sigorta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigorta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2020 Çarşamba

STAJYER EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ

 


Geçen yazım diğer Habergalerisi yazarları tarafından beğenilince ve onlar da bir öğretmen gibi yazı yazmamı isteyince, en azından önümüzdeki bir kaç yazıyı bu şekilde yazmaya ve kafamdaki bazı şeyleri yazıya dökmeye karar verdim.

Yazı ile ne değişir, en azından birileri bazı şeylerin farkında olur. Velileri uyarmam gereken diğer bir konu da, stajyer emeğinin sömürüsü. Hem öğrenciler, hem de veliler bundan habersiz.

Sevgili gençler ve veliler, bunu bir öğretmenden duymak size tuhaf gelebilir ama kağıt ya da naylon staj da diyebileceğimiz staj, pek çok kere en iyisidir. Çünkü işletmelerin çoğunun amacı iş öğretmek değil, bu bahane ile genç insanın emeğini, hem de hevesi ile oynayarak almaktır. Hiç bir işletme yeni personelini stajyerleri arasından seçmez. Göze girmek için çok çalışan, çırpınan stajyer, sadece daha fazla kullanılır. Böyle aşırı hevesli stajyer her işletmede bir kaç tane mutlaka bulunur ve tüm ayak işleri onlara yaptırılır.

Bu bir sır değildir ve işletmeler buna o kadar alışmıştır ki, eskiden staj, öğrenciyi meslek lisesine çekerdi,  şimdi öğrenciyi itiyor. Önceleri staj öğrencinin kısmen serbest kaldığı, boş zamanı olduğu ve aynı zamanda bir işe yaradığını hissedip, saygı gördüğü yerdi. Hele sağlık meslekte, oğlanlar memur bey, kızlar hemşire hanım sözünü duyup, şevke gelirlerdi. Üzerine cüzi de olsa bir maaş alırlardı.



Oysa şimdi tüm meslek liselerinde staj hem para almadan gün boyu çalıştıkları, hem de diğer çalışanlar tarafından itilip, kakıldıkları yerler. Özellikle turizm meslek liseleri nisan sonunda okulu kapatıp, staja gidiyorlar ve turistlik yerlerde otelin tüm pis işleri onları bekliyor. Turizm sektörü de giderek çekiciliğini kaybediyor. 2010'dan beri her mart-nisan ayında yabancı ülkelerin bir ya da bir kaçı ile gerilen ilişkiler yüzünden krize giriyor. Buna İzlanda yanardağı (adını yazması ve okuması zor) , korona hastalığı gibi bir sürü krizler de sezonu tehlikeye atıyor. Güvenli liman gibi görünen şehir otelleri de çok az eleman alıyor ve bu okulların çekiciliği giderek yitiyor. Buna bir de dindarlık adına şarap garsonluğu derslerinin kalkması ve bu okulun servis (garsonluk) mezunlarının iş bulmasını daha da güçleştiriyor.

Sadece turizm değil, tüm meslek liselerinde öğrencilere stajda kötü muamele,  genelde öğrencilerin başka okullara kaçma ve okulu bırakma sebebi. Meslek lisesi, memleket meselesi diyen işverenler, esnaf ve sanayiciler, gençler daha iş hayatına atılmadan gerçek yüzlerini gösteriyorlar.

Üniversitede de bu sömürü devam ediyor. Her yıl zorunlu olan-olmayan ( biyologların hastane stajı gibi zorunlu olmayan stajlar da var) staj sayısı ve süresi artıyor. Firmalarda öğrencileri rica minnet staja alıyor, bazıları da bunun için özel program yapıp, eleman ihtiyacını büyük ölçüde üniversite-lise öğrencilerinden karşılıyor, bazıları stajyerlere yemek bile vermiyor, köle gibi de çalıştırıyor. Kölelere en azından yemek ve su verilirdi.

Sonra bu staj, üniversite bitince de bitmez. Özellikle özel okullar ve dershaneler, kaç yıl tecrüben olursan ol, ilk bir kaç sene stajyer diye ucuza çalıştırıyorlar. 

Bir de stajyer diye başka bir tür sömürü var. Satıcılar ve satış şirketleri,  bazıları bir eğitim de vererek, altı ay kadar bir staj-deneme süresi veriyor. Satıştan komisyonda veriyor. Sonra en fazla altı ay sonra işine son veriyor. Bunu giyim ve teknoloji perakende zincirleri çok yapıyor. Çünkü işe giren kişi, kadroya gireceğim diye en az bir kişiyi o firmaya bağlıyor. Bir insan, hele de biraz da hali vakti yerindeyse, yılda bir kaç kere kıyafet ve teknolojik alet alıyor. Flaş diskler sık sık bozuluyor, cep telefonları ve bilgisayarların ömrü en fazla bir kaç yıl. Şarj cihazları, telefon kılıfı, ekran filmi derken, o da sık yapılan bir ihtiyaç. O elemanı kovup, yeni birilerini dükkana getirecek, yeni ve hevesli eleman alıyorlar.

