deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2026 Salı

ASIL SARSINTI ENKAZ KALKTIKTAN SONRA



 Bu büyük depremin siyasi sonuçları da büyük olacacak. Bu büyüklüğün tek sebebi, yıkımın büyüklüğü ve müdahalenin küçüklüğü değil; halka karşı tavrın da küçüklüğünden. Reis ve bakanlarının yüzünde hiç bur yok. Hele reiste sadece öfke ve nefret var. Yüz ifadesi, filmlerde ve çizgi romanlardaki kötü adam karakterlerinin, karikatürize yüz ifadesi gibi. Normal zamanda o yüz ifadesiyle karikatürünü çizze dava açabilir. Üstelik o yüz ifadesi, Mesut Yılmaz'ın çok fazla poker oynadığı için yüzüne yapışan pokerface ifadesi gibi, bu nefret ifadesi de kaç gündür yüzüne yapışmış. Hem o, hem de bakanları (ve diğer şukerası) depremzedelere karşı bir nefret duygusu içinde. Depremzedelere ve halka sürekli parmak sallıyorlar. Olağan üstü hali de, olası depremzede isyanı için ilan etmiş durumdalar. 

Oysa bölgenin dindar, sağcı ve Sünni halkına öyle copla, tomayla falan giremezsiniz. Beyaz Sarayı basan Trump yanlılarından bir kaç tanesi öldü ama o kalabalık kongreyi bastı ve işden'ın makam odasına kadar girdi. Zencileri kımıldadığında vuran Amerikan polisi, CIA, FBI ve benzeri güvenlik örgütleri, beyaz ve sağcı kalabalığa gık diyemedi.Bu şehirlerden Kahramanmaraş'ın ve Malatya'nın halkı, 1978 Aralık ayında binlerce Aleviyi öldürdü ve on binlercesini yurdundan sürdü. Sağın kemik kitlesidir bu halk ve bu halka dokunduğunuz anda siyasette sağ- mağ kalmaz.

Halkın şu anki öfkesi, daha buzdağının görünen ucu değildir. Yandaş gazeteler bir yılda eski haline gelir diyor ama ben bu iktidarın, iktidarda kalırsa, bir yılda enkazın harfiyatını bile kaldıracağını sanmıyorum. Depremin ilk on günü ya da iki haftası, herkes depremzededir (en azından bölge dışına çıkmamışsa.) Beklentileri, yakınlarının enkaz altından çıkması, çadır ya da konteynere girerek, soğuktan kurtulmak. Bu yüzden şu anki öfkeleri kontrol edilebilir yada tahammül edilebilir durumda. Daha sonra normal hayata, sıcak eve, gündelik işlere dönmek istediklerinde ve bu istikleri gerçekleşmediğinde öfkeleri katlanacak. Buna bir de depremin yaratacağı ekonomik krizi eklemeli. Yıkılan yapılar, yapıların molozlarının kaldırılması bir yana, susan makinalar, kapanan iş yerleri ve önümüzdeki bahar sürülmeyecek tarlaların da bu zararlara zarar ekleyeceği gerçektir. Öğrenci yurtlarına birileri yerleşsin diye kapanan üniversiteler de, iktisadi durgunluğu arttıracaktır.

Toplumsal patlamalar, depremler gibidir. Aradan zaman geçtikçe daha çok enerji birikir ve daha çok yıkım yaratır. 12 Eylül rejimi halkı sindirdi ve uzun zamandır ülkede bir sosyal patlama olmadı. Gezi ya da Rojova patırtısı, patlama değildi, siboptan gaz çıkışıydı. Belki pırt diye değil de, şöyle zart diye bir gaz kaçışıydı ama patlama değildi. Hatta enerji harcaması yaparak, olası bir patlamanın da ötelenmesini sağladı. Bu ülke uzun süredir sindirildiği için, patlamanın ne olduğunu bilmiyor daha. Kazakistan'da halk, ünlü Japon bir mimara yaptırılan tuhaf şekilli binayı yaktı, Kırgızistan'da karakollar, içindeki polis ve askerlerle beraber yakıldı. Sri Lanka'da devlet başkanının konutuna girildi. İran'da olanları saymıyorum bile. Buralarda Sri Lanka hariç halen iktdarlar ayakta. Orta Asya'da, Rusya'nın tehdidi var, bakın, Rusya yanlısı iktidarları indirirseniz, Gürcistan ve Ukrayna'nın başına gelenler, sizin başınıza gelir tehditi var. İran'da başörtüsü yasağı fiilen ortadan kalktı, mollaların da eski saygınlığı yok. Bu ülkelerin büyük sosyal patlamalara karşı tecrübeleri var.

