osmanlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2022 Pazartesi

OSMANLICA'NIN YENİLGİSİ

 


Gardrop Atatürkçüsü 12 Eylül rejimi, Atatürk'ün sadece bir devrimine açıkça karşı çıkardı, dilde sadeleştirme ya da Öztükçe'ye. İnatla Osmanlıca kelimeleri savundu. Ülkenin tek televizyon kanalı TRT yetmedi, ders kitaplarında, polis radyosunda ve hatta gazeteler üzerinde Osmanlıca baskısı kurdu. Bazı kelimeleri yasakladı. 1402'likler diye bilinen ve pek çoğu Amerika'ya göç eden akademisyenlerin yerine geçen sözde akademisyenlerin çoğu da Osmanlıca'da inat etti. TRT'nin bu Osmanlıca inadı, Star 1 ve özel kanallar açılana kadar sürdü. Sonra Osmanlıca kelimeler yavaş yavaş azaldı.

Ders kitaplarında Osmanlıca, özellikle Türk Dili ve Edebiyatı ya da Türkçe derslerinde, benim liseden mezun olduğum 1993'e kadar azalarak devam etti. 1998'de öğretmen olduğumda ise bitmiş olmakla beraber, müfredatta yoğun bir divan edebiyatı ve aruz, müfredatta yoğundu. Halen var olmakla beraber azalıyor. Öte yandan yeni nesil için aruz ölçüsünü anlamak giderek zorlaşıyor. Çünkü artık hiç kimse, Arapça ve Farsça kelimeleri, gereği gibi okumuyor. İnternet çıktığınan beri o da zorlaştı, klavyede ince a harfi yok ya da çok zor.

Osmanlıca kelimelerin bütün bu çabalara rağmen silinmesi ve Türkçeleşmesi, okuma yazmanın ve eğitimin yaygınlaşması ile açıklanabilir. Osmanlıca kelimelerin telaffuzu, Türkçeye  uymuyordu. Diğer bir sebepte, Osmanlıcanın aslında halkın anlamaması için uydurulmuş bir dil olması,  kelimelere sık sık başka anlamlar yüklenmesi de olabilir. Mahmut Esat Bozkurt'un da dediği gibi, bu Osmanlı dili ve alfabesi madem bu kadar kutsaldı, neden Osmanlıda okuma-yazma oranları diplerdeydi? Üstelik Osmanlıda bir eğitim-öğretim birliği de olmadığından, bir yazı birliği de yoktu.

Sadece yazı birliği değil, anlam birliği yoktu. Osmanlı şairleri ve yazarları, Arapça ve Farsça kelimeleri, orjianal anlamından çok uzakta kullanmaktadırlar. Bu yüzden pek çok Arapça-Farsça kelime, Türkçeye farklı bir anlamda kullanılır olmuştur. Mesela Farça'da hasta, yorgun demektir, hastane de otel demektir. Sümük et, pehlivan da savaşçı erkek, tam Türkçe karşılığı ile yiğit demektir.  Millet kelimesi ise, Arapça din kelimesinden türemiştir. Hatta Necmettim Erbakan öncülüğünde bir sürü parti kuran Milli Görüş grubu da, adını dinden almıştır.

Ben de üniversite eğitimini, böylesi Osmanlıca zırvalayan ve kelime uyduran akademisyenlerin kitaplarını derslerde bellemekle geçti.  Bölümün kurucusu ve başkanı (şimdilerde Profesör olan) Metin Özkul'un doktora hocası Amiran Kurtkan Bilgiseven'in dört kitabını ders kitabı olarak okuttu. Kitap, ağdalı denilen bir sürü saçma sapan Osmanlıca kelime ile doluydu. Bir kere Isparta'ya konferans vermeye de geldi. Türkçenin yetersizliğinden falan  bahsetti.

Yıllar boyunca, başka kaynaklardan da sosyoloji, felsefe ve psikoloji okudukça,  diploma alma dışında dört yılımı ziyan ettiğimi anladım. Zira özellike Amiran'ın günümüz sosyolojisi ile alakası yoktu. Diğer derslerde benzerdi. En kötüsü de sosyal psikoloji dersiydi. Erol Güngör'ün, Amerikalı psikologlardan çevirdiği ve fi tarihinden kalma kitabın, ciltlenmiş fotokopisini okuyorduk. Ben bu kitabı merak ettim ve nadirkitap.com gibi sitelerde bile bulamadım. Ayırca, sosyal psiloljide devrim yapan Muzaffer Şerif'in adının bir kere bile anılmadığı sosyal psikoloji dersinin ne anlamı var? 

Sonraki yıllarda da öğrendim ki, Osmanlıca kelimelerde ısrar eden akademisyenlerin asıl amaçlarının bilgisizliklerini gizlemek olduğunu anladım. Özellikle dini konulardaki Arapça-Farsça kelime bolluğunun amacı, kitabın okunmamasını sağlamak. Türkiyede dini kitaplar çok satılsa da, az okunur. Okuduğunu anlamayan dindar, anlamadığını da sırgulamaz.

Neyse ki akademisyenler arasında Osmanlıca savunucusu giderek azaldı ve belki de kalmadı. Çünkü popüler bilim kitabı yazmak ve seminerler vermek, ciddi anlamda bir gelir kalemi. Dinleyiciler öztürkçe kelimeleri bilmese de, kökünden çıkarım yapabiliyor.

