1975 lice depremi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1975 lice depremi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2023 Pazar

LİCE- KANLI BEŞİK (HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL-1975 LİCE DEPREMİ ŞİİRİ)

 1/aldı ozan

güz yürümüz Anadolu üstüne

gelir yağmur gelir bora gelir kış



gelir yokluk, hışm ile,

hışm ile dağlar taşlar

hışm ile çaylar

çarşı pazar

hışm ile

Varto bakar

yaslı yaslı

Bingöl bakar

boynu bülül

yatar Lice

kan içinde

oy Lice Lice

vay Lice Lice

kanlı beşik oy'

2/aldı Bozo

ölmişik beg

yatmışık torpah altı

galmışık torpah üstü

olmuşuk üryan sefil

gayrı zulum kar etmez

kar etmez biza

gül degil bu

aman begim yaman begim

ireyhan degil

tersina dönmil dünya

alt üst olmuş gara yer

ortalık öli gokiy

öleş kokşy ortalık

buna ciger dayanmiy

irinler akiy bebelerimiz

her bir yandan çibanlar çıkiy

gazel gazel dökiliy bebeler

buna ciger dayanmiy

vergi demiş vermişik

vatan demiş ölmişik

olmuşuk üryan sefil

galmışık diken usti

biz gayri bilemiyik ahan b,r söz şurahadan

biz gayrı diyeniyik hallarımız

halımız zirzibillik

zirzibillik he gurban

biz gayrı bilemiyik!

3/aldı Hamo

gemi gelir Istambıl'a yanaşır

içi dolu çamaşı

Istanbıl'ın gızları

goca diye meleşir

ha bismillah demişik uzatmışık boynumuzu

sormamışık öte yüzü bu işin

biza gülmek ne gerek

biza ancak sulum yaraşır!

ikki daşdan un olur- he canım

köpek siyer tek daşa

soygun gelmiş Allah Allah

vurgun demiş bismillah

vermişik ganımızı

güvenmişik canımızı

demişik varol yaşa

dememişik hayır haşa

dememişik bu ne işdir

bu ne işdir geldi başa

garip gider Istambıl'da dolaşır

epmak deyi gapılarda ağleşir

Istanbıl'ın haramisi

yağma talan üleşir

biza gülmek ne gerek

biza zulum yaraşır!

4/aldı Haso

epmak bize verilmamış lo valla

biza çadır biza geynek biza su

yorgan biza verilmamışı lo gurban

epmak yohdır

çadir yohdır

geynek yohtur he valla

galmışık üryan sefil

galmışık torpah üstü

insan eti yenilmayı lo valla

insan goni geyilmayi he gurban

tanınmayi ogul uşak

gardaş baci bilinmayı he valla

biz bakiyik kör gimin

iki fari-yükli gari

ikki gari torpah üsti

ikki gari cıscıbış

valla gurban cıscıbıl

valla gurban cıscıbıl

bebelemiş ikki garri lo valla

bebelermiş torpah üstü he gurban

bebelemiş bismillah

ana bakiy cılbah cılbah

bebe bakiy cılbah cılbah

gayrı ayıp yohdur bizda

gayrı adep yohdır bizda

gayrı töre yohdır bizda

ayıp yohdır

adep yohdır

töre yohdır he valla

biz bakiyik cılbah cılbah

biz bakiyik heyran heyran

susıyik gaya gimin

ahan da bu gaya gimin

5/aldı Memo

ahan torpah

ahan güneş

ahan biz

epmak çarpsın gozimizi

su yuğmasın yuzumizi

göğ gormasin halimizi7

biz bilmiyik yolumuzi

bilmiyik he valla!

sen deyesin cömhoriyet

ben deyem ki adem hevva

sen deyesin demokrasi

ben deyem ki talan yağma

sanasın ki gelmemişik cihana

sanasın ki sevmemişik cihanda

ağlamamış gülmemiş sanasın

deyesin ki ölmemişik

deyesin ki yazmamışlar lüfusa

saymamişlar sagerlik

saymamişlar mükellef

vurmamişlar kelepçek

vurup yatirmamışlar

bu canı zindan zindan!

ahan bu göz seğen bakiy guş gimin

ahan bu göz seğen bakiy

gece gimin

acı gimin

öç gimin

ahan bu göz seğen bakiynlo valla

ısıcak namlu gimin

suç gimin

biz gayrı bilmeyik ahan bir söz şurahadan

biz gayrı diyemiyik hallarımızı

galmışık torpah üstü

galmışık torpah altı

olmuşuk üryan sefil

gayrı  kelam bilmemişik

halımız zirzibillik

he gurban!

