noam chomsky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
noam chomsky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2026 Pazartesi

EPSTEİN,SOĞUKOLUK VE DİĞER KONUŞULMAYANLAR



Şubat 2026 itibarıyla dünya, Epstien denen sapık ve karanlık şahısla ilgili dosyalarla çalkalanıyor. Kafada pek çok soru var, neden şimdi ortaya çıktı, ne kadarı açıklanıyor, ne kadarı kamu oyundan saklanıyor gibi. Bu olayların çok yeni olmadığı, adı yeni çıkanlara bir bakalım. Stephen Hawking, yaşadığı yılların en ünlü fizikçisi olmasına rağmen, Nobel'e aday bile gösterilmedi. Yıllr önce okuduğum bir kitap, ortaya attığı tezlerin gözlemlerle ispatlanmamasından bahsetmişti. Öyle olsaydı üniversitesinde bu zamana kadar koltuğunda kalmazdı. Muhtemelen kişiliğini biliyorlardı, bazı dedikodular, Nobel komitesinin de kulağına gitmişti. Engelli her yıl giderek artmasına rağmen, karısından boşanmış ve yeniden evlenmişti. Evlendiği kadın da kocasından boşanmıştı. Diğeri de dil felsefecisi ve siyasi aktivist Noam Chomsky'di. Hawkin, Epstein adasına gitmiş, Chomsky, Epstein'e, basının mevcut saldırılarını nasıl savuşturacağı üzerine akıl vermiş. 2026 Şubat itibarıyla 97 yaşında olan Chomsky, 2023'de beyin kanaması sonrasında felç geçirdiği için konuşamıyormuş. Yerine karısı konuşmuş. Epstein'in böyle biri olduğunu bilmiyorduk, demiş. Adamın Lolita Hava Yolları diye sekiz uçaklık fikosu var, koca filozof, buna da mı dikkat etmemiş. Yıllarca devletlere, milletlere akıl veren şahsın, bu kadar gaflet ve delaleti, aynı zamanda ihanettir. Chomsky gibiler, batılı toplumların, beyaz adamların, yalancı vicdanlarıdır. Sözde kendi devletlerini, şirketlerini eleştirerek, geri kalmış ülke insanlarının, beyaz adam denen batılılara hayranlığının ve sempatisinin devam etmesini sağlarlar.  Böylesi aydınların, kendi ülkelerini eleştiride bile bir kibir vardır.

(Bu Lolita kavramı üzerine bir daha yazacağım.)

Bu tür toplu ifşalar, toplu tasfiye amaçlıdır. Pek çok sıkandalda, böylesi ifşa olmaz. En basitinden, bizzat Amerika'dan örnek vereyim; Michel Jackson'un yıllarca oğlan çocuklarını taciz ettiği, ölümüne yakın ve gözden düştüğü bir zamanda ortaya çıktı. Jackson ölünce de üzerine gidilmedi. Jackson, hali hazırda mirasçılarına ve yapımcılarına her yıl milyonlarca dolar kazandırıyor ve telif yasaları gereği ölümümnün yetmişinci yılı olan 2079'a kadar öyle olacak. Jackson'a kimlerin çocuk temin ettiği, aracı olduğu, ailelerin nasıl susturulduğu ve kimlerin göz yumduğu, muhtemelen o tarihe kadar sır olarak kalacak.

