azınlık olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
azınlık olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2024 Pazartesi

AZINLIK OLMANIN İDEOLOJİSİ



 Azınlıklar her zaman faşistlerin hedefi olmuş, her zaman progromlara, ayrımcılığa ve cam tavanlara çarpmaları yaşamıştır. Bu açıdan toplumda yaşayan her etnik grubu azınlık saymamalı. Azınlık olmak için, hem sayıca az, hem de devlet ve toplum tarafından hissedilebilen ayrımcılığa uğramalı. Bu da azınlık olma kavramını bulanıklaştırıyor. Çünkü her azınlık toplumu, aynı ayırımcılık ve baskılara uğramayabiliyor. Kıyaslamak için antidemokratik sayılan Rusya'yı, demokrat A.B.D ile  kıyaslayalım. Rusya'da, Lenin'den beri bir kel, bir sırma saçlı devlet başkanlarından hiç biri Tatar yada Müslüman olmayacaktır, yani bir Rus Obama, Rus, Kamala Haris olmayacak. Gene Rusya'nın Muhammed Ali yada Mike Tyson'u olmayacak. Müzik yada sinemada da ünlü Tatar, Kafkasyalı Rus'da muhtemelen olmayacak. Oysa Amerika'da Siyahi, Arap yada onların nefret ettiği başka bir milletten birileri, milyarder, ünlü yada ciddi bir mevkide politikacı olabilir. Bu durum, Amerika'da bir azınlığın, Rusya'dan daha iyi olduğu anlamına gelmez. Rusya'da hiç bir polis, Tatar, Müslüman yada Rusların pek sevmediği biri milletlerden birini, boğarak yada döve döve öldürmez. Hiç bir hakim yada savcı, bir suçluyu, ırkından, dininden, milletinden diye suçluya daha fazla ceza istemez. A.B.D'de hapiste yaşayan siyahi sayısı, üiversite okuyan siyahi sayısının iki katından fazla. Polis kurşununa hedef olanlar çoğunlukla siyahi ve Latin'dir. Her toplumun faşizmi, kendisine göredir.

Bu yüzden insanlar, azınlık olmayı pek sevmezler. Bunun için göç eder, azınlıklara ve göçmenlere zorbalık eder, ülkede ayrı bir devlet kurmaya çalışır yada kurarlar. Gene de azınlık olmaktan kurtulamazlar.  Bu seferde kendi içlerindeki ayrılıklar göze batar. Çünkü azınlıkların içinde de azınlıklar, yani azınlıkların azınlıkları vardır. Bu azınlık içi çatışmalar da, belli dönemlerde ortaya çıkar. Türk topluluklarına bakınca, azınlık oldukları dönemde, kendi içlerinde azınlığın azınlığı yaratmıyorlar yada çok az yapıyorlar bunu. Balkan Türkleri ve Kıbrıs Türkleri, Alevi-Sünni ayrımı yapmaz kendi aralarında. Müslüman diğer Balkan toplumlarını (Goralılar, Pomaklar, Müslüman Romanlar vesaire) da dışlamazlar. Rauf Denktaş'ta, Korkot Deresi adlı anı kitabında Alevi-Bektaşi kökenli olduğunu yazmıştır. Kıbrıslılarda Alevi ayrımcılığı yoktur, hatta Kerkük Türkmenlerinin de yüzde on kadarı Alevidir ve onlar da kendi aralarında bu ayırımı yapmaz. Azınlık olduğunu bilir, ona göre siyaset yapar. Çoğunluk olduğunda ise, kendi içindei azınlığın azınlıkları ortaya çıkarır.

