özgüven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgüven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2026 Salı

OYDAN DAHA KITMETLİ ŞEYİ KAYBETMEK

 


1999 yerel seçimlerinde bir hafta önce Isparta merkezdeydim ve ilçeye evime dönmüştüm. İl merkezinde garip bir gerginlik ve sessizlik vardı. Orası Demirel'in baba ocağı, ana vatanıydı. Merkez sağ erimekte ise de Isparta il merkezini gene DYP alırdı, öyle değil mi?

Oysa il merkezinde kulak misafirliğim dahi MHP'nin orayı alabileceğini söylüyordu. Bunu ilçede anlattığımda, Aybatılı (Mehmet Aybatılı, o zamanki belediye başkanı) gene kazanır dediler. Seçim gecesi ise yaşanan tam bir şoktu. Elli yıldır ülkeyi yöneten, darbelere ve darbe denemelerine rağmen geri dönen merkez sağ, ilk üçte bile değildi. 1995 seçimlerinde ağır yaralanan merkez sağ, 1999'da öldü, 2002'de gömüldü. Sonra da bazıları ara ara diriltmeye çalıştı. İki de bir Tansu Çiller siyasete geri dönecek haberi yapıldı.

Merkez sağın çöküşü daha seksenlerde başlamıştı. Sadece %3 oyu olan MHP'nin, Tarsus, Barfa gibi büyük ilçelerin belediye başkanlıklarını kazanması,  %5 civarı oy alan Refah partisini yoğun ilgi bunların işaretiydi.

Gene de DYP ve ANAP, taşradaki gücünden bir şey kaybetmiyordu. Doğuda aşiret ağaları ve taşrada çarıklı eşrafın demirbaşları onlardan yanaydı. DYP, İstanbul'da beşinci partiydi ama ne gam? Isparta'da daima birinci partiyd.

Zaten partilerin iktidar yürüyüşleri, İstanbul'u almakla başlar, çöküşleri de İstanbul'u kaybetmekle başlar. DSP bile İstanbul, Bayrampaşa ilçesini kazanarak o kısa iktidar yoluna girdi.

Diğer yandan MHP, 2002'de düştüğü 1995'de  %10'luk  barajı ucu ucuna geçmiş, 1999'da da baraj altında kalmıştı. MHP ise 2002'de baraj altındaydı. Bu iki parti, bunca oy kaybından dolayı neden ölmedi de, merkez sağ öldü?

Çünkü MHP ile CHP oy kaybetse de, ideolojilerini kaybetmedi. Bu yüzden kaybettikleri oyları geri kazandılar. Oysa DYP ve ANAP, ideolojilerini kaybetmişlerdi. Tansu Çiller, doğru dürüst Türkçe bile konuşamayarak, Jet Sky ve benzeri skandallar ve ardından o meşhur Levent Kırca skecine konu olarak ideolojiyi bitirmişti. ANAP, Mesut  Yılmaz, araya reklam almalı konuşma tarzı, sekiz yıllık eğitime destekle ideolojisini bitirmişti. Demirel, türbanlılar Suudi Arabistan'a gitsin diye ideolojiyi bitirdi.

Şu günlerde de Cumhur ittifakı ideolojisini bitiriyor. Osman Öcalan'ı TRT'te çıkarak, esnaf batarken lebaled dolu kongreler yaparak ve  o kadar İslamcılık ve Türkçülüğün üzerine Uygurlara randevu bile vermeyerek, Türkçülük ve İslamcılık  ideolojilerini bitiriyorlar.

Son olara Türkçülük demişken, Maraş katliamını yapan örgütün adı ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu) idi. Bir avuç Alevi'yi, devlet güçlerinin de desteği ile katlederek esir Türkler kurtulmuyor. 1978'de Türkiye'yi Sovyetler Birliği ile savaşa sokmak için çabalayanlar, Çin'le ilişkiler bozulacak diye uykusuz kalıyor.

1 Mayıs 2022 Pazar

ÖZGÜVEN EĞİTİMİ PROBLEMİMİZ



 Z kuşağı deniliyor ya, harbiden  gençlik sanki z konumunda, oysa bizim alfalara ihtiyacımız var. Şimdilerde ergenlerin dilinde bir alfa lafı var. Hani kabadayıca ve umarsızca hareketler için, çok alfa hareketler diyorlar ya, işte o alfa kelimesinin aslı, davranış biyolojisinde, sürüde baskın karakterler anlamında. Örneğin kurt, sırtlan gibi hayvan sürülerinde çoğu kez ya alfa denen başat çiftin yavrusu olur ya da gelen kıt besin önce onlara verilir. Burada alfa olmanın bir anlamı da önderliktir.