6/ aldı Mamo

varıyık gediyik deyik ki gaymukama

gaymukam beg- he gurban

gaymukam beg- lo valla

gaymukam beg- ölmişik

sen goresin halımızı

biza epmak biza aş

biza çadir biza geynek

biza ataş biza su

biza gazma biza kürek

biza dozar biza gatar

biza dırnak biza diş

biz çıkarak ölmişimiz

gaymukam beg gaymukan beg

seğen teslim olmişik

sen bilasın halimiz!

yetmiyi

yetmiyi deşmeye dırnaklarımız

ulaşmiyi ellerimiz yerin altina

çıkarak olilerimiz

çığlık atşy yerşn altı

çığlık atiy yerin üsti

gaymugam beg gaymukan beg

seğen teslim olmuşik

sen göresin halımız!

7/aldı Zeyno

deyilar ki epmak yohdır

deyilar ki çadır yohdir

gazma yohdır kürek yohdır

od yohdır ocak yohdır

sen ne çen çen ediysen

gelende biz alıyık

alıp geğen veriyik

başga bir şey bilmiyik

sen ne çen çen ediysen

din iman yohdır sizde

set ölmişin gendin çıkart!

döniyi döniyi bir gramofon

çaliyi çalıyi bir esgi türki

bize bir şey demiyi!

yol yohdır lo valla

giden yohdır he gurban

su youhdır epmak yuhdır

çadır yuhdır geynek yuhdır

gazma yuhdır kürek yuhdır

almak vardır vermek yuhdır

almak vardır vermek yuhdır

niye vardır niye yuhdır

biz gayrı bilemeyik

8/aldı Mısto

kerpiç kerpiç üstüne

bu krpicin aslı ne?

çağlar beni bilmezine

çağlar beni bilmezine

getti canşar gelmezine

bunin beğen gasti ne?

daş topladım yuva yaptım tikene

insan denmez bu çileyi çekene

yıldızlardı hep yukarda yukarda

vergilerdi hep aşahda aşahda

yol beni bilmezine

ışık beni görmezine

getti canlar gelmezine

bunin beğen gasti ne?

9/aldı muhtar

ben köye varmayinen

halız nedir sormayinen

köylü beyen köt

 bakiy

hele bize epmak bul gel

hele biza çadir bul gel

hele biza gazma kürek

biz çıkarak ölmişimiz

ben gediyem gaymıkama

gaymukan beg he durban

gaymugam beg he valla

biz ölmişik devran devran

göçmişiz yedi yetmiş

galmışık torpah altı

olmişik üryan sefil

düşmişik occağina

sen bilesin halmız!goyyun degil guzu degil

tarla degil yazzı degil

lo valla insandır bu

vatanadır bu-mükellefidir

çığlık atiy yerin altı

öleş kokşy yerin üstü

buna ciger dayanmiy!

gaymukam beg gaymukam beg

hele bize garma kürek

hele bize gatarpil

biz çıkartaqk ölmişimiz!,

gaymukam beg bepen kıziy

gaymukam beg kime kıziy

gaymukam beg kime kıziy

ben bükeyim boynimi

ahan da bir söz bilemiyem lo valla

gel beni gör içreden he gurban

10/aldı Hamo aldı Memo aldı Zeyno aldı hep

biz ne bilah yaşamak ne

yaşamişik ne belli

saymişlar mükellefe kelle hesabi

vurmuşlar sayilara cesedimizi

gülmek ne ki

ağlamak ne

gurban olim galem dutan ellere

sen yazasın ahan gurban halımız

demeyesin Marik köyü

demeyesin Günbeğli'dir

deyesin Til köyünde hal beyle beyle

yazasan Gumluca'nın arzıhalını

üstümüzde guzgun garga döniyi

altımızda çıyan süniyi

ölen ölmiş ölmeyenler öliyi

yetişmeye deşmeye dırnaklarımız

ikki gunda bircik epmak7ne gap vardır ne gaccak

ne od vardır ne occak

galmışık dikan usti

ortalık öli kokiy

çığlık atiy yerin altı

buna ciger dayaniy!

varmışik gaymukama

demişik begim biza

demişik ver ki biza

biz çıkartak ölümiz

demiştir yuhdır biza

demiştir yuhdır dozar

gazma kürek yohtır biza

hele siz kim olisiz

siz dövletten böyüksiz

demiştir gaymukam beg

demiştir yohdır biza

gurban olim galem tutan ellere 

sen yazasan halımız!

