radikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
radikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2025 Salı

DÜZENİN SADIK BÖLÜCÜLERİ VE RADİKALLERİ

 


İnsanlar muhalifleri düzenden ayrı ya da siyasetçileri gerçekten kavgalı zannederler. Oysa düzen muhalif ya da muhalif göründükleri ile bir bütündür. Mesela Efeler, Osmanlı döneminde Ege'nin düzeninin bir parçasıydı. Kapitülasyonlar gereği kurulan tütün rejisinden tütün kaçırıyor, piyasaya ucuz tütün sürüyordu. Cumhuriyetle beraber kapitülasyonlar bitince, tütün rejisi de ortadan kalkınca efelik sadece folklorik bir unsur haline geldi. 

Osmanlının son yüz yılında efeler yüzünden  Ege bölgesi güvenli bir yer olamadı. Osmanlı çok fazla asker ve sivil can kaybı yaşadı. Efeler, zeybekler ara ara özel ve genel aflarla dağdan indi. Pek çoğu ovada tutunamadığı için tekrar dağa çıktı. Meşhur Çakıcı'ın en az dokuz kere af ile dağdan inmişliği vardır. Aslında Osmanlı zeybekleri çok da bitirmek istemedi. Onlar sayesinde sadece tütün değil, incir-zeytin gibi ürünler de el altından piyasaya sürülüyordu.

12 Eylül terörü bitireceği iddiası ile geldi, PKK'nın kurulmasını sağladı. Diyarbakır hapishane işkenceleri, çoğu kadın 2 milyondan fazla insan Kürtçe 'den başka dil bilmediği halde Kürtçeyi yasaklamanın  amacı da buydu. Örgüt Eruh ve Şırnak karakol baskınları yaptı gün dönemin başbakanı Turgut Özal havuzdan çıkmadığı gibi, cumhurbaşkanı Kenan Evren'de bunlar bir kaç baldırı çıplaktır lafını yıllarca tekrarlayıp durdu. Örgüt, operasyonlar karşısında sıkıştıkça sahte ateşkesler ilan edip durdu. Bu dönemde operasyonlar da yavaşlıyor, örgüt rahat ediyordu. Bu dönem meşhur 33 erin şehit edilmesine kadar sürdü.

Derken örgüt, Bülent Ecevit döneminde Öcalan'ında yakalanması ile iyice köşeye sıkıştı. Sonra bir anda ikinci cumhuriyetçi Ahmet Altan'ın kehaneti gereği ani ekonomik krizler ve koalisyon ortaklarından Devlet Bahçeli'nin krizi sonucu düştü ve yerine yeni hükumet kuruldu.

Yeni tek parti iktidara gelmeden evvel örgüt bitme noktasındayken, yavaş yavaş canlandı. Derken meşhur çözüm süreci geldi, ardından meşhur yetmez ama evet referandumu. Ben çözüm sürecine hiç inanmadım. Bunu sebebi de HDP'nin yetmez amaya tam destek vermeyip, doğru dürüst karşı da çıkmamasıydı. O günleri hatırlayın ya da arşivlere bakın, daha iyi anlayacaksınız. Mehmet Ağar'ın kısa süreli hapse girmesine rağmen,  ünlü Ülkücü katillerin hiç biri sorgulanmamıştı bile. Sözüm ona Kenan Evren yargılanacaktı ama onun alt kademesindeki pek çok subay hiç yargılanmadı.

Ayrıca dikkat edin kumpas davalarında yargılanan Ülkücü-Irkçı yok ya da yok denecek kadar azdı.

Sonrasında da daha referandumun mürekkebi kurumadan liboş-solculara kapının gösterilmesi ve boykotçulardan seni başkan yapmayacağız sesleri duyuldu.

Sonra o meşum haziran akşamında muhalefet liderinin bir anda iktidardan yana olması, darbe girişimi derken o çözüm süreci nasıl da unutuldu.

Ve sonra bu günler, bir zamanlar her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan parti ile, milliyetçi partinin koalisyonu dönemi.

Dostlarım, PKK ve DHKP-C başta olmak üzere hepsi de sistemin bir parçasıdır ve bir zamanlar çözüm süreci ne kadar yalansa, Mehmet Ağar'ın hapsinden sonra her şey nasıl değiştiyse, Demirtaş'ın hapsinden  sonra da her şey değişecektir.