Böylesi kişilerin yetişmelerini tesadüflere bırakmak, olacak iş değildir. Yıllar önce okuduğum bazı Avrupalı yazarlar, Osmanlı'da bir aristokrat sınıfının olmamasının ve bir harp okulu-akademisinin olmamasının, Osmanlı için eksiklik olduğunu yazmıştı. Osmanlı da Enderun vardı, sanırım batılı yazarlar Enderun mektebini tam olarak tanımıyorlardı. Enderun mektebinin sorunu ise, devşirmelerden oluşması, doğrudan saraya bağlı, kendi milletleri ile ilişkisini kesmiş, Türklerle de ilgileri olmayan kimselerdi. Her an kelleleri uçabilecek kimseler olduğundan, öyle topluma önderlik yapacak kimseler değildi.

Osmanlı son döneminde ya da saray-devşirme sistemi hepten çürüyünce bu soruna çözüm aradı. Harbiye'yi, Mülkiye'yi, Galatasaray'ı, Kabataş'ı falan kurdu, cumhuriyetin öncü kadrosunu da bunlar kurdu. Lakin değişen toplumsal ve sosyal yapı nedeni ile alfa insanları yetiştirme özelliğini kaybetti.

Bu sebepleri de bir yazmak gerekli (tabi bu benim fikirlerim). Harbiye'yi yıkan darbelere ve darbe teşebbüsleri oldu. Sadece 15 Temmuz değil, 27 Mayıs'ta buna dahil. 27 Mayıs darbecileri, seçilmiş bir başbakanı idam etmenin yanında, doğru dürüst yargılamama suçunu işlediler. Solcu biri olan babam bile, köpek davası, bebek davası diye astılar adamı diye hatırlıyor olayı (Ben daha doğmamıştım). Radyodan (o zamanlar televizyon yoktu) canlı yayınlanan mahkemelerde, neden yargılandığını bile halka anlatmadıkları kişiyi idam etmek günü kurtarsa da, itibarı yıpratır. Üstelik bu darbelerin ilk büyük günahıydı ve sonuncusu da olmadı.

Galatasaray, Kabataş ve benzeri kalbur üstü liselerin sonunu da 12 Eylül rejimi, onları Anadolu lisesi yaparak getirdi. İşin doğrusu o liseler, verdikleri eğitimden çok, kalburüstü ailelerin çocuklarını öğrenci yaptıkları için kalburüstüydü. Yoksa öyle kalburüstü bir eğitim verseler, sınavla öğrenci aldıktan sonra gerilemezlerdi.  Mülkiye Mektebi yani Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilimler Fakültesi ise, Turgut Özal ve sonrasındaki politikacıların Afaroz etmesi sonucu gözden düştü.

Şu anki iktidar partisi de, kendi elitini yetiştirmek için, proje okullar diye bir kısım liseyi ayırmış durumda.  Ben de öyle bir okuldayım. Okulum yeni olmakla beraber, ilk yüzde iki veya üçten öğrenci alıyor.

Bu öğrencilerden de şikayetçi olursam, öğretmenlik mesleğime yazıktır. Böylesi güzel bir okulun öğrencilerinin bile gelecek kaygısını çok yüksek düzeyde yaşaması, beni üzüyor. Notlar yüz değil de doksan olsa, çan eğrisi var, orta öğrenim başarı puanımız düşecek diye panik oluyorlar. Hangi meslekleri seçeceklerini bilmiyorlar. Son sınıfa geldiklerinde, tamamen test çözme makinesi oluyorlar. Hatta bu uğursa son sınıfa geldiğinde sevgililer birbirinden ayrılıyor.

Ama ben şu meslek olacağım, hedefim bu diyebilen yok. Pek çoğunun ailesi astsubay, hakim, savcı, öğretmen gibi devlet memuru, bazıları da esnaf. Yani genelde ailesi iyi durumda sayılabilecek öğrenciler. Bazıları gerçekten çok yoksulsa da, bazıları harbiden varlıklı. Varlıklı ailelerin çocukları da çok farklı değil, aynı özgüven problemi onlarda da var.

Gençlerde güvensizlik sadece kendilerine ait değil. Hani giderlerse gitsinler denildi ya! Tıp öğrencileri daha ilk yıldan Almanca ya da İsveççe çalışıyor. İyi öğrenciler daha lisede yabancı dil ve yurt dışını düşünüyor.

Oysa bizim, en düşük seviyedeki öğrencilere bile özgüven verecek yeni bir eğitime ihtiyacımız var. En kötü bilişsel seviyedeki öğrencinin bile, en az bir kere başarı duygusunu tadacağı, laf olsun diye değil, öğrenci kendisini geliştirsin diye, her öğrencinin en az bir şekilde, bir kere katılacağı etkinliklere ihtiyacımızı var. Alfa yada seçkin gençleri yetiştirecek proje okullar yerine, her gencimizi kendisini alfa hissedeceği bir eğitime ihtiyacımız var. Gençlerimiz kendisine ve ülkesine güvenmeli. Kahraman beklememeli, kahraman olmadı.

Zaten Atatürk'te kahraman beklemeyin, kahraman olun dememiş mi?