11/aldı ozan

güz yürümüş anadolu üstüne

durur yağar oylum oylum

ıpıldaşır yıldızlar

gelir yağmur gelir bora gelir kış

gelir yokluk hışm ile

Varto bakar 

yaslı yaslı

Bingöl bakar

boynu bükük

Yatar Lice kan içinde

dağları duman almış

yaşayan baksın yola

deprem almış canını beyler nesini ala!

ana gitmiş

baba gitmiş

kardaş başı emmi dayı

bırakmışlar bu dünyayı

Memo'nun çığlıklarına

kalmış Memo Kantracı

kalmış bir serçeparmak

salmış onbir yaşında

baş açık ayak yalın

Lice'nin ortasında

bir parmağı ağzında

elinde bir bisküvi

şaşarak

anlamayarak

kalmış Memo Kantarcı

dünyada bir başına!

kardan helva yaptım-di gel

güneşten çörek

gel güzelim

gel yiğidim

atıştır doya doya

güzel günler düşleyerek

kerpiç kerpiç üstüne

kerpiç dikan üstüne

ölüme yuva yaptım-di gel

gel güzelim

gel yiğidim

kal güle güle

güzel günler düşleyerek

yalan aslanım yalan

vatanın bağrına düşman

dayamış hançerini

besleyen biz değiliz

sömürü kanserini

yalan aslanım yalan

koy başını kara taşa

çek üstüne kar yorganı

bekle ki sabah ola

bekle ki bahtın güle

düşlediğin o günle!

yanıyor içim yanıyor içim

yanıyor

bileydim ki deprem kırdı kolunu kanadını 

aynmazdı yüreciğim

oy Lice Lice

vay Lice Lice

kanlı beşik oy!

                                                                                          Aralık 1975

Şairin notu: 1975 güzünde hepimizi acıya boğam Ş,cedepremin,n benceki acısını o yörenin ağzıyla vermekte, şiirde bir tatt buldum. Lice Kanlı Beşik şiiri, ağıza, şiir gücü araştırma denemesidir. Aonuç başarılı oldu mu, bilmiyorum. Yalnız o aağzı bilmeyenler için küçük açıklamalar yapmayı gerekli gördüm. Lice yöresi halkı, yanlışlarımdan ötürü bağışlasın beni





27 Şubat 2020 Perşembe

TUZLU SU-İMAR AFFI

istanbul depremi ile ilgili görsel sonucu
Gelecek korkunç depremleri, Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanın okur gibi beklemekteyiz.
Bu romanda olacaklar önceden bellidir ve okur bazı insanların bu olacakları engelleme, bazılarınınsa seyretme eylemini okur.  Roman 19.yy Kolombiyasında , küçük bir köyde geçer. O yüzyılın Kolombiyası, Anadolu gibi bakireliğe önem vermektedir ve gerdekte kız çıkmayan gelin, baba evine gönderilir. Burada bir fark var ki, aile bakire çıkmayan kızlarını değil, onu kızken kandıran toprak beyinin oğlunu öldürecektir. Beyin oğlu evinde uyumaktadır. Sabit telefonun da olmadığı çağda, evde kapı altına bir pusula (kısa not yazılı küçük kağıt) atılır. Bütün köy oğlanın öldürülmemesi için uğraşır, hatta belediye başkanı (Bizdeki muhtar diyebiliriz. Orada büyüklüğü ne olursa olsun yerel yönetici belediye başkanıdır.) bile araya girer ama delikanlı kaçınılmaz olarak ölecektir.

