Benim çocukluk yıllarımda kumar, daha çok bitirimhane de denen bazı kahvelerde oynanırdı. Genel anlamda şans oyunu şeklindeki kitlesel kumar; sport toto'da on altı maçtan on dördünü doğru bilmek,( yani on üç artı bir yapmak) pazar günü at yarışlarında (İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana ile sınırlı) altı yarışın, altısının da kazananın bilmek (yani altılı ganyanu tutturmak) ve ayda bir kere iken bir anda ayda üç kere olan piyango çekiişlerine (her ayın 9'u,19'u ve 29'u; 23 nisan, 30 ağustos ve yılbaşı çekilişleri hariç) bilet almaktan ibaretti. Borsa İstanbul 1986'da fiilen kuruldu. Öncesinde insanlar Kastelli gibi bankerler, inşaatları yarım bırakan kooperatifler tarzında dolandırılırdı.
Zamanla hem kumar, hem de yatırımla dolandırnılma yolları, yordamları arttı. Ayda üç kere yapılan çekilişler yetmedi, kazı-kazan çıktı. Atlar sadece hafta sonu koşardı, haftanın her günü koşmaya başladı. Dört büyük şehrin hipodromları yetmedi, Şanlırfa, Elazığ ve Kocaeli, Antalya,Bursa, Diyarbakır'da da yarışlar başladı. Seksenlerin sonunda Kasionalar açıltı, doksanlar sonunda kapanıp, Kıbrıs ve komşu ülkelere dağıldı. Bu arada faizzsiz bankacılık, yüz dolara ve marka (yuro öncesi Alman parası, yeni nesillere not) bile faiz veren bankalar, katılım hesaplı holdingler (en meşhurları Kombassan ve Yimpaş'tı) çıktı. Borsa da bankamatiklerle lot altı hisse senetleri çıktı. Yani dolandırılma yolları artıyordu.
İlk kitlesel yoksullaşma 5 Nisan kararları ve arkasından gelen bankacılık kriziyle geldi. Bu krizde yok olan parai son fon krizinde yok olan paranın yarısından biraz fazlaydı (enflasyon muhasebesine göre). Her gün bir yada bir kaç banka batıyor, döviz kuru bir günde inanılmaz yükseliyordu. Pek çok kişi, düşük faizli diyerek, dövizle ev kredisi almıştı. Onlarca kredi mudisi intihar etti. Sonra bankalar kapaınca, belli bir miktarın üzerinde parası olanların parası yok oldu. Offshore denen bankacılığa yatırılan paraların ne olduğu sorulamadı bile. 1982 Kastelli ve bankerler krizinden (Sadece Kastelli yoktu, Banker Bako, Banker Yalçın ve bir sürü küçük banker batmıştı) beri ilk büyük kitlesel yoksullaşmaydı ve Kastelli döneminin neredeyse on katı büyük yoksullaşmaydı. Merkez sağın sonu oldu. Batık daha büyük olmasın diye, tüm mevsuata hazine garantisi getirildi, bu garanti 1999'da daha büyük bir krize sebep olacaktı.
1999 krizi gelmeden 1997'de Titan Saadet Zinciri skandalı patlak verdi. Kenan Şeranoğlu yönetimindeki örgütlenme bir şey üretmiyor, birilerine de bor. vermiyordu. Para yatırıyor, kendin gibi yedi kişinin para yatırmasını sağlıyordun, sonra onlardan üç yada dördünün parasını geri alıyor, kar ediyordun. Ayrıca sisteme kattıkların sisteme karpara getirecek kişiler eklediğinde de paran katlanıyordu. Sistem basit ve güzel olmakla beraber, sisteme katılanlar geometrik olarak artığı için en fazla 14 yada 15 de batmaya mahkumdu, sonrasına tüm o kadar parası olabilecek Türk vatandaşı veya tüm insanlık, sisteme katılmış oluyordu. Titan olayı, böylesi kitlesel dolandırıcılığın ilk patlamasıydı. Yimpaş ve Kombassan'ın kuruluşu daha eskiydi ama daha sonra battı. Çiftlikbank ve diğerleri daha sonradır. Ponzi gibi ponzinin, yani sadece sisteme katılanların parasını paylaşan sistemlerin ilkidi.
