staj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
staj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2025 Perşembe

MESEM VE ÇOCUKLARA PARA KAZANMA BASKISI



Modern hayatta üzerimizdeki en büyük ve genel baskı, para kazanma baskısıdır. Bu evrensel ve genel bir baskıdır. Hayatımızdaki en büyük lüks, para kazanma baskısını yaşamamaktır. Modern toplumda insanların tamamına yakını para kazanma baskısı altında: kimimiz ihtiyaçları, kimimiz lüksleri, kimimiz de gözümüz doymadığı için para kazanma baskısı altındayız. Çok azımız bundan muaf. En fazla muaf olmamız gereken dönem, yeterince güçlenmediğimiz çocukluk, güçten düştüğümüz yaşlılık dönemi. Ülemizde bir sürü yaşlı insan, çalışırken ölüyor. Emeklilik için bambaşka bir yazı yazmak gerek, biz çocuklardan bahsedeceğiz.

Aklın yolu bir derler; Atatürk, cumhuriyeti korumak, çocukları korumakla başlar; Lenin'de, ayrıcalıklı olması gereken tek sınıf, çocuklardır demiştir. Kapitalizmin gözü her zaman çocuk emeğindedir. Çocuk emeği, çoğu kez görünmez ve hakkı ödenmez. Staj parası yada harçlık, çoğu kez gencin hiç bir ihtiyacına yetmez. Üstelik de çoğu kez bu azıcık paranın ya tamamını yada çoğunu ailesi alır. Küçük yaşta para kazanma baskısı, çocukluğu yaşamaya en büyük engeldir.

Ben buna çocuk oyunculuğu ve çocuk sporculuğunu da bir parantez olarak eklemek istiyorum. Geçenlerde (Kasım-Aralık 2025 ), eski çocuk, şimdi genç bir oyuncu, kendi ifadesine göre,  yıllar önce çok izlenen bir dizide oynarken, başrol oyuncusu tarafından zorbalandığını ve bu başrol oyuncunun boşanma aşamasında olan babasının telefonunu almış ve onunla beraber yaşamaya başlamış. Ben suç uzmanı değilim ve bence bu olayda,  hem çocuğun doğru söylemesi, hem de yalan söylemesi aynı ihtimaldir. 27, hatta 28 yıllık öğretmenliğimde, her yaştan çocukların, ağlaya zırlaya inandırıcı yalan söylediğine çok şahit oldum. Öte yandan böylesi çocukluk travmalarını yıllarca anlatamamak da son derece normal. Çocuklük sürecinde, sürekli bir terbiye edilme sürecinde olduğunuz için, kötü olaylar karşısında kendinizi suçlama psikolojisi içinde oluyorsunuz. Diğer yandan da size yapılanların kötülük yada hayatın normali dışında bir şeyler olduğunu anlamıyorsunuz. Dizi yayımlandığında, o çocuk altı yaşındaydı ve dizi yüksek reyting alıyor, aynı hafta içinde defalarca tekrarı yayımlanıyordu. Çocuk oyuncu da olsa, ailenin geçimine yaptığı katkının da farkındaydı. Her şeyi söylecek durumda da değildi. Yani çocuğun doğru söylemiş olma ihtimali de var.

İhtimal demişken, yıl dolmadam 85 (seksen beş ) öğrenci, MESEM kapsamında  eğitim alırken iş kazalarında (cinayetlerinde ) ölmüş. Bunlardan en acısı, bağırsaklarına kompresörle hava basılarak öldürülen, 15 yaşındaki Muhammet Kendirci. Daha bir ay geçmedei ve bu olay kamuoyunun gündeminden düştü. Oysa gencecik bir çocuğun,  saatlerce işkence görmesi bir yana, kaybolan pantolon, kilot gibi eşyalar var. Bu eşyalar, böyle ciddi bir olayda kendiliğinden kaybolmaz, demek ki bir delilleri karartma ve cinsel taciz var. MESEM'ler bir kontrol yok. Meslek lisesi stajında, meslek bilgisi öğretmeninin bir kontrolü var, Mesem'de kontrol yok.

Ben öğrencilerin mümkün olduğunca okul atölyelerinde iş öğrenmelerinden ve Mesemlerin kapatılmasından yanayım. Mesemlerin de, meslek liseleri stajı gibi, meslek öğretmenleri kontrolünde olması gerekir. Sadece öğretmenlerin teftişi yetmez, bakanlık müfettişleri, ilköğretim müfettişileri, il, ilçe milli eğitim müdürlüklerinde çalışan müdür yardımcıları, şube müdürleri de denetlemeli. Hatta sağlı, çalışma ve deiğer bakanlıkların müfettiş ve görevlileri, teftişlerinde öğrencilerin sağlığı ve eğitimi hakkında inceleme yapmalı, rapor tutmalıdırlar. 

Ben böyle diyorum ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile, staj yapan çocuklar, tacize uğruyor,

23 Mayıs 2022 Pazartesi

STAJ, OKULUN YERİNİ TUTMAZ

 


Pek çok öğrenciden staj şikayeti alıyorum. Bu stajla sorunu ile ilgili olarak daha önce de yazmıştım. Staj öğrenme eyleminden çok, öğrenci emeği sömürüsüdür. Bu sebeple de dünyada ve Türkiye'de öğrencilere yönelik zorunlu staj süreleri artıyor. Staj işi giderek emek sömürüsüne dönüyor.

Diğer bir sorun da, pek çok okulun laboratuvar ve işlik-atölye yerine stajı koyması, hatta yer yer dersleri de iş yerinde anlatmanın yaygınlaşması. Eskiden meslek liseleri, devasa siparişler için çalışırdı, şimdi işliklerin bir kaç basit iş için kullanılmakta. Çoğu kez bu aletler ya çalışmıyor ya da sadece eğitim için üretilmiş prototip veya maket, aletin-makinenin kendisi değil. Maketler eğitim için ilk adımdır ama sonrası için makinenin kendisi gerekir. Tıpkı simülatör ile uçağın kendisi, eğitim uçağı ile gerçek uçağın farkı gibi.

Stajda öğrenilecek şey, bir iş yeri nasıl çalışır, çalışanlar arası ilişkiler nasıl olmalıdır gibi konular olmalıdır. Asıl amacı da öğrencinin o mesleğe heves etmesi, özenmesi olmalıdır. Eskiden meslek lisesine aile zoru ile yazılan öğrenciler, stajda mesleğe aşık olurlardı, şimdi tam tersi.  Stajın üçüncü günü, ben bu işi yapmam, başka meslek seçeceğim diyorlar. Çünkü iş yerlerinde en pis işler, stajyerlere havale ediliyor. Zaten pek çok meslekte, meslek lisesinden eleman almıyorlar. Yeni meslek liselerini, yeni stajyerler için istiyorlar. O anlı-şanlı sanayi odalarının, iş insanlarının meslek lisesi, memleket meselesi diye ağıt yakmalarının altındaki amaç, bedavadan ucuza işçi çalıştırma amacıdır. O kadar bedava ki, sigortayı okul yapıyor, öğle yemeği vermemek için, mesaiyi öğleden sonra yapıyor.

Bu sömürü sadece liseler ya da meslek yüksek okulları (iki yıllıklar) ile sınırlı değil. Öğrencilerle, devlete ait bir silah fabrikasını gezmeye gitmiştik. Gayet üstün teknolojik bir fabrikaydı. Sunum yapan görevli, ilginç bir şey söyledi. Çalıştırdıkları mühendis sayısının üçte birine yakın mühendisi de, eğitim programı diye mühendislik öğrencilerini çalıştırıyorlarmış. 

Üniversitelerin çeşitli bölümlerinde, özellikle mühendislik bölümlerinde staj süreleri çoğalmış ve uzamış. Mühendis stajı bile emek sömürüsüne dönmüş. 

Bu  staj süreleri ve öğrenci sayıları o kadar artmış ki, öğrenciler staj yapacak iş yeri bulamıyor. Bu staj işi, tıpta bile bedava öğrenci emeği olmuş. Profesör diyor ki, dahiliyeyi kazanması kolay, staj zordur. sekiz kişi başlarlar, bir kişi bitirirler. Yani demek istiyor ki, biz ne kadar nöbet ya da bayram-hafta sonu nöbeti varsa, ne kadar ek iş varsa asistanlarımıza yaptırıyoruz. Asistanlar eğitimi bırakırsa da umurumuzda değil. Nasıl olsa birileri daha uzman olmak için asistanlığa geliyor. Ülkenin uzman doktora ihtiyacı var ama bunların umurunda değil. Zira böylesi, koca profesörlerin özel muayeneden aldıkları ücretler düşmeyecek. Gelişmiş ülkelerde, ülkemizdeki kadar uzmanlık, mastır, doktora eğitimlerini yarıda bırakan var mıdır? Pek çok akademisyen, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile araştırma görevlilerini, ek ders ücreti kaynağı ve mecburen ayak işlerini yaptıracak kişiler olarak görüyorlar. Bu öğrencilerin makalelerine hak etmedikleri ortak imzaları atıp, akademik geçmişlerini zenginleştiriyorlar. Sonra da çeşitli mobbinglerle, yıldırmalarla, yüksek lisans ve doktorayı bırakmasını sağlıyorlar. Böylece alanlarına çok az akademisyenden  biri oluyorlar.

Sonuçta yapılması gerekenler:

1)Okullar laboratuvarlar ve işliklerle donatılmalı, buraların kapasitesine göre öğrenci alınmalıdır.

2) Okul, staj yaptırabileceği kadar öğrenci almalı,  anlaşma yapılan işletmelerin kapanmasına karşı yedek işletmeler belirlenmelidir.

3)Öğrencilerin iş yerinde ne gibi işler yaptıkları da sık sık denetlenmelidir.

4)Üniversiteler ve tıp fakülteleri, asistanların, uzmanlık, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ve asistanların ne kadarını başarıya ulaştırdıkları ile de değerlendirilmelidir.

18 Kasım 2021 Perşembe

NEDEN ELEMAN BULAMIYORSUNUZ? ELEMAN ARANIRKEN YAPILAN HATALAR

     


Pek çok işverenden aynı şikayeti duyarız. Millet iş beğenmiyor, yetişmiş eleman bulamıyoruz, işsizlik yalan vs vs. Ben girişi çok uzatmadan, firmaların neden personel bulamadıklarını, kendi tespitlerimle bir sıralayayayım:

1)Düşük maaş + boş vaatler ve mesleğini yapacaksın avuntusu: Pek çok firma, yok sigortan olacak, yok tecrübe kazanacaksın masalıyla işsiz gençleri avutmak istiyor. Sayın işverenler, lütfen yıllarca okumuş insanlara kasiyerlik, barmenlik, kuryelik ve benzeri işlerde çalışarak alacağından daha yüksek maaş verin ve teklif edin.

2)Şirketin kötü şöhreti: Bazı firmaların personeline kötü davranma (düşük maaş- mobbing, boş vaatler) üzerine kötü şöhretleri vardır. Eleman bulamamak üzerine en çok şikayetçi olanlar da onlardır. Bu şirketlerin genelde her kademede, üçte bir oranında sabit personeli ve bir çok geçici personeli vardır. Bu firmaların sorunu sadece düşük ücret değildir. Ödemeler genelge gecikir,  aniden iş yerinde mesaiye kalmanız gerekir. Daha ucuza eleman bulduklarında, sizi aniden işten çıkarırlar, sonra o buldukları ucuz eleman kaçınca, sizi çağırırlar. Bu şirketlerde kariyer zaten yoktur, aile şirketidir ve önemli mevkiler, patronun ailesi tarafından işgal edilmektedir. Patronun ailesinden olmayan yöneticiler de, patronun metresinin yeğeni, baldızın okul arkadaşı falandır. Belli branşlarda ani eleman daralmalarında basına gidip ağlayanlar da, genelde bunlar olurlar. Bu firmaların kötü şöhretleri de, internet ortamlarında hızlı yayılıyor ve firma isim değiştirse bile değişmiyor.

3) Stajyer sömürüsü: 2.madde ile aynı gibi ama nu durum biraz farklı. Pek çok firma, para, hatta yemek bile vermeden, stajyer çalıştırma alışkanlığı kazanmış durumda. Hatta gazeteci, mühendis, öğretmen ve benzeri uzun süre eğitim isteyen işlerin elemanlarını böyle çalıştırmaktalar. Pek çok genç, bu sömürü yüzünden kağıt stajı tercih etmekte. Mutsuz stajyerler, o firmayı daha sonra tercih etmedikleri gibi, başkalarına da tercih ettirmiyor ve bu firmalar her zaman değilse bile, arada bir eleman sıkıntısı çekiyor.

4) Tecrübe takıntısı: Firmalar hem genç eleman istiyor, hem de tecrübe olsun istiyor, hem de düşük maaş veriyor. Tecrübesini gerçekten hak eden elemanlar çoğu kez ya kendi işini kuruyor ya da tekrar bir şekilde iş buluyor. Ayrıca tecrübe öyle kazanılmıyor, genç yaşta da te crübeli olunmuyor. Biraz eleman yetiştirmeyi deneyin.

5)Belirsiz  iş tanımı  ve angaryalar: İş ilanlarında, işsizliğin yoğun olmasının verdiği cesaretle, hem iş tanımı genişletiyor, hem de mühendis gibi elemanlardan, çay servisi gibi işler bekliyor. Bu tür ilanlara, gerçekten kaliteli eleman gelmez, gelse de ilk fırsatta kaçar. (Bu kaçmayı da anlatacağım)

6)Çok fazla özellik talep etmek. Özellikle bilgisayar programları ve yabancı dil konusunda çok fazla beklentiye girmek ve bunu iş ilanlarına yansıtmak ta, ayrı bir garabet.

7)Tercihen ne?: İş ilanlarına tercihen deyip, ilanı destan gibi uzatırsanız, pek çok kalifiye eleman ilanı okumaz bile.

8)İş fırsatları ve kaçan elemanlar: 5. maddede yazmayı vaat ettiğim konu. Diyelim ki bu zırva iş ilanınıza bir sürü işsiz geldi, siz de üç kişilik işi bir kişiye yıktınız ve ucuz işçilikten de memnunsunuz. Lakin herkesin arkadaşı-dostu var, yoksa da bir şekilde ediniyor ve mutsuz personel iş aramaya devam ediyor. Devlette ara ara kitle halinde personel alıyor ya da belediyelerin kadroları genişliyor. Bütün bunlar olmasa bile, işsiz kişi, başka bir iş bulup, düşük maaşlı kölelikten kaçıyor. Bu iş fırsatı bazen yurt dışında oluyor. İşveren de, acele bekleyen siparişlerle beraber, bir başına kalıyor.

9)Diğer bir husus da, aç it, ambar deler durumu: Düşük, hele de aşırı düşük maaşlı eleman, bir de mültexi falan olduğunda suça meyilli olup, paranız bir yana canınızı da alabilir.

Sayın işverenler. Emek değerli bir varlıktır, yüksek işsizlik sizi yanıltmasın.

4 Kasım 2020 Çarşamba

STAJYER EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ

 


Geçen yazım diğer Habergalerisi yazarları tarafından beğenilince ve onlar da bir öğretmen gibi yazı yazmamı isteyince, en azından önümüzdeki bir kaç yazıyı bu şekilde yazmaya ve kafamdaki bazı şeyleri yazıya dökmeye karar verdim.

Yazı ile ne değişir, en azından birileri bazı şeylerin farkında olur. Velileri uyarmam gereken diğer bir konu da, stajyer emeğinin sömürüsü. Hem öğrenciler, hem de veliler bundan habersiz.

Sevgili gençler ve veliler, bunu bir öğretmenden duymak size tuhaf gelebilir ama kağıt ya da naylon staj da diyebileceğimiz staj, pek çok kere en iyisidir. Çünkü işletmelerin çoğunun amacı iş öğretmek değil, bu bahane ile genç insanın emeğini, hem de hevesi ile oynayarak almaktır. Hiç bir işletme yeni personelini stajyerleri arasından seçmez. Göze girmek için çok çalışan, çırpınan stajyer, sadece daha fazla kullanılır. Böyle aşırı hevesli stajyer her işletmede bir kaç tane mutlaka bulunur ve tüm ayak işleri onlara yaptırılır.

Bu bir sır değildir ve işletmeler buna o kadar alışmıştır ki, eskiden staj, öğrenciyi meslek lisesine çekerdi,  şimdi öğrenciyi itiyor. Önceleri staj öğrencinin kısmen serbest kaldığı, boş zamanı olduğu ve aynı zamanda bir işe yaradığını hissedip, saygı gördüğü yerdi. Hele sağlık meslekte, oğlanlar memur bey, kızlar hemşire hanım sözünü duyup, şevke gelirlerdi. Üzerine cüzi de olsa bir maaş alırlardı.



Oysa şimdi tüm meslek liselerinde staj hem para almadan gün boyu çalıştıkları, hem de diğer çalışanlar tarafından itilip, kakıldıkları yerler. Özellikle turizm meslek liseleri nisan sonunda okulu kapatıp, staja gidiyorlar ve turistlik yerlerde otelin tüm pis işleri onları bekliyor. Turizm sektörü de giderek çekiciliğini kaybediyor. 2010'dan beri her mart-nisan ayında yabancı ülkelerin bir ya da bir kaçı ile gerilen ilişkiler yüzünden krize giriyor. Buna İzlanda yanardağı (adını yazması ve okuması zor) , korona hastalığı gibi bir sürü krizler de sezonu tehlikeye atıyor. Güvenli liman gibi görünen şehir otelleri de çok az eleman alıyor ve bu okulların çekiciliği giderek yitiyor. Buna bir de dindarlık adına şarap garsonluğu derslerinin kalkması ve bu okulun servis (garsonluk) mezunlarının iş bulmasını daha da güçleştiriyor.

Sadece turizm değil, tüm meslek liselerinde öğrencilere stajda kötü muamele,  genelde öğrencilerin başka okullara kaçma ve okulu bırakma sebebi. Meslek lisesi, memleket meselesi diyen işverenler, esnaf ve sanayiciler, gençler daha iş hayatına atılmadan gerçek yüzlerini gösteriyorlar.

Üniversitede de bu sömürü devam ediyor. Her yıl zorunlu olan-olmayan ( biyologların hastane stajı gibi zorunlu olmayan stajlar da var) staj sayısı ve süresi artıyor. Firmalarda öğrencileri rica minnet staja alıyor, bazıları da bunun için özel program yapıp, eleman ihtiyacını büyük ölçüde üniversite-lise öğrencilerinden karşılıyor, bazıları stajyerlere yemek bile vermiyor, köle gibi de çalıştırıyor. Kölelere en azından yemek ve su verilirdi.

Sonra bu staj, üniversite bitince de bitmez. Özellikle özel okullar ve dershaneler, kaç yıl tecrüben olursan ol, ilk bir kaç sene stajyer diye ucuza çalıştırıyorlar. 

Bir de stajyer diye başka bir tür sömürü var. Satıcılar ve satış şirketleri,  bazıları bir eğitim de vererek, altı ay kadar bir staj-deneme süresi veriyor. Satıştan komisyonda veriyor. Sonra en fazla altı ay sonra işine son veriyor. Bunu giyim ve teknoloji perakende zincirleri çok yapıyor. Çünkü işe giren kişi, kadroya gireceğim diye en az bir kişiyi o firmaya bağlıyor. Bir insan, hele de biraz da hali vakti yerindeyse, yılda bir kaç kere kıyafet ve teknolojik alet alıyor. Flaş diskler sık sık bozuluyor, cep telefonları ve bilgisayarların ömrü en fazla bir kaç yıl. Şarj cihazları, telefon kılıfı, ekran filmi derken, o da sık yapılan bir ihtiyaç. O elemanı kovup, yeni birilerini dükkana getirecek, yeni ve hevesli eleman alıyorlar.

Sevgili öğrenciler, size kimsenin anlatmadığı şeyi anlattım bu yazı ile. Ülkemize staj sömürüden başka bir şey değildir. Öğüt vermesi ayıp olacak ama çok önemsemeyin ve bir an önce kurtulmaya bakın.



30 Ekim 2019 Çarşamba

HANİBAL'İN YEM BORUSU VE EYT

1904 nobel tıp ile ilgili görsel sonucu
Kartacalı komutan Hanibal, savaş kazanmak için gerekli olanın iyi ordu, iyi komutanlar değil de, sağlam devlet yapısı gerektiğinin ispatıdır. Hanibal'in Canea zaferi, Roma'yı yıkmamış, Sikippio'nu Zama zaferi, Kartaca'yı geri dönmesi imkansız bir yıkıma uğratmıştır.
Hanibal, Zama yenilgisinden sonra Kartaca'dan başka devletler için de generallik yapmış, son olarak da bu günkü İzmit'i başkent yapmış Bitinya devleti kralı Pirusa adına çalışmış, ona bu günkü Bursa ovasını boş bıraktığını, burada bir şehir kurmasını söylemiş, kral da bu tavsiyeye uyarak bu günkü Bursa şehrini kurmuştur. Bitinyalıların kendisini Romalılara teslim edeceğini öğrenince de intihar etmiştir. Mezarı İzmit'de, Tübitak'ın arazisi içindedir.


Kendisi ile ilgili anlatılan ilginç bir olaysa, Pavlov'un teorisinin o yıllarda da, en azından pratikte de bilindiğini gösterir.
Hanibal'in orduları, atları ile gemidedir. Gemide seyahat uzun sürer ve atların yemi biter. Hayvanlar açlıktan huzursuzlanır. Hanibal yem borusunun çalınmasını emreder. Atlar yem beklentisi ile sakinleşir. Sonra gene huzursuzlanır, gene yem borusu çalar ve ordu kıyıya gidene kadar durumu idare ederler.
Bu yem borusu taktiğini politikacılar ve hatta şu anki iktidar da çok güzel kullanmaktadır.
AKP'nin ilk iktidar yıllarında basında sürekli Norveç yüz bin Türk işçi alacak, Kanada yüz bin göçmen alacak ve Çin yüz bin turist gönderiyor gibi haberler çıktı.
Kartaca ile ilgili görsel sonucu
Sonra hemen her seçim öncesi, bir yerlerde kömür, uranyum, altın ve benzeri madenler bulundu. Trakya'da her seçim öncesi doğal gaz bulundu.
Ardından milli araba, milli uçak, milli tank geldi. (Sonuçta yangın söndürme uçağını tamir edemiyoruz falan dediler) Her seçim öncesi ortaya çıktı, hatta bir kere videosu çıktı. Hatırlar mısınız, tam da seçimlere haftalar vardı?
Bu güzel haberler sık sık gelse de, seçimlere yakın çoğalır. Tıpkı her gün gelen dilencilerin cuma, muharrem ve ramazan gibi günlerde daha sık gelmesi gibi.
Bazı yem boruları seçimlerden sonra başka olayların ve başka yem borularının arasında gümbürtüye gider ve hepten unutulur. Mesela 3600 gösterge? Ne oldu memurlara verilecek bu göstergeye.
Bu gösterge masalının arkasında, emekliliği gelmiş  ama emekli olmamış memurları, emekli olmamaya ikna etme amacı vardı.
Zira iki türlü sıkıntı var emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili olarak.
En baştan söyleyeyim, ben de eyt'li olarak  bu yaş meselesinden 7-8 sene fazladan çalışacağım. Bence  bu sorun anca son eyt'li emekli olunca ya da ölünce anca biter. Türkiye'de Ekim devrimi gibi devrim olsa bile gene bitmez.
eyt ile ilgili görsel sonucu
Bunun ilk nedeni herkesin tahmin ettiği maddi sorunlar. Zira birileri emekli olunca, hem emekliye, hem de emekli olanın yerine yeni gelene maaş bağlamak gerek.
Geçmişte pek çok kişi 43-44 ve hatta daha genç yaşlarda emekli oldu. Bunların büyük bir kısmı da (özellikle kadın ve devlet memuru olanları), ekonomiye hiç bir katkı sağlamıyor. Hani, hm emekli olup, hem çalışsa, devlet belki ona da razı olacak.
Olayın ekonomik yönü başka. Bir de devleti yoracak diğer yönü var.
1995-2000 arasında pek çok öğretmen alındı. Hele 1995-96'da, çoğu ziraat mühendisi, iktisat ve benzeri bölümlerden mezunn yetmiş bin civarı öğretmen alındı. Bunlardan kadın olanları yirminci yılını çoktan doldurdu. Erkekler de yirmi beşinci yılını dolduracak. Çoğu da alan değiştiremedi. Yani bu, şu zamanlarda tam da sınıf öğretmenlerinin üçte birine yakınının, hatta fazlasının yenilenmesi demek.

pavlov köpeği ile ilgili görsel sonucuÖğretmenlikte belli branşlarda böyle yığılma var.  Mesela teyzem (benden bir buçuk yaş büyük) altı yıl bankacılık yaptıktan sonra,  sırf İngilizce hazırlık yaptıktan sonra, İngilizce öğretmeni olarak atandı.

Teyzemden bahsetmişken, bir Hanibal yem borusu hikayesi de ondan dinlemiştim. Çalıştıkları banka BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu) tarafından kapatılmış, son bankacılık işlemleri falan yapılıyor, Halkbank çatısındalar ve Halkbank' dan maaş alıyorlar. İşten atılmaları ay değil, gün meselesi. İşte o günlerde,  bankanın üst düzey bir müfettişi geliyor ve vaatlerini sayıyor:
-Yakında BDDK'dan çıkacağız, Türkiye'nin Citibank'ı olacağız. Arkadaşlar, gidiyoruz....
-Nereye diye sormuş teyzem. Müfettiş anlamamış veya anlamazdan gelmiş.
-Geleceğe, ileriye diye devam etmiş. Yani yemin kırıntısı bile yokken yem borusu çalmak, yönetici olmanın şanındandı anlaşılan.
Öğretmen açığı, şu atanamayan öğretmenler furyasında, sadece bütçe ve kararname işi.Asıl tehlike orduda ve polislikte. Belli dönemlerde büyük çaplı polis, astsubay ve uzman çavuş alımları yapıldı.
Öte yandan bu EYT homurdanmasının ve huzursuzluğunun başka nedenleri de var.
histeri ile ilgili görsel sonucu
Darbe teşebbüsünden bu yana 3 yıldan fazla zaman geçti. Halen de tasfiyeler, tutuklamalar devam ediyor. Bir ay kadar önce 111 (yüz on bir) astsubay tutuklandı ve olay sadece bir kaç gazetede küçük haber olarak yayımlandı.
Seksenlerde ve doksanlarda Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile elli-almış subay-astsubayın ordu ile ilişiğinin kesilmesi, günlerce manşetlerden düşmezdi. Meşhur 28 Şubat yıllarında bile (1997-1998-1999 falan) en fazla 150-160 olmuştu.
Yüzden fazla astsubayın tutuklanması, Türkiye'nin dört-beş kat daha fazla askeri olan Çin, Amerika, Rus ordularında bile olsa, yer yerinden oynamalı ama Türkiye'de neredeyse yaprak bile kımıldamadı.
Şimdi bu ortamda çalıştığınızı düşünün. Sadece ordu ve emniyet değil, pek çok kurum da benzer durumda. Fırsatını bulsa, herkes kaçacak.
Hatta mevcut emekliliğini doldurmuşları da 3600 gösterge vaadi ile durduruyorlar.Yazının başında da bahsetmiştim.
Şu günlerde basında iki de bir çıkan EYThaberleri de bana Hanibal'in yem borusunu aklıma getiriyor.
Hanibal'in yem borusu demişken. Pavlov'da zil ve ışık sonrası bazen et verdiği, bazen vermediği köpekleri (özellikle en fazla üzerinde çalıştığı Layka'yı) histeri yapmış. Böylece o vakte kadar sadece kadınlarda olduğuna (%90 kadın hastalığıdır) ve sebeinin kadınların cinsel tatminsizliği olduğuna inanılan histeri hastalığını yeniden tanımlayarak, histerinin aslında kaygı bozukluğu olduğunu ispat edip, 1904 Nobel Tıp ödülünü almış.
Hanibal'in de taktiksel deha olmasında rağmen Romalılar tarafından her seferinde nihai yenilgiye uğraması, askerleri ve halkı üzerinde güven sorunu yaratıp, kaygı bozukluğuna sebep olması olmasın?
(20226'A NOT; 2023 seçimleri için 6 Eylül 1999 öncesi sigorta girişlilere bu hak verildi ama ben kademeli emeklilik ve sigorta-çıraklık girişi için halen umutsuzum.