matbba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
matbba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2022 Pazar

ORTA ÇAĞI HAZIRLAYANLAR VE BİTİRMEYENLER

 


Tarihsel çağlar için belli olaylar simge olarak seçilir. Almanlara göre orta çağı bitiren olay olarak 1455'de Gutenberg'in, matbaası ile ilk kitap basılması olarak görür. Matbaa ya da ona benzer makinelerin daha önce de olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak 1470'de bile Avrupa'da el yazması kitap kalmamıştı. Osmanlıda ise matbaanın gerçek anlamda yayılması ancak Tanzimat fermanı sonrasında mümkün oldu. Matbaa ise, Avrupa aydınlanmasının ana motoru oldu. İstanbul'un fethi ise ancak sonradan Medici ailesi tarafından Platon okulunu kuracak olan, felsefe profesörü bir grup papazın ( sayısı 8 ya da 10 kadardır), daha 1450'de Fatih tahta geçip, ilk hazırlıkları yapmaya başladığında, şehirden kaçırılmasıdır. Hatta son profesörü, bir yeniçeri köle olarak Edirne'ye satmıştır. Floransa şehrini yöneten Medicilerin, Cenovalıları araya sokması sonucu bu son profesör de, bizzat Fatih tarafından satın alınarak, Cenovalılara teslim edilmiştir. Fransızlar ise, bizim yakın çağ dediğimiz ara dönemi tanımaz ve 1789 ihtilali ile orta çağı bitirir. 

Oysa orta çağa ait pek çok unsur, günümüzde, hele de orta doğu toplumlarında halen yaşamaktadır. Halen din kavramı, kimliklerimizin temelini oluşturmakta, din adamları halen yaşam tarzımıza karışmaktadır.

Orta çağdan çıkış hemen olmadığı gibi, orta çağa giriş te hemen olmamıştır. Orta çağın başlangıcı olarak okul kitaplarında Batı Roma imparatorluğunun çöküşü yazılırken, felsefe kitaplarında ( Russel, Batı Felsefesi Tarihi) ondan iki yüz yıl öncesi, M.S 1 ya da 2. yüz yıllarda bilimsel be felsefi ilerlemenin durmak üzere olduğunu yazmıştır.  415 yılında Hypatia'nın bir grup Hristiyanca linçlenerek öldürülmesi, daha ciddi bir dönüm noktasıdır. Oysa, sırası gelince anlatacağımız gibi, Hypatia'nın da üyesi olduğu İskenderiye okulu da orta çağa katkıda bulundu.

Orta çağı başlatanların başında Septikler, yani şüpheciler gelir. Onlar, uzun süre boyunca Platon'un akademisine egemen oldular. Septiklerin çoğu pagan-putperest Yunan dininin tapınak görevlisi ya da din adamıydı. İlk temsilcileri ya da kurucuları Pyron'dan başlayarak, doğru bilginin imkansızlığını savundular. Sonra Elealı Zenon, felsefeyi, fizik, metafizik ve etik (ahlak) olarak üçe ayırdı. Metafizik kavramı, Aristo'nun İlk felsefe adını verdiği kitaba, onun ölümünden iki yüz yıl kadar sonra bir kitapçının koyduğu isimdi. Aristo, fizikten ayrı bir metafizik kavramı düşünmemişti. Metafizğin fizikten ayrılması, orta çağ boyunca yaygınlaştı ve günümüzde de devam ediyor. Oysa İonyalı ilk doğa filozofları, doğayı akılcı olarak açıklarken amaçları, doğa bilgilerini (logos), mitolojiden (Yunan dini) ayırmaktı. Oysa şimdi doğada bilinemeyenler, tekrar mitolojiye ve dine geri dönüyordu.Richard Dawkins'in deyimi ile, bilinmeze tapınmaya başlanmıştı. Orta çağda bilim denen şey tam olarak buydu; bilinmeyene metafizik demek. Aristo böyle bir metafizikten bahsetmez.

