dolandırıcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dolandırıcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2026 Cumartesi

FON SKANDALI-KRİZ DEĞİL, SiSTEMATİK YOKSULLAŞTIRMA



12 Eylül olduğunda çocuktum, doksanlar krizlerini ise net htırlıyorum. Bir ara her gün bir banka kapanıyordu. 1999 krizinde yiten para, 2026 fon krizinde yiten paranın (dolar ya da enflasyon hesabı yaparsak) üçte ikisi kadardı. Bazı haftalar her gün bir banka, bazı günler her gün bir kaç banka kapanıyordu. Asıl korkuç olan dolar ve ero kurlarındaki inanlılmaz artıştı çünkü pek çok kişi faizli düşük diye dövizle borçlanmış, ev almıştı. Evi satsalar bile ödeyemeyecek borçları oldu, borçlarını ödeyemeyenbir sürü kişi intihar etti.

Şimdi ise o zamanlar olan depremin onda, hatta yüzde biri yok yada henüz hissedilmiyor. Bunun iki sebebi var; ilki doksanlardaki krizlerde batan paranın çoğu gerçek paraydı. Şimdi ise karşımızda çoğunluğu muhasebe hileleri ile şişirilmiş bir para var. Bu kadar para piyasadan gerçekten silinse, çok acı bir şekilde ve hemen fark edilirdi; şişme para olduğundan biraz geç fark edilecek. Bu paranın ne akdar çok olduğunu yuvarlak hesapla anlatayım. Ülkemizin nüfusunu yuvarlak hesap doksan milyon diyelim (yuvarlıyoruz, yan, ayrıntılara gerek yok.) Fonlarda kaybolan para dokuz yüz milyom Türk lirası. Kişi başıyaklaşık on bin lira; Ekim 2026 itibarıyla asgari ücret 28 bin lira; yani kişi başı asgari ücretin üçte birinden fazla para kayıp. İkinci sebepte doksanların banka ve döviz krizleri herkesi vurmuş, herkesin parasını pul etmişti. Bu krizse parasını kaybedenler ya iktidar bloğu (AKP-MHP ve diğer küçük partiler) yada bir şekilde iktidar bloğundan bir tanıdığı olan kişiler. Öyle çok iyi kazandıran fonların varlığından haberdar olmanız için, önemli birilerini tanımanız gerekir. Bu yüzden de pek çok kişi, fondan parasını geri alabilecek azınlıktan olduğunu zannediyor. Bu düşünceye göre muhalefet etmek, parayı geri alma umudunu tamamen kaybetmek demek. Vurgun yapanların ise parayı geri vermeye niyeti yok; Fatma Betül Sayan vermemiş mesela ve asla da vermeyecek. İktidar değişmediği sürece aldıüı tek ceza, Watsapp grubundan atılmak olacak. Sonrasında kopacak kıyameti de tahmin eden yok. Acı gerçek, istediğiniz kadar reisçi olun, bir bardak su içeceksiniz, giden servetinizin üzerine. Büyük çoğunluğu, ana paranın tozunu bile alamayacak. Bunu hepiniz karşık sırayla ve bireysel olarak anlayacaksınız, çünkü sürekli vaatlerle oyalanacaksınız. Size bu borçların tamamının yada çoğunun ödenmesi, daha büyük iktisadi çöküşe sebep olabilir.

Bu krizler hep, küçük yatırımcının yüksek kazanç vaadi ile başlar. Katılanlar çok da masum değildir, genelde sahtekarlık olduğunu tahmin ederler. 2004'de Kırıkkale'ye geldiğimde, Kombassan ve Yimpaş yeni iflas etmişti; pek çok kişi son anda hisselerini satıp, kara geçmeleri ile övünüyordu. Çiftlik Bank işinde ise son haftalarda para çekilmez oldu, hatta bazı kişiler büyük para yatırıp, büyük yatırıcı olarak para çekmeyi denediyse de olmadı. Kumarhane kapanmıştı ve kumar fişleri bozdurulamazdı. Fonların sahip olduğu hisselerin büyük bölümü, jung bond denen ve temsil ettiği şirketin değerinin çok üzerinde fiyata satılan kağıtlardı, yani gerçek değerleri, kumarhane fişi denen plastik şeyler kadardı. Fiş demişken; ben ve kardeşlerim çocukken, seksenli yıllarda bir ara babam eve, üzerinde günün tarihi yazan sakız ve çikolatalar getiriyordu. Sakızların markasını hatırlamıyorum ama çikolatalar Tarkan markaydı ve üzerinde Hürriyet hazetesinde bant yayını çıkan Tarkan karakterinin resmi vardı. Tarkan çikolataları normal markette de satılıyordu ama bunların tadı bir tuhaftı, yenmeyecek kadar aşırı bir Türk kahvesi tadındaydılar. Sakızlar da yenmeyecek kadar naneliydi. Meğer bu sakız ve çikolatalar, kumar fişiymiş; babam kahvede parasına okey oynuyormuş. İşte borsadaki jung bond kağıtları böyle bir şeydir.

