yetmez ama evet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yetmez ama evet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2026 Perşembe

AYNI HAİN VE EBLEH SÜRÜSÜ

     


Yetmez ama evetçi hain sürüsü, Marksist-Leninizm ve Liberalizm arasında savruluyor. Asla sosyal demokrat ya da Atatürkçü olmuyor. Çiftçiye, ananı da al git diyen şahsın demokrasi vaatlerine inanıyorlar da, Osmanlı'nın kadını hor gören zihniyetini yıkıp, kadından hakim-savcı-pilot yapan partinin vaatlerine inanmıyorlar. Yetmaz ama evet dedikleri parti, kendilerini de sefil etmiş ama halen o partiyi iktidardan düşürmesi en büyük ihtimal olan siyasi oluşumu desteklemiyorlar.

Bir de şu dikkatimi çekti. Bu liberal ve radikal solcu sürüsü,  tıpkı mevcut iktidar ve iktidar yanlıları gibi, İran'da olanlara karşı pek sessiz.  Oysa doksanlarda ve iki binlerde, hele de 28 şubat döneminde nasıl da özgürlük şövalyesiydiniz? Hele de Orhan Pamuk ve üç yüz küsur yazar-çizer-akademisyen sürüsü, Suriye iç savaşının başlarında, Beşar Esat'a çağrı yapmıştınız, görevi bırak, Cezayir'e sığınma iste diye. Hesapta Suriye'de kan dökülmesini istemiyordunuz. Oysa amacınız Suirye'yi oluk oluk kana boğmaktı. Savaşı başlatanlar, Suriye'de demokrasi isteyenler değildi. Alevileri, Şiileri, Hristiyanları, Dürzileri (Aslında düz Sünni olmayan herkesi) ve üzerine de kendi şeriatları altında yaşamak istemeyen Sünnileri katletmek ya da göç ettirmek isteyen Siyasal İslamcılara ne güzel destek vermiştiniz? Şimdi de mollalara karşı halkı direnişe çağırsanıza. Türban takmak istemeyen kadınların hayat hakkını savunmakta pek isteksizsiniz.

Orhan Pamuk, Rasim Ozan Kütahyalı be karısı Nagehan Alçı ile aile resmş ortaya çıktığından beri kendisini basında pek yer bulamıyor. Ha, bir de Rasim'in ta eskiden, üniversite yıllarında, ona övgüler düzmesinin ortaya çıkması da buna etken. Şimdi bakıyorum ne zaman destekleyecek bu üçüncü ittifakı.

Artık birileri kral çıplak desin. Bu ülkede Marksist-Leninizmin asıl hedefi devrim yapmak değildir. Muhalefete, muhalefet yapıp, sağın iktidarda kalmasını sağlamaktır. Legal olanının da, illegal olanının  da hedefi budur. 

Liberl solun solculuğu da, NAZİ partisinin adındaki sosyalsitlik gibidir. İtidara geldiklerinde önce bu sosyalist ibaresini sildirmişlerdi. Yetmez ama evet referandumundan sonra saraydan kovulmasaydınız, siz de adınızdan solu atacaktınız.

Aynı hain ve ebleh sürüsüsünüz.

(2022'de yazmışım)

19 Eylül 2023 Salı

NİLÜFER GÖLE'NİN KOROSU;RADİKAL-YENİ YÜZYIL(2002 SEÇİMLERİ-3)