Sevgili öğrenciler, size kimsenin anlatmadığı şeyi anlattım bu yazı ile. Ülkemize staj sömürüden başka bir şey değildir. Öğüt vermesi ayıp olacak ama çok önemsemeyin ve bir an önce kurtulmaya bakın.



30 Ekim 2019 Çarşamba

HANİBAL'İN YEM BORUSU VE EYT

1904 nobel tıp ile ilgili görsel sonucu
Kartacalı komutan Hanibal, savaş kazanmak için gerekli olanın iyi ordu, iyi komutanlar değil de, sağlam devlet yapısı gerektiğinin ispatıdır. Hanibal'in Canea zaferi, Roma'yı yıkmamış, Sikippio'nu Zama zaferi, Kartaca'yı geri dönmesi imkansız bir yıkıma uğratmıştır.
Hanibal, Zama yenilgisinden sonra Kartaca'dan başka devletler için de generallik yapmış, son olarak da bu günkü İzmit'i başkent yapmış Bitinya devleti kralı Pirusa adına çalışmış, ona bu günkü Bursa ovasını boş bıraktığını, burada bir şehir kurmasını söylemiş, kral da bu tavsiyeye uyarak bu günkü Bursa şehrini kurmuştur. Bitinyalıların kendisini Romalılara teslim edeceğini öğrenince de intihar etmiştir. Mezarı İzmit'de, Tübitak'ın arazisi içindedir.


Kendisi ile ilgili anlatılan ilginç bir olaysa, Pavlov'un teorisinin o yıllarda da, en azından pratikte de bilindiğini gösterir.
Hanibal'in orduları, atları ile gemidedir. Gemide seyahat uzun sürer ve atların yemi biter. Hayvanlar açlıktan huzursuzlanır. Hanibal yem borusunun çalınmasını emreder. Atlar yem beklentisi ile sakinleşir. Sonra gene huzursuzlanır, gene yem borusu çalar ve ordu kıyıya gidene kadar durumu idare ederler.
Bu yem borusu taktiğini politikacılar ve hatta şu anki iktidar da çok güzel kullanmaktadır.
AKP'nin ilk iktidar yıllarında basında sürekli Norveç yüz bin Türk işçi alacak, Kanada yüz bin göçmen alacak ve Çin yüz bin turist gönderiyor gibi haberler çıktı.
Kartaca ile ilgili görsel sonucu
Sonra hemen her seçim öncesi, bir yerlerde kömür, uranyum, altın ve benzeri madenler bulundu. Trakya'da her seçim öncesi doğal gaz bulundu.
Ardından milli araba, milli uçak, milli tank geldi. (Sonuçta yangın söndürme uçağını tamir edemiyoruz falan dediler) Her seçim öncesi ortaya çıktı, hatta bir kere videosu çıktı. Hatırlar mısınız, tam da seçimlere haftalar vardı?
Bu güzel haberler sık sık gelse de, seçimlere yakın çoğalır. Tıpkı her gün gelen dilencilerin cuma, muharrem ve ramazan gibi günlerde daha sık gelmesi gibi.
Bazı yem boruları seçimlerden sonra başka olayların ve başka yem borularının arasında gümbürtüye gider ve hepten unutulur. Mesela 3600 gösterge? Ne oldu memurlara verilecek bu göstergeye.
Bu gösterge masalının arkasında, emekliliği gelmiş  ama emekli olmamış memurları, emekli olmamaya ikna etme amacı vardı.
Zira iki türlü sıkıntı var emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili olarak.
En baştan söyleyeyim, ben de eyt'li olarak  bu yaş meselesinden 7-8 sene fazladan çalışacağım. Bence  bu sorun anca son eyt'li emekli olunca ya da ölünce anca biter. Türkiye'de Ekim devrimi gibi devrim olsa bile gene bitmez.
eyt ile ilgili görsel sonucu
Bunun ilk nedeni herkesin tahmin ettiği maddi sorunlar. Zira birileri emekli olunca, hem emekliye, hem de emekli olanın yerine yeni gelene maaş bağlamak gerek.
Geçmişte pek çok kişi 43-44 ve hatta daha genç yaşlarda emekli oldu. Bunların büyük bir kısmı da (özellikle kadın ve devlet memuru olanları), ekonomiye hiç bir katkı sağlamıyor. Hani, hm emekli olup, hem çalışsa, devlet belki ona da razı olacak.
Olayın ekonomik yönü başka. Bir de devleti yoracak diğer yönü var.
1995-2000 arasında pek çok öğretmen alındı. Hele 1995-96'da, çoğu ziraat mühendisi, iktisat ve benzeri bölümlerden mezunn yetmiş bin civarı öğretmen alındı. Bunlardan kadın olanları yirminci yılını çoktan doldurdu. Erkekler de yirmi beşinci yılını dolduracak. Çoğu da alan değiştiremedi. Yani bu, şu zamanlarda tam da sınıf öğretmenlerinin üçte birine yakınının, hatta fazlasının yenilenmesi demek.

pavlov köpeği ile ilgili görsel sonucuÖğretmenlikte belli branşlarda böyle yığılma var.  Mesela teyzem (benden bir buçuk yaş büyük) altı yıl bankacılık yaptıktan sonra,  sırf İngilizce hazırlık yaptıktan sonra, İngilizce öğretmeni olarak atandı.

Teyzemden bahsetmişken, bir Hanibal yem borusu hikayesi de ondan dinlemiştim. Çalıştıkları banka BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu) tarafından kapatılmış, son bankacılık işlemleri falan yapılıyor, Halkbank çatısındalar ve Halkbank' dan maaş alıyorlar. İşten atılmaları ay değil, gün meselesi. İşte o günlerde,  bankanın üst düzey bir müfettişi geliyor ve vaatlerini sayıyor:
-Yakında BDDK'dan çıkacağız, Türkiye'nin Citibank'ı olacağız. Arkadaşlar, gidiyoruz....
-Nereye diye sormuş teyzem. Müfettiş anlamamış veya anlamazdan gelmiş.
-Geleceğe, ileriye diye devam etmiş. Yani yemin kırıntısı bile yokken yem borusu çalmak, yönetici olmanın şanındandı anlaşılan.
Öğretmen açığı, şu atanamayan öğretmenler furyasında, sadece bütçe ve kararname işi.Asıl tehlike orduda ve polislikte. Belli dönemlerde büyük çaplı polis, astsubay ve uzman çavuş alımları yapıldı.
Öte yandan bu EYT homurdanmasının ve huzursuzluğunun başka nedenleri de var.
histeri ile ilgili görsel sonucu
Darbe teşebbüsünden bu yana 3 yıldan fazla zaman geçti. Halen de tasfiyeler, tutuklamalar devam ediyor. Bir ay kadar önce 111 (yüz on bir) astsubay tutuklandı ve olay sadece bir kaç gazetede küçük haber olarak yayımlandı.
Seksenlerde ve doksanlarda Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile elli-almış subay-astsubayın ordu ile ilişiğinin kesilmesi, günlerce manşetlerden düşmezdi. Meşhur 28 Şubat yıllarında bile (1997-1998-1999 falan) en fazla 150-160 olmuştu.
Yüzden fazla astsubayın tutuklanması, Türkiye'nin dört-beş kat daha fazla askeri olan Çin, Amerika, Rus ordularında bile olsa, yer yerinden oynamalı ama Türkiye'de neredeyse yaprak bile kımıldamadı.
Şimdi bu ortamda çalıştığınızı düşünün. Sadece ordu ve emniyet değil, pek çok kurum da benzer durumda. Fırsatını bulsa, herkes kaçacak.
Hatta mevcut emekliliğini doldurmuşları da 3600 gösterge vaadi ile durduruyorlar.Yazının başında da bahsetmiştim.
Şu günlerde basında iki de bir çıkan EYThaberleri de bana Hanibal'in yem borusunu aklıma getiriyor.
Hanibal'in yem borusu demişken. Pavlov'da zil ve ışık sonrası bazen et verdiği, bazen vermediği köpekleri (özellikle en fazla üzerinde çalıştığı Layka'yı) histeri yapmış. Böylece o vakte kadar sadece kadınlarda olduğuna (%90 kadın hastalığıdır) ve sebeinin kadınların cinsel tatminsizliği olduğuna inanılan histeri hastalığını yeniden tanımlayarak, histerinin aslında kaygı bozukluğu olduğunu ispat edip, 1904 Nobel Tıp ödülünü almış.
Hanibal'in de taktiksel deha olmasında rağmen Romalılar tarafından her seferinde nihai yenilgiye uğraması, askerleri ve halkı üzerinde güven sorunu yaratıp, kaygı bozukluğuna sebep olması olmasın?
(20226'A NOT; 2023 seçimleri için 6 Eylül 1999 öncesi sigorta girişlilere bu hak verildi ama ben kademeli emeklilik ve sigorta-çıraklık girişi için halen umutsuzum.