Çocukluğum 12 Eylül ve Turgut Özal neoliberalizmi döneminde geçti. Bu dönem tek kanallı devlet televizyonu, devlet radyoları, neredeyse tamamı devlete ait okullar, henüz sadece Milliyet grubuna sahip Aydın Doğan, Erol ve Sedat Simavi kardeşler ve yeni İzmir, Yeni Asır'dan tüm ülkeye yayılmaya başlayan Sabah (Dinç Bilgin) grubu medyası, halkı şekillendirmekle meşguldü. O yıllarda topluma verilen hızlı kalkınma yolu GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ve Turizm'di. Turizm bir kalkınma mucizesi gibi sunuldı seksenli yıllar boyunca.
Bugün dünya çapında turizme ve turistlere karşı öfke var.Turizm pek çok yerde kazançtan çok masraf üretmekte. Turistler, en ucuzu ararken, en pahalı tüketimlerle sebep olmaktadır. Turist, bu kısa zaman aralığında, süper zengin gibi yaşamakta, yiyeceği, içeceği ve pek çok şeyi ziyan etmektedir. Açık büfeden artanlar, sık sık temizlenen havuzlar, otellerin günü birlik tükettiği şeyler, toplamda büyük yığınlar etmektedir. Kısa süreli festivaller ve şenlikler, ani büyük çöp yığınları üretmektedir. Şehirlerin altyapısı, bından dolayı zorlanmaktadır. Diğer bir sorun da turistlerik kabalıkları ve ahlaksızlıklardır. Tatile gelen tursit, etrafındaki insanların yabancı olması sebebiyle, kendini toplumsal yasalardan, ayıp kavramından muaf olduğu sanrısına sebep oluyor. Las Vegas'da olan, Lac Vegas'ta kalır sözü ile özetleyeceğimiz bu düşünce, turistlerin kumar, fuhuş ve yasaklı madde kullanmak dahil her türlü gayrı ahlaki ve gayrı kanuni eylemi yapmaya meyli olasıdır. Bazı turistlik yerler, bu tür özellikleri temel özellikleri olarak tanıtmakta. Buraların günah şehri olması, özellikle vurgulanmakta. Bu günahlar, ardından MAFYA denen büyük suç örgütlerini de ülkeye-şehre-yöreye çağırmakta. Kumar ve fuhuş, mafyanın ilk ilgilendiği konu. Kumar ve fuhuş, ardından uyuşturucuyu da getiriyor. Turistlik şehirleri, günah şehri olmaktan sakınmak gerektiği gibi, turistlerin taşkınlarına müsamaha edilmemelidir. Turizmle yapıacak yapılaşmalar sınırlandırılmalı, belli bir miktar parası olmayada da, turist vizesi verilmemelidir.
Tek sorun gümah şehirleri değildir. Otel, plaj yapılacak diye yağmalanan kıyılar, ormanlar, hatta dağlar ve yaylalardır. Her taraf otel ve insan doludur. Diğer başka bir sorun da, yazlık ev sorunudur. Deniz kıyılarında tarım bitiyor, doğal kaynaklar, yaz aylarında, bazen sadece yirmi gün kullanılan, bazen de üç sene boyunca kimsenin kullanılmadığı yazlıklarla ziyan oluyor. Evin harap olması bir yana, koyun otlatılsa bile ekonomiye katkı sağlayacak arazi, bildiğiniz çöp oluyor. Bu çöp olma, sadece yazlıklara özgü bir sorun değil. Koca koca oteller, tatil köyleri de aynı kaderi yaşıyor. Türkiye dahil pek çok ülkenin kıyıları, terk edilmiş otellerle doluyor. Turizm sektörü iaw çok kırılgan. 2005'den beri her sene şubat-mart-nisan, hatta mayıs başlarında, turizme balta vuran siyasi kriz yada terör olayı yaşanıyor, farkındaysanız. Batı ve kuzey Avrupalı turistler de ülkemize pek az geliyor artık Türkiye'ye.
Turizmin diğer bir karanlık yüzü de kara para aklamasıdır. Hizmet sektöründe giderler belirsiz olduğu için kara para aklayıcılar, hizmet ve turizm sektörüne doluşur. Ben bunun için turist kart öneriyorum. Turistler, vergi iadesi için bu kartla alışveriş zorunlu olmalı, bu kart, telegon uygulamasına dönüştürülmemelidir. Yerli halkın bu kart üzerinden vergisiz alışveriş yapmaması için de tedbir alınmalıdır.
Turizm, asla kalkınma için tek seçenek olmadığı gibi, fazla genişlediğinde sanayi ve tarımı batırmaktadır. Kontrol edilmelidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder