orhan pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orhan pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2026 Cuma

CEM YILMAZ , DENİZ GÖKTAŞ,HALUK LEVENT



Cem Yılmaz'ın uzun süredir popülerliği ve gişa hasıları-reytingleri düşüşte. Bununla ilgili pek çok tez var, sanat eleştirmenlerine göre artık kendisini tekrar ediyor, sıradan insanlara göre eskisi kadar kaliteli değil. Benim başka bir tezim var. Bence konu, Cem Yılmaz'ın apolitikliğidir. Ülkede iktidarın baskısı arttıkça, politik memnuniyetsizlik arttıkça, apolitik insanlar da, gözden düşmeye başladı. İzleyici, sosyal medya gönderileri ile ısrarla onu siyasi sorunlara, toplumsal sorunlaa yönelmesini isterken, o ısrarla doksanlardaki apolitik halinde kalmak isitiyor. Diğer yandan apoltik mizah yapan, film yapan komedyen kum gibi. Ayrıca zor bir şey de değil. Şimdi ortalık tek kişişik şov yapanlarla dolu; pek çoğu bilet satabilmek adına sosyal medyada içerik üretiyor. Cem Yımaz'ın filmleri de o kadar sıkıcı ki, Karakomik filmleri merak bile etmedim. Suya-sabuna dokunmayan sanat, bir süre sonra anlamsızlaşıyor. Konu sadece siyaset değil, yoksulluk, işsizlik ve diğer pek çok problemlerden bahsetmeyen sanat, bir süre sonra sadece bir marifet gösterisi, şekilcilik oluyor. Divan şiiri ve Türk Sanat Musiki bunun en iyi örneği. Divan şiirinden arslan demenin on yedi ayrı yolu vardır ama divan şairlerinin çoğu İstanbul'da olduğu halde, hiç bir şiirde martı kelimesi yer almaz. Nef-i gibi hiciv ustaları hariç, ortaya attıkları önemli bir sorun yoktur. Tek ama., bir Türk olarak kimsenin bilmediği Arapça ve Farsça kelimeleri kullanarak ne kadar eğitimli olduğunuzu göstermektir. Bu yüzden bazı beyitleri, herkesin anlayacağı şekilde yazarsınız, bunlara şah beyit denir. Şiirin kalıpları öylesine değişmezdir ki, Şair Nedin, sevgilisinin sarı saçlarını, mavi gözlerini övdü diye yerden yere vurulmuş, buna karşın aynı Nedim'in, küçük bir oğlanı, Sadabad bahçesinde daveti (hem de annenden cuma namazına diye yalan söyleyerek izin alması tavsiyesiyle), ona aşk ilanı, bu türün en güzel şiiri sayılmıştır. Türk Sanat Müziği de benzer bir şekilde, bir avuç İstanbul elitinin müziğidir; şarkılarda geçen Üsküdar, Ada ve Heybeli kelimeleri bile  bunu ispata yeter.

Bu tür steril sanat, çoğu kez elitler içindir. Soyut resim de buna örnektir. İnternette soyut resimin CIA (A.B.D istihbaratı) aracılığı ile özellikle yayıldığına dair iddialar var, inanırım. Şimdilerde resim sanatı, sanattatn ziyase, zenginler için fetiş nesneleri üretiyor. Picasso resimleri buna en güzel örnektir. Bilinen on bin kadar resmi vardır ama çok azı Guernica ya da Avingonlı kızlar gibi kalitelidir. Sonuçta harbiden on bin den fazla resimden bahsediyoruz.Ömrünün son yıllarında sadece sandalyede oturan kadın resimleri çizmiştir, tabii kübist formda. Körfez savaşı sırasında güney doğuda bir yerlerde durmadan Picasso tablosu çıkıyordu ve çoğu da gerçekti. Kuveytliler yatırım amacıyla almıştı. Cem Yılmaz'ın halen yüksek fiyatla salonları doldurna gösretileri de böyledir; oraya gitmek, sosyetik olduğunu göstermektir.