İfşalar, tasfiye amaçlıdır demiştim, örnek olarak doksanlar İtalya'sının temiz eller operasyonunu verebilirim. Bir bürokratın rüşvet alırken yakalanması ile başlayan soruşturma, İtalya siyasetinde, çoğu kez koalisyonlarla yürüyen sa-sol dengesinin sonunu getirdi ve Silvio Berlusconi ile başlayan, kuzeyli seçmenlere dayanan, sağcı-neoliberal, özelleştirmeci politikalara bıraktı. Berlusconi hükumetlerinin yolsuzluk, rüşvet ve seks sıkandalları da çabucak kapatıldı. Berlusconi'nin bunga bunga partileri bile unutuldu. Seksenlerde yapılan, Sicilya mafyası Cosa Nostra'ya yönelik operasyon ve yargılamalar sonucu Calabriya mafyası Ndrangetha (n harfi sadece d harfinin Calabriya aksanına göre okunması içinmiş)'nın güçlenmesini sağladı. İtalya'da ne yolsuzluk azaldı, ne de mafya. İtalya, psikolojik olarak kuzey-güney diye ikiye bölündü. İtalya'nın yolsuzluk algısı ve endeksi hiç düşmedi. Türkiye'den de Susurluk kazası, sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemleri ve ardından basın ifşaları sonrasında, Ülkücüler devletten yavaş yavaş ihraç edildi. Doksanlarda mafya-polis-üniversiteler-sokaklar falan, hep Ülkücülerin elindeydi. ANAP ve DYP'de kime sorsan Ülkücü kökenliydi. Orta derece bürokrat dediğimiz devlet yöneticileri, Ülkücü kökenliydi. 1995 seçimlerinde MHP, kendi kendisine engel olmasına rağmen 8,7 oy alınca, tasfiye yavaştan başladı. Önce üniversitelerde dilediklerince at koşturmaları dizginlendi. Doksanların başlarında, pencereden dışarı insan atarak öldürdükleri halde, polise ifade bile vermiyor, sevgilisi ile gezenlere yada oruç tutmayanlara karşı terör estiriyorlardı. Türkeş'in 1997'deki ölümüyle tesfiyeler başladı, 2002 ile hızlandı. Kamuda Ülkücü kökenli yönetici çok azaldı. Kurtlar Vadisi'nin meşhur il 97 bölümü, aslında bu tasfiyeyi anlatır. Konseydeki herkes (Yahudi olanlar dahil) Ülkü Ocaklarından yetişmeydi. Aslında vadide ima edilen kişilerin çoğu Ülkü ocaklıydı. Bu gün kamuda sadece özel harekat, Ülkücü. Bence özel harekatın Ülkücülüğü, kapıcılık denilen apartman görevliliği sektöründe, halen Alevileri yoğun olması gibi bir şey. Kapıcılkta eskiden bodrum kat bile olsa, bir evde kira ödemeden kalırdın, şimdi o da yok. Özel harekat polisliğine gelince, okulumda bir öğretmen arkadaşım bu işi sekiz sene yapmış, KPSS ile öğretmenliğe geçmiş, o yıl bunu yapan on iki kişiden birisiymiş. Haftada üç gece, saat sabaha doğru 2-3 ile 8-9 arası çalışıyor, çoğu kez operasyondan bir saat önce gidilecek yeri öğreniyormuş. Yani o kadar da özelinecek bir polis branşı değil. Susurluk sonrası bu ifşalar ve tasfiyeler, Ülküclüğü zayıflatmış, dokunulmaz olan Ülkücüleri, hedef haline getirmiştir. Bunlar olmasaydı, Fırat Çakıroğlu cinayeti gibi cinayetlere kimse cesaret edemez, sonrasında olacakları göze alamazdı.

