8 Mart 2017 Çarşamba

ZEKİ VELİDİ TOGAN’IN ANILARI ÜZERİNE
      Ergenliğimin kısa da olsa bir bölümünü Türk milliyetçisi, hatta en ucunda geçirdim. Bu yıllarda pek çok milliyetçi kitap, Zeki Velidi Togan’ın anılarından bahsetmekte, ondan atıflar yapmaktaydı. Derken bir gün bir sahafta denk geldi ve aldım. Rusya’dan gelen, Başkurt kökenli, Türk tarihçisi ve milliyetçisinin anılarına karşı merakım artmıştı. Bayağı hacimli bir kitap olmakla beraber, kendimce önemli noktalarını anlatayım.
        En başta bilim adamlığına laf edecek değilim. Savaşın tam ortasında bile etraftaki tarihi eserlerin kaydını tutuyor, tarihi kitapları topluyor. Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’i, Arap diplomat ve seyyah İbni  Fadlan’ın seyahatnamesi başta olmak üzere pek çok eserden onun sayesinde haberdarız. Tarih yazımı, kendi anıları da dâhil olmak üzere kronolojik gerçekliğe uymasına dikkat edilerek yapılıyor. Yalan söylemesi, olayların nedenleri,  savaşırken, yenilgi belli olunca, tabana kuvvet kaçıp, taraf değiştiriyor.
            Anılarının büyük bir kısmı 1917 Şubat devriminde Menşevik devrimine kadar olan bölümünü anlatıyor. Çocukluğundan itibaren okuma şevki ile yanıyor ve bu uğurda evi terk ediyor, bolca eğitim alıyor, en nihayetinde medrese hocası oluyor. Pek çok kitap yazıyor, en ünlüsü Türk Tatar Tarihi ona şöhreti getiriyor. Kendisi bir Başkurt. Kendi de itiraf edeceği üzere, tarih efsanesi olmasına rağmen, en az bildiği tarih, kendi tarihi. Başkurtlar, adları Heredot başta olmak üzere eski Yunanlıların Bashir dedikleri çok eski bir topluluk. Orta Asya-Sibirya dolaylarından çok eskiden göç etmişler. Dilleri Tatarca’ya çok benziyor, şu zamanlarda (2017), Sovyet devrinden kalma özerk cumhuriyetleri var. Bu özerklik, Putin devrinden beri kâğıt üzerinde. Putin’in partisi, Rusya’yı 8 bölgeye ayırmış durumda. Bu 8 başkanı, Rusya devlet başkanı atıyor ve bölge başkanı, bölgesinde tam bir egemenlik sahibi. Onun onayı olmadan, özerk cumhuriyetin kararları uygulanamıyor. Bölge başkanı, bölgedeki özerk bölge ve cumhuriyetleri ve diğer yönetim birimlerini kurmak, yok etmek, sınırlarını değiştirmek ve benzeri konularda sınırsız yetki sahibi ve sadece Rusya devlet başkanına karşı mesul. Başkurdistan özerk cumhuriyeti de Urallar bölge başkanlığına bağlı. Daha sonra belirteceğim gibi Togan’da bu özerk cumhuriyetin ilk yöneticilerinden.
         Biz Togan’a geri dönelim. 1917 Şubatına kadar anlattıklarında siyasi ve ideolojik bir taraf yok. Bu dönemde Buhara civarında bir kütüphaneyi Türkiye’ye, daha doğrusu İstanbul’a göndermesi ilginç. Türkiye ile ilişkileri hep olmuş. Onun dışında kendi halinde bilim adamı portresi çiziyor. Derken şubat devrimi başlıyor. Yaşadığı şehirdeki askeri birliğin isyanı bastırmasını bekliyor ama isyan askeri birliklerde başlıyor. Lenin ve Bolşeviklerin adını duyan yok o zamanlar. Geri dönüşlerle aslında en başından Başkurt siyasetinde etkin olduğunu anlatıyor. Sonra Menşevikler, yani Beyazlar arasında önemli bir Başkurt lideri ve subayı oluyor. Ciddi bir askeri birlik olarak, Kızıllara karşı önemli zaferler kazanıyor. Buna rağmen Kızıllar ciddi zafer kazanıyor. O da yenilgi kesinleşince, taraf değiştiriyor. Kızılar adına on beş ay çalışıyor. Bu dönemde cephede savaşmak yerine Başkurt hükumeti ve Başkurdistan özerk yönetimi adına çalışmalar yapıyor. Hatta bir subay okulu bile açıyor.
            Burada da başına belayı kendi açıyor. Aslında bu olayın başlangıcı 1905 yılına gidiyor. Rusya’da bir yerde yüz yıllar önce bir grup Tatar, devlet zulmünden Hristiyan olmuş. 1904-5 Rus-Japon savaşı sırasında ve sonrasında oluşan kargaşalık ve siyasi reformlar sonucu iki yüz bin kadarı tekrar Müslüman olmuş. Zeki Velidi bey de başka bir grup Hristiyan Tatar’ı, tekrar Müslüman yapmaya karar veriyor.  Askerleri ile kasabaya gidip, kiliselerini yakıyor. Kardeşlerim, artık özgürce Müslüman olarak yaşayabilirsiniz diyor. İnsanlar isyan ediyor, onlar artık gerçekten Hristiyan. Ağlayıp, dövünüp, isyan ediyorlar. Olaylar Lenin ve Stalin’in kulağına gidiyor. Her ikisi de şahsen görüşmek için, Zeki beyi yanına çağırıyor. Başına gelecekleri tahmin ettiği için, mahiyeti ile beraber Özbekistan’a, basmacıların yanına kaçıyor.