Deniz Göktaş'ın yargılanmasını da bu açıdan daha anlamlı olmakta. İktidar sanatı o apolitik saray soytarılığına indirgeme gayretinde Bu ideal sanat ya da komedi, sadece apolitik olmayacak, şirketleri ve holdingleri de kızdırmayacak; tüketici şikayetlerini bile dile getirmeyecek halde olmalı. Cem Yılmaz, aynı zamanda büyük bir reklam yıldızıdır ya da yıldızıydı. Firmaların zouk ürünleri dahi, komedide konu olmamalıdır. Böylesi bir sanat önce şekilciliğe kayar; önemli olan sanatın kabul edilen kalıplarına uyulmasıdır; divan şiirinde uyaklar, sanat musiksinde makamlar gibi; ardından da sembolizm gelir ve her şey bir şeylerin sembolüdür. Derken bu semboller, bir avuç elitin anladığı semboller olur. Resim sanatı bunun en güzel örneklerini verir; milyon dolarlık mavi-beyazz desen, üçgenler, kareler, tuvale rast gele atılmış renkler vesaire.. Komedide de sadece elit insanların anladığı ince espirilere oluyor.

Herkesin anlamadığı semboller, gerçek anlamda sembol değildir. Örneğin bir Bayburt'lı I Love 69 yazılı bir tişört giyer çünlü onun için 69 bir seks pozisyonu değil, Bayburt'un plaka numarasıdır ama hiç bir Hataylı, I Lowe 31 plakalı bir tişöet giyemez.

İşte bu steril, elit sanat, halktan güç kaybettiğinde, sahte bir muhaliflik taslar. Orhan Pamuk, bir ara her yeni kitabı çıkmasına yakın Cumhuriyet gazetesine, ülkem için üzülüyorum diye ağlaması buna örnektir. Haluk Levent'de, bunun bir örneği. Aslında sırf kumar borçlarına mali destek olsun diye kurduğu derneğe bağış toplayamayınca, İzmir Marşına, cümle bile olmayan kelimeler serpti.İktidarı küstürmemek içinde iktidarın önemli isimleriye fotoğraflar çekti; hatta bir ara MHP'li bir milletvekilinin kızı da AHBAB'da yöneticiydi. İktidarla mesafeli diğer vakıflara bakın; yetmez ama evetçi Ahmet Nesin'e rağmen Nesin vakfıyla; Nasuh Mahruki'yi görevden uzaklaştırmasına rağmen AKUT'la; iktidar elitlerinin fotoğrafı ya da övgü dolu görüşmesi var mı?

Ülkeyi bu kadar pislik basmışken ne kadar streril ya da hijyenik olabilirsiniz.

5 Mart 2026 Perşembe

AYNI HAİN VE EBLEH SÜRÜSÜ

     


Yetmez ama evetçi hain sürüsü, Marksist-Leninizm ve Liberalizm arasında savruluyor. Asla sosyal demokrat ya da Atatürkçü olmuyor. Çiftçiye, ananı da al git diyen şahsın demokrasi vaatlerine inanıyorlar da, Osmanlı'nın kadını hor gören zihniyetini yıkıp, kadından hakim-savcı-pilot yapan partinin vaatlerine inanmıyorlar. Yetmaz ama evet dedikleri parti, kendilerini de sefil etmiş ama halen o partiyi iktidardan düşürmesi en büyük ihtimal olan siyasi oluşumu desteklemiyorlar.

Bir de şu dikkatimi çekti. Bu liberal ve radikal solcu sürüsü,  tıpkı mevcut iktidar ve iktidar yanlıları gibi, İran'da olanlara karşı pek sessiz.  Oysa doksanlarda ve iki binlerde, hele de 28 şubat döneminde nasıl da özgürlük şövalyesiydiniz? Hele de Orhan Pamuk ve üç yüz küsur yazar-çizer-akademisyen sürüsü, Suriye iç savaşının başlarında, Beşar Esat'a çağrı yapmıştınız, görevi bırak, Cezayir'e sığınma iste diye. Hesapta Suriye'de kan dökülmesini istemiyordunuz. Oysa amacınız Suirye'yi oluk oluk kana boğmaktı. Savaşı başlatanlar, Suriye'de demokrasi isteyenler değildi. Alevileri, Şiileri, Hristiyanları, Dürzileri (Aslında düz Sünni olmayan herkesi) ve üzerine de kendi şeriatları altında yaşamak istemeyen Sünnileri katletmek ya da göç ettirmek isteyen Siyasal İslamcılara ne güzel destek vermiştiniz? Şimdi de mollalara karşı halkı direnişe çağırsanıza. Türban takmak istemeyen kadınların hayat hakkını savunmakta pek isteksizsiniz.