Septiklerin ardından hedonistler ya da Epikürcüler diye bilinen grup, fakirliği ve çilekeşliği, ahlak olarak, insanlığa anlattı. Bu felsefi akımın da bazı üyeleri, hem Yunan, hem de Roma dininin din adamıydı. Bunların en ünlüsü olan Aristippos, köle olarak Roma'ya getirilmiş bir Yunandı. Efendisi her gün dövdüğü halde sürekli gülerdi. Bu da gaddar biri olan sahibini çok kızdırırdı. Kölesi Aristippos'un kolunu iyice büktü. O da, bak, bükme, kırılacak, dedi. Sonra kolu kırılınca da, gülerek, bak, gördün mü, kırıldı, dedi. Sonra o  gaddar sahip de Epikürcü  oldu. Epikürcülük, Roma ordusunda yaygınlaştı. Roma askerleri arasında elini ateşe sokmak, köz üzerinde yürümek, günlerce aç kalmak ya da çok az yemek yemek gibi eylemler yaygınlaştı. Çilecilik, pehrizkarlık, iyi insanın ölçütü olmak oldu.

Aslında çilecilik ve pehrizkarlığa pek çok toplumda rastlanır. Ben en çok Budsistlerde görülmesine şaşarım. Çünkü Buda, gut hastalığından ölmüş, sefa düşkünü biridir. Bu yüzden de heykellerinde, resimlerinde göbekli ve gülerken tasfir edilir.  Epikürcülerde, büyük ölçüde kendilerinden önce gelen ve Sokratesçi bir okul olan Kniklerden etkilenmiştir. Meşhur Diyojen'in de aralarında olduğu  bu topluluk, tüm sosyal unvanları ve itibarları ret etmişti. Özellikle Diyojen ile efsaneleşen bu okul, İslamiyette Melamilik tarikatı olarak ortaya çıkmıştır. Son önemli Melami, Neyzen Teyfik'dir. 

Epikürcüler ve Knikler, çileciliği ve yoksulluğu, inancın ve ahlakın merkezine koydu. Bu düşünce doğru olsaydı, açlıktan anoreksiya ya da korsakof gibi  hastalıklara kapılan manken kadınların evliya olması gerekirdi.  Sporda derece yapmak için sıkı pehriz ve antremanlarla uğraçan atletleri de evliya olarak görmeliydik.

Yeni Platoncular ve Plotinus ise, Platon'un idealar alemini mana alemi yaptı. Platondan farklı olarak bu alemi görmek için bir çeşit transa girmekten bahsetti. Bu transa girme hali, dinler tarafından çok kullanıldı. Halüsülasyon görenler, galipten sesler duyanlar, evliya, ermiş, mehdi falan olduğunu iddia etti. Oysa Platon'a göre ideaları kavramanın asıl yöntemi matematik ve düşünmekti.

Görüldüğü gibi orta çağ, öyle birden bire gelmedi. İşin doğrusu birdenbire de gitmedi. Bugün halen, fizik dışında bir metafizik anlayışı var. Bu metafizik, sadece peygamberlere gönderildiği söylenen kutsal kitaplara ait değil, peygamberlerin ölümünden bir kaç yüz yıl sonra yazılıp, içtihat kapısını kapatan din alimlerinin ve lüks içinde yaşayan şeyhler, zerre fizik bilmeden, fiziğin ötesi ile ilgili olarak konuşan kişileri dinlememeliyiz.

Sahi, burada bir parantez açalım. Türkiye'de tarikatlar sürekli orta çağı överler. Hani orta çağ çileciliği. Hristiyanlıkta da kalmadı çilecilik, Amişleri çilecilik saymıyorum. Orta çağ teknolojisi ile yaşıyorlar ama orta çağ vari bir çilecilik yok. Manastıra kapananlarda da öyle orta çağımsı kendine aşırı bir eziyet etme kalmadı. İslamiyette ise cemaatinin bağışları ile lüks yaşayan,  hatta hayatta hiç çalışmamış, cami müzezzinliği bile yapmamış mollalarla, şeyhlerle dolu. Hani nerede tahta kaşık yapan Ahmet Yesevi, pamuk hallaçlayan Hallac-ı Mansur, Oduncu baba, Karcı baba?

Atatürk'ün dediği gibi, hayatta en hakiki mürşit, ilimdir, fendir. İlim ve fenden başka mürşit aramak gaflettir. Tüm lilimler, insan aklı içindir. Akli olmayan, nakli bilim diye bir ayrım yoktur. İmanuel Kant'ın dediği gibi, kendi aklımızı kullanmaya cesaret etmeliyiz. Newton gibi bir dehanın fizik teorileri yanlışlanmışken, Einstein'ın kuramı sallantıdayken, eleştirilemeyen din adamı diye bir şey olmamalı. O kitapları gerektiğinde bizzat biz okumalı ve yorumlamalıyız

Orta çağı bitirmemeye çalışanlara karşı savaşmalıyız.