Sonra öykü geriye döner. Zengin oğlan ile fakir kız aşkını okuruz. Kıza, o oğlandan hayır gelmeyeceğini söylerler ama kız, oğlana kapılır. Kız, oğlanı evlenmeye ikna etmeye çalışır ama bu bir masal değildir. Sonra başarısız düğünden sonra kız, kocası ile barışmak ister, yıllarca ona mektup yazar lakin kız çıkmamış geline kimse dönmeyecektir.
Bütün bunların kaçınılmaz olmasına rağmen insanların olayları değiştirme çabası, bu kısa romanı okunur yapar.
Bu kadar çürük bina ve plansız şehirleşme ile deprem felaketini önleme çabamız aynen buna benziyor.
Şu an dende ki 5 sene sonra ağustosun beşinde, saat beş buçukta İstanbul'da deprem olacak, bunu da biliyoruz; gene de felaketi engelleyemeyiz. Aklı başında bir bireyin yapması gereken bir şekilde İstanbul dışına taşınıp, felaketi azaltmaya çalışmak.
Pek çok kişi deprem ile ilgili konuşsa da unutulan başka bir şey var; Kaçak yapılar ve imar afları.
Önce en başta imarlı-planlı yapılarımızın da çok sağlam olmadığı gerçeğini bir kenara koyalım.
İmarsız, kaçak, imar affı ile kurtulmuş binalar ise esas tehlike. Son imar affı olmak üzere bu afları pek çok kişi önceden haber aldı ve derme-çatma yapılarına ruhsat aldı.
Devlet bundan büyük bir gelir elde ettiyse de, daha büyüğünü de götürecek.
Bu tıpkı tuzlu su içmenin daha çok su kaybına sebep olması gibi. Dünya yüzeyinin üçte ikisinden fazlası sudan oluşsa bile, kaliteli içme suyu çok az.
Vergi afları, vergi ödeme alışkanlığını aksatacağı için tuzlu sudur.
İmar afları ise yaratacağı yıkımlar yüzünden devlete kazandırdığından daha çok kaybettirebilir.
İmar affı derken aklınıza tek katlı gecekondular deryası mahalleleri falan anlamayın. Ankara'nın Demetevler semti on ve daha fazla katlı kaçak binalarla dolu. Daha fazla kata imar izni verilmediğinden, kentsel dönüşüm için müteahhitler de uğramıyor. Zira fazladan ev yapılacak ki, para kazanılsın. Bölgede belki de elli-altmış bin ve daha fazla insan yaşıyor.

Demetevler en çarpıcı ve en korkunç örnek. Ankara'da ve Türkiye'de nice örnekler var.
Ankara birinci dereceden deprem bölgesi değil, demeyin. Yanı başında Kaman-Keskin fayı var ki, 1938'de şiddetli bir depremi Ankara'yı ve böyle çürük binaları yıkabilir.
Manisa'da daha bir kaç gün önce 5.2'lik deprem yıkıma ve ölüme sebep oldu.
Oysa sağcıların geri kalmış diye örnek gösterdiği Küba 7.7'lik depremde hiç yıkım yaşamadığı gibi, hayatta hiç aksamaya uğramadı. (Japonya gibi örnekleri saymıyorum bile)
Turgut Özal'dan beri hemen her iktidar, özellikle seçim öncesinde imar affı çıkardı. Öyle ki İstanbul, çatısında beton demirleri açıkta, olası bir imar affında kat çıkmak için fırsat bilen sahipleri ile dolu yapılar adım başı. Hatta bu yüzden her katı farklı (bir kat gazbeton, bir kat biriket, bir kat tuğla vs) binaları görmek bile çok olağan.
Üstelik bu kaçak yapılar, köylerde ve yaylalarda da yaygın. Yok yayla evi, yok göl manzaralı diye fahiş fiyata satılıyor. Deprem başta olmak üzere afetlerde ise küçük yerleşim birimleri, hem arama- kurtarma, hem yaşamsal (yiyecek, çadır vs) yardım, hem de sonrasındaki yeniden inşa sürecinde en son yardım alıyor
Ülkemizin beşik gibi sallandığı şu günlerde, en azından okuyan olur diye bunları yazmak istedim. Devlet yetkililerinden umudum yok. Onlar artık vergilerimize ne oldu sorusunu bile küfür sanacak kadar kibirli.
Halk nasılsa, devlette ona benziyor. 1999 depreminin simge ismi Veli Göçer, hapis cezasını çektikten sonra Yalova'ya da yeniden emlak bürosun kurmuş Şaşırtıcı olan halen müşteri bulabilmesi.
Ben ise belki bir kaç kişiyi bu konuda uyandırabilirim diye yazıyorum.
veli göçer ile ilgili görsel sonucu

30 Ocak 2020 Perşembe

DEPREM-ARTIK PANİĞE KAPILALIM

deprem ile ilgili görsel sonucu
Dün gece (24 ocak 2020) ülkemiz gene şiddetli bir depremle sarsıldı. Bundan bir kaç gün önceki deprem sırasında Yalova'daydım. Bu deprem de bundan bir kaç gün önce oldu. Merkezi Yalova'ya epey uzak olan Manisa olduğu halde üzerinde olduğum yatak yaklaşık 20-30 santim sağa-sola sallandı.
Geçen yazım ile bu yazım arasında çok bir zaman farkı yok ama ülkemiz bu kısa süre içinde pek çok deprem yaşadı. Bu kadar depreme akıllanmamız gerekirdi.
Oysa artık iş o durumda ki,  akıllanmamız değil, paniğe kapılmamız gerekli, özellikle beklenen İstanbul deprem ile ilgili olarak.