Orhan Pamuk, Rasim Ozan Kütahyalı be karısı Nagehan Alçı ile aile resmş ortaya çıktığından beri kendisini basında pek yer bulamıyor. Ha, bir de Rasim'in ta eskiden, üniversite yıllarında, ona övgüler düzmesinin ortaya çıkması da buna etken. Şimdi bakıyorum ne zaman destekleyecek bu üçüncü ittifakı.

Artık birileri kral çıplak desin. Bu ülkede Marksist-Leninizmin asıl hedefi devrim yapmak değildir. Muhalefete, muhalefet yapıp, sağın iktidarda kalmasını sağlamaktır. Legal olanının da, illegal olanının  da hedefi budur. 

Liberl solun solculuğu da, NAZİ partisinin adındaki sosyalsitlik gibidir. İtidara geldiklerinde önce bu sosyalist ibaresini sildirmişlerdi. Yetmez ama evet referandumundan sonra saraydan kovulmasaydınız, siz de adınızdan solu atacaktınız.

Aynı hain ve ebleh sürüsüsünüz.

(2022'de yazmışım)

7 Eylül 2022 Çarşamba

VEBA GECELERİ VE DALKAVUKLAR GECESİ KIYASLAMALI İNCELEME

 


Veba gecelerini çok merak ediyordum çünkü Atatürk aleyhine olduğuna inanıyordum ama Pamuk'a para kazandırmak istemiyordum. Derken almış bir arkadaştan ödünç aldım. Kitap, basbayağı Atatürk'ten öte, Atatürkçüleri aşağılamak için yazılmış ve romanda gizli bir Abdülhamit övgüsü de var. Kitabı, kendisinden çok önce yazılmış ve kendisinden çok fazla tarzda yazılmış Dalkavuklar Gecesi'ne benzettim.



Her iki roman da,  Atatürk'e hakaret olarak yazılmış, sonrasında yazarları ben Atatürk'e hakaret etmek için yazmış, ancak sonrasında da sahiplenmeişlerdir. Dalkavuklar gecesi denen uzun öykü-kısa romanın (ya da Almanların deyimi ile novelanın) Atatürk'e hakaret olduğunu anlamak için, romandaki isimleri tersten okumanız kafi: Filozof İlanasam (Hasan Ali Yücel) ,başhekim Ziza, şevket Aziz Kansu,  kralın gözdeiz Yamzu (Afet İnan. İnan'ın kızlık soyadı Uzmay'dı) vs vs. Ekşisözlükte biri güzelce sıralamış. Sağcıların Atatürk ve İnönü'ye, iki ayyaş demesinin temelinde de, bu roman vardır.

Her iki yazarında siyasal dincilerle aşk-nefret ilişkisi vardır. Atsız, oğullarına göre dinsiz, yazdıklarına göre Şamanist (ya da Tengrici) biriydi. Ataürk'e ait pek çok hakaretin kaynağı olan Rıza Nur,  onun manevi babasıydı.  

Dinciler ile Atsız-Atsızcılar arasında bir aşk-nefret ilişkisi vardır, tıpkı Pamuk'la olduğu gibi. Dinciler, tarikatlar, Atsızla dalga geçerler ama pek çok konuda da, özellikle iki ayyaş muhabbeti ve İnönü'le alay ettiği Z Vitamini romanını kullanırlar. Zvitamini dahil pek çok eserini ilk yayımlayan, Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu dergisidir. Pamuk'a da Nobel ödülünü ilk aldıklarında tebrik edenler, sonra ona terörist dedi.

Dalkavuklar Gecesinde ki Hitit kralının Atatürk olduğu ne kadar belliyse, Kolağası Kamil'in de Atatürk olduğu bellidir. Sağır sadrazamın, topçu subayı olarak ilk görev aldığı Yemen'de sağ kulağı ağır işiten ve ömür boyu işitme cihazı taşıyan İsmen İnönü'dür. Şaşı kralda, Trablusgarb savaşında aldığı yaradan dolayı sol gözü yüzde yetmiş görme kaybı yaşayan ve şehla, yani hafif şaşı bakan Atatürk'tür. Ayrıca Atatürk, gene Trablusgarb'da ağır bir kabakulak atlatmıştır. Benim tahminim bu kabakulak olayından dolayı çocuğu olmamıştır.  Hayatı boyunca savaş çığırtkanlığı yapmış ama hiç savaşmamış Atsız, Atatürk'ün savaş yaraları ile alay eder.