Bu serinin bir önceki yazısı için ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/2002-secimlerinde-medya-manipulasyonu_28.html) araştırma yaparken, Turan Dursun'un Ateist olmadan evvel Süleymancı olduğunu Vikipedi'den öğrendim. Yazılarında bundan bahsetmiyor.Bunu öğrenince bir aydınlanma anı yaşadım. İlkokul mezunu bir vaiz (yada mele) olarak Diyanet sınavlarını kolayca vermesi ve Diyanet bürokrasisinde hızlı yükselmesinin sebebi, dini bilgisinden çok Süleymancı tarikatın marifetiydi. Bu onun Müslümanlığı ve müftülüğü zamanındaki tek eseri olan Nurculuk ve Müslümanlık'ı yazma sebebini de açıklıyor. 2002'den önce tarikatlar arasındaki çatışma çok belirgindi çünkü Süleyman Demirel, güçlenmemeleri için aralarına nifak tohumlarını özenle serperdi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/suleyman-demirel-kimdir.html) Benzer politikaları, onun bürokratlığından yetişme Turgut Özal'da yaptı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html) Yani gerçekte onun ve diğer aydınların öldürülme sebebi yazdıkları değil, yazacaklarıydı. Nilüfer Göle başkanlığındaki Tarikatlar çok masum sivil toplum örgütleri korosunun ötmesi için onların öldürülmesi gerekliydi. Bu kakafoninin koro başı profesör Nilüfer Göle'ydi. Yeni kavramları o icat ederdi. Bu dönemde ilk önce Cumhurşyet gazetesi liberalleştirilmeye çalışıldı. Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni olan Hasan Cemal'in bu çabaları, gazeteyi kapanma noktasına getirdi. Sonra bu marifetlerini Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım kitabında anlattı.

Z kuşağı olarak Hasan Cemal'in adını duymamış olabilirsiniz. Doksanlı yıllarda, Cumhuriyet'ten ayrıldıktan sonra Milliyet gazetesi yayın yönetmeni yapılarak ödüllendirildi. Gazetenin bir sayfasında, ince beyaz gömleğinden belli olan şişirilmiş pazularınını bağladığı pozda bir resmi olurdu. Dedesi, İttihat ve Terakki'nin meşhur Cemal Paşasıdır ve soy adını da ondan alır. Koronun açıktaki şefi, Hasan Cemal'di. Bu koronun temel bestesi ve güftesi, vah zavallı muhafazakarlardı. Onlar sadece anlaşılmak isteniyordu. Özellikle 1995 seçimlerinde Refah partisinin zaferinden bir kaç ay sonra, Mehmet Barlas'ın bir yazısı ile hızlandı bu operasyon. Hürriyet'te bu iş için Ertuğrul Özkök vardı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/ertugrul-ozkokun-hurriyeti.html) Koronun bestecisi ve gizli şefi, sosyoloji profesörü Nilüfer Göle'ydi. Kocası, iktisat profesörü Asaf Savaş Akat, doksanlı yıllarda, neoliberal ekonomiden oluşan krizlerin, nasıl neoliberal ekonomi ile çıkılacağını yazan-anlatan koronun başındayken, Nilüfer hanım da, zavallı muhafazakarlar, zavallı Kürtler korosunun başındaydı. Bizim konumuz Nilüfer Göle.

Kendisi Boğaziçi Sosyolojiye yerleştikten sonra, bol bol saha araştıması yaptı, kitaplar yayımladı. Alan araştırmaları, tek dertleri devlette daha fazla kadrolaşmak ve holdinglerini büyütmek olan tarikatların, özellikle Fetöcülerin ne kadar masum olduğuydu. Muhafazakarların ne kadar ezildiğine dair kitaplar yazdı. Bu arada eski defterler de karıştırıldı. Şerif Mardin ve Cemil Meriç'in  isimleri tekrar parlatıldı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/02/bazi-okumayin-tavsiyleri-1yalancilar.html) Şerif Mardin'in soy adına bakıp da, onun Güney Doğulu veya Kürt olduğunu sanmayın. Mardinizadeler soylarını peygambere kadar uzatan Osmanlı asilzadelerindendir ve pek çok ünlü de bu aileden yada bu aileye akrabadır. Kendisi Said-i Nursi'yi öven kitabı sebebi ile Amerika'da profesör yapılmıştı. İyice parlatıldıktan sonra geri döndü, Nilüfer Göle'nin korosuna katıldı. Doksanların başında Ekşisözlük'te kendisinden, Türkiye'de konferanslara geldiğinden hiç Türkçe konuşmadığı ile ilgili yazı vardı. Daha sonra kendisi Türkiye'ye geri dönüp, Sabancı üniversitesinde ders vermiş. Nilüfer Göle'de orada. Bu yetmez amacıların pek çoğı Sabancı üniversitesinde.

