edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2026 Cuma

CEM YILMAZ , DENİZ GÖKTAŞ,HALUK LEVENT



Cem Yılmaz'ın uzun süredir popülerliği ve gişa hasıları-reytingleri düşüşte. Bununla ilgili pek çok tez var, sanat eleştirmenlerine göre artık kendisini tekrar ediyor, sıradan insanlara göre eskisi kadar kaliteli değil. Benim başka bir tezim var. Bence konu, Cem Yılmaz'ın apolitikliğidir. Ülkede iktidarın baskısı arttıkça, politik memnuniyetsizlik arttıkça, apolitik insanlar da, gözden düşmeye başladı. İzleyici, sosyal medya gönderileri ile ısrarla onu siyasi sorunlara, toplumsal sorunlaa yönelmesini isterken, o ısrarla doksanlardaki apolitik halinde kalmak isitiyor. Diğer yandan apoltik mizah yapan, film yapan komedyen kum gibi. Ayrıca zor bir şey de değil. Şimdi ortalık tek kişişik şov yapanlarla dolu; pek çoğu bilet satabilmek adına sosyal medyada içerik üretiyor. Cem Yımaz'ın filmleri de o kadar sıkıcı ki, Karakomik filmleri merak bile etmedim. Suya-sabuna dokunmayan sanat, bir süre sonra anlamsızlaşıyor. Konu sadece siyaset değil, yoksulluk, işsizlik ve diğer pek çok problemlerden bahsetmeyen sanat, bir süre sonra sadece bir marifet gösterisi, şekilcilik oluyor. Divan şiiri ve Türk Sanat Musiki bunun en iyi örneği. Divan şiirinden arslan demenin on yedi ayrı yolu vardır ama divan şairlerinin çoğu İstanbul'da olduğu halde, hiç bir şiirde martı kelimesi yer almaz. Nef-i gibi hiciv ustaları hariç, ortaya attıkları önemli bir sorun yoktur. Tek ama., bir Türk olarak kimsenin bilmediği Arapça ve Farsça kelimeleri kullanarak ne kadar eğitimli olduğunuzu göstermektir. Bu yüzden bazı beyitleri, herkesin anlayacağı şekilde yazarsınız, bunlara şah beyit denir. Şiirin kalıpları öylesine değişmezdir ki, Şair Nedin, sevgilisinin sarı saçlarını, mavi gözlerini övdü diye yerden yere vurulmuş, buna karşın aynı Nedim'in, küçük bir oğlanı, Sadabad bahçesinde daveti (hem de annenden cuma namazına diye yalan söyleyerek izin alması tavsiyesiyle), ona aşk ilanı, bu türün en güzel şiiri sayılmıştır. Türk Sanat Müziği de benzer bir şekilde, bir avuç İstanbul elitinin müziğidir; şarkılarda geçen Üsküdar, Ada ve Heybeli kelimeleri bile  bunu ispata yeter.

Bu tür steril sanat, çoğu kez elitler içindir. Soyut resim de buna örnektir. İnternette soyut resimin CIA (A.B.D istihbaratı) aracılığı ile özellikle yayıldığına dair iddialar var, inanırım. Şimdilerde resim sanatı, sanattatn ziyase, zenginler için fetiş nesneleri üretiyor. Picasso resimleri buna en güzel örnektir. Bilinen on bin kadar resmi vardır ama çok azı Guernica ya da Avingonlı kızlar gibi kalitelidir. Sonuçta harbiden on bin den fazla resimden bahsediyoruz.Ömrünün son yıllarında sadece sandalyede oturan kadın resimleri çizmiştir, tabii kübist formda. Körfez savaşı sırasında güney doğuda bir yerlerde durmadan Picasso tablosu çıkıyordu ve çoğu da gerçekti. Kuveytliler yatırım amacıyla almıştı. Cem Yılmaz'ın halen yüksek fiyatla salonları doldurna gösretileri de böyledir; oraya gitmek, sosyetik olduğunu göstermektir.