Buna hiç bir şeyin değişmemesi için, her şeyin değişmesi deniliyor. Leopar isimli uzun bir film var. Filmde Sicilyalı bir soylunun, ülkedeki siyasi rejim değişirken, konumunu ve servetini koruma çabası var. TÜSİAD başta olmak üzere ülkemizdeki süper zenginlerin hiç birine bir şey olmadığını, onların servetlerinin arttığına dikkat edin.

12 Eylül darbesine aylar kala Dev-Yol bölünüp, Dev-Sol çıkmasaydı, örgütün özellikle İstanbul kısmı çökmeseydi, darbe bu kadar başarılı olmazdı. Bu sebeple de Dev-Sol'un DHKP-C olma sürecinde MİT, dayıcıları (Dursun Karataş) tuttu ve Bedricileri ezip, kalanları da Sakarya'da bir hapishaneye tıktı. Dursun'un eşi Sabahat'ın öldürülmesi de sizi şaşırtmasın. TKP'nin sözde boykot çağrısı ile İmamoğlu'nun 2. defa İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı olmasına engel olmaya .çalışmasını da unutmayalım.

Düzen bir bütündür, her an yeni bir çözüm sürecine de hazır olun.

19 Eylül 2023 Salı

NİLÜFER GÖLE'NİN KOROSU;RADİKAL-YENİ YÜZYIL(2002 SEÇİMLERİ-3)



Bu serinin bir önceki yazısı için ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/2002-secimlerinde-medya-manipulasyonu_28.html) araştırma yaparken, Turan Dursun'un Ateist olmadan evvel Süleymancı olduğunu Vikipedi'den öğrendim. Yazılarında bundan bahsetmiyor.Bunu öğrenince bir aydınlanma anı yaşadım. İlkokul mezunu bir vaiz (yada mele) olarak Diyanet sınavlarını kolayca vermesi ve Diyanet bürokrasisinde hızlı yükselmesinin sebebi, dini bilgisinden çok Süleymancı tarikatın marifetiydi. Bu onun Müslümanlığı ve müftülüğü zamanındaki tek eseri olan Nurculuk ve Müslümanlık'ı yazma sebebini de açıklıyor. 2002'den önce tarikatlar arasındaki çatışma çok belirgindi çünkü Süleyman Demirel, güçlenmemeleri için aralarına nifak tohumlarını özenle serperdi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/suleyman-demirel-kimdir.html) Benzer politikaları, onun bürokratlığından yetişme Turgut Özal'da yaptı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html) Yani gerçekte onun ve diğer aydınların öldürülme sebebi yazdıkları değil, yazacaklarıydı. Nilüfer Göle başkanlığındaki Tarikatlar çok masum sivil toplum örgütleri korosunun ötmesi için onların öldürülmesi gerekliydi. Bu kakafoninin koro başı profesör Nilüfer Göle'ydi. Yeni kavramları o icat ederdi. Bu dönemde ilk önce Cumhurşyet gazetesi liberalleştirilmeye çalışıldı. Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni olan Hasan Cemal'in bu çabaları, gazeteyi kapanma noktasına getirdi. Sonra bu marifetlerini Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım kitabında anlattı.

Z kuşağı olarak Hasan Cemal'in adını duymamış olabilirsiniz. Doksanlı yıllarda, Cumhuriyet'ten ayrıldıktan sonra Milliyet gazetesi yayın yönetmeni yapılarak ödüllendirildi. Gazetenin bir sayfasında, ince beyaz gömleğinden belli olan şişirilmiş pazularınını bağladığı pozda bir resmi olurdu. Dedesi, İttihat ve Terakki'nin meşhur Cemal Paşasıdır ve soy adını da ondan alır. Koronun açıktaki şefi, Hasan Cemal'di. Bu koronun temel bestesi ve güftesi, vah zavallı muhafazakarlardı. Onlar sadece anlaşılmak isteniyordu. Özellikle 1995 seçimlerinde Refah partisinin zaferinden bir kaç ay sonra, Mehmet Barlas'ın bir yazısı ile hızlandı bu operasyon. Hürriyet'te bu iş için Ertuğrul Özkök vardı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/ertugrul-ozkokun-hurriyeti.html) Koronun bestecisi ve gizli şefi, sosyoloji profesörü Nilüfer Göle'ydi. Kocası, iktisat profesörü Asaf Savaş Akat, doksanlı yıllarda, neoliberal ekonomiden oluşan krizlerin, nasıl neoliberal ekonomi ile çıkılacağını yazan-anlatan koronun başındayken, Nilüfer hanım da, zavallı muhafazakarlar, zavallı Kürtler korosunun başındaydı. Bizim konumuz Nilüfer Göle.

Kendisi Boğaziçi Sosyolojiye yerleştikten sonra, bol bol saha araştıması yaptı, kitaplar yayımladı. Alan araştırmaları, tek dertleri devlette daha fazla kadrolaşmak ve holdinglerini büyütmek olan tarikatların, özellikle Fetöcülerin ne kadar masum olduğuydu. Muhafazakarların ne kadar ezildiğine dair kitaplar yazdı. Bu arada eski defterler de karıştırıldı. Şerif Mardin ve Cemil Meriç'in  isimleri tekrar parlatıldı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/02/bazi-okumayin-tavsiyleri-1yalancilar.html) Şerif Mardin'in soy adına bakıp da, onun Güney Doğulu veya Kürt olduğunu sanmayın. Mardinizadeler soylarını peygambere kadar uzatan Osmanlı asilzadelerindendir ve pek çok ünlü de bu aileden yada bu aileye akrabadır. Kendisi Said-i Nursi'yi öven kitabı sebebi ile Amerika'da profesör yapılmıştı. İyice parlatıldıktan sonra geri döndü, Nilüfer Göle'nin korosuna katıldı. Doksanların başında Ekşisözlük'te kendisinden, Türkiye'de konferanslara geldiğinden hiç Türkçe konuşmadığı ile ilgili yazı vardı. Daha sonra kendisi Türkiye'ye geri dönüp, Sabancı üniversitesinde ders vermiş. Nilüfer Göle'de orada. Bu yetmez amacıların pek çoğı Sabancı üniversitesinde.

Bu arada, sosyoloji mezunu biri olarak, Türkiye'deki alan araştırmalarının yöntemleri üzerine de bir parantez açayım. Sosyolojide en çok yapılan tez, alan araştırması ve monografidir.. İşin ilginci de, hakkı ile yaparsan en zor olanıdır. İncelenecek topluluğun sınırını belirleme, örneklem seçme, test ve anketler, sorulacak soruların tespiti bile başlı başına bir iştir. Hatta daha sağlıkl olunması için o toplulukla bir süre yaşanması gerekir. Oysa Türk sosyologları, kaynak kişilerle mülakat (röportaj) diye pratik bir yöntem icat etmişlerdir kendilerine. Sonra bu kaynak kişilerin sözlerini eğip-bükerek, kendi tezlerini, kendi kendilerine ispatlamışlardır. Buna da bahane hazırdır. O topluluk dışa kapalıdır, anketi veya aralarında yaşamayı kabul etmemektedir. Bu bahane ile konuşanların ağzından çıkmayan sonuçlara ulaşabilirsiniz. Mesela doksanların başında Abdülkadir Sezgin adlı bir Diyanet bürükratı, bu yöntemle doktora tezi hazırladı, bir kaç Alevi ile konuşup, Aleviliğin, Bektaşilik olduğu, Bektaşiliğin de Hanefi mezhebindeki yüzlerce tarikattan biri olduğu sonucuna ulaştı. Üstelik konuştuğu kişilerden hiç biri bu fikirde değilken. Bu bilim değil, modern hurafe. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/03/modern-ufurukculuk.html)



Benzer araştırmaları Nilüfer hanım ve onun peişiden giden sözde sosyologlar yaptı. Tarikatlardan, sözde kaynak kişilerden aldıkları bilgilerle tezler yazdılar. Tarikatlar, laik yönetimce zorbalanmış zavallı sivil toplum örgütleriydi. Hep Kemalist rejimin zulmünü çekmişlerdi. Bu üfürükçülüğün temel bahanesi, içe kapalı olmaları ve topluluğun anket-test istememesiydi. İşin daha ilginci, daha önce bu tarikatlara girip-çıkmış kişilerle konuşmaması, bu eski üyelerin tarikatlara ait  eleştiriler bir yana, korkunç iddiaları hiç araştırmamalarıydı. Onlara göre taikatlar, hele de Fetö, çok cici sivil toplum örgütleriydi.

