işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2022 Cuma

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANETİN GÜNLÜK HAYATTA ÖRNEKLERİ

 

Beklen


ti etkisi de denen bu psikolojik olgu ile ilgili olarak konunun uzmanları dururken çok bilmişlik yapmak istemiyorum. Kısaca bir akıllıya kırk gün deli dersen deli olurmuş, sakınan göze çöp batar gibi atasözleri ile anlatılan şey. Bir şeyin gerçekleşeceğine çok inanırsak ona göre davranır ve o şeyin gerçekleşmesine yardımcı oluruz. En basitinden, bir genç kıza, sınıfında bir oğlan var, senden  hoşlanıyor ama sana açılamıyor dediğimizde, kız da daha bir süslenir, gülümser, etrafına olumlu mesajlar vererek, oğlanları cesaretlendirir. Sonrasında illa biri ona açılır. Kız da, zaten falda çıkmıştı der. Şimdi günlük hayattan, kendimce tespitlerimi yazacağım.

1:ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK TÜRLERİ

A)YAPAMAMAYI ÖĞRETMEK: Bu genelde bir şeyler yapmak ya da öğrenmek isteyenlere sürekli olumsuz dönüt vererek olur. Ülkemizde öğrenciye aynı zamanda terbiye etme maksadı ile de not verildiğinden, öğrenciler arasında yapamamayı öğrenme yaygındır. Öğrenciye sürekli olumsuz dönüt vermek ve bunu da öğrenciye, öğrenciyi ezerek vermek, sonuçta öğrenciye bunu hiç öğrenemeyeceğini öğretmektir. O kadar çok olur ki daha bu paragraf bitmeden, paragrafı okuyanların aklına bir kaç örnek gelir.

B)HAYALİ BAŞLAMADAN BİTİRMEYE İKNA ETMEK:  Ülkemizde yıkıcı yetişkinlik alışkanlığından dolayı, pek çok insanın potansiyelini geliştirememe durumudur. Her ülkede ve tüm insanlık tarihince olan bir durum olduğu kesinse de,  ülkemizde aşırı yaygın olduğu kanaatindeyim. Bir insan hayalini anlattığına, ona hayalin nasıl olabileceğini değil de,  neden olamayacağının anlatılmasıdır. Burada öğrenilmiş çaresizlik, diğer öğrenilmiş çaresizliklerden farklı olarak, daha denenmeden, hatta denemeye başlamadan, çaresizliğin öğrenilmesidir.

Nasıl ki yönetim ilkesinde, size sorun ile beraber, çözüm önerisini de getiren kişiyi dinlemek ise, hayalinizi anlatan da, hayalinizi gerçekleştirmenin zor da olsa yollarını anlatmıyorsa, dinlemeyin. Bir kişiye, hayallerini gerçekleştirme ile ilgili olarak bir şeyler anlatmayacaksanız, hiç konuşmayın.

C)KURUMLARA GÜVENMEMEK: Kurumlara yapılan başvuruların genelde olumsuz cevap vermesi bir yana,  her seferinde yanlı davranması, kuruma olan güveni azaltır ve insanlar kurumlara güvenmez olur. İnsan başvuru bile yapmaz.

Ben bu öğrenilmiş çaresizliği iki açıdan yaşadım ve yaşıyorum. İlki edebiyat yarışmalarına artık şiir ya da hikaye göndermiyorum. Benzer nedenlerle milli eğitimde proje de yapmıyorum. Doğru dürüst dönüt bile vermeyip, hep aynı kişileri ya da benzer kişileri onaylıyorlar. Siz de kendinizi süs biberi, dolgu malzemesi gibi görmeye başlıyorsunuz. Aslında 3 proje ya da eserden üçüne onay ya da ödül verecekler ama sanki üç yüz başvuru olmuş gibi görünsün diye seni de katılmaya zorluyorlar.

D)KABULLENİLMİŞ YALNIZLIK :  Bu bireyin arkadaş edinme veya arkadaşlarının güvenilir olacağına dair güvensizliğinin ya da kendi arkadaş edinme konusunda kendini yetersiz görme durumudur. Birey kendisini yalnızken daha huzurlu hisseder çünkü diğer insanlar gururunu kırmakta, onu ezip, aşağılamaktadır. Birey ise yalnızlığın daha huzurlu olduğunu söyler.

E)KABULLENİLMİŞ BEKARLIK: Kabullenilmiş yalnızlığın bir türüdür, bazen karşı cinse güvenmeme, bazen karşı cinsi etkileme (kendini çirkin bulma), bazen de ekonomik nedenlerden dolayı bekarlığı veya yalnızlığı kabullenme durumudur.  (Bazen de bu şartların hepsi birden olabilir.) Öğretmenlikte gördüğüm, uzun süre okul veya tarikat pansiyonlarında büyüyen gençlerde daha çok görülüyor. Boşanmış ya da çok kavga eden aile çocuğu olmak, arkadaşların evliliklerinin kısa sürmesi de buna sebep. Kız tarafının yoğun istekleri ya da şatafatlı düğün talepleri yüzünden erkeklerde daha çok görülebiliyor.

2)EKONOMİK KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANETLER:

A)İNANILAN  DEĞER ARTIŞI: Hemen herkesin döviz, altın ya da mülkün değerleneceğine inanması sonucu değerinin bazen astronomik, hatta logaritmik artması, değer düşmesi durumunda da bu şeyleri alanların zarar etmemek için satmaması, satmak için değerinin yükselmesini beklemesi durumudur.

B)KABULLENİLMİŞ ENFLASYON: Ticaret erbabının enflasyon tahminiyle kendi kendisine zam yapması, müşterilerin de bunu kabullenmesi durumudur.

C)KABULLENİLMİŞ İŞSİZLİK: Bireyin iş aramayı bırakması ya da mesleği-eğitimi dışında iş araması, yurt dışına gitme planları yapması durumudur.

Kabullenilmiş işsizliğin bir nedeni de güvenilemez işverenlerdir. Uzun çalışma saatleri ve düşük ücretin yanı sıra, deneme süresi, stajyerlik adı altında geçici olarak çalıştırması ile ünlü işverenlerin, çalışanlarca cazip olmaması durumudur. Bu şöhrette işverenlerin yanında çalışmak, işsizliğin bir türüdür.

3)SİYASİ KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANETLER

A)  MEDYA SALDIRISI: Medya holdinglerinin genel anlamda kitlesel olarak belli siyasi oluşumları toplu halde desteklemesi, bunun için sahte haber, sahte anketler, öne sürüldü, iddia edildi tarzı habercilik ve yorumlar buna örnektir. Medyayı elinde tutan bir kaç şirket çoğu kez sonuçları çok önceden açıklayarak, insanların sonuçlara teslim olmasını sağlarlar.

 B)MUHALEFETE KARŞI UMUTSUZLUK: Bunlar iktidarı değiştiremez ya da değişse de düzen değişmez düşüncesinin halkta ya da muhalif insanlarda yaygınlaşması durumudur. İktidarlar bu durumu korumak adına, muhalefete muhalefet eden unsurları el altından besler.

