Lolita adı, Rus kökenli Amerikalı romancı Viladimir Nobokov'un bir romanının adıdır ve bu roman için türetilmiş bir addır. Romandaki (ve filmdeki) kızın asıl adı Dolores'tir ve annesi ona Loli diye hitap eder. Romana özel Lolita adı, çocuk ergen cinselliği ile ilgili konuların genel adı oldu. Burada sanat ne kadar masum yada suçlu; bunun için 2 filmi (1997 yapımı Adrian Lyne ve 1962 yapımı Stanley Kubric) ve yıllar önce okuduğum orijinal romanı, hatılardığım kadarı ile yorumlayacağım.
Roman, fazlasıyla eril bir dille, sapık Humbert'in kendi bakışından yazılmış. Romanda, Lolita ile tanışması neredeyse romanın ortalarında oluyor. Humbert, çocukluk aşkı ile sübyancılığını aklileştiriyor. Hayatı boyunca kız çocuklarına ilgi duyuyor ama eline fırsat geçmiyor. Bir keresinde parkta paten kayan bir kız çocuğuna halleniyor ve ereksiyon olunca, bunu saklamak için iki büklüm katlanıyor. Kadının biri yanına geliyor, ne olduğunu soruyor, cevap veremiyor. Lolita'nın evine pansiyoner olduğunda da ikide bir kızı dikizliyor. Kızın da sübyan haline hayran, ondan bir çocuk yapıp, sonra o çocuk on yaşlarına gelince, ona hallenmeyi falan düşünüyor. Roman da en başından ahlaksız bir roman, her ne kadar Nobakov bunun aksini savunsa da.
Hem romanın, hem de filmleri izlerken aklıma gelen bu kızın dayısı, amcası, halası, teyzesi yok mu; ya da çocuk şehir şehir gezerken, Amerikan sosyal hizmetleri bu duruma bir şey demiyor mu sorusu aklıma geldi. Sonra kız çocuğu bir anda yok oluyor, polis üvey babayı sorgulamıyor (romanda ve filmlerde.) Bu sürede çocuk (romanda 12 yaşında, filmlerde 14) okula nasıl gidiyor; bunu soran niye yok? Bir kız çocuğu kaybolduğunda, tüm medyanın (o dönem için gazete-radyo ve televizyonun) seferber olması gerekmez mi? Bir sürü sübyancının fark ettiği şeyi, polis ve resmi makamlar neden bilmiyor?
Her iki filmde de, Lolita'yı oynayan kız, fazla gelişmiş, bir kız çocuğundan çok, yetişkin bir kadın gibi davranıyor. 1997 yapımı Lolita'yı oynayan oyuncunun yetişkin olduğu çok belli. Romanda annenin şişman bir kadın olduğu özellikle belirtilse de, her iki filmde de zayıf kadınlar anneyi oynamış. Oyuncu kadınlar, bu günün ölçülerine göre yeterince zayıf, 1960'lar ölçülerine göre sıska sayılır (yaşlarına göre). Romanda Humbert, kelli-göbekli, özel dersle geçinen bir aylak, bir serseri; filmlerde yakışıklı ve itibarlı bir akademisyen. Yüzünde hiç kötü niyet okumuyoruz, kıza kötüşük ediyormuş gibi hali de hiç yok. Adrian Lyne'nin filminde evde annesi ve hizmetçi varken, pansiyoner adama asılıyor, resmen kucağına atlıyor. Kubric'in filmindeyse Lolita, ilk yaşlı sevgilisinin kendisi olmadığını, eve daha önce girip, çıkan tüm erkeklerle işi pişirdiğini söyleyip, Humbert'i aşağılıyor.
Bu yazıyı yazmak aklıma, Epstein'ın uçağının, daha doğrusu uçak filosunun adının Lolita Airnes (havayolları) olduğunu, kız çocuklarının bedenlerine, romanın İngilzcesinin pasajlarının dövme olarak yadırıldığını ve Epstein'de bir Lolita romanları (çeşitli dil ve baskılarda) koleksiyonu olduğunu öğrenince, bu yazıyı yazmak istedim. Bir şeylerin sanat olması, onu masum yada dokunulmaz yapmamalı.
Kapitalizm, dinler ve benzeri tüm kurumlar da ellerini çocuklardan çekmeli.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder