1939 depremi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1939 depremi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2023 Perşembe

Bu Memleket Böyle Ağlar-Zeki Ömer Defne

 


Bu Memleket Böyle Ağlar

Karışam kuşlara, çığrışam, ah oy!
Katılam kurtlara, böğrüşem, ah oy!
Kopam boralarla bağrışam, ah oy!

Yurdu birbirine katam Erzincan!
Hangi ses makbulün vatan Erzincan?

Barutmuş harmanım, savrulur bağrım,
Kurşunlar yemedim, kavrulur bağrım,
Kavgam yok, ateşle çevrilir bağrım.

Arka kalem idin, düştün Erzincan!
Afatlar eline geçtin Erzincan!

Bağında gül değil "Zeycan"dı açan,
Dağında kuş değil, "Asuman"dı uçan,
"Kerem"di, "Garib"di yolların açan.

Yazın efsaneler yazan Erzincan
Güzün gurbet gurbet gezen Erzincan!

Oy, akar uykumu durduramadım!
Oy, kara düşlerim yorduramadım!
Saate sabahı vurduramadım!

Yer tatlı demlerim bastı Erzincan!
Gök çekmez damlarım yastı Erzincan!

Döndü değirmenler taş taş üstünde,
Üğündü taneler baş baş üstünde,
Çevirdi çarkları yaş yaş üstünde.

Yağdı yaylalara "Aman!" Erzincan!
Ağdı Ağrı'lara duman Erzincan!

Toprak değil imiş, ateş imişsin.
Meğer al alavmış gülün, yemişin.
Tadından tadana tutuş, demişin.

Yandık işte çıra çıra Erzincan!
Tüttük işte kara kara Erzincan!

Ucu gönle çıkan yollar nerede?
Yazı yâre çeken dallar nerede?
Avcu meyva kokan eller nerede?

Daldırma gül mü oldu kollar Erzincan?
Gelin mi verecek güller Erzincan?

Fırat mı, ana mı uğunur ahtan?
Karasu mu, yavru mu inler Kemah’tan?
Emrah sazdan olmuş, sazlar Emrah’tan,

Türkünü sayıklar teller Erzincan!
Titrer boşluklarda eller Erzincan!

Defne’m dağlar deli, bağlar bereli.
Umutlar tezgâhta kaldı gerili,
Mekikler candadır, nakış yaralı,

Gözlerde kalmamış merhem Erzincan!
Arzun can değil mi verem Erzincan!

Zeki Ömer Defne

Not: Şiir, 27 Aralık 1939'da meydana gelen Erzincan depremi için yazılmış bir ağıttır. Depremde 30.000'den fazla insan ölmüştür.

sözlük:

Asuman ile Zeycan: Erzincan yöresinde anlatılan bir halk hikayesi
üğün(mek): Ufalanıp dökülmek
uğun(mak): Büyük bir üzüntü veya acıdan kıvranmak, ağlamak

30 Ocak 2020 Perşembe

DEPREM-ARTIK PANİĞE KAPILALIM

deprem ile ilgili görsel sonucu
Dün gece (24 ocak 2020) ülkemiz gene şiddetli bir depremle sarsıldı. Bundan bir kaç gün önceki deprem sırasında Yalova'daydım. Bu deprem de bundan bir kaç gün önce oldu. Merkezi Yalova'ya epey uzak olan Manisa olduğu halde üzerinde olduğum yatak yaklaşık 20-30 santim sağa-sola sallandı.
Geçen yazım ile bu yazım arasında çok bir zaman farkı yok ama ülkemiz bu kısa süre içinde pek çok deprem yaşadı. Bu kadar depreme akıllanmamız gerekirdi.
Oysa artık iş o durumda ki,  akıllanmamız değil, paniğe kapılmamız gerekli, özellikle beklenen İstanbul deprem ile ilgili olarak.