Ülkemizde ise yıllardır ülke sağ-sol diye bölünüp, sol küçümsendi ve aşağılandı. Hemen hemen her isyan, sola bağlandı. Sağ da artık memnun değil. Daha yeni kurulan İyi partinin atılmı da bunu gösteriyor.

Son olarak, göçmenlere karşı ırkçılık ve göçmen düşmanlığı da, ciddi sorun olan yağma olayları ile ivme kazandı. Afganlar ve Suriyelilere karşı, o da ucuz emek kaynağı olduklarından dolayı, olan az bir sempati de yok oldu gitti. Yabancılara mülk satışı yüzünden pahallanan konutlar da bu öfkeyi arttırmak bir yana, azdıracak.

Bütün bu sorunlarda tek adam iktidarımız şu ana kadar ne kadar başarılı olduysa, daha az başarılı olacak. Çünkü kriz yönetimi, gömleğin yanlış ya da doğru iliklenen ilk düğmesi gibidir.

(Bu yazıyı 2023 temmuzunda yazmış ama nedense yayımlamamışım, şimdi yayımlamaya karar verdim.


15 Aralık 2023 Cuma

ALİ DENİZ USLU-ENKAZ


 Ken


dini affetmeyen bu imarın cehennemi,

Şakağına dayamış kirli bir bürokrasiyi. Malzemeden çalan celladın bitmeyen ticareti, Katillerin sırtını sıvazlayan düzenin, Ciğeri beş para etmez müteahhidi.

11 Eylül 2023 Pazartesi

İSTANBUL'DAN KİMLER KAÇMALI



 Burada beklenen İstanbul depremi ile ilgili pek çok yazı yazdım ve galiba bu deprem gelene kadar da yazacağım. Daha önce neler yazmışım, şöyle bir linklerini bırakayım:

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/01/deprem-artik-panige-kapilalim.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/aklimiza-gelmeyen-felaketler.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-imar-affi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/barbarlari-beklercesine-depremi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/02/kitlelerin-sucu-da-suctur.html

Okuyucularım, deprem geliyor. Kırmızı Pazartesi'nin gelişi gibi, herkesin gözü önünde geliyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/08/krmz-pazartesi-krizleri.html) Bu jeofizik yada jeoloji biliminden önce mantık ve matematik bilimi var. Kuzey Anadolu fay hattı, 1939 Erzincan depreminden beri daha batıya doğru altı ve üzeri depremler üretiyor.


