milli edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2022 Perşembe

KARAOSMANOĞLU-MİLLİ EDEBİYATIN ACIMASIZ GERÇEKÇİSİ

 


Yakup Kadri  Karaosmanoğlu'nu, hem Fecr- Ati, hem de Milli Edebiyat akımındaki esas yeri, acımasız gerçekçiliğidir. Özellikle klasikleşmiş Yaban romanı, bunun simgesi gibidir. Kurtuluş Savaşı ortasında, Kurtuluşa yabancı insanları anlatır. Bence en acımasız gerçeklik kitabı, Kurtuluş Savaşı sırasındaki İstanbul sosyetesini anlatan Soddome ve Gomere'dir. Roman daha adında acımasızdır. Roman adını, Tevrat'ta geçen,  Kur'an da da Lut suresinde bahsi geçen ve sapıklığı ile ünlü şehirlerdir. Kurtuluş Savaşı süresince, işgalci güçlere evini, hatta yatağını açan İstanbul zenginlerini acımasızca eleştirir.

Karaosmanoğlu, bu acımasız gerçeklik anlatımını yazı hayatının sonuna kadar kullanmıştır. Kendisi bu açıdan cumhuriyet döneminin ilk yazarlarındandır. Bu acımasız gerçekçiliği, siyasi tavrını değiştirmez. Her zaman Atatürk, Milli Mücadele ve onun partisinden yanadır. Başka bir parti ya da oluşum, onun için alternatif değildir. Partisine ve liderlerine akıl da vermez, onları suçlamaz bile. Yaban romanında bir suçlama vardır ama bu suçlama genel anlamda aydın sınıfa ve Osmanlı yönetimine yönelik bir suçlamadır.

Benzer bir acımasız gerçekliği daha sonraları ancak Kemal Tahir'de görürüz. Ama o bolca öğüt verir, yol gösterir. Bu uğurda en cahil roman kahramanları, birer sosyolog, ekonomist edası ile konuşturur. Tarihi kahramanları bile bir kaç yüz yıl sonrasını görür.

Türk edebiyatında Karaosmanoğlu tarzı acımasız gerçeklik, aslında sanılandan daha azdır. Köy Enstitülü yazarlar, köylerini anlatmıştır. Aziz Nesin,  Muzaffer İzgü ise gerçekleri güldürü ile göstermişlerdir.

Karaosmanoğlu ise tarzında neredeyse tektir ve bence taklit edilmesi de gerekir. Ülkemizde pek çok yazar, hatta gazeteci, acı ve net gerçekleri yazmaktan ya da söylemekten çekiniyor. Oysa gerçekler gün gibi ortadadır. 

Aziz Nesin'in çok tartışılan aptallık sözlerini hatırlayalım. Hani ülkenin aptal oranıyla ilgili dedikleri ne çok tepki çekmişti ve çekiyor, hatırlarsınız (en azından yaşı kırkın üzerindekiler). Oysa siyasi yelpazenin en ters köşesindeki Nihal Atsız, Nesin'den yıllar önce ''Bu ülke delilerle, gerizekalılarla ve aptallarla doludur'' demiştir.

Bu ülkenin acı gerçekleri görmeye ihtiyacı vardır. Son olarak Karaosmanoğlu'nun pek az bilinen Panorama kitabını özellikle öneririm.


23 Aralık 2021 Perşembe

SAÇ TARAMANIN GEREKLİLİĞİ


,

 Köy yanarken saç taramakla ilgili malum atasözü-deyimi eminim herkes biliyordur. Bir de ara ara sosyal medyada çok dillendirilmeye başlandı. Ben bu sözlere karşı çıkacağım, hem de tarihten örnekler vererek.

En başta filozof ve matematikçi Descartes, gördüğü rüyalar (ya da hayaller) üzerine, otuz yıl savaşlarının tam ortasında ordudan ayrıldı ve kendisini bilime ve felsefeye verdi. Albert Camus, Yabancı romanını yazarken, Fransa, Almanya işgali altındaydı. İkinci dünya savaşının tam ortasındaydı. Pek çok sanatsal şaheser, kıyametin koptuğu zamanlarda  yapıldı.



Ne olursa olsun insan yaşamak zorundadır. İnsanca yaşamak içinde kendisini geliştirmek zorundadır. Bu kendini geliştirmek,  yabancı dil öğrenmek kadar,  bağlama-gitar çalmak, başka bir şehri-ülkeyi görmekte ihtiyaçtır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dediği gibi, Türk gençliğine kendi ile ilgilenmesine izin verilmedi.

Benim kuşağım, yani yetmişlerde ve seksenlerin başında doğmuş olan kuşak (bu nesil Z ise, biz de x yada ü kuşağı oluyoruz) özellikle apolitik olmak için uğraştı. Bu uğurda önce futbola, sonra da pop müziğe sığındı. Sonra her ikisi de politikaya bulaşıp, gençleri de politikaya sürüklemeye çalıştı. Z kuşağı ise garibim, dolar kuru ne olacak diye para politikasını kurulunu takip eden liselilerden oluşuyor, nasıl apolitik olabilsin?

Biz yaşını başını alanlar şunu bilmelidir ki, apolitik olmak da haktır, iktidardan yana olmak da, muhalif olmakta. Bir gencin ilk işi, kendi yönünü seçmek ve bu yön için kendini geliştirmektir.

Genç ya da yaşlı, biz de, kendi kendimizin değerini bilelim. Bize hep kendimizi kurban etmemizi, kendimizi feda etmemizi istenilir. Oysa koyunların bile kurban olması için en azında  üç yaşını doldurması, biraz etlenmesi beklenir. Biz de en azından biraz büyüyelim, yetişelim, kaliteli insanlar olalım.

İnsanların kendisi için bir şeyler istemesi, daha mutlu, huzurlu, müreffeh olmayı istemesi ayıp değildir. Her şeyin internetten ve hatta cep uygulamalarından olduğu bu devirde iyi bir cep telefonu lüks değildir ve çıkar telefonunu diyenin ağzına telefon tıkmak farzdır.

Bizim politikacılarımız, üst düzey bürokratlarımız ve hatta özel sektörde işverenlerimiz,  gelişmiş ülkelerdeki işverenlerden daha düşük yaşam şartlarında çalışıyorlar mı ki bizden daha düşük yaşam standartlarını kabul edelim? Bize diyorlar ki, beğenmiyorsun, çek git. Biz de yurt dışına gidince ya da aniden başka bir yere tayin isteyince ya da iş değiştirince bize neden hain diyorlar?

Sayın okurlarım, tamam köy yanıyor ve artık hangi şerefsiz yaktıysa, o söndürsün, yok mu buralarda bir itfaiyeci. Sürekli her leyden sorumlu olmak sizi bunaltmıyor mu? Twitter'a giriyorsun, herifin biri, bir kadını açıkça tehdit ediyor, tutuklansın diye tweet atıyorsun, oy veriyorsun,  oy veriyorsun, çalınmasın diye sabah kadar bekliyorsun. 

Bir de yoksulluğa mı karşı biz fedakarlık yapacağız? En azından kendimizi fakirlikten koruyalım. Bu fakirlik, fedakarlık kültürünü ret edelim.

Bencil olmak sadece zenginlerin hakkı değildir.