20 Kasım 2021 Cumartesi

GENÇLERE DİPLOMA PATLAMASI TUZAĞI



Daha önce pek çok kere yazdığım bir durumun tam adına, geçenlerde bir sosyoloji kitabında rastladım. Aslında sosyoloji öğrencileri için bir ders kitabıydı. Öğrencilere ön çalışma olarak bazı soruları çalışması isteniliyordu. Bu sorulardan biri de diploma patlamasını araştırmalarıydı. O sırada çeşitli şekillerde anlatmaya çalıştığım şeyi fark etmiştim.  Aslında fark ettiğim, diploma patlamasının aynı zamanda yaratıldığıydı.
Olay aslında Marksistlerin iki yüzyıla yakındır anlatmaya çalıştığı şeydi. Kapitalizmin işçiden çok işsize, Marks'ın deyimi ile yedek işçi ordusuna ihtiyacı vardır. Şimdi siz bunu sadece kol-beden emeği için sanıyorsunuz. Oysa emeğin her türlüsünün ucuzu makuldür; mühendisin, öğretmenin, sanatçının, doktorun ve hatta akademisyenin.
Sanayileşmenin başlangıcında çok az beyaz yakalı ve hatta teknik elemana ihtiyaç duyuluyordu. Neredeyse bin, hatta iki, üç bin işçi başına bir mühendis yetiyordu. Askeri dille söylersek, mühendis demek, general demekti. Şimdi ise yer yer yirmi-otuz işçi ya da teknisyene bir mühendis yetmiyor.
Sonuçta teknik eleman sayısını çoğaltmak gerekli. Bunun içinde sürekli yeni teknik liseler, meslek yüksek okulları ve üniversiteler kurulur.
Bu kadar çok okul, hele de üniversite elbette kaliteli olmaz. Zaten birincisi pek çok beyaz yakalının kaliteli olmasına gerek yoktur, onların temel görevi imza atmak ya da işçilerin-öğrencilerin başlarında durmaktır.
İkincisi de pek çoğunun görevi, asıl yetişmiş elemanların maaşını düşürmektir. Örnekleyecek olursam, İTÜ-ODTÜ mezununu mühendisler tercih edilecek olsa da, Isparta, Erzurum mezunlarını üretmenin temel amacı, mühendislik maaşını kıracak, yedek mühendis ordusunu kurmaktır.
Başka bir diploma patlaması üretme yolu da, ne idüğü belirsiz bölümler kurmak, geleceğin mesleği diye gençleri bu bölümlere yönlendirmek. Bu bölümler çoğu kez , genel bir mühendisliğin ya da temel bilimin yan alanıdır. Mimarlık yerine uzamsal tasarım, psikoloji yerine bilişsel bilimler bölümü açmak gibi eylemlerin amacı budur.
Bunun benzeri liselerde de yapılıyor. Örneğin özel sektörün açtığı havacılık ya da hava teknisyenliği meslek liseleri aslında bildiğiniz motor meslek liseleri. Motor mesleğin konularına, hava araçlarının motorları ile ilgili birkaç ders-atölye ekleniyor, o kadar.
Ülkemizde diploma patlaması oyunu en fazla  öğretmenlikte oynandı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/turkiyede-ogretmenligin-meslek-olmamasi.html ) Yetmişlerin sonunda (yetmişli yıllardaki tüm olumsuzlukları 8 aylık Ecevit azınlık hükumetine mal etmek, sağcıların adetidir) iki ay bile sürmeyen kurslarla lise mezunları öğretmen atandı. 1980 sonrasına kadar ilkokul mezunlarının, iki binlere kadar da okul öncesi (anasınıfı) öğretmenleri, 2010'lara kadar da beden eğitimi öğretmenlerinin çoğu fakülte (lisans) mezunu değildi. 1995-97 arasında yüz binden fazla, çoğu ziraat mühendisi ve neredeyse hepsi başka bölümlerden  sınıf öğretmeni atandı. 