Bu arada, sosyoloji mezunu biri olarak, Türkiye'deki alan araştırmalarının yöntemleri üzerine de bir parantez açayım. Sosyolojide en çok yapılan tez, alan araştırması ve monografidir.. İşin ilginci de, hakkı ile yaparsan en zor olanıdır. İncelenecek topluluğun sınırını belirleme, örneklem seçme, test ve anketler, sorulacak soruların tespiti bile başlı başına bir iştir. Hatta daha sağlıkl olunması için o toplulukla bir süre yaşanması gerekir. Oysa Türk sosyologları, kaynak kişilerle mülakat (röportaj) diye pratik bir yöntem icat etmişlerdir kendilerine. Sonra bu kaynak kişilerin sözlerini eğip-bükerek, kendi tezlerini, kendi kendilerine ispatlamışlardır. Buna da bahane hazırdır. O topluluk dışa kapalıdır, anketi veya aralarında yaşamayı kabul etmemektedir. Bu bahane ile konuşanların ağzından çıkmayan sonuçlara ulaşabilirsiniz. Mesela doksanların başında Abdülkadir Sezgin adlı bir Diyanet bürükratı, bu yöntemle doktora tezi hazırladı, bir kaç Alevi ile konuşup, Aleviliğin, Bektaşilik olduğu, Bektaşiliğin de Hanefi mezhebindeki yüzlerce tarikattan biri olduğu sonucuna ulaştı. Üstelik konuştuğu kişilerden hiç biri bu fikirde değilken. Bu bilim değil, modern hurafe. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/03/modern-ufurukculuk.html)



Benzer araştırmaları Nilüfer hanım ve onun peişiden giden sözde sosyologlar yaptı. Tarikatlardan, sözde kaynak kişilerden aldıkları bilgilerle tezler yazdılar. Tarikatlar, laik yönetimce zorbalanmış zavallı sivil toplum örgütleriydi. Hep Kemalist rejimin zulmünü çekmişlerdi. Bu üfürükçülüğün temel bahanesi, içe kapalı olmaları ve topluluğun anket-test istememesiydi. İşin daha ilginci, daha önce bu tarikatlara girip-çıkmış kişilerle konuşmaması, bu eski üyelerin tarikatlara ait  eleştiriler bir yana, korkunç iddiaları hiç araştırmamalarıydı. Onlara göre taikatlar, hele de Fetö, çok cici sivil toplum örgütleriydi.

Diğer yandan yavaş yavaş Kürt övgüsü ve Kürt meselesi problemi de açılmaya başlanmıştı.O dönemde askerin, PKK'ya yataklık yaptığı yada yaptığını düşündüğü, bazen de hiç alakasız köylülere karşı şiddeti, çok haber oluyordu. Yer yer köylüler, şehre göçe zorlanıyordu. O dönemde Türkçülük üzzerinden de Atatürkçülüğe saldırılar, bu bahane ile başladı. Gene o dönemlerde andımız kaldırılsın propagandası yapılmaya başlandı. Gene aynı dönemde, Suriye sınırındaki mayınların kaldırılması gündeme geldi. İşin doğrusu Suriye iç savaşı ve göç, doksanlarda planlanmıştı. Liberaller Küerleri, Atatürkçülüğe sallamak için kullanır. Onların Kürt aşkı yalandır.

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/05/liberallerin-kurt-ulusalcilarin-alevi.html

Bu süreçte Cumhuriyet gazetesi ele geçirilmeyince, yeni sol gazeteler gerekti. Profesör Erol Güngö,r, yetmişli yıllardaki  bir yazısında, medya holdinglerinin, sırf solcu yazarlara maaş vermek için gazete kurduğunu yazar. Bu ilk okuduğumda pek de okunmayan sağcı yazar zırvası demiştim, kendi kendime. Sonra bunun gerçek olduğunu fark ettim. Bu, dostunu yakın tut, düşmanını daha yakın ilkesi gereğiydi. Sonuçta bir kişi kontrol etmenin en iyi yolu, onu maaşlı işçin yapmaktır. Böylece radikal solu, solun ayak bağı yaptılar.