Herkes yukarı doğru kıvrık bıyıklarla ilgilenmiş. Öte yandan Atatürk'ün askeri rüştiyede (şimdiki ortaokul seviyesi) elli iki öğrenciden üçüncü olması,  yaz tatilinde annesinin tekrar evlendiğini evdeki yabancı erkeğin varlığından öğrenip, annesi ile yıllar boyunca konuşmaması gibi ayrıntılar, romana tesadüfen işlenmiş olamaz. Bu ayrıntılar da genelde ders kitaplarında yazmaz ve herkes de bilmez. Kitaptaki asıl ayrıntılar, kitabın Pamuk tarafından yazılmasından çok, Pamuk'a yazdırıldığının delili. En başta Mingerlilerin kökeninin Aral gölü'nün güneyi olması. Araplara göre Oğuz boylarının atayurdu burasıdır ve buradan dünyaya yayılmıştır. Kitapta Minger halkı olarak gösterilerek, Türklerle de dalga geçilmektedir. Adadaki Mingerliler, Türk olmamakla beraber ( Ada halkı, Türk, Rum ve Mingerlidir), Orta Asyalıdır. Okuma-yazma oranları düşük ve otoriteye her türlü uyma davranışındadır. Kolağası Kamil'de Mingerlidir, Türk değildir. Türkler, padişaha sadakattan yanadır. Pamuk, kolağası rütbesine önyüzbaşı demiş. Kolağalığı, Osmanlı ordusuna özgü, bölük komutanlığı ile tabur kontanlığı arasına bir rütbeydi ama yüzbaşılığın önlüğü falan değildi. Osmanlı ordusunda tabular, iki kola ayrılır, bu kolların başına da kolağası rütbesinde subaylar olurdu. Osmanlı ordusunun, dünya, daha doğrusu çağdaşı büyük devletlerin ordularından farklı bu yapısının sebebi, daha çok tüfekli piyade erine dayanması, top, havan, makineli tüfek gibi modern silahlarının az olmasıdır. Eskiden de ordular, bu günkünden daha az askerden oluşurdu. Mesela günümüzün bir komando taburu yaklaşık altı yüz askerden oluşur. Eskiden modern ordular da kalabalıktı ama silahı olmayıp, asker tüfeğine sayanan Osmanlı ordusu daha kalabalık birliklerden oluşuyordu. Pamuk'un buradaki amacı, nasıl ki Dalkavuklar Gecesi romanı nasıl ki iki ayyaş yalanına kaynaklık etmişte, bu roman da, muhtemelen yıllar sonra Kolağası Kemal söylemine kaynaklık edilmesi için yazdırılmıştır. Atsız, nasıl ki hiç görmediği Çankaya köşkünü, devasa bir saray gibi anlatmışsa, Pamuk'da kolağalığını üsteğmenlik gibi anlatmıştır. (Çankaya köşkü, yanılmıyorsam Ankara'nın eski bir Gayrı Müslüm'ün eski evi, ufak bir köşktür. Sonradan yanına Atatürk'ün kız kardeşi Makbule hanım için Penbe Köşk yapılmıştır. Bu küçük yapısından olsa gerek, sonraki cumhurbaşkanı İsmet İnönü, zaten Çankaya'ya çok yakın olan kendi evi olan, kendi Penbe köşkünden yaşayıp, her gün mesaiye Çankaya köşküne gitmiştir. Kenan Evren, daha cumhurbaşkanı olmadan önce, köşkün bahçesine devasa bir hizmet binası yaptırmış, eski köşkleri de müzeye çevirmiştir.) Bu arada Kamil adı, sokak argosunda aşırı saf erkek anlamına geliyor, öyle tesadüfen seçilmiş bir ad değil. Romanda Kamil, Karantina Erleri denen, yerli gönüllülerin başında.  Karantina erleri, Mingerlilerden oluşuyor. Gönüllüler karantina konusunda anlaşamıyor ama görevden azledilen vali ile bir olup, darbe yaparak cumhuriyeti ilan ediyor, ilk cumhurbaşkanı oluyor ve onun kişiliğinde bir efsane oluşturuluyor. Oysa kendisi sadece darbe yapmış, cumhuriyet ilan etmiş, kendisini de cumhurbaşkanı ilan etmiştir.



