yaşıyor. Salgında bile umarsızca yağmalarına devam ediyorlar. İnsanları evden çıkamamasını, eylem yapamayan insanların elinden toprağını ve suyunu çalmak için bir fırsat olarak görüyorlar. Sayacını okumadıkları doğal gazın, elektriğin faturasını fazlası ile alıyorlar. Tarımı öldürdüler ve ithal gıdalarla servetlerine servet katıyorlar. İhaleye bile gitmeden, geçiş-kullanım garantili  ya da fahiş ücretli ihaleler alıyorlar. Dünyanın en iyi 3. hava alanının pistini bozdular.
İktidarı destekleyenler arasında tek memnun olanlar onlar kaldı. Hemen herkesin dilinde elim kırılaydı da oy vermeseydim diyor.
Halit Narin'in dediği gibi halk halen ağlıyor, Narin gibiler halen gülüyor
İktidarsa kulladıklarını tuvalet kağıdı misali çöpe ata ata gidiyor. Bir zamanlar muhtarlar sarayda toplanmaktan, iş yapamıyordu. Şimdilerde dertlerini anlatacak mecra bulamıyorlar. Zamanında saraylarda ağırlanan akil  adamlar ve yetmez ama evetçiler gibi oldular, az kaldı hain ve terörist olacaklar.
Diğer bir kenara atılanlar ise Suriyeli mülteciler. Kalbinden vurulan ama katili olan polis oruçlu olduğu için kaza raporu verilen cinayet bile onların varlığının tekrar hatırlanmasına neden olmadı.
Bir ara kameralar sürekli Suriyelilerin üzerindeydi. Holivud yıldızı Ancelina Joli, o pahalı çantasını sallaya sallaya mülteci kampına gelmiş, ilk defa bir mülteci kampında gülen çocuklar görüyorum demişti.
Şimdi tüm dünya onların haline karşı ilgisiz. Bir ara Türk faşizminin gözde hedefiydiler. Açtıkları küçük işletmelerde vergi vermiyorlar,  hastanelerde  ücretsiz muayene oluyorlardı.
Batıya koz gibi kullanılan bu zavallılar, önce sınıra sürüldü, sonra sessizce geri çekildi. Şimdi salgından dolayı bir yere de kımlıdayamıyorlar.
Sokağa çıkma yasağı nedeniyle para da kazanamıyorlar.
Bu arada salgın ile ilgili her gün düşen rakamlara kimse inanmıyor. Bu sürekli düşen rakamların amacı avm ve diğer alış veriş ibadethanelerini icraata açmak.
Bu rakamlarda Suriyelier, Afganlar ve diğer göçmen-mülteci güruhu dahil değil. Salgın nedeni ile hastanelere doğru dürüst alınmıyorlar. O küçük dükkanlarına zaten kendileri haricinde giden yok.
Bu insanları unutması, yok oldukları anlamına gelmiyor.
Kendi kendinize darbe dedikodusu çıkarıp, milleti tehdit ediyorsunuz ama asıl tehlikenin farkında bile değilsiniz.
En tehlikeli insanlar,  kimsenin umursamadığı insanlardır. Bu sessizlikleri asıl endişelenmeniz gerekendir.