 (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/cok-solculugun-elestirilemez-sefaleti.html)

O yıllarca CHP ve sosyal demokrat partileri, sosyalizm adına az solcu bulma modası vardı. Yeni Yüzyıl gazetesi ile beraber CHP'yi az özgürlükçü, az liberalist bulma modası başladı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/04/nomenklaturanin-dini-ve-lideralizmi.html) Son bir kaç yıldır da CHP'yi az Atatürkçü bulma modası başladı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, ilk önce Siyah-Beyaz diye bir gazete çıktı kısa ömürlü. O kadar kısa ömürlü ve o kadar az önemsendi ki bu gazete, internette ona dair bir bilgi bulamadım. Ben bu gazete, Yeni Yüzyıl'dan daha önce yayımlandı diye hatırkıyorum, umarım yanılmam. Gazete'nin adı, Cumhuriyet'in  o yıllarda genelde siyah-beyaz fontlara basılmasının ve genelde renkli fotoğraf yayınlamamasına atıftı. Bu gazete, düşük tirajı nedeniyle sık sık kapanıp, yeniden açıldı. Gazetenin kadrosu, aynı gazeteyi Taraf ve Yeni Binyıl adı ile yayımladı. Yeni BinYıl, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ve FETÖ-AKP açık kavgası sonrası yayımlandığından, maskesi düşmüş halde Fetöcülük yaptı. CHP ve sosyal demokratları darbecilikle suçlayan liberal güruh, darbe çağrısı yapmaya başladı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/03/liberalleri-lincetmeyin-onlar.html) Zaten Taraf adını da, İBDA-C'nin çıkardığı bir dergiden ödünç almışlardı. Gene de Yeni Yüzyıl yetersiz kalıyordu. 1996'da yanına Radikal gazetesi kuruldu. Yeni Yüzyıl fazla liberalist kalıyordu. Atatürkçülüğe soldan daha iyi saldırmak için Radikal gazetesi kuruldu. Aydın Doğan gibi bir medya tröstünün himayesinde Radikallik yapıyorlardı.




Bu gazetelerin ortak noktası zarar etmeleriydi. Radikal'in sahibi Aydın Doğan, Yeni Yüzyıl'ın (ilk kurulan) sahipleri Dinç Bilgin (ATV-Sabah) diğeri Erol Aksoy (Show tv)'un olduğu ortaklıktı. Bu iki şirket, tirajı dipelerde olan bu gazeteleri neden yayımladı? Binlerce öğrenciyi, stajyer adı altında bedavadan ucuza çalıştıran Aydın Doğan'ın zoru neydi de o kadar kağıdı ziyan etti? O kadar bedava ki, önce asgari ücretin üçte yada beşte birini, sonra öğrenci çoğalınca onu da vermedi. Sigortayı zaten okul yapıyor. İstanbul'da kendi adına devasa bir lise yaptırdı. Lisenin ilk adı, Aydın Doğan İletişim lisesiydi. Öğrencilerin neredeyse tatamını kendi şirketlerinde stajyer yaparak, masrafını fazlası ile çıkardı. Hatta pek çok iletişim-gazetecilik mezunu yıllarca, stajyer adı altında ücretsiz çalıştırdı. Ben üç buçuk yıl stajyerlik yaptırılanı biliyorum. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/stajyer-emegi-somurusu.html) Gençler arasında Aydın Doğan şirketlerinin stajyer emeği meşhur oldu. Bazı stajyerleri işten çıkarma sebebi ne idi tahmin edin? Öğle yemeği yemeleri. Stajyerler öğle yemeği yemesin diye bazı stajları  öğleden sonraya koydu. Çalıitırdığı işçiye yemeği bile çok gören zihniyet, neden zararına gazete çıkarır, dergi çıkarır diye düşünmek lazım. Ayrıca son yıllarda mesleki ve teknik eğitimde staj süreleri fazla çoğaldı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/staj-okulun-yerini-tutmaz.html)Sonra büyün bu medya imparatorluğunu neden yok pahasına satar? Aslında Aydın Doğan kimdir diye ayrıca bir yazı yazmam lazım. Dinç Bilgin'in yazı işleri müdür Zafer Mutlu, takla atan arabasını kupon gönderen talihlisine vermişti. Kupon savaşlarını anlatırken, Sabah'ın mini müzik setini de anlatacağız. İsterseniz bu olayı google'da bir aratın. Bu iki medya devi, ülkenin demokratikleşmesi uğruna mı, zerre kar etmeyen gazete kurdular ve bir sürü yazarı beslediler sanıyorsunuz?



