karteller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karteller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2026 Pazartesi

NEOLİBERALİZMİN SİNSİ SENDİKA DÜŞMANLIĞI

 


Milton Friedman,  Kapitalizm ve Özgürlük kitabında sık sık sendikaların ve kartellerin tekelliğine değinip, sınırlandırılmaları gerektiğini söylüyor. Bunu kitabında defalarca tekrarlıyor. Yapılan gerçek bir safsata, iki yanlış sonuç içeriyor. Birincisi işçi örgütlenmelerinin büyümesini, ticari kartellere benzetmesi, onları ekonomik bir tehlike olarak görmesi,  insanların ticari kartellere olan öfkesini, işçi sendikalarına yöneltme çabası. İkinci de kartel kanunlarının, kartelleri engeleyeceği sanısını insanlara vermesi. Türkiye'de de rekabet kurumu var, ara ara bazı firmalara ceza kesiyor ama karteller iş başında.



Mesela Siz Coca Cola-Pepsi rekabet mi ediyor sanıyorsunuz? Seksenlerde çok satan RC kolayı hatırlayan var mı? Yüzde beş pazar payı sınırını aşmışken, önce düşük fiyatından dolayı zenci kolası dendi. Arka arkaya olumsuz haberlerden sonra bu kola markası dünyadan silindi. Biraz öncesinde Cola Turka ve birbirinden enteresan reklamlarını hatırlıyor musunuz? Cola Turka, önce hızlo çıkış yaptı, özellikle muhafazakar kesimin gözde içeceğiydi. Bir ara en çok satılan kola markası oldu. Bir süre sonra önce Turka'nın reklamı azaltıldı, sonra bazı marketlerde bulunmaz oldu. En sonunda Ülker'in içecek grubu, Japon bir holdinge satıldı. Hikaye, basit bir ticari başarısızlık hikayesi, öyle mi? Satıl olayından on küsur sene sonra, İsrail'in Gazze'yi işgali sonrasında boykotlar, gerçekten etkili olmaya başlıyor. İki dev Amerika markasının satışlatı Türkiye'de hızla düşüyor. Bu kola kartellerine kim yarım eli uzatıyor? İma ettiğim gibi Ülker ailesi, yerel kolaları kovup, Amerikan kolalarına marketlerini açıyor.

Bu ve buna benzer örnekleri yazarsam, bu yazı ciddi bir kitap boyutuna ulaşır. Ticarette rekabetin nadiren kan davasına, iflasına-ölümüne rekabet olduğunu, her rekabette, her zaman bir centilmenlik anlaşması olduğunu, mahalle esnafları bile bilir. Karl Marks bile, piyasaların eninde sonunda oligopolleşiceğinden bahseder. Burjuvaların kendi aralarındaki rekabetin, işçi ücretlerini yükseltip, fiyatlarını düşüreceğini zannetmek, dümdüz enayilik. Kitapta bol bol Adam Simith ve Hayek isimli birinden alıntılar yapıyor. Hayek'i bilmiyorum, yorum yapmayacağım. Adam Simth ise, bir dönem İskoçya gümrük bakanıyken, İngiltere'den ithal edilen kumaşlara fahiş denecek oranda vergiler koymuştu. Aynı kraliyet ailesine bağlı oldukları halde, uzak bir ülkeden ithal edimişçesine vergi koymuştu bu en ünlü liberali. Uygulamada Amerika'da pek çok ülkeye kotalar, gümrükler koyar. Friedman, buna da karşı, hatta Amerika'nın tarım desteklerine de karşı. Burada bir şey fark ettim. Tüm Amerikalı iktisatçılar (en azından benim okuduklarım),tarım desteklerine karşı; her hangi bir Amerikan hukümetinin bu destekleri kesmek bir yana azaltacağını bile sanmıyorum. Bu destekler kesilmek bir yana azaldığında, Çin başta olmak üzere Asya ülkelerinin çiftçileri zil takıp oynar. Amerikan tarımı da, son 20-30 yıldır Türkiye'de olduğu gibi iflas eder.

