beşar esad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşar esad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2025 Pazar

İKTİDARIN BALDAN TATLILIĞI VE SONSUZ SANILMASI



İlk  aşkların en  tatlı yanı, hiç bitmeyecek sanılmasıdır demiş Benjamin Draselli. Buna iktidarı, özellikle devlet iktidarını da ekleyelim. İktidar, ilk aşklar gibi hiç bitmeyecek sanılıyor. Bu yüzden de devrimler, hiç olmayacakmış gibiyken, birden bire olur. Rosa Lüxemburg; devrimler olmadan önce imkansız, olduktan sonra kaçınılmaz görünür, demiştir. Devrimler, iktidarlar için tam da böyle olur. Zülfü Livaneli'nin deyimiyle iktidarda olmak, kaplanın (ya da arslanın) sırtında olmak,  onu yöntetmek, onu kullanarak herkesi tehdit etmektir. Bir de o kaplanın sırtından inmek vardır. Düştüğünüz an, paramparça olduğunuz anddır.

Bu yüzden zorba iktidarların temel zorbalık sebebi, iktidarlarına tehdittir; İktidarlarına tehdit olmayan yada öyle olmadığını zannettikleri şeylere karşı şaşırtıcı şekilde müsamahakardırlar. 2. Abdülhamit'i ele alalım: son otuz yıldır, hatta çok öncesinde, yetmişlerin sonundan itibaren kapana kapana kalmayan (bazı Ege ilçelerinde kalmış galiba) yasal genelevler, ilk defa bu dönemde açıldı; ilk rakı, şarap, bira fabrikaları bu dönemde açıldı;  gazetelerde ağır bir sansür vardı ama alkollü içecek reklamı serbestti. Abdülhamit dönemi, İsranbul Bektaşileri için ikinci bahar gibiydi; 2. Mahmut'tan kalma yasaklardan tamamen kurtulmuşlardı. Buna karşın Abdülhamit döneminde  gazetelerde burun demek, yıldız demek, Fransız ihtilalinden bahsetmek yasaktı. Bir de son 23 yıla bakın; domuz, kasaplık hayvan oldu, kimliklerde din ibaresi kalktı (oysa bizzat kendileri, iktidarlarından önce, sokağa çıkma yasaklı nüfus sayımlarında, nüfus memurları din sormuyor diye öfkelenmişlerdi.

İktidar sahipleri, iktidarları tehlikeye düştükçe daha da sorbalaşır, bu zorbalığın da iktidarı düşürmeyi zorlaştırdığını sanır. Zaman geçtikçe de daha da tecrübesi arttığı ve ülkeyi daha iyi yönettiğine dair bir yanılsama içindedir. Benzer bir yanılsama da, iktidardan düştükten sonra geri geleceğine dair olarak yaşar. İdi Amin, sığındığı Suudi Arabistan'da, telefon faturası astronomik gelince (o zaman internet uygulamaları yoktu, şehirler arası ve milletler arası telefonla konuşmak özellikle pahalıydı. Enver Paşa ise onca olandan sonra yirmi gün, yirmi iki gece süren Sakarya Meydan Savaşı sırasında Batum'da, olası bir Türk yenilgisinde, liderliği almak için bekliyordu. Bunu duyan Ankara hukümeti halka Sarıkamış faciasını hatırlattı.

Bu yazıyı aklıma son günlerde internete düşen bir video yüzünden yazmaya karar verdim. Video da devrileli bir yılı geçmiş olan Suriye eski diktatörü Beşar Esat,  bombalarla yıkılımış Guta şehrini gezip, camilerini inşa eden insanları, kendine piramit yaptırtan firavunlarla bir tutup, bunları bir daha katletmeli diye dalga geçiyor. Ne kadar rahat ve kendinden emin, arabayı kendisi kullanıyor ve etrafında bir tane bile koruma yok.  Ayni video mu, devamı mı bilmiyorum, Beşar bey, koruyucusu Vlademir Putin'in botoksları ile alay ediliyor. Her şey bir yana, muhaliflerin karşı saldırısı başlamadan evvel, ülke yüz ölçümünün % 85 kadarı elindeydi ve son bir yıldır Esat ailesi savaşı kazanmış gibiydi. Buna karşın Esat ailesi Kürtler dahil tüm muhalifleri ezse bile, bir on yıl kadar sonra benzer bir isyan yada isyanlar daha  çıkacaktı. Rusya'yı sonsuz bir iç savaşın taraftarı olacaktı ama olmadı. Muhaliflerle anlaştı ve savaşı kısmen bitirdi; kısmen diyorum çünkü Kürtler ile tam bir uzlaşma henüz (2025 Aralık) sağlanmadı. Beşar bey Moskova'da bir yerlerde, tekrar göz doktorluğuna dönmek üzere ders çalışıyormuş.