Borsa daha önce de batmıştı, 1999-2001 arasında, büyük bir çöküş olmuştu. O zamanlar sosyal medya yoktu, internet çok gelişmemişti. Borsayı başta NTV olmak üzere televizyon haber kanalları(özellike Mustafa Varuy) ve borsa dergileri, küçük yatırımcıyı yönlendiriyordu. Borsa olmadan evvel bankerler, kooperatifler vardı, halkı dolandıran. Sonra Forex ve Kripto paralar çıktı. Büyün bu dolandırıcılıklar, planlı bir yoksullaştırma sıtratejisinin ürünü. Sadece Türkiye'de değil, tüm kapitalist rejimlerde devletler, böylesi dolandırıcılıklara uzun süre göz yumarak, işçi ve küçük burjuva sınıflarının sermaye birikimi yapmasına ve böylece işveren karşısında elininin güçlenmesine engel oluyor. Bu söylediklerim sizce komplo teorisi mi?

Özellikle neoliberalizmin ülkemize kök salması için yapılan 12 Eylülün dolandırıcılık (Kastelli ve Bankerler + kooperatifler) olaylarına bakın. Kamu ve basın desteği, bu desteğin kesilmesi, kargaşa ve panik, bir kaç kişinin kurtulması, paraların çoğunun yok olması ve fakirleşmiş insanlar.

7 Ekim 2024 Pazartesi

SÜRAHİ ÇİÇEĞİ TUZAĞI

 


Böcek yiyen bir grup bitkinin adı Sürahi çiçeği. Özellikle de ağız kısmı, ismi ile müsemma, sürahiye benziyor. Böcekler bu çiçeğin kenarlarındaki tatlı sıvılara geliyor. Böcekler bu çiçeğin üstüne konduklarında hem kaygan, hem yapışkan bir yüzeyle karşılaşıyorlar. Yavaş yavaş kayıyor ve sonunda çiçeğin dibindeki suya düşüyor. Bundan sonra geçmiş olsun, böcek çırpınarak ölüyor, çürüyor ve çiçeğe gübre oluyor. Her böcek bu tuzağa düşmüyor. Pek çoğu balını-nektarını alıp, gidiyor. Çiçek için çok da dert değil, suya düşenler ona yetiyor.

Kumarhaneleri anlatan bir youtuber'ı izliyorum epey bir zamandır. Onu dinlerken akıma bu mecaz (metafor) geldi. Özelikle gazino yazılıp, kazino okutulan kumarhanelerde içeri gire kişi, parlak ışıklar, şık giyinenlere bakıp, bedava içki, sigara ve yiyecek,  canlı müzik ve diğer şeyler, kurbanı kazinoya bağlıyor. Sonra kumar masalarına-makinelerine yöneliyor ve suya düşüyor. Bu sadece kumar için geçerli değil, her türlü tuzakta böyle yavaş yavaş suya düşme durumu var. Darbe girişiminin hemen ertesinde Adıyamanlı tarikat, Elmadağ'da kendi tekke kompleksini açmıştı. Dolmuştayken muhtemelen tarikattan iki kişinin konuşmasına kulak misafiri olmuştum. Kuran dinlemeye gelenlerin çoğunun yemeği yiyip, gitmesinden, kuran sonrası dini sohbete de kimsenin katılmamasından bahsediyordu.  Tarikatların sürahi çiçeği tuzağı, iftar, kuran okuma veya benzeri bahanelerle verdikleri yemeklerdir. Bu yemekler genelde tavuklu pilav ve tatlı içerir. Pilavında sebebi etin çok görünmesidir. Pilava karıştırılan et, hem göze, hem de damağa çok çok görünür. Büfeler ekmeğin içini salata, soğan, salça, ketçap, mayonez ve ne bulurlarsa eklerle ama etin azlığı her zaman pilava göre daha az beli olur. Yemek sadece halkı tarikatın propaganda (dini sohbet) eylemlerine katılması için değil, bu propagandanın etkili olması için gereklidir de. İngilizlerin dediği gibi, aç adam, öfkeli adamdır. Karnımız açken kışkırtmalara, öfkeli propagandalara meyilli oluruz. İkna olmamız için de karnımızın tok olması gerekir. Arapça Kuran dinlerken içimize dolan huzurun sebebi de Kuran okumaların genelde ölümü kabul törenlerinde, yemekten sonra yapılmasıdır. Bu yemek yöreye yada zamanın-ortamın müsait olmasına göre pilav, pide, lahmacun veya başka bir yemektir. Üzerine bir de tatlı yemişizdir, bu da önemlidir. Tatlı seratoin, yani mutluluk hormonu salgılanmasına sebep olur. Çok az kuran okumasın birincil dereceden yakımıza aittir. Çoğu kez pek az tanıdığımız bir kişinin akrabasıdır. Yakınımız olsa bile sonuçta ölüm, kabullenmek zorunda olduğumuz bir gerçektir. Kuran okumalarında çoğu kez etrafımız, tanığımız ve güvendiğimiz insanlarla birlikteyizdir.

Pek az tuzak, venüs sinekkapanı bitkisi yada fare kapanı gibi birden üzerimize kapanır. Filmlerde gördüğümüz fare kapanları ise günümüzde pek kullanılmıyor.  Onun yerine yapışkanlı tahta yada kağıtlar var. Fare yüzeyde iki yada üç adım atınca yapışkan donuyor ve fare orada kalıyor. Dolandırıcılıkta, özelikle ponzi denen sistemlerde, erken bir zamanda, özellikle de büyük iflastan evvel paranı çekersen, karlı çıkıyorsun. Çiftlikbank dolandırıcılığında son aylarda mudiler,  para çekemiyordu. Pek çok kişi, daha çok para ekleyerek, ayrıcalıklı, büyük mudi olup, parayı çekmeye kalktı. Onlarda paralarını çekemedi.

Tuzağa kapılmamanın en iyi yolu, sürahi çiçeğine konmamak, konduysak bile erkenden kalkmaktır. Tuzağı kandırmaya kalkmak, büyük ölçüde boşuna çabadır.

29 Mayıs 2021 Cumartesi

DOLANDIRICILARI VE DOLANDIRICILIĞI TANIMANIN ON YOLU

 


Ülkemizde sık sık kitlesel dolandırıcılık vakaları yaşanıyor. Ben hayatımda çok para kazanamadım. Kırk beş yaşımdan sonra bir evim oldu ve birikimim de çok ama çok az. Şunu da gördüm ki, çok para kazanmak için, çok fazla mesaiye kalan ve biriktirmek için çok harcama yapmayan maaşlı kesim, çok da dolandırılıyor. Ben hayatta çok para kazanmadımsa, çok para da dolandırılmadım. Dolandırılan tanıdıklarımdan da, şu tespitleri yaptım:

1)Belirgin adresi olmaması: Son Todex dolandırıcı iki yılda yirmi kere adres değiştirmiş ve iki milyar dolandırılmış. Üstelik de Amerika'da bir yerden, güvenilir kripto para belgesi almış. Bence şu andan itibaren kripto paraya yatırım yapmak, kumar oynamak gibi bir şey. Kaldı ki adresi belirsiz bir şirkete yatırım yapmak, boğaz köprüsünü satın almak gibi bir şey.

2)Küçük paralara tamah etmesi: Ciddi yatırım, ciddi paralarla yapılır. Büyük paralara, büyük faiz verildiği gibi, küçük yatırımcı da, büyükle aynı oranda kazandırmak. Lot altı hisse satışı yapan borsa aracı kurumları ve şirketler ya battı, ya da yatırımcısını batırdı. Yıllar önce Metin Akpınar'ın oynadığı banka reklamı vardı. Yüz dolara ve marka bile faiz veriyoruz diyerek. ünlü bir oyuncu, lokantacı esnafı rolündeydi. Bin dolar ya da ero biriktirmez mi turistlik lokanta esnafı, bin dolara, eroya da vadeli hesap açılırken, yüz doların peşine düşen banka batmıştır, yatırımcı da batacaktır. Zira amacı para toplamaktır.

3)Ünlülerle reklam yapıyorsa: Banka ya da yatırımcı sürekli ünlülerle reklam yapmaz ya da asıl reklamını ünlülerle yapmaz. Banka dediğin, bianeale, tiyatro-caz ve benzeri festivallere, voleybol, satranç gibi sporlara sponsor olur. Muhafazakarsa kuran kurslarına, imam hatiplere yardım yapar, Afrika'da su kuyusu açar. Ünlüler, yatırımcı olmayan, minik birikimli insancıkları ağa çekmek için atılan tuzak yemidir.