1939 Erzincan depreminden bu yana Kuzey Anadolu Fay hattı, her seferinde biraz daha batıya doğru olmak üzere deprem üretmeye meyilli. 1999 Gölcük depreminden sonra İstanbul açıklarında 30-40 yıl geçmeden bir deprem olacağı kesin gibi.Bu üç-beş yıl da olabilir.
Diyelim ki bir fırtına başladı ve siz de rota üzerindesiniz. Yapmanız gereken fırtınanın önünden kaçmak mı, fırtına yolu üzerindeki araziden para kazanmak mı?


1999 depreminden bu yana tek olumlu gelişme binaların daha sağlam  olması. Bunun da ilk sebebi hazır betonun artık tüm ülkede zorunlu olması. Zira o depremde yıkılmayan binaların çoğu, hazır betonla yapılandı. Bir de binalarda demir ve diğer malzemeler artık daha çok kullanılıyor ve daha özenli bir mühendislik var vs vs.
Bunların yanında inşaatlarımız halen güvenli sayılmaz. Zira ülkemizde inşaat işçileri genelde en eğitimsiz sınıf olduğu gibi, en çok iş yeri değiştiren ve iş verenlerin sözüne en az uyan sınıf.
Öte yandan 2002 sonrası tüm binaların sağlam olduğunu varsaysak dahi, bu tarihten, hatta 1999'dan önce yapılmış ve halen kullanılan on binlerce bina var. Kentsel dönüşüm en çürük binalardan değil, en karlı muhitlerden  devam ediyor.Kentsel dönüşüm adına yapılan ise, yıkılan binalar yerinde daha büyük binalar yapmak.
Oysa içme, kanalizasyon, doğal gaz, köprü ve otoyollar ne kadar sağlam, çok iyi diyebilir miyiz. 17 yılı muktedir tek parti iktidarı olduğu, deprem vergileri kalıcı olduğu halde altyapının kaçta kaçını yapabildik?
central park ile ilgili görsel sonucu
Yaptığımız diğer bir iş de tüm yeşil alanları, toplanma yeri bile bırakmayacak kadar binalarla doldurmak. İnsanları İstanbul'u terk etmeye, ticaret ve sanayiyi Anadolu'ya yaymaya çalışmak yerine, inşaatçılar daha çok kazansın diye tersi teşvik ediliyor.
O boş alanların tek amacı toplanma yeri değil. Yoksa Amerikalılar bilmiyor mu Central Park'ı imara açmayı, göl manzaralı evler satmayı?
Bu sadece oksijen alma veya benzer bir durum da değil. Japonya'da güneş kanunu var. Bir bina asla en yakınındakinin güneşi görmesini engelleyecek kadar yüksek olmamalı.
Bunun bir amacı da bina temellerine ve zemine esneyecek alan bırakmak olmasın sakın?
İktidarın hayali, koca boğaz varken ve boğazdan geçen gemiler her yıl azalıyorken (1990'sa Sovyetler Birliğinin dağılması ile Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler, Adriyatik denizi ve Atlas Okyanusu limanlarını kullanma ve buralara boru hattı döşeme imkanı buldu), bir de kanal yapmak.
İyi ki İstanbullu değilim ve İstanbul'da yaşamıyorum. Öyle olsa korkudan uyuyamazdım.
Herkes korkmamız gerekenin 7,2-7,6  gibi bir deprem olduğu söyleniyor. Oysa korkmamız gereken Kıyamet-i Suğra, yani 1509'daki efsanevi deprem. Şiddeti muhtemelen 8'in üzerindeydi zira tsunamilerin boyu surları aşmış, Adalar'dan biri, içindeki minik Rum köyü ile beraber suya gömülmüştü. Tsunamiler güneyde Bursa ovasını Uludağ'a kadar sele batmıştı.
Jeolog, sismolog, Jeofizikçi falan değilim, hatta liseli argosu ile söyleyeyim bir sözelciyim. Bana öyle geliyor ki, Silivri açıklarındaki 5,8-4,7 gibi depremler, çok daha büyük bir depremin habercisi. Kanal İstanbul'a daha ilk kazma bile vurmadan, bu deprem öyle bir ekonomik yıkım yaratacak ki, iktidar mevcut projelerini bile yarıda bırakacak.