2 Şubat 2026 Pazartesi

ALİ EL ASGAR VE GÜNDÜZ VASSAF



Bu günde kısa bir yazı yazacağım, içimden geldi. Ülkemiz gençleri o kadar aldıkları din dersine rağmen, pek çok dini konuda cahil. Kerbela olayı, sanki özellikle öğretilmiyor gibi. Kerbela'da ölenlerden birisi, Alevi edebiyatında Ali Asker diye bilinen, Ali el Asgar yada Abdullah bin Hüseyn'dir. Peygamberin torunu Hüseyin'in, Emru'l Kays'ın kızı Rubab'dır. Kerbela'da, daha süt emen bebekken, yaklaşık altı aylıkken, okla vurulmuştur. Babası bu masumlara mı kıyacaksınız diye elleri üzerinde tutarken, okla vurulmuştur. Bin dört yüz yıl evvel öldürülen bu bebeğin, Gündüz Vassaf isimli psikolgla garip bir ilişkisini kurdum. Vassaf, 12 Eylül döneminde Boğaziçi Üniversitesindeki profesörlük görevinden istifa eder ve yurt dışına çıkar. Yazdığına göre o dönemde yeni doğan çocuğuna vatandaşlık ve kimlik çıkarma çabasındadır. Sürgün olduğu için Türk konsolosluğu ona zorluk çıkarmaktadır. O da son bir koz olarak Atatürk'le akrabalığını ortaya koyar. Bunu duyan görevlinin yelkenleri suya iner, işler kolaylaşır. Vassaf'ın, Atatürk'le öyle yakın bir akrabalığı yoktur; teyze oğlu, emmi oğlu, dayı kızı cinsinden bir yakın kuzenlik yoktur. Olay da takriben Atatürk'ün ölümünden kırk küsur yıl sonra olmuş. Buna rağmen Vassaf'ın çocuğu, sırf Atatürk'le akrabalığından ötürü, vatandaşlıktan mahrum edilmek istenmemiş, kolaylık göstermiş. O kadar uzaktan akraba ki, ben de zorlasam, Türkiye'nin gelecekteki Nobel umudu, Harward üniversitesi tıp profesörü Canan Dağdeviren'le akraba olurum. Kendisi İmranlı'nun elli küsur sene sonraki ilk CHP'li belediye başkanı Murat Açıl'ın yeğenidir ve onun desteği ile okumuştur. Bizim o tarafın insanları, uzun süre hep kendi içinden evlendiği için uğraşsam, ben de onunla o kadar akraba olurum. (Görüşürseniz selamımı söyleyin). Oysa Hazreti Hüseyin ve Yezid, hem ana, hem de baba tarafından, bayağı yakın akrabalardır. Oysa cumhuriyetin kurucu kadroları arasında akrabalık hemen hemen hiç olmadığı gibi, evlilik yolu ile de akrabalık kurmadıkları halde, birbirlerini tasfiye sürecinde, ne İslam'da peygamberin ölümünden sonra, ne Fransız, ne Bolşevik devriminden sonra olanlar gibi kanlı tasfiyeler olmamıştır. İzmir suikastı davası yada Yassıada da yargılananların pek çoğunun ailesi, devlette bürokrat, hem CHP, hem de diğer partilerden politikacı olmuştur.



Siyasal İslamcılar, Atatürkçülüğü alternatir bir din gibi gösterip, kendilerine hedef yapmaktadırlar. Haklı olduklatı taraf şudur ki, Atatürkçüler , kendi değerlerine, siyasal İslamcılar ve Tarikatlardan daha çok değer vermektedir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder