domuz kılı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
domuz kılı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2023 Çarşamba

DOMUZ KILI-IRK VE DİN BİRLİĞİ




 Aziz Nesin'in anlattığına göre Yahudinin bir Cengiz Aytmatov'a, Siz Türkler aynı domuz kılına benziyorsunuz, demiş.Nedenini sorduğunda da Arap, Slav ve her türlü ırk birliğinin kurulabildiğini ama Türk birliğinin kurulamadığını söylemiş. Aytmatov bu sözleri duyduğunda ellili veya altmışlı yıllar olmalı. O zamanlar Slav birliği diye bir durum var. Sovyetler Birliği, Dünya Slavlarını büyük ölçüde Sovyetler Birliği olarak Ruslar yönetmekte. Meşhur Varşova paktı ülkelerinin hepsi pratikte Rusya'ya bağlı. Öyle ki Doğu Almanya başbakanı Honecker, ülkesindeki isyanları bastırması için açıkça Gorbaçov'a kameralar önünde yalvarıyor. Gorbaçov, gecikeni tarih affetmez diye ret ediyor ve sonrasına büyük yıkım başlıyor.

Şu an Aytmatov'a laf atan o Yahudi muhtemelen yaşamıyordur. Yaşıyorsa ya da yaşasaydı, dediğine pişman olmuştu. Zira şu anda en sağlam iş birliği yapanlar Türkler.  Slav birliği, Sovyetler birliği ile beraber dağıldı. Polonyalılar, Çekler, Slovaklar ve hatta Ukraynalılar, Ruslanrdan nefret ediyor. Büyük Slav birliğini kurma hayallerini bırakın, Çekodtlovakya ve Yugostlavya bile dağıldı. Polonya, Çekya ve pek çok Slav ülkesinde eski Sovyet simgeleri yada Rus egemenliğini hatırlatan semboller tamamen ya da kısmen yasak . ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/kuzey-sorunu-olarak-rusya.html )  Arap birliği ise, 1967'nin altı gün savaşı yenilgisinden beri kağıt üzerinde. 17 (on yedi) Arap (ya da Arapça konuşan) ülkesi, dünya silah sanayi ürünlerinin yarısını satın alıyor, birbirleri ile savaşmak için. Körfez ülkeleri, Amerika sayesinde bir Irak işgaline karşı derin bir nefes aldı. Diplomatik alanda da birbirlerine rajon kesip, göz dağı verip, duruyorlar. Çin ile Tayvan'ın arası gergin, Çin habire Tayvan'a karşı askeri tatbikat yapıp, duruyor. Kuzey ve Güney Kore birleşecek gibi durmuyor.

Bir tek Türk birliği ciddi anlamda iş yapıyor. Türkiye'nin desteği olmasa, Azerbaycan, işgal edilen topraklarını Ermenilerden geri alamazdı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/ermeni-azeri-savasi-ve-israil.html ) Diğer Orta Asya devletleri ve çeşitli ülkelerde özerk (bu özerkliler, Gagauzyeri hariç kağıt üzerindedir.) ya da azınlık Türk toplulıklarının çoğu da Türkiye ile işbirliği yapmaya çalışıyor. Oysa Sovyetlerin taze yıkıldığı doksanlarda bile bu hayaldi.

Bunun bir kaç sebebi var. İlki ortak düşmanlar. Sadece Ruslar değil, Çinliler de Orta Asya'da egemenlik kurmak istiyor. Orta Asya için tek güvenilir müttefik, Türkiye. Araplarında ortak düşmanı var ya da vardı, o da İsrail. Birleşik Arap ordularının, kendilerinin yüzde biri kadar olan İsrail'e, 1967 haziranında altı günde yenilmesi, bu büyüyü bozdu. 1973 Yom Kippur savaşı, sonuçta İsrail'in yüz ölçümünün %60'ını kaybetmesine (Özellikle Sina Yarımadası) sebep olduysa da, Araplar için bir zafer duygusu yaratmadı. Mısır'ın ilk saldırıları başarılı olduysa da, Mısır ve Suriye ordularını yenilgiden kurtaran, Petrol krizi oldu. Bu sefer de Perol parasının tadını alan Araplar, mevcut durumu kabullendi. 

Gerçek bir birlik, eşitler arasında olur.  Slav ve Arap birliklerinde bir eşitlik yoktu. Kuzey Slavlarında  Rusların, güney Slavlarında Sırpların büyük kardeşlik hevesi, her şeyi batırdı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/balkan-yarimadasinin-soguk-savas.html ) Arap ülkelerinde de zengin petrol ülkeleri, para gücü ile önce Arap, sonra İslam dünyasına şekil, hatta şekiller vermeye kalktı. En acı sona uğrayan da Libya oldu. (  https://onbinkitap.blogspot.com/2019/12/libyanin-yakin-cag-tarihi.html ) En traji son da Irak'ın oldu. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/04/bir-kac-kitaptan-irakta-kurtler-ve.html )Körfez ülkeleri, savaşacak ordu ve nüfus olmayınca, para ile ortalığı kurcaladı ve kurcalamakta. Aslında hiç kimse liderlik yapmasa, Arap birliği kurulabilir. Türk birliğinde Türkiye'nin liderliğimsi bir durumu var.  Hepsi eski Sovyet ülkesi olan diğer ülkelerin, ticari ve kültürel olarak dış dünyaya çıkmak için  en güvenli yer Türkiye. Ülkeleri için en güvenilir dış yatırımcı Türkler. En zengini Kazakistan ise, kendi ülkesini bayındır yapmakla meşgul. Yani ortalıkta kimsenin kimse üzerinde egemenlik kuracak gücü yok.