Bu blogda daha önce de yazdığım gibi, Türklerde, Ruslarda ve pek çok millette, düz ve net ayrımcı bir faşizm yoktur yada nadiren ortaya çıkar. Böylesi düz ve sürekli bir ayırımcılık, ancak tamamen köleleşmiş, sınıf atlaması mümkün olmayan ve çoğunluğun tamamen ezdiği azınlıklara karşı yapılır. O topluluktan bir birey ileride ciddi bir makama gelirse, başınız belaya girebilir. En basitinden, Çingene diye alay ettiin Roman, sanayide usta olduğunda arabanıza hasar verebilir. Bu yüzden faşistliğinizi gizlemeniz yada başka bir kılığa sokmanız gerekir. Söz konuzu ötekiye suç yüklemeniz gerekir. Örneğim Alevi-Sünni çatışmasına, sağ-sol köenli olduğu söylenir. Oysa Ülkücüler'in ilk ölümlü Alevi saldırısı, benim bildiğim 1964'de Aydın'da 5 Alevi'nin öldürülmesidir ki bazı kişiler daha öncesinden de bahsediyor. Saldırılar 1960-61, Türkeş daha Milli Birlik Üyesiyen yada bir on dörtlü olduğu ve Hindistan Büyükelçisi olarak sürgündeyken bile vardı. İlk Komando kampları 1961'de kurulduğunda daha sağ-sol kamplaşması yok. Yani bu çatışmalar çok önceden hazırlanmış.

Azınlıklar olarak sorunlarımızı nasıl çözeceğimiz de başka bir problem. Gene bu konuda Türk toplumlarına bakalım. Yaşadıkları onlarca acı ve baskıya rağmen Kıbrıs hariç, Türkler azınlık oldukları yerlerde silahlı mücadele yada ayrılıkçı hareketlere başvurmamıştır. Daha ilginci Gagauzlar'da özerkliklerini, Rusların müdahalesi ile, Transdinyester ile beraber özerklik aldı. Moldova, eğer Romanya ile birleşirse, bu iki bölge, bağımsızlığını ilan edebilir. Trasndinyester, filen bağımsız gibi bir şey. Bütün bunlara rağmen Türk azınlıklar, en azından Cumhuriyetten beri, dillerini ve kültürlerini büyük ölçüde koruyorlar.

Ayrı bir devlet kurmak, ne kadar sorunun çözümü yada çözümü mü sorusunu kendimize sormalıyız. Balkan yarım adasının hali bize bunu özetliyor. Balkanlarda Romanlar (Rumen değil, Çingeneler) hariç her topluluğun özerk bölgesi yada devleti var veya dilleri Kosova veya başka bir yerde resmi dil. En son Bektaşi (Alevi) özerk bölgesi de oldu, Aranvutluk'un başkenti Tiran'da ve Vatikan'ın dörtte biri kadar. Bunlar Balkanlara ne barış getidi, ne huzur, ne de refah.

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/balkan-yarimadasinin-soguk-savas.html

Bağımsız devlet kutmak, dünyayı mikro devletlere bölmek, faşizme karşı çözüm değildir, çözümse de en son çözümdür. Kıbrıs'ta bile, en milliyetçilerin bile bir Avrupa Birliği kimliği var. Adada beraber yaşamak zorunda olan ve birbirinden nefret eden iki toplum var. Bu durum Balkanlar'da, Lübnan'da, Filistin'de ve Dünyamızın genelinde olduğu gibi, insanlar birbirinden nefret ediyor ve birbirine mecbur. Bu nefretten de zarar gören çoğunlukla azınlıklar olur ve buraya kadar anlattığım gibi ayrı devlet kurmak da çözüm yada nihai çözüm değil. Bu çoğunuk olma çabası, Konfiçyüs'ün dediği gibi, bir kölenin, özgür olmak değil, bir köle sahibi olmaya çalışmasıdır. Balkanlarda ve eski imparatorluklar dünyalarında olan da budur.

Azınlıklar, kendilerine vahşi saldıran faşist sürülerine karşı sadece pasif yada barışçıl mücadelelerle de çok kan kaybedebilir. Azınlığın mücadelesi, faşizan mücadele ve faşizan odaklarla, gerektiği kadar şiddette içeren bir mücadele olmalıdır. Kendine minik bir ülke kurmak yerine,  pek çok ülkede bulunmayı avantaja dönüştürmeliyiz.

Çoğunluk olunca nasıl ki siyasete teslim olunmuyor, mücadele devam ediyor, sürekli, akılıcı ve gerçekçi mücadele yapılmak gerekiyorsa, azınlık olunca da durum aynıdır.

12 Mart 2019 Salı

Azınlık Eksikliği

        

      Heidigger üniversite hocalığının ilk yıllarında Platon üzerine ders veriyormuş.Demiş ki, dersimiz iki bölümden oluşacak. İlkinde Platon'un hayatını, ikinci bölümde de Platon'un felsefesini anlatacağız.
        Platon herkes gibi doğdu, yaşadı ve öldü. Şimdi Platon'un felsefesine geçiyoruz, demiş.
        Kendisinin sonradan Nazi olmasına şaşmamalı, insanı anlamaya çalışmayan birisi. Bir filozofun, sanatçının, hatta fizikçi ya da kimyagerin ne yaptığı, kim olduğu ile daima ilgilidir.
       Hedigger'in bir zangocun oğlu olması, bir Ateist olmasını sağladığı gibi, sonradan Nazi olmasını da sağlamıştır.
        İmre Lakaos'un Kanıtlar ve Çürütmeler adlı kitabını okumaya başlamıştım. Cambiridge üniversitesinde, üstelik dünyaca tanınmış bir filozof iken yaptığı ikinci doktora tezinin, matematik felsefesinde bir dönüm noktasını olduğunu duymuştum. Kitapla ilgili bilgi ararken, filozofun hayatına dair başka bilgiler de buldum.
       Lacatos'un bir Macar Yahudisi olduğunu ve Annesi dahil neredeyse tüm aile ve akrabalarının toplama kamplarında katlediklerini biliyordum.
      Öğrendim ki bir komşusu annesini Nazilere, mobilya vaadi karşılığında satmış. İhbar mektubu, her nasılsa yakılmamış ve Sovyet askerlerince bulunmuş.
      İşte azınlık olmanın eksiklik duygusu tam da burada başlar. Çünkü bilirsiniz, siz vatanınızı çok sevseniz de, vatanınız sizi o kadar çok sevmez.
         Lacatos, savaş sırasında kendisini gizlemeke için bir sürü takma ad ve soy ad kullanmış. Lacatos soy adını da Macar tarihindeki bir kahramandan ilhamla almış.
      Kendisine Macar ulusal kahramanında soy adı seçecek kadar Macar milliyetçisi olan Lacatos,  Gene de Macaristan'da tutunamamış ve İngiltere'ye yerleşmiş.
         Azınlık üyesi olanlar bilirler ki, Barac Obama gibi Hindistan cevizi de olsanız (Obama'nın dışı Mandela kadar siyah da olsa, içi Trump'dan daha beyazdır), Saddamm Hüseyin'in Hristiyan dış işleri bakanı Tarık Aziz gibi işbirlikçi olun, Muhammed Ali veya Lefter gibi ülkenizi gururlandırın, gene de azınlık ve ötekisinizdir, azınlıksınızdır.
       Troçki, Lenin'in sağ kolu, Kızıl ordunun kurucusu ve baş taktisyeniydi. Gene de Lenin ölünce, yerine Stalin geçti. Çünkü Troçki, Yahudi'ydi. Stalin gene aynı sebeplerden, Macar devrimci Bella Kun'u istemedi.
        Faşizmi sadece sağcılıkta olduğunu yanılıyorlar. Bulgaristan rejimi, Sovyet askerlerinden de evvel sosyalist olan nadir ülkelerdendi. Buna karşın Türklere, Romanlara ve Müslümanlara karşı açıkça faşist bir rejimdi.
