sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2022 Pazartesi

SON YILLARDA BİTEN İSLAMCI ŞEYLER-2 BİTEN ŞİRİNLİKLER.

 


1)Çok çalışkan-zeki olmaları: Bu serinin ikinci yazısı için biraz bekleyecektim ama uzun zamandır ortaya attığım bir iddianın ispatı ortaya çıktı. Fetöcü bir subay, 1985 yılında askeri liselere giriş sınavı sorularının kendisine örgüt abilerince verildiğini itiraf etti. Doksanlı ve iki binli yıllar boyunca süren, bunlar çok çalışıyor efsanesi bitti. Arkadaşlar, tarikatlar kamu sınavlarını 2002'den beri çalmıyor, 12 Eylülden beri çalıyor. Seksenlerin ortalarında birden imam hatiplerde hukuk, siyasal falan kazanma oranları artmıştı. Derken doksanlarda FEM ve Maltepe dersanelerinin ani başarıları konuşulur oldu. Şimdilerde dikkat ettiyseniz, hiç bir dersane ya da özel okul, sınav başarıları ile öğünmüyor. Bir yasak geldiyse bile, haberim yok. Yalnız bu sayede öğrencilerin okullardaki DYK (Destekleme ve Yetiştirme) kurlarına ilgisi artı. İmam hatipler ile bozulmaya devam ediyor. İmam hatip, hatta proje imam hatip sayısı artsa bile, imam hatip öğrencisi artmıyor. İmam hatipler, açık lise denen okulu bırakma yolunda en büyük kapı. Dinci elitin kendi kolejleri, özel üniversiteleri var. KPSS'ye ihtiyaçları yok, özel kararnameler  ile atanıyor ya da açıkça sorular onlara sunuluyor veya rakipler mülakatta eleniyor.

2)İslamcı kültür (edebiyat, sinema müzik vs): Doksanlı yıllarda İslamcılar, birden kültür alanında atılımlar yapmışlar, roman, film, dizi üretir olmuşlardı. Sinemada Minyeli Abdullah, edebiyatta da Hekioğlu İsmail takma adını kullanan emekli astsubay ile başlayan bir kültürel atılım, 2002'den sonra sadece Samanyolu TV ve Kanal 7 dizileri ile sürdü. 17 Aralık 2013'den itibaren, Samanyolu televizyonunun kapanması ile dinci dizi furyası da dindi. Onun yerini, TRT'nin Osmanlı-Selçuklu askeri tarih-propaganda dizileri aldı. Doksanların dinci edebiyatından, İskender Pala, Nazan Bekiroğlu gibi romantik mevlevimsiler kaldı. Son dinci film Reis ise, gişede battı, yönetmeni de FETÖ'den içeri alındı.

Gene o dönemden kalma dinci yayınevleri, bu eski mevlevimsi romantikler dışında yayımlayacak romancı bulamadılar. Bu yayınevlerinden en ünlülerinden birinin reklamlarını sık sık Cumhuriyet kitap ekinde reklamlarını görüyorum. Koca yayınevi, elbette yayıma devam edecek. Onlar da bolca çeviri ve akademisyen kitabı yayımlıyor.

3)Ramazan çadırları, yardım kolileri: Doksanlarda, özellikle Refah partisi seçimleri kazanınca, her Ramazan, meydanlar devasa iftar çadırları ile  doldu. Oruç tutmayanlarda, akşam iş çıkışlarında karınlarını bu şekilde doyurur oldu. Sonra dini bayramlarda otobüslerin ücretsiz olması, bazı paralı köprü ve otoyolların ücretsiz olması gibi uygulamalar yaygınlaştı. O zamanlar iftar çadırlarını sadece belediyeler ya da kamu kuruluşları değil, 2002'den itibaren bu çadırlar azaldı. Önce özel sektör millete iftar vermez oldu, sonra buy çadırlar, meydanları yerine şehrin arka sokaklarına kurulur ve yok denecek kadar azalır oldu. Ankara'da da Gökçek, metroyu bu ücretsiz bayram seyahatinden muaf tuttu.

4)Hoşgörü imgeleri: Profesör Toktamış Ateş'i hatırlayan var mı? Ya da onun dinci gazeteci Abdurrahman Dilipak ile muhteşem ikili olmasını hatırladınız mı? Doksanlı yılların moda sözcüklerinden biriydi hoşgörü. Sonra açılımlar falan geldi. AKP destekçisi,  Madam Marika denen travestiyi hatırlayan var mı? 

