can dündar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
can dündar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2022 Çarşamba

BAZI OKUMAYIN TAVSİYELERİ 2: ÜNLÜ VE KOF OLANLAR

 


Yazının bu 2. bölümünde listeyi dikkatli yapmaya ve tanınmış ya da klasik diye bize pazarlanan yazarları ve kitaplarını ele alıp, listeyi dar tuttum. Çünkü bloğumun çok az okuruna dahi de olsa bazı gereksiz kişileri tanıtmış olmak istemem. Burada yazacaklarım zaten satılan, okunan kitaplar. Ben sadece bu açıdan bakın istedim.



1.Alev Alatlı (Kadere Karşı Koy A.Ş.) Alev Alatlı'nın kitapları doksanlı yıllarda, en azından benim yakınımdaki arkadaşlar arasında modaydı. Aslında pek de satılmasa da, ara ara cilalanan bu yazarın kitabını, il halk kütüphanesinden aldım ve o kadar kötü bir kitaptı ki, başka bir kitabını okumamaya karar verdim. Kitapta eğitimli ve çalışan bir kadın, üstelik orta yaşı ile beraber,  kariyer de kazanmış, kendisini aldatan kocasını yeniden kazanmaya çalışıyor. Bunun için de kocasının kariyer yapmış, beyaz yakalı bir genç kadın olan,  metresine benzemesine çalışıyor. Bu benzeme sırasında da, doksanların gözde sosyoloğu Profesör Nilüfer Göle'yi örnek alıyor. Kitapta Nilüfer Göle'nin adı aşırı sık geçiyor. Kendisini zaten sevmezdim, doksanlarda dinci-tarikatçı milletini şirin göstermeye çalışanlardan biriydi, Göle'den  iyice soğudum bu kitapla (roman demek istemiyorum). Bu nesil, kariyeri ve ekonomik özgürlüğü olan bir kadının, kendisini aldatan bir erkek için bu kadar çırpınmasını zerre kadar anlamaz.



2.Mahir Çayan (Tüm yazıları) : Böyle ünlü ve simge birisinden, Marksizm'le ilgili çok şey beklediğimden olacak, büyük hayal kırıklığına uğradım. Kitapta benim canımı en çok sıkan şey, sürekli olarak yaşadığı dönem Türkiye'sini, çarlık rejimin son dönem Rusya'sı ile kıyaslaması. Oysa her ülke ve her devrim, kendine özel değil midir? (Simge bir isim olduğundan daha fazla şey yazamıyorum.)



3.Amin Maalouf (Doğunun Limanları) :Bu yazarı da çok övüyorlar. Arap olmakla beraber Fransızca yazan ve Fransa'da yaşayan bir yazar. Roman kahramanı Lübnanlı bir asilzade ve okumak için Fransa'ya gidiyor. O sırada Alman işgali oluyor, Fransız direnişine katılıyor ve efsaneleşiyor, bir Fransız kadınına aşık oluyor. Sonra ülkesine dönüyor, Lübnan'ın Fransa'ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlıyor o da direnişe katılmıyor. Katılan ise esrar tüccarı kardeşi.  Romanın geri kalanını anlatmayayım ama romanda her şey Lübnan'da Fransız işgali bitince sarpa sarmaya başlıyor. Roman düpedüz keşfe Lübnan'ı tekrar Fransa  işgal etse diyor. Zaten önsözde açıklandığına göre Romanın Fransızca orijinal adı Doğu'nun Merdivenleri. Lübnan'ın Sidon, Sayda ve Beyrut şehirlerine Fransızların verdiği ad. Lübnan kıyısının haritada merdivene benzetilmesinden bu adı almış.



4. Noam Chomsky (Anti Amerikan-siyasi kitapları) : Chomsky, fil felsefesinde bir efsane. Aynı zamanda Amerika aleyhtarı bir Amerikan vatandaşı, ciddi biri siyasi aktivist olarak da tanınıyor. Benim de sözüm bu Amerika aleyhtarlığı kitaplarının bir zaman sonra sıkıcı olması ile ilgili. Zira hep bir Amerikan emperyalizminden şikayet, Amerika'nın kötülüğü üzerine yazıyor ama çözüm yok. Bir de arka arkaya okursanız içinizi bir sıkıntı basıyor ve karamsarlığa kapılıyorsunuz.



5. Can Dünar'ın Atatürk Belgeselleri:  Gazeteci Can Dündar, sekiz tane Atatürk belgeseli yapmıştır ama ilginçtir hiç birinde Atatürk'ün zaferleri ya da devrimleri anlatmaz. Bu belgeselleri izlemek, sizin Atatürk'e hayran olmanıza ya da hayranlığınızın artmasına yol açmaz. Bu belgeselle Atatürk'e acımanıza yol açar. Dündar, genizden gelen buğulu sesiyle,  belgeselini yaptığı kişinin çektiği çileleri ve üzüntüleri anlatır. Bence izlenilmese, okunmasa daha iyi.