Neoliberalizmin temel hedefi Amerikalılar değildir, Amerikanın peykleridir. Bu sözde bilim, Amerikan ve Amerikan kompradoru şirketlerin çıkarlarının bilimsel kılıkta propagandasının yapılmasıdır. İktiarlar neoklasikçilere uyunca da oluşan fakirlikten kendilerini sorumlu tutmazlar. Bu sorunlara çare olarak daha fazla neoliberal politika, özelleştirme falan önerirler. Neoklasik ekol iktisatçıları, Latin Amerika'da olanlar başta olmak üzere askeri darbeleri övmüş, darbe yönetimleri, Turgut Özal gibi Şikago oğlanlarını başa geçirmişlerdir. Şikago iktisatçılarının diğer bir özelliği de meclis düşmanı ve tek adam yanlısı olup, bunu demokrasi diye pazarlamalarıdır.

Bu pazarlamanın bir yönü de, Amerika'daki İtalyan mafyasının sendikalarla örgütlenmesi bahanesiyle, sendika düşmanlığı yapılması, her yerde sendikalaşmanın zorlaşıp, sendikacıların elinin-kolunun bağlanmasıdır. İşverenler, Mason locaları, Lions Klüpleri, mezunlar dernekleri gibi, çoğu kez gayrı resmi klüpler ve arkadaşlıklarla, zaten bir avuç kişi de olduklarından çabucak örgütlenir, baktılar olmadı, devlet teşviğiyle, enflasyondan düşük faizli kredilerle kurdukları fabrikaları yurt dışına taşırlar. TÜSİAD, 1971 muhtırası cuntasının, kurumsallaşın baskısı ile kurulmuş, TÜSİAD'a üye olamayanlar MÜSİAD'dı kurmuştur. 12 Eylül, tüm sendikaları kapatıp, mallarına-mülklerine el koyup, sendikalaşma , grev ve toplusözleşme için bin türlü engel koyarken, MESS gibi işveren sendikalarına dokunmamış, TÜSİAD üyeleri bizzat darbe anayasasına katkı sunmuştur. 12 Eylül general ve albayları, daha sonra TÜSİAD  şirketlerinde yönetim kurulu üyesi ve ortak olmuştur.

Neoliberallerin sendika düşmanlığı sadece grev yada toplu sözleşmeler değildir. Üye azlığı ve güçsüzlük, önce sendikaları, sonra çalışanları, siyasete karşı güçsüz bırakmakta, ülkeyi özelleştirmeci ve düşük asgari ücret yanlısı, Amerikancı siyasilere mecbur bırakmaktadır. Bunu da sadece üniversite tezleri, makaleleriyle, kitaplarıya değil; sözde ekonomi gazetecileri, televizyoncuları ve aslında İsveç Merkez Bankasının verdiği Nobel Ekonomi ödülleri gibi propagandalarıyla yapmkata, insan algısını bozmaktadırlar.

Bu bozuluşu, çocukken izlediğimiz ve TRT'nin Varyemez amca adını verdiği, Donald Duck bozması, süper zengin bir karakterin başrölünü oynadığı çizgi filmin, ilginç bir bölümü ile anlatacağım. Bu Varyemez amcanın en büyük zevki, altın para silosuna çevirdiği gökdeleninde, mayosunu giyip, altınları arasında yüzmekti. Varyemez'in tek ailesi, evlenmediğine göre yeğenleri olan üç küçük çocuktu ve bu çocuklara her hafta pazartesi günü, haftada bir harçlık veriyordu. Çocuklar da Varyemez'i  kandırmak için, gazeteleri, tavimi ve hatta galiba televizyon haberlerini falan değiştiriyor, Varyemez'i kandırıyorlardı. Asıl dehşet verense, buna inanan Varyemez'in tüm dünyayı buna inandırmasıydı. Geçmişte bizi Yetmez ama Evetlere, kumpaslara, özelleştirmelere inandırmaları da aynı zırvalık, bir avuç zenginin gönlünü yapmalarıdır.

Sendikaların üzerindeki grev yasakları-yasaklama yetkileri baskısı azalmalı, sendikalaşma sadece iş kolları değil, bölgeler  (Mesela Ostim-İş) ve kurumlar (Koç iş, Sabancı iş) veya başka şekilde işçilerin bir araya geldikleri kavramlar üzerinde de olabilmelidir.