Diğerbir konu da, grev var diye, Stupnik'e röportaj vermeyi red eden Uğur Dündar, keşke stajyerleri bedavadan ucuza çalıştıran medya holdinglerine de benzer tepkiler verseydiniz.

Radikal gazetesi, demokratik gözükmek ve gerçek niyetini gizlemek için bünyesine Mine G. (Gökçe)  Kırıkkanat (o zamanlar Fransız kocasının soyadı olan Saulnier'i kullanıyordu) ve Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu'yu da bünyesine kattı. Bu gazetenin ticari konumu o kadar umutsuzdu ki Aydın Doğan'ın o zamanlar bünyesinde olan Dışbank'ı, Cumhuriyet gazetesinin o yıllarda salı ve perşenbe günleri verdiği kitaplara sponsor oldu; benzer bir proje için kendi Radikal gazetesine sponsor olmadı. Gazete ekonomik açıdan faciaydı. Şahsımca gazetede okunmaya layık tek kişi, Türkçe'nin doğru kullanımına hayatını adayan Hakkı Devrim'dir. Gazete, merkez-çevre-çatışma'dan başka bir şey bilmeyen Etyen Mahçupyan gibi birini gazeteci-yazar ve hatta Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı (Abdullah Gül'ün) yaptı. Kendisi kimya mühendisi ve muhtemelen merkez-çevre çatışması kuramı ile ilgili bir sosyoloji tezi yazmış ve tüm sosyolojiyi bu sanıyor.

Sözüm ona Gezi'deki şime görüntülerini gördüm, çok kötüydü diyen İsmet Berkan, tam da bunun için Radikal'in genel yayın yönetmeni olmuştu. Yeni Yüzyıl, ÖSYM haklı, şifre palavra manşeti için kurulmuştu. Bunlar medyada istedikleri gibi at koşturmak için, önemli aydınların öldürülmesini beklemişti ve bu sikastçilerin suç ortaklarıdırlar.

Onlara zararına gazete çıkaran, onları gazeteci eden medya patronları ile, ellerini yıkayıp, servetlerine servet kattılar.

Son olarak, Aydın Doğan, Kurtlar Vadisi Pusu'da, Davur Tataroğlu karakteridir. Kendisi hem medya patronu, hem Tatar asılıllı, hem de kızı medya dünyasında etkilidir. Dizide Tataroğlu öldürülünce, Arka Sokaklar dizisinde de Fetöcülerle mücadele başlamıştı. Aydın Doğan 15 Temmuz darbe girişimini ve darbe girişiminin bastırılacağını biliyordu ve Arka Sokaklar dizisi ile , yıllarca medyasından destek verdiği cemaata meydan okudu. Kurtlar Vadisindeki siyaseti herkes görür, zaten o dizi açık siyasi propaganda, marifet Arka Sokaklarda'ki siyaseti görmektir.




22 Mayıs 2023 Pazartesi

MEĞER BUNLAR KURTULUŞ SAVAŞINA DA DÜŞMANMIŞ

 


İktidarın seçim stratejisinin sonradan vatandaşlık verilenler üzerine olduğu kesinleşmiş gibi. Bu da muhalefet için yeni bir mücadele alanı açıldı demektir. İşimiz zor ve acil. Elde olan muhalefete destek fazlası ile acil.