Esptein ile ilgili olarak konuşacağım son konu Kabe örtüsü ve buna karşı muhafazakarların sessizliğidir. Hint kökenli İngiliz romancı Salman Rusthi  üzerine fırtına koparanlar nerede? Hiç okumadıkları Şeytan Ayetleri romanını protesto etmek için meydanlara dökülen milyonlar nerede? Kendiliğinden toplanıp, Maraş-Çorum-Sivas katliamıyapan Müslümanlar nerede? Sırtına Allah dövmesi yapan barmenin katledilmesini hatırlayan var mı? Daha geçen gün, baş örtüsü takan bir sosyal meday fenomenini, halkı kin ve nefrete sürükleme çabası suçundan tutuklamadınız mı? Ana muhalefet partisi başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu,  üzerinde cami resmi işlenmiş, seccade denen küçük halıya bastı diye, özür dilediği halde yerden yere vurmadınız mı? Şimdi bu Arap emirine karşı suskunluğunuzun sebebi nedir; Uğur Mumcu'nun Rabıta eserinde belirttiği gibi, ta ezelden gelen rantınızın kesilmesi mi? Türkiye'deki dincikerin sebebi bu diyelim, El Kaide, İŞİD, Hizbullar, İran molları niye susuyor. Kabe'nin örtüsünün, bir sapıüın fantazi ürünü olması konusunda neden bu kadar rahatsınız? Ülkesi neden bu emiri halen idam etmedi? Sadece kendisi istifa etti. Dini kullananların, din hassasiyetinin yalanlığının belgesidir bu. Herkesi yargıladığınız kanunlardan, kendilerinizi hariç tutuyorsunuz.

Bu yazıyı yazmamın asıl sebebi, Soğukoluk olayına karşı sessizlik. Uğur Dündar meşhur programı 1981 yılında olmuş, programın ardından Soğukoluk'un adı, Güzelyayla olarak değişmiş, mekanlar kapatılıp,  huzurevi ve yetimhane yapılmış. Uğur Dündar, olaydan kırk beş yıl sonra, 2026 Şubatında verdiği röportajda bölgenin metruk ve terk edilmiş olduğunu söyledi. Hatta kazılırsa toplu mezarlar çıkar, dedi. Youtube'da olaya ilişkin video pek az. Motorsikletiyle bölgeyi gezen bir Youtuber, şimdilerde buraların gayet lüks yayla evleri ile dolu olduğunu gezerek anlatıyor. Aradan kırk beş sene geçmiş, bölgeyle ilgili doğru düzgün bir kitap yada film yok; hatta youtube videosu da yok; sadece bir kişinin kask kamerası. Yıllar önce bölgedeki bu fuhuş düzeninin Osmanlı devrine kadar gittiğini okumuştum yada duymuştum. Böylesine köklü bir fuhuş ağının birden bitmesi de ilginç; daha ilginç olan, bu iğrenç sistemle ilgili olarak doğru-düzgün tutuklama ve soruşturma olmaması, bölgenin sessizce kapatılması. Bölgenin kirli geçmişini, kökenlerini, bu mekanların bir zamanlar kimlere ait olduğunu, orada kimlerin çalıştığını, çalışanların bunca yıl sonra hangilerinin sağ kaldığını ve neler anlatacağını yazavak bir babayiğit var mı? İskenderun (ya da Belen) ticaret odası ve diğer kurumlar, bütün bu olanlar hakkında bilgi verecek mi, yoksa bugünün pek çok saygın kurum, tarikat ve siyasi örgütlenmelerinin adını korumak adına saklayacak mı?

9 Şubat 2022 Çarşamba

BAZI OKUMAYIN TAVSİYELERİ 2: ÜNLÜ VE KOF OLANLAR

 


Yazının bu 2. bölümünde listeyi dikkatli yapmaya ve tanınmış ya da klasik diye bize pazarlanan yazarları ve kitaplarını ele alıp, listeyi dar tuttum. Çünkü bloğumun çok az okuruna dahi de olsa bazı gereksiz kişileri tanıtmış olmak istemem. Burada yazacaklarım zaten satılan, okunan kitaplar. Ben sadece bu açıdan bakın istedim.