5)12 Eylül'ü yargılama:2010 yetmez ama evet referandumunun en büyük vaadiydi. Oysa Kenan Evren, tüm askeri hakları ve ünvanları korunarak gömüldü. Yargıalanması sözde kaldı.12 Eylülle, Türk Hava Kuvvetlerine kalitesiz CASA uçakları aldırarak ve o zamanlar medya patronu Aydın Doğan'a ucuza satılarak özelleştirilmemişi dolayısı ile devlete ait olan Petrol Ofisi bayilerini KaleBodur fayansaları ile kaplattırarak zengin olan Tahsin Şahinkaya'da ciddi anlamda yargılanmadı. Halbuki iktidar halen CASA skandalını ve Tahsin Şahinkaya'nın servetini araştırabilir.12 Eylül'ün simge kurumu YÖK, ya da üniversitelerin Milli Eğitiminin kurucusu Profesör İhsan Doğramacı ise, bahis konusu bile yapılmadı. Şaibeli ÖSYM sınavları basan Meteksan matbaası devletin değil. Bilkent üniversitesi gibi Doğramacı ailesinin. Bütün o devasa arazi, üniversiteyi ve YÖK'ü kurması için İhsan Doğramacı'ya Kenan Evren tarafından ihsan edilmişti.

Son olarak, AKP teşkilatlarından biri, yanılmıyorsam Diyarbakır il teşkilatı, 12 Eylülün meşhur yüzbaşısı Esat Oktay Yıldıray'ı, bir tiyatro kurarak, gıyabında yargılamıştı. Hatta hiç bir oyuncu, Esat'ı oynamak  istememişti de, bir sandalyeye Esat'ın üniforması giydirilmişti. Oysa bütün bu süreçte, Etimesgut Zırhlı Birlikler tugayında, adı verilen bulvarın tabelası bile değişmemişti. Şimdi son HDP ve Akp görüşmesinde gündeme geldi mi? Sanmıyorum.

6)Temiz ve dürüst muhafazakar imajı: Eskiden muhafazakar ya da dindar lafı, en ateist insanda bile bir saygı uyandırırdı. Dindar demek, en azından aile yapısı sağlam, uyuşturucudan uzak, gösteriş yapmayan, genel anlamda dürüst insan akla gelirdi. Şimdilerde bunun nasıl çöktüğünü yazmaya gerek yok.