Beşar Esad,  daha iktidara gelmeden iç savaşa hazırdı; 1982 Hama katliamından sonra iiç savaş çıkacağı belliydi. İktidarının ilk yarısı iç savaş için yığınak yapmakla, ikinci yarısı da iç savaşla geçti. İç savaşa o kadar hazırdı ki ülkesini, iç savaş ekonomisi için Araplar arasında yaygın C.... uyuşturucusu için bir üretim üssüne dönüştürdü.

Bütün ölümler erken olması gibi, bütün zorbalar için iktidarın düşüşü beklemedikti. Babil kralı Baltazar, kahinlerinin söylediklerine inanıp, Perslerin işgaline karşı hazırlık yapmadı. Sarayında sarhoş şekilde eğlenirken,  işgale uğradı. Krallığının yıkılacağını sadece dedesinin esir ettiği Yahudiler söylemişti. Büyük Kiros (Kubad), bu sebeple Yahudilerin geri dönüşlerine izin verdi. Hitler 1932^de hulümeti bozunca, partisinden 6 bin kadar kişi istifa etti, oysa bir kaç ay sonra Almanya'nın en güçlü kişisi olacaktı. Ekim devriminin 1. yıldönümünde muhalifler ülkenin dörtte üçünü elinde tutuyordu. Fidel Castro^'nı  seksen üç kişiyle iktidara gelmesi o kadar süprizdi ki, zenginler evlerinin anahtarını, bir kaç hafta sonra gelmek üzere uşaklarına bırakmıştı.

İktidar güzel bir rüyadır ve biri dürtmeden kendiniz kalkmalısınız.


8 Aralık 2025 Pazartesi

TOPLUM SÖZLEŞMESİNE ENGEL OLAN AŞİRETÇİLİK PİRAMİDİ



1994-98 arasın, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesindeki sosyoloji eğitimimde hocaların çoğu, katılımcı gözlemin sosyal anrtopolojinin işi olduğunu, sosyolojide gereği olmadığını söyleyip, duruyordu. Onlara göre sosyoloji anketleri, istatislikleme bilimiydi. Yaşamım boyunca hep bunun tersini gördüm. Bunun son örneğini, son çalıştığım okuldaki Iraklı öğrencilerde gördüm. Pek çoğu aşırı derecede Saddam Hüseyin taraftarıydı ve ona karşı aşırı bir hayranlık besliyorlardı. Bir süre sonra fark ettim ki, Kerkük-Musul Türkmenleri, Saddam Hüseyin ve Baas dönemi Irak'ında azınlık muamelesi görmüyorlardı ve Arap egemenliğinden  pek de rahatsız değillerdi. Her diktatörlük yada tek adam rejimi, bir hiyeraşi piramidi yaratır. Irak'da Sünni Araplar, Şii Araplara göre azınlıktı. Irak'ta Kürtler ve Hristiyanlar olmak üzere pek çok etnik grup var. Sünni Araplar da, yönetsel piramitte bir alta Sünni bir topluluk olan Türkmenleri koymuş. Bütün bu süreçte Türkmenler, Türkiye, hatta Ülkücülerle bağlarını koparmamış ama öyle buraları Türkiye fethetsin derdine de düşmemiş. Saddam'ın devrilmesi ile bu düzen bozulmuş. İşid'in bölgeyi işgali de, Arap-Türkmen dostluğunu bozmuş. Bu piramid, düşünüldüğü kadar basit de değildi Mesela Saddam'ın dış işleri bakanı Tarık Aziz,  bir Keldani, yani Hristiyandı. Saddam kabinesinin tek Hristiyan üyesiydi. Amerikan askerleri ınu, Meryem Ana heykelleri ile dolu, içinde yapay bir şelale olan konağında yakalamışlardı. Bu karmaşık düzende yeri olmayanlar Kürtler'di, onlar hiç bir şekilde siyasette yeri olmayan insanlardı. 