4)Aşırı kazandırıyorsa: Çiftlikbank ilk çıktığında, o kadar çok kazandırıyordu ki, bu sakın eroin ya da genelev bank falan olmasın dedim kendi kendime. Zira ne tarım, ne hayvancılık, ne de yasal her hangi bir yasal iş bu kadar kazandıramazdı. Bir de bu kazandırmasının reklamını yapıyorsa, hepten kaçın. Ciddi yatırımcılar ya da faiz kovalayanlar, hepsini iyi bilir. Ben 90'larda Isparta'da öğrenci iken, bir kaç puan fazla faiz için ayda bir Antalya'ya giden, o farkı da Antalya'da gezerek harcayan bir yaşlıyla tanışmıştım. (Isparta o zamanlar çok küçüktü, her bankanın şubesi yoktu, internet bankacılığı falan da yoktu) Hele şimdi el altında internet de var ki, herkes, neyin, nerede olduğunu iyi biliyor.

5)Politikacılara, özellikle iktidar sahipleri ile fotoğrafları varsa: Eskiden beri dolandırıcılar,  iktidar sahipleri ile beraber çektirdikleri fotoğrafları, küçük yatırımcının gözünün içine sokmaya heveslidir.  Bunu yapıyorsa kaçın.

6)Para yatıranlar sizi de davet etmek bir yana, özellikle zorluyorsa: Pek çok kişi, bile bile dolandırılmaktadır. Çünkü ponzi denen dolandırıcılık sistemlerinde, paranızı zamanında çekerseniz kar edersiniz. Önce gelenlerin faizi, sonra gelenlerin anaparası ile ödenir. Bunun için de parasını kurtarmak isteyenler, batmanın ucu görününce, arkadaşlarını da bu batağa davet eder.

7)Geleceğin kelimesini duyunca kaçın. Yıllar önce, doksanlarda sosyolojiye geleceğin mesleği dediler, ola ola felsefe öğretmeni ve bir kısmımız da rehberlik öğretmeni oldu. Büyük şirketlerde sosyologluk yapana da rastlamadın.  Yaş elliye geldi,  uzun zamandır sosyoloji dersine girmedim,  gelecek de gelmedi. İktisatçı Keynes'in, klasik iktisatçılara dediği gibi, uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.

Bir üniversitede, bir bölüm, geleceğin mesleği diye tanıtılıyorsa, bilin ki sırf öğrenci sayısı artsın, üniversite, il-ilçe esnafı para kazansın diye uydurulmuş bölümdür. Hatta pek çok iki yıllık, teknikerlik bölümlerini bile böyle tanırlar. İki binli yılların başında bu furyanın başını raylı sistemler (tren-metro vs) ile ulaştırma-taşıma (kargoculuk) bölümleri çekti. Sonra mezunlarını asgari ücretle işe aldılar.

İnşaatta da, şehrin en olmaz yerindeki binalar, geleceğin yerleri diye tanıtılır. Bu geleceğin lafını çok kullanan inşaatçıların, inşaatı yarım bırakma ihtimali yüksektir. Kripto para için de, geleceğin parası deyip, duruyorlar. İnsanlık altından, değerli metalden, sikkeden, kağıt paraya neredeyse bin yılda geçti. 1960'larda bile kağıt para, altın karşılığında basılıyordu. Kredi kartı, halen pek çok ülkede risk, o ülkelere seyahat ediyorsanız, kullanmayı diyorlar. Almanya, dünyanın dördüncü ekonomik gücü ama salgın bile kredi kartını çok yaygınlaştırmadı. Halen pek çok iş için kredi kartı zorunlu. Bin yıl ömrünüz varsa, kripto paraya yatırım yapın.

8)Yatırımcı genç ise kaçın. Son yirmi yıldır dolandırıcıların çoğu otuzunun altında. Erkenden vurgun yapıp, sonraki yıllarca çalışmak istemiyorlar. Genç yatırımcılardan uzak durmak en iyisi.

9)Kravat takmıyorsa: İtiraf edeyim, on yıldır memurlarda zorunlu kıyafet kalktı ve bir öğretmen olarak ben de kravat takmıyorum, gerçi ben yatırımcı da değilim. Dikkat ettim son yıllarda dolandırıcılarda kravatsız takım elbise giyme ve yakayı-bağrı iyice açma modası var. Ben de bir kaç işten, böyle kravatsız ve gömlek yakası iyice açık tipe denk geldiğim için vazgeçtim ve gerçekten de o kişiler dolandırıcı çıktı.

10)Dolandırıcılıktan sabıkası varsa, verin paranızı gitsin. Hatta evi, arabayı satın,  üzerine bankadan kredi çekin, öyle yatırın (tövbe tövbe). Banker Kastelli ve Jet Fadıl, bunun en iyi örnekleri. Bunu da yapıyorsanız, size tavsiyen elinizde, avucunuzda ne varsa hepsini verin, üzerine de kredi çekin ki, sizin gibi birisinde, başka birine dolandırılacak para kalmasın.