Yani görüleceği üzere deprem her an yaklaşıyor ve biz İstanbul civarına her türlü binayı yığmakta ısrar ediyoruz. Şehir, deniz kumundan yapılan, betonu yetersiz binalarla dolu. Sıradan bir birey olarak yapmamız gereken, İstanbul'dan uzaklaşmak. En başta fırsatı olan herkes diye en son söyleyeceğimizi en başta imkanı olan herkes kaçsın diyeceğim. Öte yandan ciddi risk taşıyanlar var, bunlardan bahsedelim:
1)Emekliler, engelliler, yatalaklar ve yalnız yaşayan yaşlılar; Deprem anında, binaları yıkılmasa bile, en güçsüz olanlar olarak, yağmanın ilk hedefi olacaklar. Fiziksel güçlük bir yana, pek çoğunun parası da olmayacak. Şehirden tahliye de zor olacak. Evleri sağlam kalsa bile, kargaşalıkta ilk hedef olacaklar.
2)Ünlüler ve zenginler: Deprem sonrası kargaşalık, tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük. Bu kargaşalıkta ilk hedef gıda-giyecek satan yerler olacak. Sonra bazı kötü niyetliler, fırsattan istifade zengin olmaya çalışacak. İstanbu depremini, on il depremine ve diğer depremlere benzetmeyin. O illerde genelde herkes birbirini tanıyordu. İstanbul'da ise kaç kişinin yaşadığı belli değil. İSKİ'nin su tüketim ölçümüne göre yaşadığını beyan edenlerden yüzde yirmi kadar fazla insan yaşıyor. Bunların tamamı da ne mülteci-ne sığınmacı olan kaçak göçmen güruhu. Dizilerden gördükleri ve kendilerine yakın gördükleri İstanbul'a geliyorlar. Bir de bu devasa şehirde yollarını bulacaklarını sanıyorlar. 
Bir şekilde suç işleyenlerin ilk hedefi lüks konutlar olacak. Günümüz teknolojisinde işlerinizi uzaktan da yönetebilirsiniz.
Eğer İstanbul depreminden sağ kurtulanların yapması gereken, kendisini ve sevdiklerini bir an önce şehirden uzağa gitmesini sağlamak olmalıdır. Ölüleri gömmekten bile vazgeçilmeli, mal-mülk derdine düşülmemelidir.
3)Yabancılar, kaçaklar, göçmenler: Kaçaklar ve göçmenler, deprem sonrası yağmanın önce faili, sonra kurbanı olacak. Düzeni sağlamak için Trakya ve çeşitli birlikler, yağmayı engellemek için Türk olmayan yada Türke benzetmedikleri herkesi vuracaklar ve subayların emirlerini de dinleyemeyecekler. Hatta bu durum tüm ülkeye yayılacak ve büyük bir yabancı avı başlayacak. Sadece Afganlar, Araplar falan değil, tüm yabancılar bu durumdan etkilenecek.
https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/unuttugunuz-tehlike-suriyeliler-ve.html


1 Nisan 2023 Cumartesi

DEPREM (ŞUAYİP ODABAŞI)



 DEPREM

tekerrür eder de, hiç ders almayız
eloğlu elek der, kelek anlarız..
boş-boş lâf etmekten, geri kalmayız
eloğlu dibek der, göbek anlarız..

doğanın takdiri, bütün depremler
olana kar etmez, bunca merhemler..
ölen ölür, kalanları kim dinler
eloğlu eşek der, döşek anlarız..

özensiz yaparsan, çürük meskeni
öksürükle çöker, sapar ekseni..
sütunlar, direkler çalı dikeni
eloğlu fişek der, şişek anlarız..

sen seni bilmezsen, bildirirler çatıları başına indirirler.. görmeden, öldüğünü bildirirler. eloğlu şebek der, bebek anlarız..

hileli betonlar, azdır demirler
allah'tan gelmiyor, kötü emirler..
kimlere kurbandır, bunca ömürler
eloğlu dilek der, bilek anlarız..

herkes yardım eder, düşkün acize
binalar göçmezse, olur mucize..
evleri düzgün yapın, derler bize
eloğlu çörek der, börek anlarız..

ODABAŞI sözüm, aciz olana
her işte hileli, bozuk olana..
fırsatçılar başlar, hemen talana.
eloğlu durun der, vurun anlarız..

Şuayip Odabaşı 7 şubat 2023


10 Kasım 2020 Salı

AKLIMIZA GELMEYEN FELAKETLER

 


Aslında gene eğitimle ilgili bir yazı yazacaktım ama İzmir depremi, kafamda hep ertelediğim bir yazıyı yazmaya karar verdim. İmar affının tuzlu su içmek olduğunu yazmıştım. Deprem ve diğer felaketleri barbarları bekler gibi beklediğimizi de yazmıştım. bu sefer aklımıza pek getirmediğimiz felaketleri, olma ihtimali sırası ile yazacağım.



1)Kıyamet-i Suğra 2: Espri yapacaklara söyleyeyim, bu korku filmini İstanbullular ve Marmara denizine kıyısı olan tüm yerleşim yerleri 10 eylül 1509'da yaşadı ve bu kabusun artçı şokları 2 yıl kadar sürdü. Tsunami dalgaları İstanbul surlarını aştı ve bu yıkıntı halen tamir görmedi. Bu depremden üç sene sonra Osmanlı tarihinde ilk ve son kez bir oğul, babasını tahttan indirdi. 2. Beyazıt'ın döneminde fetihler o kadar azdır ki, özellikle okul haritalarında gösterilmez (oysa gene de bayağı bir yer fethedilmiştir.). Tarihçilerin bazıları bu döneme yükselmede duraklama der. Osmanlı Yavuz Sultan Selim'le beraber tekrar agresif bir yayılma siyasetine dönmüştür. 

Deprem sadece İstanbul'u değil, tüm Marmara'yı etkilemiş,  güneyde Manyas gölü ve Uludağ'a kadar o geniş ovalar tsunami ile taşınan tuzlu su ve tuzlu çamur içinde kalıp, onlarca yıl ekilememiştir.

Kuzey Anadolu Fay Hattı, 1939'dan beri ara ara batıya doğru deprem üretmekte, ara ara da sağ gösterip, sol vurarak doğu Anadolu ve orta Anadolu'yu vurmakta. Yani büyük İstanbul depremi değilse de, yedi küsurluk bir deprem beklenmekte. İstanbul Büyükşehir belediyesinin dikey bahçeleri yıkma kararının arkasındaki asıl sebep, olası bir depremde yola dökülecek moloz ve toprağın trafiği engellemesidir. 

Türkiye'nin sanayisinin yarısı Marmara bölgesindedir. Buraları rant için imara açılacağına, cazibesini yitirtilmeye ve özellikle sanayinin başka şehirlere teşvik edilmesi gereklidir. 



2)Büyük Konya depremi (veya başka bir şehir) Az önce de dediğim gibi ülkemizin fay hatları sağ gösterip, sol vurmakta. Van depreminden evvel hatırlıyorum Ege bölgesi beşik gibi sallanıyordu. İzmir depreminden evvel de  doğu hafif şiddetli depremlerle sallanıyordu. Bir kaç hafta evvel DASK yatırmaya gittiğimde Elmadağ'ın deprem bölgesinden çıkarıldığını ve daha az DASK ödeyeceğimi öğrendim. Oysa burası, ben yaşarken de pek çok 4-5 arası deprem yaşadı. 

Ülkemizin her tarafı şiddetli deprem bölgesidir. Ortalıkta dolaşan haritalara bakmayın, yaşadığınız yörede daha önce olmuş depremlerin hikayelerini dinleyin. Örneğin gene 2. Beyazıt döneminde Isparta döneminde şiddetli bir deprem sonucu Eğirdir gölü şekil değiştirmiş ve meşhur Miryakefalon savaşının olduğu yer de su altında kalmış.  Ben Yalvaç'tayken Men kutsal tapınağına girmiştim ve oradan hem Eğirdir, hem de Beyşehir gölleri görünüyordu. Yani M.Ö 2. yüzyılda da manzara muhtemelen böyleydi ve Psidya antik şehri insanları, şehirlerinin biraz uzağına bu yere bu tapınağı, bu özelliğinden dolayı yapmışlar. Lakin Eğirdir gölünün yer ve şekil değiştirdiği de gerçek.

Ülkemizin her yeri ve dünyanın her yeri deprem bölgesidir. Yazılı tarih boyunca deprem görülmemiş İskandinavya yarım adasında bile binalar en az 7 şiddetinde bir depreme göre yapılır. Ülkemizde ise tarih boyunca deprem görmemiş yer yoktur. En güvenli Konya denilir ama Akşehir ilçesi 2000 yılında şiddetli bir deprem yaşamıştı.



3)Mültecilerden gelen salgın hastalıklar. Ülkemizde şu anda tüm çocuk felçli hastalar Suriyeli veya onlarla ilişkili insanlar. Bir yakınımızın çocuğu, gittiği otelde yeterince klor olmadığından el-ayak-yüz diye bir hastalık kapıp, ağır tedavi görmüş. Ülkemizde çok az görülen veya artık görülmeyen, hatta hiç görülmemiş hastalıklar Suriye, Afganistan, Pakistan ve Somali gibi ülkelerden gelmiş insanlarda bolca mevcut. Bu insanların pek çoğu mülteci kamplarında da yaşamıyor.



4)Metzamor nükleer santrali. Bu santral Ermenistan'da bulunmakta. Meşhur Çernobil'in kardeşi on santralden biri. Yoksul bir ülke olan Ermenistan bu santrali yenileyemediği gibi, başka elektrik yatırımı yapamadığı için kapatamıyor da. Santral, Azerbaycan ya da herhangi başka bir ülkenin bombardımanına karşı kalkan görevi de görüyor.



5)Büyük Ankara seli (Veya başka bir şehir) : Bir kaç sene önce meteoroloji mühendisinin biri, şiddetli bir yağış sonrası Gölbaşındaki Eymir ve Mogan göllerinin taşıp, Kızılay, Ulus arasını, yani Meclis ve bakanlıkların neredeyse hepsinin ve büyükelçiliklerin yarısının olduğu alanın sele kapılacağından bahsetmişti. Ülkemizde zaten ormansızlaştırma ve betonlaşma etkisi ile sürpriz seller ihtimali çokken, küresel ısınma ile bu ihtimal artıyor. Bütün o eriyen buzullar, bir yerlere yağış ve sel olarak geri gelecek. Ülkemizin her yeri de buna kurban gidebilir. Dere yataklarını ve vadileri boşaltmak zorundayız.



6) Katrina Türkiye: 23 Ağustos 2005 günü A.B.D'nin New Orleans şehrini vuran fırtına, ülke tarihinin en ölümcül fırtınasıydı. Şehrin üçte biri geri dönmemek üzere şehri terk etti. Felaket sonrasında arama-kurtarma ve yardım faaliyetlerindeki başarısızlık, Amerika'nın süper güç imajını zedeledi. Ülkemizde uzun süredir böyle fırtınalar görünmüyor ama tarihte olmuştur. İklim, sabit bir şey değildir. Ülkemizde son on yıldır hortumlar da olağan hale gelmiştir. Arık fırtınalar da göze almamız gereken faktörlerdendir. 



7)Independanta 2: En başta Kıyamet-i Suğra 2 başta olmak üzere Marmara denizi depremi tehlikelerinden dolayı Kanal İstanbul bir seçenek değil. Sovyetler Birliğinin dağılmasından beri boğazlardan geçen petrol ve doğal gaz gemisi sayısı azaldı. Çünkü eski Sovyet ve Doğu Bloku ülkeleri Karadeniz limanlarına muhtaç değil. Karayolu ya da Adriyatik limanlarını da kullanıyorlar. Öte yandan halen bu gemilerin kılavuz kaptan kullanma zorunlulukları yok. Kanal İstanbul yapılsa bile gemiler özellikle Rus-Ukrayna gemileri bedava olan boğazı tercih edeceklerdir. Yapılacak  ilk iş tehlikeli madde taşıyan gemileri kılavuz kaptan kullanmaya mecbur etmektir. Yoksa 15 kasım 1979 Independanta faciasının bir benzerini yaşayabilir. Bu faciayı büyüten deniz itfaiyesinin yanlış müdahalesiydi. İstanbul ve Çanakkale itfaiyesi bunun için tekrar eğitilmelidir. (Çanakkale boğazında bir tanker faciası yaşanmadı ama bu yaşanmayacak anlamına gelmez.


8)Nemrut volkanı patlaması: Nasıl ki


yazılı tarih boyunca deprem görmemiş İskandinavya'da bile binalar 7 şiddetinde bir deprem ihtimaline göre yapılıyorsa, ülkemizde yüzyıllardır volkan patlaması görülmemesine göre sönmüş volkan olan dağların takibe alınması gerekir. En düşük ihtimalli felaket bu, bu yüzden sona sakladım. Bitlis Nemrut dağı da Vikipedya'ya  en son 1441 yılında lav püskürtmüş. Sinop ile Samsun arasında da 2005 yılında keşfedilen ve Piri Reis'in adı verilen bir sıcak çamur volkanı bulunmakta. 

Bunlar benim aklıma gelenler ve aklımıza gelmeyen daha niceleri var.