Gene de işbirliği teşkilatı çok güvende değil. Sebepte Asya'nın Balkanları Fergana vadisi. Burada bir sürü sınır ötesi toprak ve her devletin ayrı ayrı hesabı var. Sık sık da çatışmalar oluyor. Bu çatışmalar şimdilik çok büyümeden bitiyor. Gelecekte umarım hiç çatışmazlar ama şatışırlar mı bilemem. O kadar siyaset uzmanı değilim. Tek anladığım Orta Asya devletleri ve Türkiye, genel anlamda işbirliği ve mümkün olduğunca barış içinde olmayı tercih ediyor. Zira onları bir lokmada yemeye hazır Rusya ve Çin gibi iki devin tehdidi altındalar.

Şu anda dünyada iki ırk birliği sağlam işliyor, Türk ve Yahudi. Yahudiler de yaşadıkları onlarca katliam ve dışlanmadan sonra mecbur kaldılar. İnsanlar sadece Nazi soykırımını biliyorlar. Naziler,  iktidarda oldukları 12 yılda (1933-45) Dünya Yahudi nüfusunun yarısını (altı milyon) katletti.  Yahudi nüfusu, tekrar eski seviyesine 2010 yılı gibi ulaştı. Oysa bu süreçte dünya nüfusu beş kat artmıştı. Nazi katliamından önce, Rus iç savaşı boyunca (1917-1922) bir milyon kadar Yahudinin öldürüldüğü sanılıyor. Orta çağ ve Rönesans devirleri Avrupası, Yahudi katliamları ile geçti ve halen dünyanın dört bir yanında Antisemitik yayınlar bolca yayınlanıyor.

Sonuç olarak bir birlik, eşitler ve bir araya gelmeye mecbur kalanlar tarafından kurulur.

29 Mart 2019 Cuma

DOMUZLARIN BÜYÜK GÖÇÜ



Bazı insanların yeri kolay doldurulmuyor, bazı işleri o insanlar kadar mükemmel yapacak insanlar ortaya kolay çıkmıyor. Bir de bu işlerin yapılması için uygun ortam olmalıdır. Örneğin, iyi piyanist yetişmesi için o çocuğun çevresinde birileri piyano çalmayı sevmelidir, o çocuk piyanoya ulaşmalıdır.
Yazarlıkta öyledir. Bu yeri kolay dolmayan insanlardan birisi de Aziz Nesin’dir. Ülkemizde pek çok mizah yazarı var ancak ben hiç birinden Aziz Nesin’den aldığım tadı alamıyorum. Onun hikayelerini yazabilmek için iyi bir yazar olmak yetmez, Türkiye’de yaşamak gerekir. Gene Aziz Nesin’e ait bir hikayede, Türkiye’ye gelen bir yabancı hararetle Aziz Nesin’i arar, onunla ağzı kulaklarında konuşur, onun yazarlığını över. Sonra Türkiye’de yaşadıkça ustayı övmez olur, sonra da sıradan biri gibi davranır. Usta, sebebini sorar, o da cevap verir:
-Ben bu hikayeleri, sizin olağanüstü hayalgücünüzün eseri sanıyordum, meğer siz şahit olduğunuz olayları yazıyormuşsunuz.

Bence şahit olmak yetmez, düzgünce de yazmak gerekir.

Bu hikaye tamamen gerçek ve ben bakalım usta kadar iyi yazacak mıyım?
Şimdi ben, Milli Parklar Genel Müdürlüğünde memurum. Ankara’da genel merkezde. Ben, elimden geldiğince bu parkları yağmalamaya çalışan, hayvanlarını, bitkilerini yok etmeye çalışanlarla mücadele ederim. Milli parkların geniş arazi varlığı vardır, pek çoğu birinci dereceden koruma, yani sit alanıdır. Turistlik tesis yapmaya, maden çıkarmaya, taş ocağı açmaya pek çok kişi vardır. Bir de avcılar. Av denen zevki zerre anlamam. Bu küçük bir çocuğu dövme, yada kasabın koyun, sığır kesmesi gibi bir şeydir benim için. O hayvan benden akıllı ve zeki değil, benim kadar donanımlı da değil. Adamlar dürbünlü tüfekle, helikopterle hayvan avlıyor. O kadar uğraşana kadar al tüfeğini, sokak köpeği vur. Hoş, av sporu,av turizmi diye çırpınan adamlar, evlerinin önünde bir kedi yada köpek ezilse, kıyameti koparır.
Bir de mevzunun karşı cephesi var. Koyunları parçalayan kurtlar, kümeslere dadanan tilkiler, gelincikler, sansarlar ve benzeri.

