İlk aşkların en tatlı yanı, hiç bitmeyecek sanılmasıdır demiş Benjamin Draselli. Buna iktidarı, özellikle devlet iktidarını da ekleyelim. İktidar, ilk aşklar gibi hiç bitmeyecek sanılıyor. Bu yüzden de devrimler, hiç olmayacakmış gibiyken, birden bire olur. Rosa Lüxemburg; devrimler olmadan önce imkansız, olduktan sonra kaçınılmaz görünür, demiştir. Devrimler, iktidarlar için tam da böyle olur. Zülfü Livaneli'nin deyimiyle iktidarda olmak, kaplanın (ya da arslanın) sırtında olmak, onu yöntetmek, onu kullanarak herkesi tehdit etmektir. Bir de o kaplanın sırtından inmek vardır. Düştüğünüz an, paramparça olduğunuz anddır.
Bu yüzden zorba iktidarların temel zorbalık sebebi, iktidarlarına tehdittir; İktidarlarına tehdit olmayan yada öyle olmadığını zannettikleri şeylere karşı şaşırtıcı şekilde müsamahakardırlar. 2. Abdülhamit'i ele alalım: son otuz yıldır, hatta çok öncesinde, yetmişlerin sonundan itibaren kapana kapana kalmayan (bazı Ege ilçelerinde kalmış galiba) yasal genelevler, ilk defa bu dönemde açıldı; ilk rakı, şarap, bira fabrikaları bu dönemde açıldı; gazetelerde ağır bir sansür vardı ama alkollü içecek reklamı serbestti. Abdülhamit dönemi, İsranbul Bektaşileri için ikinci bahar gibiydi; 2. Mahmut'tan kalma yasaklardan tamamen kurtulmuşlardı. Buna karşın Abdülhamit döneminde gazetelerde burun demek, yıldız demek, Fransız ihtilalinden bahsetmek yasaktı. Bir de son 23 yıla bakın; domuz, kasaplık hayvan oldu, kimliklerde din ibaresi kalktı (oysa bizzat kendileri, iktidarlarından önce, sokağa çıkma yasaklı nüfus sayımlarında, nüfus memurları din sormuyor diye öfkelenmişlerdi.
İktidar sahipleri, iktidarları tehlikeye düştükçe daha da sorbalaşır, bu zorbalığın da iktidarı düşürmeyi zorlaştırdığını sanır. Zaman geçtikçe de daha da tecrübesi arttığı ve ülkeyi daha iyi yönettiğine dair bir yanılsama içindedir. Benzer bir yanılsama da, iktidardan düştükten sonra geri geleceğine dair olarak yaşar. İdi Amin, sığındığı Suudi Arabistan'da, telefon faturası astronomik gelince (o zaman internet uygulamaları yoktu, şehirler arası ve milletler arası telefonla konuşmak özellikle pahalıydı. Enver Paşa ise onca olandan sonra yirmi gün, yirmi iki gece süren Sakarya Meydan Savaşı sırasında Batum'da, olası bir Türk yenilgisinde, liderliği almak için bekliyordu. Bunu duyan Ankara hukümeti halka Sarıkamış faciasını hatırlattı.
Bu yazıyı aklıma son günlerde internete düşen bir video yüzünden yazmaya karar verdim. Video da devrileli bir yılı geçmiş olan Suriye eski diktatörü Beşar Esat, bombalarla yıkılımış Guta şehrini gezip, camilerini inşa eden insanları, kendine piramit yaptırtan firavunlarla bir tutup, bunları bir daha katletmeli diye dalga geçiyor. Ne kadar rahat ve kendinden emin, arabayı kendisi kullanıyor ve etrafında bir tane bile koruma yok. Ayni video mu, devamı mı bilmiyorum, Beşar bey, koruyucusu Vlademir Putin'in botoksları ile alay ediliyor. Her şey bir yana, muhaliflerin karşı saldırısı başlamadan evvel, ülke yüz ölçümünün % 85 kadarı elindeydi ve son bir yıldır Esat ailesi savaşı kazanmış gibiydi. Buna karşın Esat ailesi Kürtler dahil tüm muhalifleri ezse bile, bir on yıl kadar sonra benzer bir isyan yada isyanlar daha çıkacaktı. Rusya'yı sonsuz bir iç savaşın taraftarı olacaktı ama olmadı. Muhaliflerle anlaştı ve savaşı kısmen bitirdi; kısmen diyorum çünkü Kürtler ile tam bir uzlaşma henüz (2025 Aralık) sağlanmadı. Beşar bey Moskova'da bir yerlerde, tekrar göz doktorluğuna dönmek üzere ders çalışıyormuş.
Beşar Esad, daha iktidara gelmeden iç savaşa hazırdı; 1982 Hama katliamından sonra iiç savaş çıkacağı belliydi. İktidarının ilk yarısı iç savaş için yığınak yapmakla, ikinci yarısı da iç savaşla geçti. İç savaşa o kadar hazırdı ki ülkesini, iç savaş ekonomisi için Araplar arasında yaygın C.... uyuşturucusu için bir üretim üssüne dönüştürdü.
Bütün ölümler erken olması gibi, bütün zorbalar için iktidarın düşüşü beklemedikti. Babil kralı Baltazar, kahinlerinin söylediklerine inanıp, Perslerin işgaline karşı hazırlık yapmadı. Sarayında sarhoş şekilde eğlenirken, işgale uğradı. Krallığının yıkılacağını sadece dedesinin esir ettiği Yahudiler söylemişti. Büyük Kiros (Kubad), bu sebeple Yahudilerin geri dönüşlerine izin verdi. Hitler 1932^de hulümeti bozunca, partisinden 6 bin kadar kişi istifa etti, oysa bir kaç ay sonra Almanya'nın en güçlü kişisi olacaktı. Ekim devriminin 1. yıldönümünde muhalifler ülkenin dörtte üçünü elinde tutuyordu. Fidel Castro^'nı seksen üç kişiyle iktidara gelmesi o kadar süprizdi ki, zenginler evlerinin anahtarını, bir kaç hafta sonra gelmek üzere uşaklarına bırakmıştı.
İktidar güzel bir rüyadır ve biri dürtmeden kendiniz kalkmalısınız.