2005'e kadar bu atamalar devam etti. 2001-2002 yıllarında da İngilizce eğitim almış lisans mezunları (çoğu da o günlerde krizde olan bankacılık sektöründen, iktisat-işletme mezunları) İngilizce öğretmeni olarak atandı. Bu önüne geleni öğretmen yapma politikası, işsiz öğretmen sayısı iyice artana kadar devam etti. En son felsefe grubu öğretmenleri ve felsefe öğretmeni atanabilecek olanları (sosyoloji ve felsefe bölümü mezunları) da özel okullarda rehber öğretmen (okul rehberlik uzmanı: https://onbinkitap.blogspot.com/2021/01/rehber-ogretmen-degil-okul-rehberlik.html )olarak çalışma hakkı tanındı. Yetmedi,  ilk öğretim matematik diye dandik bölümler açıldı.
Bir de bu bölümleri geleceğin mesleği diye pazarlıyorlar. 1994'de üniversiteye başladığımda, sosyolojiye geleceğin mesleği, kendinizi yetiştirirseniz, iş bulma olanağınız kamu yönetiminden fazla diyorlardı. Felsefe öğretmenliğinde 24. yıldayım. Kademeli geçiş üçkağıdı ile EYT'li (Emeklilikte Yaşa Takılan) olmasaydım, önümüzdeki yıl emekliyim. Geçenlerde gene bir yazıda sosyoloji geleceğin mesleği yazısını okudum. Bu gelecek de bir türlü gelmiyor. Geçen sene de kamu yönetiminden mezun bir arkadaşı, metroda güvenlikçi olarak gördüm.
Uzun zamandır da üç beş günlük kurs ve belge ile diploma yapma dönemine girdik. İş güvenliği uzmanını, çevre güvenlik uzmanını ve patlayıcı madde  taşıma uzmanlığı, önce bir kaç günlük ya da haftalık kurslar, sonra da yılda bir ya da iki kere yapılan sınavlara indirgendi. (Bunu başka iş ya da meslekler için de yapıyor olabilirler, eksiğim olabilir) İş güvenliği uzmanlarını, çevre mühendislerini, kimyacıları ve kimya mühendislerini işsiz bırakma amaçlı bu eylemlerin sonuçları, kırk beş günde öğretmen yetiştirme ile aynı olaraktır.
Son olarak, bu diploma patlatma, hızlı bir beyin göçüne sebep oluyor ki, ben bunun da bilinçli olduğunu düşünmeye başladım. Zira bugün dünya nüfusu görünüşte artıyor olsa da, ciddi bir azalma sürecinde. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2016/11/nufus-istatisliginincocuk-kaydiragi.html ) Dünyadaki ülkelerin üçte birinde nüfus azalıyor, yani bu ülkeler her ne kadar mülteci istemem deseler de, sonuçta istemem, yan cebime koy, diyorlar. Bu ülkelerde nüfus artışı ve refah ile beraber, üniversite eğitimi görmek isteyen genç sayısı da azalıyor. Çünkü  refah ülkesinde bir sınıf atlama çabası olmadığı için gençler eğitime sıcak bakmıyor. Bir itfaiyeci ya da maden işçisi, ağır ve tehlikeli işçi sayıldığından, doktordan fazla maaş alıyor. Bir garson ya da temizlikçi olsalar da arabalarını alıp, yazın tatile çıkabiliyorlar. Bu yüzden de üniversiteleri, railmail, Erasmus gibi projelerle üniversiteleri cazip hale getiriyorlar. Bu sefer de mühendislik ve tıp gibi bölümlere rağbet az oluyor. Çare de beyin göçü. Siz biliyor musunuz, tıp öğrencileri, daha birinci sınıfta Almanca kursu alıyor?
Ülkemiz adına bu diploma patlamasına karşı tedbir almalıyız. İlk tedbir, dandik üniversitelerin, dandik bölümlerini tercih etmemek olabilir. Başka fikirler de var ama yazı uzadı.