1.Alev Alatlı (Kadere Karşı Koy A.Ş.) Alev Alatlı'nın kitapları doksanlı yıllarda, en azından benim yakınımdaki arkadaşlar arasında modaydı. Aslında pek de satılmasa da, ara ara cilalanan bu yazarın kitabını, il halk kütüphanesinden aldım ve o kadar kötü bir kitaptı ki, başka bir kitabını okumamaya karar verdim. Kitapta eğitimli ve çalışan bir kadın, üstelik orta yaşı ile beraber,  kariyer de kazanmış, kendisini aldatan kocasını yeniden kazanmaya çalışıyor. Bunun için de kocasının kariyer yapmış, beyaz yakalı bir genç kadın olan,  metresine benzemesine çalışıyor. Bu benzeme sırasında da, doksanların gözde sosyoloğu Profesör Nilüfer Göle'yi örnek alıyor. Kitapta Nilüfer Göle'nin adı aşırı sık geçiyor. Kendisini zaten sevmezdim, doksanlarda dinci-tarikatçı milletini şirin göstermeye çalışanlardan biriydi, Göle'den  iyice soğudum bu kitapla (roman demek istemiyorum). Bu nesil, kariyeri ve ekonomik özgürlüğü olan bir kadının, kendisini aldatan bir erkek için bu kadar çırpınmasını zerre kadar anlamaz.



2.Mahir Çayan (Tüm yazıları) : Böyle ünlü ve simge birisinden, Marksizm'le ilgili çok şey beklediğimden olacak, büyük hayal kırıklığına uğradım. Kitapta benim canımı en çok sıkan şey, sürekli olarak yaşadığı dönem Türkiye'sini, çarlık rejimin son dönem Rusya'sı ile kıyaslaması. Oysa her ülke ve her devrim, kendine özel değil midir? (Simge bir isim olduğundan daha fazla şey yazamıyorum.)



3.Amin Maalouf (Doğunun Limanları) :Bu yazarı da çok övüyorlar. Arap olmakla beraber Fransızca yazan ve Fransa'da yaşayan bir yazar. Roman kahramanı Lübnanlı bir asilzade ve okumak için Fransa'ya gidiyor. O sırada Alman işgali oluyor, Fransız direnişine katılıyor ve efsaneleşiyor, bir Fransız kadınına aşık oluyor. Sonra ülkesine dönüyor, Lübnan'ın Fransa'ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlıyor o da direnişe katılmıyor. Katılan ise esrar tüccarı kardeşi.  Romanın geri kalanını anlatmayayım ama romanda her şey Lübnan'da Fransız işgali bitince sarpa sarmaya başlıyor. Roman düpedüz keşfe Lübnan'ı tekrar Fransa  işgal etse diyor. Zaten önsözde açıklandığına göre Romanın Fransızca orijinal adı Doğu'nun Merdivenleri. Lübnan'ın Sidon, Sayda ve Beyrut şehirlerine Fransızların verdiği ad. Lübnan kıyısının haritada merdivene benzetilmesinden bu adı almış.



4. Noam Chomsky (Anti Amerikan-siyasi kitapları) : Chomsky, fil felsefesinde bir efsane. Aynı zamanda Amerika aleyhtarı bir Amerikan vatandaşı, ciddi biri siyasi aktivist olarak da tanınıyor. Benim de sözüm bu Amerika aleyhtarlığı kitaplarının bir zaman sonra sıkıcı olması ile ilgili. Zira hep bir Amerikan emperyalizminden şikayet, Amerika'nın kötülüğü üzerine yazıyor ama çözüm yok. Bir de arka arkaya okursanız içinizi bir sıkıntı basıyor ve karamsarlığa kapılıyorsunuz.



5. Can Dünar'ın Atatürk Belgeselleri:  Gazeteci Can Dündar, sekiz tane Atatürk belgeseli yapmıştır ama ilginçtir hiç birinde Atatürk'ün zaferleri ya da devrimleri anlatmaz. Bu belgeselleri izlemek, sizin Atatürk'e hayran olmanıza ya da hayranlığınızın artmasına yol açmaz. Bu belgeselle Atatürk'e acımanıza yol açar. Dündar, genizden gelen buğulu sesiyle,  belgeselini yaptığı kişinin çektiği çileleri ve üzüntüleri anlatır. Bence izlenilmese, okunmasa daha iyi.