Bu konu ile ilgili diğer yazılarım: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/osmanlica-hakkinda-yanlislar-ve.html

Ayrıca: https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/mezar-tasi-okuma-meselesi.html

16 Şubat 2021 Salı

MEZAR TAŞI OKUMA MESELESİ



 Osmanlıca üzerine görüşlerimi daha önce de yazmıştım. Doğrusu öyle pek fazla okunan bir yazar değilim ve ben yazdım diye de bir şeyler değişsin diye bekleyecek değilim. Gene de bu sefer özellikle mezar taşı okuması meselesinden bu Osmanlıca sorununa değineceğim. Bence bu sorunun iki cephesi var:

1)Osmanlının çok da ecdat mezarı okutma ya da ecdat tanıtma düşkünü olmaması: Osmanlıda okuma-yazma oranları hep düşüktü ve Osmanlı devleti genelde okuma-yazmayı arttırmaya düşkün olmadı. Eğitimde bir birlik olmadığı gibi, özellikle rika denen günlük ve el yazısı ile yazılan yazıların bir kuralı-kaidesi olmadı. Çünkü bir eğitim bakanlığı olmadığı gibi, müftülük de uzun yıllar okuma-yazma eğitimi konusunda örgütlenmedi. 

Osmanlıda bir harf-yazı devrimi olmadı ama zamanla yazı o kadar değişiyordu ki, ecdadın yazısını okumak, Osmanlı için de zor olmuştu. Rika denen el yazısı yaklaşık elli yılda bir, yani 2-3 nesilde tanınmayacak kadar değişiyordu. Bu gün Osmanlı belgelerini okumak bu yüzden zor.

Osmanlı belgeleri ya da arşivi demişken. Burası düzgün ve kataloglanmış bir arşiv değil, devasa bir kağıt çöplüğüdür. Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok belgenin hurda kağıt diye yurt dışına satılması da bu yüzdendir. Osmanlı her belgeyi saklamış ama ne olduğunu bilmeden saklamış, seli, baskın ve benzeri felaketlere rağmen sağlam kalmış belgeler halen okunmaya devam ediyor.

Diğer bir konu da Osmanlının o kadar mükemmel bir nüfus kütüğü tutmamış olması. Soyadı kanunun 1934'e kadar ortaya çıkmaması bir yana, Osmanlı nüfus kayıtları en fazla 1820'ler kadar gitmektedir. Nüfus işleri müdürlüğünün altsoy uygulamasını açtıktan sonra da görüldü ki çoğu insanın soy kaydı en fazla 1870'lere kadar gidiyor. Osmanlı hanedanının kendisinin bile soy kütüğü şaibeli zira İlber Ortaylı'nın bir röportajında da anlattığı üzere Kayı boyu efsanesinin çıkışı Ankara savaşının hemen öncesi. Timur, soyunu Cengiz Han'a dayandırınca, Osmanlı'da Oğuz Han'a dayandırma ihtiyacı duyuyor. 

Bu gün sağcıların, ırkçılığa temel gördüğü soyadı kanunu,  1924'de kabul edildi ve o dönemin pek çok Osmanlı sevdalısı bu kanunu benimsemeyip,  putperestlik olarak gördü. Bunların başında da Kurtuluş Savaşına karşı yazılar yazıp, afla geri dönen Halit Refik Karay'dır. (Soyadı tersten okuyun)

2)Mezar taşı okumanın çok matah bir şey olmaması: Merak ediyorum, dedemin mezar taşında ne yazıyor diye merak edip, birilerine soran var mıdır? Bir Müslümanın mezar taşında ne yazabilir? Babamız falancanın, annemiz filancanın ruhuna Fatiha, bir dua okumadan geçme falan. Bazen, binde bir o ölü ardından bir ağıt yazılır ki, bu da özellikle eski dönemde bunu yapanın biraz varlıklı olması gereğini ortaya çıkarır. Benim bildiğim en ilginç yazı , karı dırdırıından ölen mütevefa  Ahmet beyin ruhuna Fatiha'dır. İslam'da sultanların bile mezarında öyle destanlar yazılmaz.

Öte yandan onlarda İmam hatip lisesi, Türk dili ve edebiyatı lisansı, yükseklisansı ve hatta çoğu tarih bölümlerinin eğitimleri ne işe yaramaktadır? Arapça öğretmeni arkadaşım, öğretmen olmadan önce ( o zamanlar kurumlar arası geçiş daha kolaydı), tapu ve kadastro genel müdürlüğünde, eski tapular üzerinde çalışıyordu. (Osmanlıda Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayunu)'na kadar mülk devlete ait olduğundan, en eski Osmanlıca tapu senedi de 1870'li yıllara ait olduğundan, Osmanlıca üzerinde çok zorlanmıyordu. Osmanlıcaya noktalama işaretleri Tanzimat'la geldi. Osmanlıda Müslümanların matbaa ile gerçek anlamda tanışması da Tanzimat'la oldu. Lale devri ile Tanzimat arasında Osmanlıda Türkçe basılan kitap sayısı doksandır, yüz değilidir, o da ayrı konu.

Peki Osmanlı mezar taşları çevirisi yapan ya da bu konuda kitap hazırlayan var mı? Benim bildiğim yok ama muhtemelen vardır. B 

Cumhuriyet döneminde, en azından şu yaşadığım 2021 yılı itibarı ile diyebilirim ki, en azından son dönem Osmanlıcayı okuyabilecek kişi sayısı, hatta nüfusa oranlasak bile, o dönemden daha fazladır. Çok istiyorlarsa cep telefonları için uygulama bile geliştirebilirler. (Belki de geliştirmişlerdir)