Diğer yandan yavaş yavaş Kürt övgüsü ve Kürt meselesi problemi de açılmaya başlanmıştı.O dönemde askerin, PKK'ya yataklık yaptığı yada yaptığını düşündüğü, bazen de hiç alakasız köylülere karşı şiddeti, çok haber oluyordu. Yer yer köylüler, şehre göçe zorlanıyordu. O dönemde Türkçülük üzzerinden de Atatürkçülüğe saldırılar, bu bahane ile başladı. Gene o dönemlerde andımız kaldırılsın propagandası yapılmaya başlandı. Gene aynı dönemde, Suriye sınırındaki mayınların kaldırılması gündeme geldi. İşin doğrusu Suriye iç savaşı ve göç, doksanlarda planlanmıştı. Liberaller Küerleri, Atatürkçülüğe sallamak için kullanır. Onların Kürt aşkı yalandır.

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/05/liberallerin-kurt-ulusalcilarin-alevi.html

Bu süreçte Cumhuriyet gazetesi ele geçirilmeyince, yeni sol gazeteler gerekti. Profesör Erol Güngö,r, yetmişli yıllardaki  bir yazısında, medya holdinglerinin, sırf solcu yazarlara maaş vermek için gazete kurduğunu yazar. Bu ilk okuduğumda pek de okunmayan sağcı yazar zırvası demiştim, kendi kendime. Sonra bunun gerçek olduğunu fark ettim. Bu, dostunu yakın tut, düşmanını daha yakın ilkesi gereğiydi. Sonuçta bir kişi kontrol etmenin en iyi yolu, onu maaşlı işçin yapmaktır. Böylece radikal solu, solun ayak bağı yaptılar.



 (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/cok-solculugun-elestirilemez-sefaleti.html)

O yıllarca CHP ve sosyal demokrat partileri, sosyalizm adına az solcu bulma modası vardı. Yeni Yüzyıl gazetesi ile beraber CHP'yi az özgürlükçü, az liberalist bulma modası başladı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/04/nomenklaturanin-dini-ve-lideralizmi.html) Son bir kaç yıldır da CHP'yi az Atatürkçü bulma modası başladı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, ilk önce Siyah-Beyaz diye bir gazete çıktı kısa ömürlü. O kadar kısa ömürlü ve o kadar az önemsendi ki bu gazete, internette ona dair bir bilgi bulamadım. Ben bu gazete, Yeni Yüzyıl'dan daha önce yayımlandı diye hatırkıyorum, umarım yanılmam. Gazete'nin adı, Cumhuriyet'in  o yıllarda genelde siyah-beyaz fontlara basılmasının ve genelde renkli fotoğraf yayınlamamasına atıftı. Bu gazete, düşük tirajı nedeniyle sık sık kapanıp, yeniden açıldı. Gazetenin kadrosu, aynı gazeteyi Taraf ve Yeni Binyıl adı ile yayımladı. Yeni BinYıl, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ve FETÖ-AKP açık kavgası sonrası yayımlandığından, maskesi düşmüş halde Fetöcülük yaptı. CHP ve sosyal demokratları darbecilikle suçlayan liberal güruh, darbe çağrısı yapmaya başladı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/03/liberalleri-lincetmeyin-onlar.html) Zaten Taraf adını da, İBDA-C'nin çıkardığı bir dergiden ödünç almışlardı. Gene de Yeni Yüzyıl yetersiz kalıyordu. 1996'da yanına Radikal gazetesi kuruldu. Yeni Yüzyıl fazla liberalist kalıyordu. Atatürkçülüğe soldan daha iyi saldırmak için Radikal gazetesi kuruldu. Aydın Doğan gibi bir medya tröstünün himayesinde Radikallik yapıyorlardı.