Karşımızda nasıl bir canavar olduğunu yeni yeni anlıyoruz. En basitinden keşke Yunan kazansaydı dedikten sonra geberen eski fesle gezen sözde tarihçinin komik bir iddiası vardı. Ünlü İngiliz şair ve yazarının aslında Arap olduğu ve adının Şeyh Pir olduğunu söylemişti. Pek çok kişi onun bu deli saçması sözlerinin sebebinin bunaması ya da delirmesi olduğunu düşünülmüştü. Oysa bu iddiayı ortaya atan, Atatürk ve kurtuluş Savaşına düşman, Mısırlı bir şeyh ve onun Kurtuluş Savaşı zaferinden sonra İstanbul'da şeyhinin yanına kaçan müridine aitmiş. Yani feslinin keşke Yunan kazansaydı lafı boşuna değilmiş, sahiden de Yunan kazansın istemiş. Feslimiz de harbiden bu Mısırlının müridiymiş. 

Yani Fesli ve çevresindekiler, sahiden İngiltere Kraliyet ailesinin gizli Müslüman olduğuna inanıyor ve Kurtuluş savaşının kazanılmasına üzülüyormuş.

Yani Atatürk'e sadece batılılaşma yüzünden düşman değillermiş. Tıpkı sarayında bir ambulansın içinden kaçıp, İngiliz gemisine sığınan son padişahları ile aynı zihniyetteymişler.

Bir de bu Fesli tarihçi ve yazarın, Hataylı filozof ahbabı, eski solcu, kırkından  sonra sağcı ahbabı Cemil Meriç var. İkisi birde malum Sait'in müridi olurlar. Bu şahıs meğerse Hatay'da, Türkiye'ye katılmaya çalışan Hatay devletine darbe yapmaya kalkmış. Hayatı boyunca da bir Fransız ajanı olarak kalmış, sosyalist olarak bir şey yapamayınca, dinci olmasıymış. Zira kitaplarında Fransız aydınlanma filozoflarına hakaret eder, onlarla ilgili yalanlar söylerken, Hatay'ı yöneten Fransız devleti aleyhine pek bir şey yazmaz.

Ateist Fetöcü Orhan Pamuk'un icadı Türkiyeli olma lafı da aslında ülkemizi işgal ile ilgili. Hadi Suriye ile Afganistan'dan geliyorlar; Pakistan'dan niye geliyorlar? 

Son olarak, o Tiktok videolarından da para kazanıyorlar. Çünkü Türkiye'de kadınların sokakta giydi elbiseli fotoğrafların olduğu basılı kağıtlar, Pakistan'da porno dergi sayılıyor.



7 Eylül 2022 Çarşamba

VEBA GECELERİ VE DALKAVUKLAR GECESİ KIYASLAMALI İNCELEME

 


Veba gecelerini çok merak ediyordum çünkü Atatürk aleyhine olduğuna inanıyordum ama Pamuk'a para kazandırmak istemiyordum. Derken almış bir arkadaştan ödünç aldım. Kitap, basbayağı Atatürk'ten öte, Atatürkçüleri aşağılamak için yazılmış ve romanda gizli bir Abdülhamit övgüsü de var. Kitabı, kendisinden çok önce yazılmış ve kendisinden çok fazla tarzda yazılmış Dalkavuklar Gecesi'ne benzettim.



Her iki roman da,  Atatürk'e hakaret olarak yazılmış, sonrasında yazarları ben Atatürk'e hakaret etmek için yazmış, ancak sonrasında da sahiplenmeişlerdir. Dalkavuklar gecesi denen uzun öykü-kısa romanın (ya da Almanların deyimi ile novelanın) Atatürk'e hakaret olduğunu anlamak için, romandaki isimleri tersten okumanız kafi: Filozof İlanasam (Hasan Ali Yücel) ,başhekim Ziza, şevket Aziz Kansu,  kralın gözdeiz Yamzu (Afet İnan. İnan'ın kızlık soyadı Uzmay'dı) vs vs. Ekşisözlükte biri güzelce sıralamış. Sağcıların Atatürk ve İnönü'ye, iki ayyaş demesinin temelinde de, bu roman vardır.

Her iki yazarında siyasal dincilerle aşk-nefret ilişkisi vardır. Atsız, oğullarına göre dinsiz, yazdıklarına göre Şamanist (ya da Tengrici) biriydi. Ataürk'e ait pek çok hakaretin kaynağı olan Rıza Nur,  onun manevi babasıydı.  