20 Ağustos 2020 Perşembe

OSMANLICA HAKKINDA YANLIŞLAR VE GERÇEKLER












Bu harf devrimi ve Osmanlıca meselesi, sık sık kamuoyunun önüne geliyor. Ben üniversitede iki dönem ve iki kredi ve sadece matbu Osmanlıca öğrendim. Aslında kendimi  bu konuda konuşmaya çok da yetkili hissetmiyorum. Lakin Osmanlıca konusunu iyi bilenler, nedense bu konuları kamuoyuna ve gençlere anlatmıyor. Ben de kendi fikrimce bildiklerimi anlatacağım. Yanıldığım noktalar olabilir, birileri düzeltirse sevinirim.
1)Yanlış: 1400 yıl boyunca Türkler aynı yazıyı kullandı.
Doğru: Arap harfleri kullanılmakla beraber, aynı yazı 1400 sene boyunca kullanılmadı. Selçuklu devletinde resmi dil Farsça'ydı. Önceki dönemlerde de yazı dili olarak pek çok kez Arapça ve Farsça tercih edildi.

Türkçenin yazı dili olarak yerleşmesi, Karamanoğlu Mehmet beyin Türkçeyi resmi dil olarak ilan etmesiyle başladı. Osmanlılarda ise 50-80 yıllık dönemlerde yazı dili değişti. Arapça-Farsça kelimeler araya girdi ve bazıları bazı dönemlerde kullanılıp, unutuldu. Bazı dönemlerde de yazım kuralları büyük ölçüde değişti. Bu yüzden Osmanlıca öğrenme hiç bitmez gibi bir şeydir.

2.Yanlış: Bu nesle eski yazıyı öğretirsek ya da eski yazı ile okuma-yazma öğretirsek, herkes eski belgeleri, mezar taşlarını okuyabilir.
Doğru: Gerçekte Osmanlıda eğitim birliği ''Tevhit ve Tedrisat Birliği'' olmadığından, özellikle el yazısı ve kitabelerin yazımlarında bir standart yoktur. Muhtemelen pek çok kişinin, özellikle orduda çavuşluktan subaylara yükselenlerin yetersiz eğitimleri dolayısı ile pek çok kişi temel yazım kurallarını bile takmamış, mesela en basitinden sonrasında harf bitişmeyen elif, mim  gibi harflere, harf bitiştirmiştir.
Halit Rıfkı Atay, yedek subaylık için bir yazı sınavına girdiklerini ve medreselilerin çoğunun bu sınavı kaybettiğini anlatır. Zira ordunun aradığı 2. Meşrutiyet döneminde kısmen standartlaşmış matbaa Osmanlıcasıdır.
3.Yanlış: Osmanlıca bir harf-yazı diliydi
Doğru: Osmanlıca aslında bir resim-şekil yazı diliyidi.Osmanlıca'da Türkçe'de kullanılmayan peltek s gibi seslerin harfi olduğu gibi, Türkçenin sesli harflerine ait işaretler yoktur. Okudukça kelimleri tanıyor ve yazının gidişinden tanıyorsunuz. Azeri yazar Ahundof, bir oyununda buna örnek verir. Çocuk oldu ve çocuk öldü sözcüğü örneğin, aynı şekilde yazılır. Bu tip sorunları çözmenin de yolu yoktur.
4.Yanlış. Osmanlıca yazısı Arap harfleri ile Türkçe yazıdır.

Doğru: En başta Osmanlıcada Fatih zamanı ve belki daha önceden Arapçaya özgü esre-örte-şedde gibi işaretler kullanılmamaya başlanmıştır. Meşrutiyetle beraber matbaa yaygınlaşınca, batı dillerinde kullanılan bazı noktalama işaretleri de yaygınlaşmıştır. Bu işaretlerde batılı anlamda uygulanmamış, virgül ve ünlem işareti, başka harflerle karışmasın diye ters basılmıştır.Arapça'nın orijinal on dokuz harfine İranlılar J harfini, Türkler de  gef, nef ve yef diye üç ayrı harf eklemiştir. Afganistalı bir arkadaş yef harfi hariç bu harflerin Afganistan'da da kullanıldığını söylemiştir.

5 Yanlış.Osmanlıda matbaa Lale devri ile başladı.

Doğru: İbrahim Müferrika ile başlayan matbaa çok az kitabı basabildi. Gerçek anlamda yazının matbaa ile basılması, Tanzimat dönemi ile başladı. Tanzimata kadar kitaplar genelde el yazması olarak üretiliyordu.
6.Yanlış: Osmanlıca veya Arap alfabesi ile Türkçe yazım denenmedi, hemen Latin harflerine geçildi: 2. Meşrutiyet ile Dünya savaşı arasında, harflerin Latince harfler gibi birleşmediği, Enveri yazı denen bir yazı çeşidi denendi. Pek çok şey denendi ama Arap harfleri Türkçenin sesleri için yetersiz kalıyordu.

7.Yanlış: Latin harflerinin başlangıcı 1928 yazı devrimdir.
Aslında Azerbaycan,  Türkiye'den önce Latin harflerine geçmişti, Rusların baskısı ile Kril alfabesine geçtiler. Rus egemenliği bitince tekrar Latin alfabesine geçtiler. Osmanlıda da tabelalarda, etiketlerde Latin alfabesi ile Türkçe yazma çabalarını görmek mümkündü.
8.Yanlış, İskilipli Atıf Efendi Latin harflerine karşı olduğu için asıldı..
Doğru: İskilipli Atıf'ın Latin harflerine karşı yazısı, harf devriminden öncedir ve hukuka göre bir insan, bir kanunun çıkışından önce çiğneyemez. (Nümberg mahkemelerinde İnsanlığa Karşı Suçlar tanımlaması yapılarak, bu suç istisna sayılmıştır.) Atatürk düşmanları bu durumu çok kullanmıştır. Oysa İskilipli Atıf, İngiliz Muhipler derneği üyesidir ve aslında Kurtuluş Savaşı aleyhine propagandası yüzünden asılmıştır.
9. Yanlış Göktürk veya Uygur harfleri denenmedi.

Doğru: Uygur yazısı aslında Sogd yazısıdır. Komünist rejimlerin yıkılışının  ardından bu gün Moğolistan'da uygulanmaktadır. Batı, yani Oğuz Türkçesinin seslerine Arap alfabesi kadar yabancıdır. Göktürkçe üzerinden ize çok zaman geçmiş, bir kaç kitabe dışında elimizde veri kalmamıştır. Göktürkçe deki bazı sesler unutulmuş, Türkçeye de bazı yabancı sesler gelmiştir. En çok kullanılanı da Arapça kökenli Ş sesidir ki bu gün bile Ş harfi ile başlayan veya içinde Ş harfi geçen çoğu kelimenin orijinali Arapçadır.
10. Yanlış, Latin harflerinin avantajları yoktu.
Doğru: Gerçi bu avantajlar teknoloji ile gündemden düştü. Arapça matbaa yazısı için dokuz yüzden fazla klişe harf gerekirdi zira harflerin kelime başı, ortası, sonu ve tek başına halleri farklıdır. Latin harfleri ile Türkçe yazarken de doksan civarı klişe gerekliydi. O dönem için ciddi bir masraf kalemdidir.