3 Temmuz 2022 Pazar

SİNEMANIN MAFYATİK ÜÇ SUÇU



Hep Yek film serisini, en azından ikisini izlemiş bulundum. Üçüncüsü o kadar zırvalamıştı ki, bırakmak zorunda kaldım. Film serisi, iki binli yılların ortalarından beri moda olan, aşırı vasıfsız komedilerden bir kaçı bu serideki filmler. Anlatmaya bile değmez. Bir kaç sahnesindeki sözler viral denen popüler, günlük sözlerden olduğu için izledim. Konumuz bu film serisi olmadığı gibi genel anlamda komedi filmleri de değil. Gene de bu yazıyı bana yazdıran, bu film serisinin ilk ikisi oldu. Çünkü serinin baş kahramanı ikili, başlarına gelen onca işkence ve şahit oldukları onca ölüme rağmen, mafyayı ve mafya üyesi olmayı iyi bir şey sanıyorlardı.
Sebebi de izledikleri filmlerdi. Karşılaştıkları mafya üyelerini, film-dizi karakteri sanıyorlardı. Gerçi bu film, daha doğrusu film serisi de,  aşağıda yazacağım gibi, en vahşi olayları bile gülünçleştiriliyor ve gülünçleştirilerek masumlaştırılıyor. Ben buna ikinci suç diyeceğim. Bu sıralamayı, kendimce önem sıralaması olarak yaptım. Şimdi birinciden başlayayım.
1)Mafyayı karizmatik, sadık ve yüce gösterme: Bu Amerikan kökenli ilk mafya filmlerinden, özellikle meşhur Baba serisinden kalma bir suçtur. Mafyayı güçlü kişilikli erkeklerden oluşan, bir aile olarak birbirini kollayan kişiler gibi göstermek, mafyanın sinemadaki en yaygın suçudur. Suç örgütlerinin üyeleri, çıkar için birbirlerini çok kolay satar ve çok kolay öldürür. Kurtulmak için de kolayca polisle işbirliği yapar. Bir mafya ailesi içinde olmak,  diğer çeteler ve polis kadar, kendi çeten tarafından da öldürülme, zorbalık görme ihtimalin var demektir. Pek çok mafya üyesi, çete üyesi, en yakın arkadaşı- adamı tarafından öldürülmüştür.
Filmlerde ise, pek çok kere mafya babalarına gişe yada reyting uğruna aşırı karizmatik gösterilmekte. Bu, genelde tüm kötü karakterler için geçerli. Bu, klasik ikinci dünya savaşı filmlerindeki Adolf Hitler ile, 2004 yapımı ÇÖKÜŞ filmindeki Adolf Hitler karakteri arasındaki fark ile açıklayabiliriz. Klasik ikinci dünya savaşı filmlerinde Hitler, karizmatik, kararlı, dirayetli bir lider olarak gösterilir. Çöküş filminde ise, sağ tarafına felç inmiş, kararsız, bunalımda bir ihtiyar görürüz. Diğer filmlerde bakışı ile içimizi titreten lider değil, hatalarını kabullenemeyen zavallı bir ihtiyar olarak karşımıza çıkar. 
Oysa mafya filmlerinde mafya babaları son anda bile racon keser (o ne demekse).
2)Mafyayı Komikleştirme: Son yıllarda komedi filmleri, mafyasız olmaz oldu.  Hani film kalıpları vardır. Sit-com dizilerinde, aynı evde kalan üç üniversite öğrencisi, fantastik özelliklerini  (cadılık, vampirlik, uzaylılık vs) komşularından saklamaya çalışan ev sakinleri ya da korku filmlerindeki ıssız yerde kamp yapan üniversiteliler, yanlışlıkla girilen şatoda kabus gece ve benzeri kalıplar gibi; hurda bir araçla mafyadan kaçan aptallar ( Jim Carrey'in Salak ile Avanak filmi, bu filmlerin anasıdır), mafyaya borcunu ödeyemeyen kumarbazlar, gibi mafyatik komedi kalıpları oldu.
Mafyatik ilişkiler, insan öldürülmesi, kumarhane işletmek, uyuşturucu, fuhuş, cinayet gibi işler, gülünecek işler değildir. Bu işleri sürekli espri konusu yapmak, bu işleri normalleştirmek demektir. Daha kötüsü, özellikle pek çok genç insanın,  mafya üyesi olmayı olağan görmesine yol açmakta.
3)Derin devleti yüceltme: Bu her ne kadar Deli Yürek dizisi ile başlasa da, patlaması Kurtlar Vadisi ile oldu. Dizi, ne kadar çok izlendiyse, o kadar da masraflı oldu. En ünlü ve iyi oyuncular, en iyi müzikler, her şey ayarlandı. Oyunculara, doğaçlama yapmalarına ya da çok fazla karakteri yorumlamasına izin verilmedi.
Bu dizi ve ardılları, derin devlet denen yapıları övdü ve halkta bu yapıların normal görülmesini sağladı. Yeni nesil dizilerle de, bu devam ettiriliyor. Devlet içindeki çeteler, devlete faydalı değil, zararlıdır. Bu tür diziler, topluma zararlıdır.

19 Mart 2021 Cuma

BRUCE LEE NEDEN EFSANEDİR?

 


1)En başta Bruce Lee bir spor efsanesidir ve bu efsanesini sporu, sinemaya taşıyarak yapmıştır. Bunu da bir şampiyona filmiyle değil, sporun günlük hayatta nasıl kullanılacağını filmlerde göstererek başarmıştır. Filmlerinde de gerçekten dövüş sporu yapmıştır. Dövüş sporlarının sadece ringler, gösterile veya savaş için değil, sokak kavgaları için de kullanılabileceğini göstermiştir.