Deniz Göktaş'ın yargılanmasını da bu açıdan daha anlamlı olmakta. İktidar sanatı o apolitik saray soytarılığına indirgeme gayretinde Bu ideal sanat ya da komedi, sadece apolitik olmayacak, şirketleri ve holdingleri de kızdırmayacak; tüketici şikayetlerini bile dile getirmeyecek halde olmalı. Cem Yılmaz, aynı zamanda büyük bir reklam yıldızıdır ya da yıldızıydı. Firmaların zouk ürünleri dahi, komedide konu olmamalıdır. Böylesi bir sanat önce şekilciliğe kayar; önemli olan sanatın kabul edilen kalıplarına uyulmasıdır; divan şiirinde uyaklar, sanat musiksinde makamlar gibi; ardından da sembolizm gelir ve her şey bir şeylerin sembolüdür. Derken bu semboller, bir avuç elitin anladığı semboller olur. Resim sanatı bunun en güzel örneklerini verir; milyon dolarlık mavi-beyazz desen, üçgenler, kareler, tuvale rast gele atılmış renkler vesaire.. Komedide de sadece elit insanların anladığı ince espirilere oluyor.

Herkesin anlamadığı semboller, gerçek anlamda sembol değildir. Örneğin bir Bayburt'lı I Love 69 yazılı bir tişört giyer çünlü onun için 69 bir seks pozisyonu değil, Bayburt'un plaka numarasıdır ama hiç bir Hataylı, I Lowe 31 plakalı bir tişöet giyemez.

İşte bu steril, elit sanat, halktan güç kaybettiğinde, sahte bir muhaliflik taslar. Orhan Pamuk, bir ara her yeni kitabı çıkmasına yakın Cumhuriyet gazetesine, ülkem için üzülüyorum diye ağlaması buna örnektir. Haluk Levent'de, bunun bir örneği. Aslında sırf kumar borçlarına mali destek olsun diye kurduğu derneğe bağış toplayamayınca, İzmir Marşına, cümle bile olmayan kelimeler serpti.İktidarı küstürmemek içinde iktidarın önemli isimleriye fotoğraflar çekti; hatta bir ara MHP'li bir milletvekilinin kızı da AHBAB'da yöneticiydi. İktidarla mesafeli diğer vakıflara bakın; yetmez ama evetçi Ahmet Nesin'e rağmen Nesin vakfıyla; Nasuh Mahruki'yi görevden uzaklaştırmasına rağmen AKUT'la; iktidar elitlerinin fotoğrafı ya da övgü dolu görüşmesi var mı?

Ülkeyi bu kadar pislik basmışken ne kadar streril ya da hijyenik olabilirsiniz.

21 Kasım 2022 Pazartesi

SON YILLARDA BİTEN İSLAMCI ŞEYLER-2 BİTEN ŞİRİNLİKLER.

 


1)Çok çalışkan-zeki olmaları: Bu serinin ikinci yazısı için biraz bekleyecektim ama uzun zamandır ortaya attığım bir iddianın ispatı ortaya çıktı. Fetöcü bir subay, 1985 yılında askeri liselere giriş sınavı sorularının kendisine örgüt abilerince verildiğini itiraf etti. Doksanlı ve iki binli yıllar boyunca süren, bunlar çok çalışıyor efsanesi bitti. Arkadaşlar, tarikatlar kamu sınavlarını 2002'den beri çalmıyor, 12 Eylülden beri çalıyor. Seksenlerin ortalarında birden imam hatiplerde hukuk, siyasal falan kazanma oranları artmıştı. Derken doksanlarda FEM ve Maltepe dersanelerinin ani başarıları konuşulur oldu. Şimdilerde dikkat ettiyseniz, hiç bir dersane ya da özel okul, sınav başarıları ile öğünmüyor. Bir yasak geldiyse bile, haberim yok. Yalnız bu sayede öğrencilerin okullardaki DYK (Destekleme ve Yetiştirme) kurlarına ilgisi artı. İmam hatipler ile bozulmaya devam ediyor. İmam hatip, hatta proje imam hatip sayısı artsa bile, imam hatip öğrencisi artmıyor. İmam hatipler, açık lise denen okulu bırakma yolunda en büyük kapı. Dinci elitin kendi kolejleri, özel üniversiteleri var. KPSS'ye ihtiyaçları yok, özel kararnameler  ile atanıyor ya da açıkça sorular onlara sunuluyor veya rakipler mülakatta eleniyor.

2)İslamcı kültür (edebiyat, sinema müzik vs): Doksanlı yıllarda İslamcılar, birden kültür alanında atılımlar yapmışlar, roman, film, dizi üretir olmuşlardı. Sinemada Minyeli Abdullah, edebiyatta da Hekioğlu İsmail takma adını kullanan emekli astsubay ile başlayan bir kültürel atılım, 2002'den sonra sadece Samanyolu TV ve Kanal 7 dizileri ile sürdü. 17 Aralık 2013'den itibaren, Samanyolu televizyonunun kapanması ile dinci dizi furyası da dindi. Onun yerini, TRT'nin Osmanlı-Selçuklu askeri tarih-propaganda dizileri aldı. Doksanların dinci edebiyatından, İskender Pala, Nazan Bekiroğlu gibi romantik mevlevimsiler kaldı. Son dinci film Reis ise, gişede battı, yönetmeni de FETÖ'den içeri alındı.