Bu gazetelerin ortak noktası zarar etmeleriydi. Radikal'in sahibi Aydın Doğan, Yeni Yüzyıl'ın (ilk kurulan) sahipleri Dinç Bilgin (ATV-Sabah) diğeri Erol Aksoy (Show tv)'un olduğu ortaklıktı. Bu iki şirket, tirajı dipelerde olan bu gazeteleri neden yayımladı? Binlerce öğrenciyi, stajyer adı altında bedavadan ucuza çalıştıran Aydın Doğan'ın zoru neydi de o kadar kağıdı ziyan etti? O kadar bedava ki, önce asgari ücretin üçte yada beşte birini, sonra öğrenci çoğalınca onu da vermedi. Sigortayı zaten okul yapıyor. İstanbul'da kendi adına devasa bir lise yaptırdı. Lisenin ilk adı, Aydın Doğan İletişim lisesiydi. Öğrencilerin neredeyse tatamını kendi şirketlerinde stajyer yaparak, masrafını fazlası ile çıkardı. Hatta pek çok iletişim-gazetecilik mezunu yıllarca, stajyer adı altında ücretsiz çalıştırdı. Ben üç buçuk yıl stajyerlik yaptırılanı biliyorum. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/stajyer-emegi-somurusu.html) Gençler arasında Aydın Doğan şirketlerinin stajyer emeği meşhur oldu. Bazı stajyerleri işten çıkarma sebebi ne idi tahmin edin? Öğle yemeği yemeleri. Stajyerler öğle yemeği yemesin diye bazı stajları  öğleden sonraya koydu. Çalıitırdığı işçiye yemeği bile çok gören zihniyet, neden zararına gazete çıkarır, dergi çıkarır diye düşünmek lazım. Ayrıca son yıllarda mesleki ve teknik eğitimde staj süreleri fazla çoğaldı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/staj-okulun-yerini-tutmaz.html)Sonra büyün bu medya imparatorluğunu neden yok pahasına satar? Aslında Aydın Doğan kimdir diye ayrıca bir yazı yazmam lazım. Dinç Bilgin'in yazı işleri müdür Zafer Mutlu, takla atan arabasını kupon gönderen talihlisine vermişti. Kupon savaşlarını anlatırken, Sabah'ın mini müzik setini de anlatacağız. İsterseniz bu olayı google'da bir aratın. Bu iki medya devi, ülkenin demokratikleşmesi uğruna mı, zerre kar etmeyen gazete kurdular ve bir sürü yazarı beslediler sanıyorsunuz?



Diğerbir konu da, grev var diye, Stupnik'e röportaj vermeyi red eden Uğur Dündar, keşke stajyerleri bedavadan ucuza çalıştıran medya holdinglerine de benzer tepkiler verseydiniz.

Radikal gazetesi, demokratik gözükmek ve gerçek niyetini gizlemek için bünyesine Mine G. (Gökçe)  Kırıkkanat (o zamanlar Fransız kocasının soyadı olan Saulnier'i kullanıyordu) ve Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu'yu da bünyesine kattı. Bu gazetenin ticari konumu o kadar umutsuzdu ki Aydın Doğan'ın o zamanlar bünyesinde olan Dışbank'ı, Cumhuriyet gazetesinin o yıllarda salı ve perşenbe günleri verdiği kitaplara sponsor oldu; benzer bir proje için kendi Radikal gazetesine sponsor olmadı. Gazete ekonomik açıdan faciaydı. Şahsımca gazetede okunmaya layık tek kişi, Türkçe'nin doğru kullanımına hayatını adayan Hakkı Devrim'dir. Gazete, merkez-çevre-çatışma'dan başka bir şey bilmeyen Etyen Mahçupyan gibi birini gazeteci-yazar ve hatta Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı (Abdullah Gül'ün) yaptı. Kendisi kimya mühendisi ve muhtemelen merkez-çevre çatışması kuramı ile ilgili bir sosyoloji tezi yazmış ve tüm sosyolojiyi bu sanıyor.

Sözüm ona Gezi'deki şime görüntülerini gördüm, çok kötüydü diyen İsmet Berkan, tam da bunun için Radikal'in genel yayın yönetmeni olmuştu. Yeni Yüzyıl, ÖSYM haklı, şifre palavra manşeti için kurulmuştu. Bunlar medyada istedikleri gibi at koşturmak için, önemli aydınların öldürülmesini beklemişti ve bu sikastçilerin suç ortaklarıdırlar.

Onlara zararına gazete çıkaran, onları gazeteci eden medya patronları ile, ellerini yıkayıp, servetlerine servet kattılar.

Son olarak, Aydın Doğan, Kurtlar Vadisi Pusu'da, Davur Tataroğlu karakteridir. Kendisi hem medya patronu, hem Tatar asılıllı, hem de kızı medya dünyasında etkilidir. Dizide Tataroğlu öldürülünce, Arka Sokaklar dizisinde de Fetöcülerle mücadele başlamıştı. Aydın Doğan 15 Temmuz darbe girişimini ve darbe girişiminin bastırılacağını biliyordu ve Arka Sokaklar dizisi ile , yıllarca medyasından destek verdiği cemaata meydan okudu. Kurtlar Vadisindeki siyaseti herkes görür, zaten o dizi açık siyasi propaganda, marifet Arka Sokaklarda'ki siyaseti görmektir.