2)Bruce Lee, öldüğünde geride sadece beş filmi vardır ve buna rağmen bir sinema efsanesi ve bir film türünün mucididir. Bu çok da şaşılacak bir şey değildir zira James Dean'in sadece dört filmi vardır. yarım bıraktığı iki filmde, ölümünden sonra, o  olmadığı çok belli oyuncuların yardımı ile bitirdi. Beş filmle şöhretinin doruğuna ulaşmasının en temel sebebi, bu beş filmle yeni bir film türü yaratmış olmasıdır. Karate ya da dövüş filmi denen tür, bu gün sinema ve tv dizileri için kendi başına bir türdür. Polisiye,  western, romantik komedi  gibi, kendi başına karate-dövüş filmi türü vardır ve bu tür tek başına Bruce Lee'nin eseridir.

3)Bruce Lee aynı zamanda  efsanevi bir öğretmendir. Chuck Norris başta olmak üzere (A.B.D ve Dünya orta sıklet karate şampiyonu ve film yıldızı) filmlerinde dövdüğü  beyaz oyuncuları kendisi yetiştirmiştir. Beyazlara Kung Fu öğretilmez kuralını yıkmış, pek çok dövüşçü yetiştirmiştir.

4) Bruce Lee, Hollywood'daki ırk tekelini kırmıştır. Hong Kong film şirketleri ile yaptığı ilk filmlerinin muhteşem gişe hasılatı, Hollywood filmlerinde başrolde sadece beyazlar  baş rolde oynar kuralının bozulmasına sebep olmuştur. Kral ve ben filminde Yul Brynner'in ya da Hakanlar Çarpışıyor filminde Moğol kağanlarını Hollywood yıldızlarının oynaması gibi garabetlerin sebebi de buydu. Ejder'in Yolu'nda, finalde bir Asyalıdan dayak yiyecek ünlü oyuncu bulmakta zorlanmış, bu sebeple Chuck Norris ilk sinema filmini oynamıştır.

5)Bruce Lee, Knug Fu ve diğer dövüş sporlarını sadece sokak dövüşü ya da ring-gösteri sporu olmaktan çıkarım, bir yaşam-ahlak felsefesi haline getirmiş, sporu bu yönüyle tanıtmış, hatta bu yönünü tanıtmaya özen göstermiştir. Bu yüzden, özellikle yaşlı dövüş sporcuları, arada karşısındakine bunu hatırlatır. (Güreş veya boksta böyle bir durum yoktur)

6)Bruce Lee, Jeet Kune Do denen dövüş stilinin mucididir ve Kung Fu-Karate diye anılan uzak doğu dövüş sporlarında kendi stilini kurmuş nadir sporculardan biridir.

7)Bruce Lee, sadece dövüş filmlerini değil, dövüş sporlarını da moda etmiş, bu moda yetmişlerin başından, doksanların ortalarına kadar sürmüş, Türkiye dahil pek çok ülkede her mahallede bir karate- kung fu kursu açılmasına sebep olmuştur.

8)Bruce Lee aynı zamanda Çin-Asya milliyetçiliği imgesidir. Filmlerinde Japon işgali, Boxer  isyanı gibi Çin'in acı yıllarını işleyerek bir Çin-Asya milliyetçiliği idolü-rol modeli olmuş ve Asyalılar isterse beyazları yener fikrini, filmlerinde beyazları döverek anlatmıştır.

9)Bruce Lee kalıcı bir imgedir. Üstü çıplak, kaslı ve façalı imgesi ile, Kill Bill filminde de tekrarlanan sarı eşofmanlı imgesi kalıcıdır. Bu yüzden dövüş oyunlarında (ki bu tür video oyunlarının kökeninde de Bruce Lee filmleri vardır) mutlaka bir Bruce Lee'ye benzeyen biri imge vardır. Pek çok filmde de, çığlıklarına varıncaya kadar taklit edilir.,

10)Erken ölümü: Bruce Lee bütün bunları ve saydıklarımı ikisi  ölümünden sonra dublörlerce tamamlanan yedi film ve 32 yıllık ömründe yapmıştır. Kendisi hızlı yaşayıp, genç ölmüş, cesedi yakışıklı olmuştur. Bu yakışıklı ceset ve cenazesi, ölümünden sonra tamamlanan bir filminde de kullanılmıştır. Bruce Lee'nin erken ölümü, yaşlılığa bağlı hastalıklar ve bedensel bozulmalar, para için kötü  filmlerde rol alma, diğer sanatçı ile sporcularla kavga edip, küsme gibi problemleri yaşamasına engel olmuş; hep zirvedeki hali ile anılmıştır.