Dinciler ile Atsız-Atsızcılar arasında bir aşk-nefret ilişkisi vardır, tıpkı Pamuk'la olduğu gibi. Dinciler, tarikatlar, Atsızla dalga geçerler ama pek çok konuda da, özellikle iki ayyaş muhabbeti ve İnönü'le alay ettiği Z Vitamini romanını kullanırlar. Zvitamini dahil pek çok eserini ilk yayımlayan, Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu dergisidir. Pamuk'a da Nobel ödülünü ilk aldıklarında tebrik edenler, sonra ona terörist dedi.

Dalkavuklar Gecesinde ki Hitit kralının Atatürk olduğu ne kadar belliyse, Kolağası Kamil'in de Atatürk olduğu bellidir. Sağır sadrazamın, topçu subayı olarak ilk görev aldığı Yemen'de sağ kulağı ağır işiten ve ömür boyu işitme cihazı taşıyan İsmen İnönü'dür. Şaşı kralda, Trablusgarb savaşında aldığı yaradan dolayı sol gözü yüzde yetmiş görme kaybı yaşayan ve şehla, yani hafif şaşı bakan Atatürk'tür. Ayrıca Atatürk, gene Trablusgarb'da ağır bir kabakulak atlatmıştır. Benim tahminim bu kabakulak olayından dolayı çocuğu olmamıştır.  Hayatı boyunca savaş çığırtkanlığı yapmış ama hiç savaşmamış Atsız, Atatürk'ün savaş yaraları ile alay eder.

Herkes yukarı doğru kıvrık bıyıklarla ilgilenmiş. Öte yandan Atatürk'ün askeri rüştiyede (şimdiki ortaokul seviyesi) elli iki öğrenciden üçüncü olması,  yaz tatilinde annesinin tekrar evlendiğini evdeki yabancı erkeğin varlığından öğrenip, annesi ile yıllar boyunca konuşmaması gibi ayrıntılar, romana tesadüfen işlenmiş olamaz. Bu ayrıntılar da genelde ders kitaplarında yazmaz ve herkes de bilmez. Kitaptaki asıl ayrıntılar, kitabın Pamuk tarafından yazılmasından çok, Pamuk'a yazdırıldığının delili. En başta Mingerlilerin kökeninin Aral gölü'nün güneyi olması. Araplara göre Oğuz boylarının atayurdu burasıdır ve buradan dünyaya yayılmıştır. Kitapta Minger halkı olarak gösterilerek, Türklerle de dalga geçilmektedir. Adadaki Mingerliler, Türk olmamakla beraber ( Ada halkı, Türk, Rum ve Mingerlidir), Orta Asyalıdır. Okuma-yazma oranları düşük ve otoriteye her türlü uyma davranışındadır. Kolağası Kamil'de Mingerlidir, Türk değildir. Türkler, padişaha sadakattan yanadır. Pamuk, kolağası rütbesine önyüzbaşı demiş. Kolağalığı, Osmanlı ordusuna özgü, bölük komutanlığı ile tabur kontanlığı arasına bir rütbeydi ama yüzbaşılığın önlüğü falan değildi. Osmanlı ordusunda tabular, iki kola ayrılır, bu kolların başına da kolağası rütbesinde subaylar olurdu. Osmanlı ordusunun, dünya, daha doğrusu çağdaşı büyük devletlerin ordularından farklı bu yapısının sebebi, daha çok tüfekli piyade erine dayanması, top, havan, makineli tüfek gibi modern silahlarının az olmasıdır. Eskiden de ordular, bu günkünden daha az askerden oluşurdu. Mesela günümüzün bir komando taburu yaklaşık altı yüz askerden oluşur. Eskiden modern ordular da kalabalıktı ama silahı olmayıp, asker tüfeğine sayanan Osmanlı ordusu daha kalabalık birliklerden oluşuyordu. Pamuk'un buradaki amacı, nasıl ki Dalkavuklar Gecesi romanı nasıl ki iki ayyaş yalanına kaynaklık etmişte, bu roman da, muhtemelen yıllar sonra Kolağası Kemal söylemine kaynaklık edilmesi için yazdırılmıştır. Atsız, nasıl ki hiç görmediği Çankaya köşkünü, devasa bir saray gibi anlatmışsa, Pamuk'da kolağalığını üsteğmenlik gibi anlatmıştır. (Çankaya köşkü, yanılmıyorsam Ankara'nın eski bir Gayrı Müslüm'ün eski evi, ufak bir köşktür. Sonradan yanına Atatürk'ün kız kardeşi Makbule hanım için Penbe Köşk yapılmıştır. Bu küçük yapısından olsa gerek, sonraki cumhurbaşkanı İsmet İnönü, zaten Çankaya'ya çok yakın olan kendi evi olan, kendi Penbe köşkünden yaşayıp, her gün mesaiye Çankaya köşküne gitmiştir. Kenan Evren, daha cumhurbaşkanı olmadan önce, köşkün bahçesine devasa bir hizmet binası yaptırmış, eski köşkleri de müzeye çevirmiştir.) Bu arada Kamil adı, sokak argosunda aşırı saf erkek anlamına geliyor, öyle tesadüfen seçilmiş bir ad değil. Romanda Kamil, Karantina Erleri denen, yerli gönüllülerin başında.  Karantina erleri, Mingerlilerden oluşuyor. Gönüllüler karantina konusunda anlaşamıyor ama görevden azledilen vali ile bir olup, darbe yaparak cumhuriyeti ilan ediyor, ilk cumhurbaşkanı oluyor ve onun kişiliğinde bir efsane oluşturuluyor. Oysa kendisi sadece darbe yapmış, cumhuriyet ilan etmiş, kendisini de cumhurbaşkanı ilan etmiştir.