         Türkiye'de de durum çok farklı değildir. Aslına bakarsanız MHP BBP gibi geçmişi azınlıklara karşı sabıkası kabarık (Maraş-Çorum-Sivas katliamları) partilerde bolca Kürt ve Alevi bulunurken; Alevilerin partisi olarak bilinen CHP'nin içinde de Alevilere düşman çok kişi vardır.
        Gerçi özellikle taşrada CHP il ve ilçe başkanlıklarının başında CHP ile ilgisiz kişiler bulunur, o da ayrı konu.
      Azınlıklar ile ilgili cinsel (mum söndü, dört gönül bayramı vs), dini (Ali'nin peygamber sayılması, Yahudiler'in İsa'yı öldürmesi vs) ve diğer ahlaki suçlamaları da (at hırsızları, siyah biri tarafından öldürüldü vs) sosyolojinin konusudur. Bu şekilde söylemlerin amacı, o grubu ezmektir.
       Amaç o grup üzerindeki egemenliklerini artırmaktır. Eskiden bunu pek anlamazdım.Sonraları öğretmen atandığımda pek çok sağcı-dindar ailenin kızlarını benimle evlendirme çabalarını da bu sebepten anlamıyordum.
           Oysa bu söylediklerinin yalan olduğunu biliyorlardı ve amaç karşısındakini ezmekti. Benimle evlenme-evlendirme sebepleri de, benim memur maaşımın ve Ankara'da esnaf olup, bir evi, bir arabası ve bir iş yeri sahibi babamın servetini yağmalamaktı.
          Bir erkeği yağmalamanın en iyi yolu, onunla evlenmek ya da onunla damat olmaktır. İki kız kardeşim olduğu halde, evin tek erkek çocuğu olduğumu öğrendiklerinde;
         -Bir evin bir oğluymuşsun dediklerinde ağızlarından salyalar aktığı bile olurdu. Toplumumuz erkek egemen görünse de, o çok değerli kızlarını alan damatları ömür boyu sömürmeyi ve köle yapmayı da iyi bilir.
       İşte bu azınlık olmanın eksiklik duygusudur ki; gurbetçilere Almanya, Avrupa ve dünyanın geri kalanında sola, Türkiye'de sağa oy verdirtiyor.; Yahudilere çölün ortasında devlet kurdurtuyor, Ermenilere yüz yıl sonra bile dünmüş gibi 1915'i hatırlatıyor, Brezilya'da yaşayan Japonlar (Japonya'dan sonra en fazla Japon yaşayan ülke Brezilya'dır), Japonya'nın 2. Dünya savaşında yenilmediğine inanıyor.
     Lakin her şey boşunadır. İsterseniz Obama gibi hindistancevizi olun, isterseniz orda dolcu, burda sağcı (ya da tam tersi) olun, isterseniz Yavuz Bingöl gibi Yavuz'dan daha Yavuz olun, isterseniz İsrail'i, hatta Akdeniz'den Fırat'a kadar büyük İsrail'i falan kurun, o azınlık duygusunun eksikliği bir kere içinize girdi mi, çıkmaz.
      Bunu kendimden biliyorum.
       Bu duygu bana yıllarca uzak oldu. Sataşanlar, hakaret edenler bana bu duyguyu veremedi. Yıllar önce bir kadın bana bu duyguyu verdi ve hiç gitmedi.
       Bu duyguyla beraber, etrafınızdaki insanları ister istemez biz ve ötekiler diye ayırıyor ve ötekilere güvenmiyorsunuz. Sizi hindistancevizi yapmak isteyenlerden de nefret ediyorsunuz, bir zaman sonra tanrıya ve diğer metafizik şeylere karşı inancınız azalıyor ve buna rağmen kendi benliğinize yöneliyorsunuz.
      İşin acı tarafı, herkes dünyanın geri kalanına göre azınlık ve bir gün herkes bu duyguyu yaşayacak.