7 Şubat 2021 Pazar

SAHTECİLİK VE CAN DÜNDAR'IN SAHTE ATATÜRKÇÜLÜĞÜ

 


2009-2010 gibi gençler arasında bir sübliminal mesaj iddiası çılgınlığı başladı ve 15 temmuz sonrası dönemde meğer Fetö burada zaten her şeyi anlatıyormuş sözleri ile doruğa ulaştı.

Oysa subliminal mesaj, senaryonun bütünü ve gösteride ne olduğu değil, ne olmadığıdır. Yani izlediğiniz film-oyun-belgesel ve hatta kanalın genelidir. Çoğu kez subliminal ya da gizli mesajı ararken, burada ne var diye değil, burada ne yok diye arama yapılmalıdır. Asıl mesaj,  o kültürel ürün ya da kanalda ne olmadığıdır.

Örneğin o televizyon kanalına kimler konuk edilmiyor,  o yayınevi kimin kitapları basmıyor, o gazete-dergi ya da kanalda hangi haberler yok. Yok derken, yok denecek kadar az. Mesela epeydir şehit haberlerine televizyon ve gazetelerde yok denecek kadar az haber yer veriliyor. Bir zamanlar neredeyse koca bir şehri sokaklara döken şehit cenazeleri gayet sessiz geçiyor. Salgın diyeceksiniz ama iktidar kongrelerinin maşallahı var.

Sadece ürün ya da ürün sunan işletmeler değil, dönemde de ne var, ne yok bakacaksınız ki dönemi anlayasınız.  Mesela Sinan Cemgil ve arkadaşları, Ordu'da bir Amerikan-NATO radar üssünü basıp, bir kaç teknisyeni kaçırıyor. Bir ara bu Amerikalıları öldürmeye karar veriyorlar. Ancak öldürmeye içleri elvermiyor. Sonra aynı ekip, Kızıldere'de Türk askeri ile çatışıyor. İlginç olansa, bu 1968'de 6. filo askerlerinin denize  dökülmesinden sonra Türkiye'de Amerikan askeri ya da Amerikalılara karşı ikinci ciddi eylem.  Bir de doksanlara İncirlikte çalışan bir astsubay vuruldu. Başkan Johnson'un mektubundan beri ülkemizde ciddi bir Amerikan karşıtlığı var ama ne Amerikan askerlerini ne de Amerikan şirketlerini pek rahatsız eden pek yok.

Benzeri şekilde aşırı Sovyet karşıtlığına rağmen Sovyet diplomatları ve şirketleri de ülkemizde zorluk yaşamadılar. Sovyetlerin en büyük düşmanı olan Ülkücüler arasında yetişen Mehmet Ali Ağca, o dönemin papasını vurabilmiş olsaydı, Sovyetler birliği on yıl daha yaşayabilirdi.

Buradan da anlayacağız ki, aslında cepheler net değil. Mesela bu blokta Tema ihanetini  anlatmıştım. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/04/tema-ihaneti.html)  Tema, orman ve otlakların imara açılması ile ilgili yasalara destek verdi. Hiç bir maden-taş ocağı direnişine de destek vermedi. Son 10 yıldır tek bir ağaç bile diktiğine dair haber yok. Sadece öğrencilere sözde çevre eğitimi veriyor.

Bu kadar uzun girişten sonra, Can Dündar'ın sözde Atatürk belgesellerine gelelim. Kendisi Atatürk üzerinden en fazla para ve itibar kazananlardan biridir. Ben hemen hepsini izleyen biri olarak orada ne yok diye, birden farkına vardım ki orada Atatürk'ün savaşları, zaferleri yok. Sadece acı çeken ve içi daralan zavallı bir ihtiyar yada bunalımlı bir genç var. Böyle kötü bir belgeselcilik nasıl olabiliyor?

Kasıtlı olabilirse, olunuyor. Geçenlerde eski bir video ve akabinde bir fotoğraf tekrar gündem oldu. Orhan Pamuk'un daha yeni ünlendiği zamanlar ve kendisi Mehmet Ali Birand'ın programına konuk olmuş. Orada 19 yaşındaki hali ile Rasim Ozan Kütahyalı'da var ve soru sormak için söz alıp, Pamuk'u yağlıyor. Etrafındaki diğer kişiler de, Fetö'nün Altın Neslinin gençlik halleri. Biran'da malumunuz, meyhane ücretini  bile Karen Fogg'a ödetiyordu. Dündar'da onun çıraklarındandı.

Dündar'ın seri halindeki belgeselleri,  Türk toplumundaki karizmatik Atatürk algısını yıkmaya yönelikti. Doksanlı yıllar boyunca sürekli gösterilerek, bunda başarılı da olundu ve siyasal islamın önü açıldı.