Romanı özetlemek istemiyorum, eleştirmek istiyorum. Kitapta Abdülhamit'te çaktırmadan övülmeye çalışılıyor. Osmanlının, romanda anlatıldığı gibi mükemmel ya da çok iyi bir karantina yönetimi yoktu.  Denizlerde dolaşan ve korku salan, Marsilya'da son moda toplarla falan donatolmamıştı. Tamam, roman kurgu, Minger adasının varlığına kadar. Oysa bu gerçekliğe uzak kurgunun amacı, siyasal İslamcıların gözünde Abdülhamit'i yükseltmek, Abdülhamit'in donanmayı Haliç'de çürüttüğü gerçeğini halkın gözünden silmektir. Bunu da sözde solcu Pamuk ile yapmaktır. Okurlarım, analarının tumanını FETÖ'ye satmış Liberalizm yaranlarına, solcu demeyelim artık. Osmanlının öyle cevval iki zırhlısı olsa, Yunanlılar sadecd Averof zırhlısı ile sözda Osmanlı donanmasını Çanakkale'ye hapsetmezdi. Sonradan piyangolarla, bağışlarla falan İngilizlerden gemi alındı ama İngilizler savaş başlayınca gemi falan vermedi. Almanlar da adaları kaybetmiş Osmanlı halkını iki zırhlı ile tavladı.



Veba gecelerindeki isimler de, Dalkavuklar Gecesi gibi imalı. Mesela Minger kelimesi, kronik başağrısı anlamına gelen Migren'den türetilmiş. Polonya kökenli Bonkovski paşa, Nazım Hikmet'in dedesi Borzecki ( Mustafa Celaettin Paşa) 'den türetilmiş. Amerikalı ünlü yazar Bukovski'nin adından bozma. Rober Kolej mezunu bili Bokovski ile alay etmez. Bu ismi muhtemelen Rasim Ozan Kütahyalı uydurmuş olmalı. Mina Mingerli'de, iki binlerin başında yazdığı anı kitabı ile adını duyurmuş olan Mina Urgan. 

Her iki kitap da Siyasal İslamcılar tarafından yazdırılmıştır. Giyimi, saçı ve yürüyüşü ile Hitler hayranı Atsız, ahbabı Rıza Nur tarafından yazdırılmış; bakın Türkçüler bile Atatürk ve İnönü'ye iki ayyaş diyor denmesi sağlanmıştır. Bu kitapla da amaç, sözde solcu, batılılaşmacı yazar aracılığı ile Atatürk'ü horgörmektir.

Yetmez amacılar pişman falan olmamıştır. Halen Fetö'nün emrindedir.