11.Yanlış. Tek harf devrimi olmamız (Özellikle Japonlar örnek gösterilir.)
Doğru: Pek çok millet harf ve dil devrimi yapmıştır. Japonlar 1863'de beş bin kadar karakteri dillerinden atmış, batı dillerindeki sesleri alabilmek için yeni harfler icat etmiştir.
Türk harf devriminde ise harfler batıdan ve bazıları da değiştirilerek (Meşhur internette kullanılmayan noktalı ü, ö, ş. ve küçük i ) kullanılmış, yabancı dillerden ses alınmamasına özen gösterilmiştir. Falih Rıfkı Atay, Q harfinin Türkçeye girmemesini sağlaması ile övünmüştür.  Şahsi fikrimce yazık olmuştur. Q harfi Türkçede olsaydı Tatar Türkçesi, Azeri Türkçesi, Kürtçe ve bazı diller daha kolay anlaşılabilirdi. Vietnamlılar ise Doğu Asya'da Latin harflerini kullanan tek millet olarak kalmıştır.
Japonlar harf devrimini yaparken, en azından erkeklerin en az  %40' ı çok iyi okuma-yazma biliyordu. Türk yazı devrimi sırasında ise bu oran % 5 civarı idi. (Tarih kitaplarında yazan %10-13 rakamına sadece okuyanlar da dahildir)
Aslında pek çok millet tarihlerinde çeşitli dönemlerde yazı ve dil devrimi yapmıştır. Örneğin Reform hareketi aynı zamanda Almanya'da bir dil devrimi olmuş, Luther'in İncil  çevirisi ve Roma kilisesi ile yaptığı broşür savaşları, Almanlarda ortak dil ve harf kullanımını sağlamıştır. Örneğin Almancada cins isimlerin yazımına da büyük harfle başlanması Luther'in tanrını  yarattığı tüm isimlerin önemli olduğu ve büyük harfle başlaması düşüncesine dayanır. Modern Almanya kurulurken de, Gotik denen  ve Latin harflerinin bol kıvrımlı-süslü tipi denen yazılardan vazgeçilmiştir.
Osmanlı Arşivi'nde 95 milyon belge var - Son Dakika Haberler
12.Yanlış. Muhteşem Osmanlı arşivi:
Doğru. Osmanlı arşivi yüz binlerce belge barındırır ama bu belgelerin hepsi bir çeşit rastgele yığın halindedir. Çoğu belge de el yazısıdır ve kataloglanmamıştır.
13.Yanlış. Bir gece cahil kaldık.Osmanlıda zaten okuma-yazma asla %10'u bulmaması bir yana,  Osmanlı hiç bir zaman bir bilim ve sanat ülkesi olmadı. Koca Osmanlı imparatorluğunun bir tane bile matematikçisi, fizikçisi olmamıştır. (Bir Cahit Arf, Feza Görsev, Ali Kurşunoğlu, Erdal İnönü gibi bilim adamı yetiştirmemiştir) Son dönemlerinde Avrupa'ya eğitime gidenlerden bir kaç ciddi tıp bilgini çıkmıştır.
Osmanlı'nın bilime ilgisizliğinin en belirgin özelliği Mısır'da dört yüz yıl kalıp,  piramitler veya mumyalar ile ilgi tek belge bırakmaması, Fransızların üç sene kalıp Mısır hiyerografisini çözmeleridir.
Nazilerin önünden kaçıp, Türkiye'ye gelen bilim adamlarından Ernst von Hirsh, ilgin bir olay anlatır. 1908'de Almanlar İstanbul tıp üniversitesi kütüphanesine bir sandık kitap gönderir. Sandığı 1933 yılında Nazilerden kaçan Alman doktorlar açar. Osmanlının bilime ilgisizliği hastalığını Türkiye halen tam olarak üzerinden atamamıştır.
Öte yandan Osmanlının ebebiyata ilgisi de çok iyi değildir. Nefi gibi hicivciler katledilirken, Nedim gibi zevk ve sefa düşkünleri baş tacı edilmiş, Mesnevi ve Yunus Emre divanı uzun yıllar yasaklanmıştır.
Bir ara divan edebiyatına merak salmıştım. Gayet muhafazakar bir edebiyat öğretmeni arkadaşın, teyzesi defterdar olanın faytonu damda dolanır esprisini yapınca, bu merakımın ahmakça olduğuna karar verdim.
14.Yanlış. Eski yazıya dönülebilinir:
Osmanlıda okuma yazmayı bırakın, sadece okuyabilme noranı  bile %10'u geçmiyordu. Kadınlarda ise %1'in altıydı. Şimdi bütün toplumu dönüştürme güçlüğü bir yana, sesli harflere alışmış topluma tekrar nasıl sesli harflerin olmadığı bir yazıyı kabul ettirmek imkansızdır.
Bence Latin harflerine düşmanlığı  temel sebebi, okuma yazma oranlarındaki artıştır. Eğitim oranlarını gördükçe kendilerine afakanlar basanlar, kolay öğrenilen yazı sistemine düşman olmasıdır.
Gotik alfabesi Çıkartması Pixerstick • Pixers® - Haydi dünyanızı ...