            Basmacı namları, baskın yapmaları anlamında… Baskınlar yaparak Rusları yıldırmaya çalışıyorlar. Orada zaferleri geçici oluyor. Polonya ile barış antlaşması yapan Lenin, ordularını Asya’ya sevk ediyor.  Bu dönemle ilgili anlattıklarından en önemlisi Enver Paşa ile ilgili olanı olmalı. Ona göre Enver paşa tuzağa düşürülmüştü. Etrafındaki bazı Kazak Türkmen, Kırgız ve Özbek ve Tacikler, Sovyetlerce satın alınmıştı. Oradaki bir arkadaşını da korkaklıkta suçluyor bir ara. Rus topları, sürekli seri ve acil üretim sonucu olacak, kalitesizmiş ve yumuşak toprakta patlamıyormuş. Kendisi de toprağın yumuşak olmadığı yerlerde Ruslarla savaşmıyormuş.  Kendisi ise yenilgi görününce kaçıyor. Ha, bu arada evleniyor, karısı da Özbekstan’da. Lakin yenilgi kesinleşince onu ve çocuğunu da terk ediyor.  Bu savaş ortamında da tarihçiliğe devam ediyor. Bilim adamlığından asla taviz vermiyor. Her zaman tarihi eserleri kataloglama, kütüphanelerden kayıp kitapları bulmada üzerine yok.
            İlk olarak İran’a gidiyor. Orada bir sene kadar kalıyor. Orada da tarihçiliğini yapıyor. Tarihi eser kataloglaması ve kütüphanelerde varlığı bilinmeyen kitapları ortaya çıkarma işlerine devam ediyor. Arap diplomat ve seyyah İbni Fadlan’ın seyahatnamesini buluyor. Oradan da Afganistan’a gidiyor. Bir yıl kadar da orada kalıyor. Aynı tarihçiliğini o zaman da yapıyor. Ardından da Hindistan’a gidiyor. O zamanlar İngiliz egemenliğinde olan Hindistan kavramına, Pakistan, Bangladeş, Nepal, Myanmar, hatta Sri Lanka, Bhutan, Maldivler girer. O dönemde İngilizlerin, Muhammet İkbal ile görüştürmemesine üzülür. Bu dönem de de Mevlana hakkında bir şeylerden bahsetmekte.
            Ona göre Mevlana ile Şemsi Tebrizi arasındaki duygusallıkta livata olmasa bile, libido vardır. Medreselerde parlak gençleri, tüysüz oğlanları yalnız bırakmadıklarından bahsediyor. Bu dönemde İngilizler, onun Muhammed İkbal ile görüşmesine engel oluyor, izin vermiyor. Orada da bir yıldan fazla kalıyor ve gemiyle Türkiye’ye geliyor, daha doğrusu İzmir’e. Bu yolculukta Cidde limanında beklerken, Kuran da senin dinin sana, benim dinin bana ayetinin barış dönemleri ve İslam’ın güçsüz olduğu zamanlar için geçerli olduğunu söylüyor. Be arada eklemeliyim, kitap boyunca Müslümanlığından dem vuruyor. Şamanist Nihal Atsız ile arkadaşlığı ve onunla 1944 ırkçılık Turancılık davasında yargılanmış Zeki Velidi, bu kitabını Türk milliyetçiliğin iyice İslamlaştığı 1960’lı yıllarda yazmış. İzmir limanında, Hindistan’da İngiliz vizesi ile çıkmış olmasından dolayı Türkiye’ye sokulmuyor. Kurtuluş savaşının en hararetli yıllarında, Mustafa Sagir denen İngiliz Ajanı Hintlinin Atatürk’e suikastı meselesi, hükumeti bu konularda hassas yapmış. O da kendisi Paris’e atıyor. Hemen her ayrıntıyı yazarken, Paris’ e kadar nasıl gittiğini anlatmıyor. Muhtemelen vapurla Marsilya’ya, oradan da trenle Paris’e gitmiş. Paris’te trenden inişinden bahsediyor. Birkaç temastan sonra, Türk milliyetçileri araya giriyor ve Türkiye’ye geliyor. Türkiye’ye geldiğinde, Rusya’da bıraktığı karısı Nefise’nin yeniden evlendiğini öğreniyor. Türkiye’de kendisine bir kız bulup, aile kuruyor, Atatürk’le görüşüyor, falan.

            Kitap, yazarın Türkiye anılarından bahsetmiyor. 1944 Irkçılık, Turancılık davası ya da 1934 Trakya olayları (ki Türk ocaklarının kapatılıp, Halk Evlerinin açılma sebebidir.) gibi konular yer almıyor. 

1 yorum:

  1. Not, bir de Toğan'a göre Enver Paşa, bizzat yanındaki bazı kişilerin tuzağına düşer ve ihanetle öldürülür. Bu konudaki tek kaynakta, Togan'ın anılarıdır.

    YanıtlaSil