En beteri domuzla.

Bence domuzlar, farenin devasa boyutta olanıdır. Genetik bilimi yada hayvan biyolojisi ne derse desin, benim gözümde domuzlar, devasa farelerdir. Fareler gibi çok doğurur, dayanıklı olduğu için aşırı ürer ve fareler gibi ne bulursa yer. Kendi dışkısını yemesi bir yana, başka hayvan dışkılarını, otu, eti, leşi, odunu, metali, ne bulursa onu yer. Ayağının altına gelen faresi, gene ayağıyla tutar ve yer.
Bu oburluğuyla beraberi bu hayvanlarda gurmelikte vardır. Yiyeceğin hasından anlar. Nişastalı besinlere bayılır. Mısır ve patatese çok düşkündür. Aslında ekili alanları tahrip etmeye bayılır. Bostan ürünleriyle de arası iyidir. Fasulye, kavun, karpuz sevdikleri arasındadır. Meyvelerden en fazla elmayı sever. Ağaca sürtüne sürtüne meyveyi düşürür. Sürtünmesi birazda parazit dolu sırtını kaşımasıdır. Bu kaşınma huyu yüzünden çam fidanlarını kırar. Birde özellikle toprak maltına yetişen mantarlar var. Toprağı burunlarıyla eşeleyip, metreler altındaki mantarları yer. En fazla domalan mantar denen mantarı yer. Fransızlar, bu mantarı pek bir sever, domuzlarla aramaya gidermiş. Bir ara Türk sosyetesinde de moda oldu, unutuldu.

Yiğidi öldür, hakkını yeme derler ya, bu domuzların faydası da yok değildir.

Bir kere bir çeşit, çöp öğütme makinesidirler. Köylerde ve ilçelerde, domuzlar sayesinde çöp birikmez, çöp dağları hiç olmaz. Mantar için toprağı eşelemeleri, toprağı sürmeleridir. Yedikleri tohumları, sindirmeden vücutlarından atması, ormanda ağaç ve diğer bitkilerin çoğalmasını sağlar. Hatta geniş ormanlar, domuzların eseridir.
Bu sebepten, bir milli parkta domuz avı yapılacaksa, burada domuz sayısı, normalden fazla olmuş olmalıdır. Geçenlerde Tunceli’den bir yazı geldi. Munzur vadisinde domuzlar, köylülerin tarlalarına dadanıyormuş, sürek avı için izin istediler. Bu milli park için bakanlığımızın öngördüğü domuz populasyonu yüz ellidir. Ben de cevaben bölgede yabani hayvan sayısının öğrenilmesini istedim.

Bekledim, bekledim, yazı gelmedi.

Ben de hatırlatma yazısı yazdım. Gelen yazıda hayvanları saydıklarını söylüyorlardı. Hayvan sayısı tam yüz kırk dokuzmuş. Hay maşallah. Tam sınırda ve artarsa av gerekli. Usulen üç ay sonra gene sordum, domuzların sayısını. Gene saydılar ve yüz yirmi dokuz dediler.
Hayda, bu hayvanlar arasında salgın olmasın. Belki de kaçak avcılar avlamıştır. Sebebini sordum. Hayvanlar, komşu il olan Erzincan ‘a kaçmış. Ben de Erzincan Orman işletmeyi aradım. Hayvanlara ne oldu diye. Bir kere yola çıkmışken, hızlarını alamamışlar, Erzurum’a gitmişler. Erzurum’a yazı yazdım, hayvanlar Kars’a girmiş.
Hey maşallah. Erzurum, en büyük yüz ölçümlü illerimizden birsidir. Erzincan’dan Kars’a üç yüz kilometreden fazla mesafe vardır. Benim hesabıma göre, bu hayvanlar, yaklaşık on beş ila, on dokuz gün arasındaki zaman diliminde bu mesafeyi aşmışlar. Üstelik fazlasıyla dağlıktır bu arazi ve bu olay şiddetli Erzurum kışında olmuştur. Meşhur Sarıkamış faciasına sebep olan Allahu Ekber dağları dahil, bazıları üç bin metreden yüksek onlarca dağı aşmışlar. Vah garipler.
Yok, ben bu işi tamam edeceğim. Tahmin ettiniz, Kars’la da yazıştım gelen cevap müthiş! Bu hayvanlar sınır geçip, komşumuz Ermenistan’a gitmişler.
Ben de domuz olsam, onlar gibi yapardım, böyle kötü bürokrasili bir ülkede yaşayacağıma, yüzlerce kilometre yürüyüp, bir komşu ülkeye iltica ederdim.