Romanı özetlemek istemiyorum, eleştirmek istiyorum. Kitapta Abdülhamit'te çaktırmadan övülmeye çalışılıyor. Osmanlının, romanda anlatıldığı gibi mükemmel ya da çok iyi bir karantina yönetimi yoktu.  Denizlerde dolaşan ve korku salan, Marsilya'da son moda toplarla falan donatolmamıştı. Tamam, roman kurgu, Minger adasının varlığına kadar. Oysa bu gerçekliğe uzak kurgunun amacı, siyasal İslamcıların gözünde Abdülhamit'i yükseltmek, Abdülhamit'in donanmayı Haliç'de çürüttüğü gerçeğini halkın gözünden silmektir. Bunu da sözde solcu Pamuk ile yapmaktır. Okurlarım, analarının tumanını FETÖ'ye satmış Liberalizm yaranlarına, solcu demeyelim artık. Osmanlının öyle cevval iki zırhlısı olsa, Yunanlılar sadecd Averof zırhlısı ile sözda Osmanlı donanmasını Çanakkale'ye hapsetmezdi. Sonradan piyangolarla, bağışlarla falan İngilizlerden gemi alındı ama İngilizler savaş başlayınca gemi falan vermedi. Almanlar da adaları kaybetmiş Osmanlı halkını iki zırhlı ile tavladı.



Veba gecelerindeki isimler de, Dalkavuklar Gecesi gibi imalı. Mesela Minger kelimesi, kronik başağrısı anlamına gelen Migren'den türetilmiş. Polonya kökenli Bonkovski paşa, Nazım Hikmet'in dedesi Borzecki ( Mustafa Celaettin Paşa) 'den türetilmiş. Amerikalı ünlü yazar Bukovski'nin adından bozma. Rober Kolej mezunu bili Bokovski ile alay etmez. Bu ismi muhtemelen Rasim Ozan Kütahyalı uydurmuş olmalı. Mina Mingerli'de, iki binlerin başında yazdığı anı kitabı ile adını duyurmuş olan Mina Urgan. 

Her iki kitap da Siyasal İslamcılar tarafından yazdırılmıştır. Giyimi, saçı ve yürüyüşü ile Hitler hayranı Atsız, ahbabı Rıza Nur tarafından yazdırılmış; bakın Türkçüler bile Atatürk ve İnönü'ye iki ayyaş diyor denmesi sağlanmıştır. Bu kitapla da amaç, sözde solcu, batılılaşmacı yazar aracılığı ile Atatürk'ü horgörmektir.

Yetmez amacılar pişman falan olmamıştır. Halen Fetö'nün emrindedir.



26 Nisan 2021 Pazartesi

EDEBİYAT, SANAT TARİHİNDE LİNÇLER VE ORHAN PAMUK

 


Nobel ödüllü yazarımızın son kitabı gene tartışmaların odağında. Kendisi malum, bu tartışmaları çıkarmayı seviyor, çünkü batılı, Avrupalı-Amerikalı okurlara sesleniyor. Ayrıca kendisi zamanının önemli bir kısmını yazmaktan çok, tanıtıma harcıyor ve reklamın iyisi-kötüsü olmaz mantığı ile reklam çalışması yapıyor. Masumiyet Müzesi'nden bu yana her yeni romanı, Türkiye içinde düzenli olarak tiraj kaybediyor. Kendisi genelde batılı okura oynadığı için, bunu mağduriyet madalyası olarak kullanıyor.

Oysa son kitabı o kadar şiddetli bir tiraj düşüşüne uğradı ki,  Türk yayımcısı Yapı Kredi, panik halinde, son romanında Atatürk'le alay etmedi, aslında şöyle değil, böyle demek istedi minvalinde mesaj gönderdi, sosyal medya hesaplarından. Zira bu seferki düşüş öyle fena ki, Nobelli yazarımızın kitapları yakında kendisini ucuzluk sepetinde bulabilir.  Zira kendisi T24'de düpedüz evet alay ettim dedi. (Günümüze siyasi göndermeler yapmaktan çekinmedim dedi. Peki neden Osmanlı hanedanının zaten komik olan halleri ile alay etmemiş. Yoksa sık sık evine misafir ettiği ve daha 19-20 yaşında üniversite öğrencisi iken tanıştığı Fatih Tezcan, Nagehan Alçı gibi Nurcu ahbapları mı kızarmış?