Benzer bir durum da Suriye'de vardı. İşin ilginci Suriye devleti, Sünni bir devlet gibi yönetiliyordu ve Esat ailesi başta olmak üzere üst düzey devlet başkanları, kağıt üzerinde Sünni olup, sürekli Sünni kızlarla evleniyordu. Orada da bir piramit vardı ve orada da Kürtler, piramitin en altındaydı. İşin ilginci, Suriye Kürtlerinin önemli bir bölümü (ne kadarı bilmiyorum) Alevi ve sözde Alevi yönetim Kürtlerden en temel vatandaşlık hakkını bile almıştı. Nusayrilere Arap Alevisi adını veren de, Beşar Esad'ın  dedesi, Hafız Esad'ın babası olan Ali Süleyman el Esad'dı. 

Arapların Kürtlere karşı özel bir nefreti var. Araplar, egemenlik altına aldıkları uluslardan, Kürtleri ve İranlıları (Selçuklulardan itibaren genelde Türklerin egemenliği yada koruyuculuğunda yaşadılar.) büyük çoğunlukla asimile edemediler. Mısır'ın sadece %10'u Kıpti kaldı. Süryaniler ve Keldaniler ise daha minik oranlardalar ve  kendi yurtlarında azınlıklar. Pek çok Arap veya Arap kültürü şairi, Kürt uyudum,  Arap uyandım diye şiir yazıyor.

Mezhepçiliğin ve etnik grupçuluğun olmadığı ülkelerde de aşiretçilik sorun, vereceğim son örnek Libya.  Senusi tarikatı, daha doğrusu aşiretinin lideri İdris, İtalyanlar ülkeyi terk edince kral oluyor ama tüm Libya'nın rızasını alamıyor. BAAS harekesi Libya'ya da ulaşıyor ve Kaddafi darbesi oluyor. Kaddafi, Libya'da bir aşiretler hiyeraşisi kuruyor. Bu yeni hiyeraşinin tepesinde, Kaddafi'ye soy adını veren Kaddafa aşireti var. Libya, tarihsel olarak üç büyük bölgeye ayrılıyor, Trablusgar, Bingazi ve Fizan. Kaddafi'nin sisteminde piramitin altında Bingazililer vardır. Kaddafi'ye yönelik ilk isyan da, burada çıktı.

Ortadoğu diktatörlerinden sonra ülkelerin uzun süre istikrara kavuşmama sebebi, kimsenin piramidin en altına gitmeye niyeti olmamasıdır. Aşiretçilik, uluslaşmaya en büyük engel, sömürgecilerin en büyük silahıdır. Sadece yabancı sömürgelerin değil, zorba iktidarların da en sevdiği silahtır aşiretçilik. Saddam'ın Şii çoğunluğu, Esat'ın Sünni çoğunluğu yönetmebilmesinin de sebebi, aşiretlere parçalanmış muhalefetin birleşememesi yada diktatör yıkıldıktan sonra piramitteki yerinin belirsiz olmasıdır. Kılıçdaroğlu, her ne kadar kimlik siyasetine oynamadı ise de, sağcı taban için hep Dersimli Kemal oldu. Benim de uzun süre onu destekleme sebebim, onun gibi Kürt ve Alevi olmam ve hayatım boyunca da bu sebeple zorbalanmamdı. Kılıçdaroğlu, Dersimli'yse, ben de Koçgiriyim. Mühürsüz oylara karşı çıkmadığında ben dahil herkes ondan desteğini kesmeliydi.