1939 Erzincan depreminden bu yana Kuzey Anadolu Fay hattı, her seferinde biraz daha batıya doğru olmak üzere deprem üretmeye meyilli. 1999 Gölcük depreminden sonra İstanbul açıklarında 30-40 yıl geçmeden bir deprem olacağı kesin gibi.Bu üç-beş yıl da olabilir.
Diyelim ki bir fırtına başladı ve siz de rota üzerindesiniz. Yapmanız gereken fırtınanın önünden kaçmak mı, fırtına yolu üzerindeki araziden para kazanmak mı?


1999 depreminden bu yana tek olumlu gelişme binaların daha sağlam  olması. Bunun da ilk sebebi hazır betonun artık tüm ülkede zorunlu olması. Zira o depremde yıkılmayan binaların çoğu, hazır betonla yapılandı. Bir de binalarda demir ve diğer malzemeler artık daha çok kullanılıyor ve daha özenli bir mühendislik var vs vs.
Bunların yanında inşaatlarımız halen güvenli sayılmaz. Zira ülkemizde inşaat işçileri genelde en eğitimsiz sınıf olduğu gibi, en çok iş yeri değiştiren ve iş verenlerin sözüne en az uyan sınıf.
Öte yandan 2002 sonrası tüm binaların sağlam olduğunu varsaysak dahi, bu tarihten, hatta 1999'dan önce yapılmış ve halen kullanılan on binlerce bina var. Kentsel dönüşüm en çürük binalardan değil, en karlı muhitlerden  devam ediyor.Kentsel dönüşüm adına yapılan ise, yıkılan binalar yerinde daha büyük binalar yapmak.
Oysa içme, kanalizasyon, doğal gaz, köprü ve otoyollar ne kadar sağlam, çok iyi diyebilir miyiz. 17 yılı muktedir tek parti iktidarı olduğu, deprem vergileri kalıcı olduğu halde altyapının kaçta kaçını yapabildik?
central park ile ilgili görsel sonucu
Yaptığımız diğer bir iş de tüm yeşil alanları, toplanma yeri bile bırakmayacak kadar binalarla doldurmak. İnsanları İstanbul'u terk etmeye, ticaret ve sanayiyi Anadolu'ya yaymaya çalışmak yerine, inşaatçılar daha çok kazansın diye tersi teşvik ediliyor.
O boş alanların tek amacı toplanma yeri değil. Yoksa Amerikalılar bilmiyor mu Central Park'ı imara açmayı, göl manzaralı evler satmayı?
Bu sadece oksijen alma veya benzer bir durum da değil. Japonya'da güneş kanunu var. Bir bina asla en yakınındakinin güneşi görmesini engelleyecek kadar yüksek olmamalı.
Bunun bir amacı da bina temellerine ve zemine esneyecek alan bırakmak olmasın sakın?
İktidarın hayali, koca boğaz varken ve boğazdan geçen gemiler her yıl azalıyorken (1990'sa Sovyetler Birliğinin dağılması ile Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler, Adriyatik denizi ve Atlas Okyanusu limanlarını kullanma ve buralara boru hattı döşeme imkanı buldu), bir de kanal yapmak.
İyi ki İstanbullu değilim ve İstanbul'da yaşamıyorum. Öyle olsa korkudan uyuyamazdım.
Herkes korkmamız gerekenin 7,2-7,6  gibi bir deprem olduğu söyleniyor. Oysa korkmamız gereken Kıyamet-i Suğra, yani 1509'daki efsanevi deprem. Şiddeti muhtemelen 8'in üzerindeydi zira tsunamilerin boyu surları aşmış, Adalar'dan biri, içindeki minik Rum köyü ile beraber suya gömülmüştü. Tsunamiler güneyde Bursa ovasını Uludağ'a kadar sele batmıştı.
Jeolog, sismolog, Jeofizikçi falan değilim, hatta liseli argosu ile söyleyeyim bir sözelciyim. Bana öyle geliyor ki, Silivri açıklarındaki 5,8-4,7 gibi depremler, çok daha büyük bir depremin habercisi. Kanal İstanbul'a daha ilk kazma bile vurmadan, bu deprem öyle bir ekonomik yıkım yaratacak ki, iktidar mevcut projelerini bile yarıda bırakacak.