Son on yıldır her Orhan Pamuk romanı olduğunda aynı şetler sıra ile oluyor. Mart-Nisan-Mayıs ayı gibi (genelde Mart sonu-Nisan başı)Pamuk, Cumhuriyet gazetesi, T24 veya bazı gazetelere  ülkem için endişeleniyorum diye başlayan ve ne dediği anlaşılmayan şeylerle ilgili röportaj veriyor (son 2 yıldır bu ritüel eksik). Sonra Ot'dan başlayarak aylık edebiyat dergileri Pamuk'u sıra ile kapak yapıyor. Pamuk'la ilgili tartışmalar sosyal medyada alevleniyor, hain diyenler, ama o Nobel kazandı diyenler falan.

Sonra Pamuk hayranları o meşhur nakaratlarını tekrarlıyor ''Orhan Pamuk bu ülkeye fazla''. Neymiş efendim, Pamuk'u linç etmeye hakkımız yokmuş. Ha bir de ''Böyle ülkede edebiyat ilerlemez' nakaratı var.

Oysa Pamuk, Nobel ödülüne dayanarak aldığı yetkiyle hem Türk milletini, hem de Atatürkçüleri çok şahane linç etmişti ve son kitabı üzerine yazılanlardan anladığım kadarı ile halen Atatürk ve Atatürkçülere saldırmakla meşgul. O bize halen saldırıyorken, biz de onu affetmemekte özgürüz. Bu konuda daha önce de yazdım (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/07/adalet-agaoglu-ve-affetmeme-ozgurlugumuz.html )

Bir de sanki hiç gelişmiş ülkelerde bu tür halk linçi olmuyor, olmamış gibi tavır takınıyorlar. Ben de kıt genel kültürümle linç edilen yazarlardan ve sanatçılardan bahsetmek istedim. Boris Pasternak ya da benzeri şekilde devlet tarafından dışlanan yazar ve sanatçılardan bahsetmeyeceğim.



İlk aklıma gelen Herman Menveille, kendisi bu günlerde en çok bilinen romanı Mobby Dick yüzünden linç edilmiştir. Sebebi de, nasıl olur da beyaz ırk, bir hayvana karşı kaybeder miymiş? Oysa Meville, olayı gerçek bir öyküden almıştı. Edebiyat dünyasından ve okurlarından öyle kötü eleştiriler ve hakaretler aldı ki, yazmayı bıraktı. Roman, yazıldıktan ve yazarı öldükten çok sonra, sinemanın icadı ile popüler oldu. Sinemacılar insanların dev bir balina ile mücadelesinin salonları dolduracağını keşfetti. Bu açıdan Mobby Dick, King Kong ve Godzilla'nın da atasıdır.



Diğer bir linç edilen sanatçı da, modacı Coco Chanel. Amerika 2. Dünya savaşı filmlerinin bir klişesi vardır. Alman subaylarıan metres olan ama müttefiklere bilgi sızdıran kadın. İşte o kadın Coco Chanel'dir. Nazi işgali sırasında Nazi subaylarına metres olan ve Fransızların yatay işbirlikçi diye aşağıladığı  kadınlardandı. Paris kurtarıldıktan sonra saçları kazıtılan, dışlanan, aşağılan kadınlardan biri olabilecekken İsviçre'ye gitti, orada yıllarca kaldı, Paris'e dönüp, modaevini tekrar açtı ama Fransızlar onu dışlamaya devam etti. Koleksiyonları daha çok Amerika Birleşik Devletlerinde itibar gördü. Gene de Coco Chanel,  ülkesinde dışlanmışlığı hep yaşadı. Oysa sırf Chanel no 5 parfümü bile, Isparta'nın gül yağı ihracatının Türkiye'ye sağladığı katma değerden daha fazlasını Fransa'ya  kazandırmakta. Kimse de Chanel, Fransa'ya fazla demedi.



Oysa Türk milleti, işgalcileri destekledikten sonra yurt dışına sürgüne giden işbirlikçi yazarlardan  Refik Halit Karay ve Cenab Şahabettin gibilerini devletle beraber affetmeyi bilmişti. Oysa Norveç, Knut Hamsun'u hiç affetmedi. Savaştan sonra önce bir genç kız, kütüphanesindeki Hamsun kitaplarını yazarın kapısının önüne attı, ardında neredeyse tün Norveç. Kimse de Hamsun, Norveç'e fazla demedi. Diğer bir linç edilen Norveçli, oyun yazarı Henric İbsen'di. Sebebi de Nora, Bir Bebek Evi oyunun finali,  ülkenin muhafazakar kesimince beğenilmemiş, İbsen'de oyuna, bu gün çoğunlukla ne oynanan, ne de basılan 4. perdeyi eklemişti.



Hamsun, Nazi olduğu için linç yerken Thomas Mann, Naziliğe karşı olduğu için linç yedi, öyle ki, savaştan sonra da Almanya'ya gitmedi.

Yenilmenin bedeli hep ağır oldu. Savaştan sonra Nazi yandaşları hep dışlandı. Heiddigger gibi felsefe, Heisenberg gibi fizik ve hatta Von Braun gibi roketbilim dehaları bile bu dışlanmayı hissettiler. Pek çok etkinliğe davet edilmediler ve pek çok kişi onların davetine gitmek istemedi, onlarla dostluk kurmak istemedi.



Herbert von Karajan ise, Naziliğine rağmen, savaştan sonra da şöhretini sürdürdü. Ancak A.B.D'de verdiği konser, boykotla ve tepkiyle karşılaştı. Konserine kimse gitmedi. Türkiye'ye gelmesine de Türk Yahudileri engel oldu. Türkiye'de seksenlerde  TRT'de seksenli yıllarda Hikmet Şimşek'in sunduğu Pazar Konseri programına sık sık çıkması yüzünden tanındı. Kimse de Karajan A.B.D'ye fazla;  A.B.D Karajan'ı haktemiyor falan demedi. (Kaldı ki bence Karajan hep Nazi kaldı. Sahnede Hitler'i taklit etti. Zira herhangi bir videosunda, orkestra karşısındaki halini, Hitlerin nutuk söyleyen hali ile kıyaslarsanız, anlarsınız. Abartılı el-kol hareketleri, söze aşırı terleme, bitkin düşme, göz yaşı seli, vs) 

Linç etmek eskiden fiziksel darp etmek anlamında kullanılırdı. Adını da Amerikalı yargıç Charles Lynch'den almıştır. Mahkumları, halkın öfkesine teslim ederek cezalandırırmış. Kalabalığın birini ya da birilerini darp etmesinin adı, dünyanın her yerince linç etmek yada linçlemek olmuş. Sonra bu linç, Ahmet Kaya'ya olduğu gibi klasik medya üzerinden itibar linçi; ardında da trol ordularınca aynı sosyal medya linçleri yapılmaya başlandı.

Peki Orhan Pamuk linç ediliyor diyelim; gerçek şu ki bu linçleri kendisi istiyor. Çünkü sonrasında mağduru oynayıp, batılı okura, işte böyle vahşi bir ülkede yaşayayım diye ağlıyor. Sonra kendi kitlesi de, Orhan Pamuk bu ülkeye fazla diye ağlıyor. Yoksa neden son romanına, karikatürize, çocukken karga kovalamış kolağası Kamil karakteri eklesin? Belli ki kavgaya hazırlıklı gelmiş. Onun yaşadığı şey linç falan değil, insanları kendisine küstürme.

Lakin, Profesör  Aziz Sancar'ın Nobel ödülü almasından sonra, ''ama o Nobel aldı''cı okur kitlesi düşüyor. Batı dünyasında ona karşı sempati de,  Türk toplumunu etkilemesi ile orantılı. Kendisinin istikrarlı bir siyasi ideolojisi yok. Son bir yıldır da kitaplarının piyasaya çıkışı ile ilgili. Yakında batılı 'o hem büyük bir Türk yazarı, hem de bizden''ci batılı okurlarını da kaybedecek. Kendisinin istikrarlı bir siyasi tavrı da yok. Kar romanı ile güzelleme yaptığı, yetmez ama evet diyerek desteklediği iktidar, şu an ona terörist diyor o ise yeniden iktidarın rakip gördüğü ideoloji ile uğraşmakta. Atatürk'e küçük burjuva devrimcisi diyerek çok solcu olmanın ve dine engel oldu diye liberal solcu olmanın modası, Gezi döneminden beri bitti. Z  kuşağı denen yeni nesil Orhan Pamuk'a tamamen yabancı. 

Pamuk, Nobel ödülüne pek güvenmesin. Nobel'e aday bile gösterilmediği halde ölümsüzleşmiş pek çok yazar olduğu gibi, Nobel aldığı halde pek hatırlanmayan ve satmayan da pek çok yazar var. Kendisi onlardan biri olma yolunda hızla ilerliyor.