Derken kitapçık fırlatmalı 1999 krizi geldi ki bunu uzun uzun anlatmayacağım, internetten araştırabilirsiniz. Dünya Bankasında çalışan Kemal Derviş'in kurtarıcı olarak gelmesi, fırlayan enflasyon, faiz, döviz, batan bankalar falan. Başbakan Bülent Ecevit'in önüne yazar kasa fırlatılması, kriz biraz atlatılır gibi olunca, Devlet Bahçeli'nin birdenbire koalisyonu batırması ve 2002 seçimleri ile final. 2026 Fon krizinde kaybolan paranın üçte ikisi kaybolmuştu.
Şimdi ise döviz artıyor ama ne 1994, ne de 1999 gibi; bankalar da iflas etmedi; ilginç. Üstelik o zamanlar pek çok banka çalışanı, banka sahibi ceza aldı, Uzanlar başta olmak üzere pek çoğunun malına-mülküne el kondu. Şimdi ise sıkandal patlayalı bir aydan fazla zaman geçti ama ne tutuklanan var, ne malına el koyan. Tutuklananlar ise olayı araştıran gazeteciler.
Sanal kımar ve kitlesel dolandırıcılık (ponzi'nin bence karşılığı bu, kitlesel dolandırıcılık.) kapitalist sistemşn bir parçasıdır. Neoliberal sistemler, ponzi denen kitlesel dolandırıcılık ve kitlesel sanal kumarı teşvik etmektedir. Üstelik buna cep telefonu uygulamaları ve kişiliğinizi inceleyen yapay zeka uygulamaları da işe karıştı. Eski kumar makinaları mekanikti ve zayıfta olsa kumarbazın kazanma ihtimali vardı. Şimdi bu uygulamalar, sizi kişiliğinize göre soyuyor. Mesela riski sevmeyen, küçük oyuncuysanız, az kaybedip, az kazanıyorsunuz ama diyelimki günün sonunda 50-60 dolar yada yuro kaybediyorsunuz; ay sonunda 1500 dolar-yuro kadar kaybetmiş oluyorsunuz. Büyük oyuncuysanız, arada büyük vurgunlar yapıp, büyük vurgunlar yiyorsunuz, sonuçta büyük açık veriyorsunuz. Kumar ve borsa-kripto-forex uygulamaları temelde böyle çalışıyor. Sen hangi hisseyi çok düşse de satmazsın, hangisini panikle satarsın, senden iyi biliyorlar.
Bunu sosyal medya sitelerinden örnek vereyim. İnstagram'da benim keşfetime yok denecek kadar az sağcı çıkıyor. Cep telefonunda Youtube'dan genelde sadece müzik dinliyorum. Youtube bilgisayarı, benim dinlediğim müziklerden Yeni parti sempatizanı ve Kürt kökenli bir Alevi olduğumu biliyor; beni Alevilik, Yeni Parti ve arada bir DEM parti sayfalarına yönlendiriyor. Kırım-Tatar müziklerini de çok dinliyorum ama benim Tatar olmadığımı biliyor ve Tatarların sayfalarına yönlendirmiyor. Bu sosyla medya şirketlerinin bilgisayarı üç milyar kadar hesaptan ve insandan beni ayırd ediyor ve beni mümkün olduğunca ekranda tutmak için böyle taktik uyguluyor.
Kumar ve borsa uıygulamalarının çoğunun üye sayısı bir kaç yüz binle sınırlı. Bu sistemde küçük yatırımcılar iyice soyulıp, büyük yatırımcıya kar sağlanıyor. Sistem bunu bilinçli yapıyor. Böylece emekçi birikimi yok olunca sürekli borçlanıyor ve işveren karşısında güçsüz kalıyor. Dolandırıcılık ve kumarın bu kadar yaygınlaşmasının sebebi de bu.