18 Kasım 2021 Perşembe

NEDEN ELEMAN BULAMIYORSUNUZ? ELEMAN ARANIRKEN YAPILAN HATALAR

     


Pek çok işverenden aynı şikayeti duyarız. Millet iş beğenmiyor, yetişmiş eleman bulamıyoruz, işsizlik yalan vs vs. Ben girişi çok uzatmadan, firmaların neden personel bulamadıklarını, kendi tespitlerimle bir sıralayayayım:

1)Düşük maaş + boş vaatler ve mesleğini yapacaksın avuntusu: Pek çok firma, yok sigortan olacak, yok tecrübe kazanacaksın masalıyla işsiz gençleri avutmak istiyor. Sayın işverenler, lütfen yıllarca okumuş insanlara kasiyerlik, barmenlik, kuryelik ve benzeri işlerde çalışarak alacağından daha yüksek maaş verin ve teklif edin.

2)Şirketin kötü şöhreti: Bazı firmaların personeline kötü davranma (düşük maaş- mobbing, boş vaatler) üzerine kötü şöhretleri vardır. Eleman bulamamak üzerine en çok şikayetçi olanlar da onlardır. Bu şirketlerin genelde her kademede, üçte bir oranında sabit personeli ve bir çok geçici personeli vardır. Bu firmaların sorunu sadece düşük ücret değildir. Ödemeler genelge gecikir,  aniden iş yerinde mesaiye kalmanız gerekir. Daha ucuza eleman bulduklarında, sizi aniden işten çıkarırlar, sonra o buldukları ucuz eleman kaçınca, sizi çağırırlar. Bu şirketlerde kariyer zaten yoktur, aile şirketidir ve önemli mevkiler, patronun ailesi tarafından işgal edilmektedir. Patronun ailesinden olmayan yöneticiler de, patronun metresinin yeğeni, baldızın okul arkadaşı falandır. Belli branşlarda ani eleman daralmalarında basına gidip ağlayanlar da, genelde bunlar olurlar. Bu firmaların kötü şöhretleri de, internet ortamlarında hızlı yayılıyor ve firma isim değiştirse bile değişmiyor.

3) Stajyer sömürüsü: 2.madde ile aynı gibi ama nu durum biraz farklı. Pek çok firma, para, hatta yemek bile vermeden, stajyer çalıştırma alışkanlığı kazanmış durumda. Hatta gazeteci, mühendis, öğretmen ve benzeri uzun süre eğitim isteyen işlerin elemanlarını böyle çalıştırmaktalar. Pek çok genç, bu sömürü yüzünden kağıt stajı tercih etmekte. Mutsuz stajyerler, o firmayı daha sonra tercih etmedikleri gibi, başkalarına da tercih ettirmiyor ve bu firmalar her zaman değilse bile, arada bir eleman sıkıntısı çekiyor.

4) Tecrübe takıntısı: Firmalar hem genç eleman istiyor, hem de tecrübe olsun istiyor, hem de düşük maaş veriyor. Tecrübesini gerçekten hak eden elemanlar çoğu kez ya kendi işini kuruyor ya da tekrar bir şekilde iş buluyor. Ayrıca tecrübe öyle kazanılmıyor, genç yaşta da te crübeli olunmuyor. Biraz eleman yetiştirmeyi deneyin.

5)Belirsiz  iş tanımı  ve angaryalar: İş ilanlarında, işsizliğin yoğun olmasının verdiği cesaretle, hem iş tanımı genişletiyor, hem de mühendis gibi elemanlardan, çay servisi gibi işler bekliyor. Bu tür ilanlara, gerçekten kaliteli eleman gelmez, gelse de ilk fırsatta kaçar. (Bu kaçmayı da anlatacağım)

6)Çok fazla özellik talep etmek. Özellikle bilgisayar programları ve yabancı dil konusunda çok fazla beklentiye girmek ve bunu iş ilanlarına yansıtmak ta, ayrı bir garabet.

7)Tercihen ne?: İş ilanlarına tercihen deyip, ilanı destan gibi uzatırsanız, pek çok kalifiye eleman ilanı okumaz bile.

8)İş fırsatları ve kaçan elemanlar: 5. maddede yazmayı vaat ettiğim konu. Diyelim ki bu zırva iş ilanınıza bir sürü işsiz geldi, siz de üç kişilik işi bir kişiye yıktınız ve ucuz işçilikten de memnunsunuz. Lakin herkesin arkadaşı-dostu var, yoksa da bir şekilde ediniyor ve mutsuz personel iş aramaya devam ediyor. Devlette ara ara kitle halinde personel alıyor ya da belediyelerin kadroları genişliyor. Bütün bunlar olmasa bile, işsiz kişi, başka bir iş bulup, düşük maaşlı kölelikten kaçıyor. Bu iş fırsatı bazen yurt dışında oluyor. İşveren de, acele bekleyen siparişlerle beraber, bir başına kalıyor.

9)Diğer bir husus da, aç it, ambar deler durumu: Düşük, hele de aşırı düşük maaşlı eleman, bir de mültexi falan olduğunda suça meyilli olup, paranız bir yana canınızı da alabilir.

Sayın işverenler. Emek değerli bir varlıktır, yüksek işsizlik sizi yanıltmasın.