Gene o dönemden kalma dinci yayınevleri, bu eski mevlevimsi romantikler dışında yayımlayacak romancı bulamadılar. Bu yayınevlerinden en ünlülerinden birinin reklamlarını sık sık Cumhuriyet kitap ekinde reklamlarını görüyorum. Koca yayınevi, elbette yayıma devam edecek. Onlar da bolca çeviri ve akademisyen kitabı yayımlıyor.

3)Ramazan çadırları, yardım kolileri: Doksanlarda, özellikle Refah partisi seçimleri kazanınca, her Ramazan, meydanlar devasa iftar çadırları ile  doldu. Oruç tutmayanlarda, akşam iş çıkışlarında karınlarını bu şekilde doyurur oldu. Sonra dini bayramlarda otobüslerin ücretsiz olması, bazı paralı köprü ve otoyolların ücretsiz olması gibi uygulamalar yaygınlaştı. O zamanlar iftar çadırlarını sadece belediyeler ya da kamu kuruluşları değil, 2002'den itibaren bu çadırlar azaldı. Önce özel sektör millete iftar vermez oldu, sonra buy çadırlar, meydanları yerine şehrin arka sokaklarına kurulur ve yok denecek kadar azalır oldu. Ankara'da da Gökçek, metroyu bu ücretsiz bayram seyahatinden muaf tuttu.

4)Hoşgörü imgeleri: Profesör Toktamış Ateş'i hatırlayan var mı? Ya da onun dinci gazeteci Abdurrahman Dilipak ile muhteşem ikili olmasını hatırladınız mı? Doksanlı yılların moda sözcüklerinden biriydi hoşgörü. Sonra açılımlar falan geldi. AKP destekçisi,  Madam Marika denen travestiyi hatırlayan var mı? 

5)12 Eylül'ü yargılama:2010 yetmez ama evet referandumunun en büyük vaadiydi. Oysa Kenan Evren, tüm askeri hakları ve ünvanları korunarak gömüldü. Yargıalanması sözde kaldı.12 Eylülle, Türk Hava Kuvvetlerine kalitesiz CASA uçakları aldırarak ve o zamanlar medya patronu Aydın Doğan'a ucuza satılarak özelleştirilmemişi dolayısı ile devlete ait olan Petrol Ofisi bayilerini KaleBodur fayansaları ile kaplattırarak zengin olan Tahsin Şahinkaya'da ciddi anlamda yargılanmadı. Halbuki iktidar halen CASA skandalını ve Tahsin Şahinkaya'nın servetini araştırabilir.12 Eylül'ün simge kurumu YÖK, ya da üniversitelerin Milli Eğitiminin kurucusu Profesör İhsan Doğramacı ise, bahis konusu bile yapılmadı. Şaibeli ÖSYM sınavları basan Meteksan matbaası devletin değil. Bilkent üniversitesi gibi Doğramacı ailesinin. Bütün o devasa arazi, üniversiteyi ve YÖK'ü kurması için İhsan Doğramacı'ya Kenan Evren tarafından ihsan edilmişti.

Son olarak, AKP teşkilatlarından biri, yanılmıyorsam Diyarbakır il teşkilatı, 12 Eylülün meşhur yüzbaşısı Esat Oktay Yıldıray'ı, bir tiyatro kurarak, gıyabında yargılamıştı. Hatta hiç bir oyuncu, Esat'ı oynamak  istememişti de, bir sandalyeye Esat'ın üniforması giydirilmişti. Oysa bütün bu süreçte, Etimesgut Zırhlı Birlikler tugayında, adı verilen bulvarın tabelası bile değişmemişti. Şimdi son HDP ve Akp görüşmesinde gündeme geldi mi? Sanmıyorum.

6)Temiz ve dürüst muhafazakar imajı: Eskiden muhafazakar ya da dindar lafı, en ateist insanda bile bir saygı uyandırırdı. Dindar demek, en azından aile yapısı sağlam, uyuşturucudan uzak, gösteriş yapmayan, genel anlamda dürüst insan akla gelirdi. Şimdilerde bunun nasıl çöktüğünü yazmaya gerek yok.