20 Ocak 2026 Salı

KENANİZM NEDİR-1?ATATÜRKÇÜLÜK DEĞİLDİR.



12 Eylül 1980 darbesi ve uygulamalarına, cuntanın liderine ithafen Kenanizm diyeceğim. Kenanist uygulumaların bazıları halen devam ediyor, bazılarının da etkisi devam ediyor. Daha net anlaşılması için maddelere ayırdım.

1)Gardrop Atatürkçülüğü: Bu kelimeyi o dönem bir gazeteci kullanmıştı. O dönemde Kenan Evren ve konsey üyelerinin etkisiyle, Atatürk'ün tarzı bedene tam oturan kılasik takım elbiseler moda olmuştu. Kadınlarda da tayyör denen etek-ceketler yaygınlaşmıştı. Günümüde abiyelik dediğimiz gece kıyafetlerinde ise Osmanlı esintisi adı altında Levni'nin minyatürlerinden fırlama, Osmanlı dönemi desenli ve bol dekolteli elbiseler modaydı. Gardrop Atatürkçülüğü, sadece kılık-kıyafetle sınırlı bir olay değildi, dekorasyonu, konuşma tarzı ve pek çok şeyde Atatürkçülüğü göze sokmaktı. Her odaya Atatürk portresi, her bahçeye Atatürk büstü, her meydana Atatürk heykeli dikmek, her derse Atatürkçülük konusu eklemek, konuşmalara Atatürk'ün bir kaç sözünü eklemek gibi eylemleri de içeriyordu. 12 Eylül veya askeri darbe denilince akla Atatürkçülük gelmesinin sebebi budur. Tüm dünyada 5 Ekimde kutlanan dünya öğretmenler günü,  Atatürkçülük bahanesi ile 24 Kasım'a alındı.

Gardrop Atatürkçülüğünün günümüzde garip etkileri devam ediyor. Seksenlerde her dükkanda Atatürk portresi vardı, doksanlarla beraber azalarak, yok oldu. Doksanların sonlarına doğru, Kenan Doğulu'nun 10. yıl marşı patladı, insanlar su içer gibi onuncu yıl marşını ve İstiklal marşını okumaya başladı. Gene o yıllarda Atatürk rozetleri modası yayıldı. 17-25 Aralık 2013 operasyonlarından ve Gezi isyanından  sonra yavaş yavaş gençlerin gittiği kafe, pastane gibi mekanlarda Atatürk portreleri, Atatürk imzalı dövme, Atatürk resimli elbise giyme modaları yayıldı. Ben de yaz tatilini Atatürk resimli tiörtlerle geçiriyorum.

2)TÜSİADCILIK; 12 Eylül darbe rejiminin gerçek sahibi TÜSİAD'dır. 12 Eylül rejimi, işçilere ne kadar düşmansa, işveren o kadar dosttu. Zaten generaller ve çocukları, TÜSİAD şirketlerinde yönetim kurulu üysei ve yönetici oldu.  Anayasa dahil, her türlü yasanın hazırlanmasında, TÜSİAD hazır ve nazırdı. Hem TRT, hem de dönemin gazeteleri, TÜSİAD üyelerini, Koç ve Sabancı ailelerini kahraman ilan etti. Sakıp Sabancı, bir medya şovmeni oldu, ha bire işte hayatım şovu yapıyordu. O dönemin ünlü bir iş insanı olan Halit Narin, bu ilişkiyi açık açık söylüyordu; bu güne kadar biz ağladık, işçiler gülmüştü, bundan sonra bir güleceğiz, işçiler ağlayacak, diyordu. Gerçekten de böyle oldu.Ülkemizde işçiler halen ağlıyor, bunu bir sonraki yazıda, sendika düşmanlığını da ayrıca anlatacağız. 12 Eylülcülerin TÜSİAD aşkı, Cem Yılmaz'ın bir ara moda ettiği tabirler duygusaldı. Pek çoğu TÜSİAD şirketleri, pek çoğu özelleştirilmemiş Kamu İktisadi Teşebbüslerinde ve bankalarda, yönetim kurulu üyeliği (şirket çalışanları bunlara, çok fazla iş verilmemesinden dolayı lastik damga diyordu) başta olmak üzere yüksek maaşlı il ve hatta ortaklıklarda bulundular. Ortaklar kar edilsin diye o zamanlar devlete ait olan Petrol Ofisi istasyonları topluca Kale Bodur marka fayanslarla döşendi. Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın adı, dünyanın en zengin on generalinden biri olarak dolaşıyırdu. Şahinkaya daha albayken Bodur aile ile işbirliğindeydi ve ailenin dünürüydü. Bu dönemde, şimdilerde kapanan Devlet Planlama Kurumu, bolca teşvik kredisi dağıttı. İşçilerin grevleri, kamu güvenliği ile yasaklanır yada ertelenirken, teşvik kredileriyle kurulan fabrikalar, hiç engel  olmaksızın Bulgaristan, Romanya, Mısır, Fas gibi ülkelere taşındı.

3)Japon hayranlığı: Japonlar dünya çapında pek sevilen bir millet değildir. İnparatorluk olup, bir yerleri işgal ettikleri, 1895 (Çin'i savaşta yenmeleri ve bu gün Tayvan devletinin kurulduğu Formoza adasını işgalleri ile bu süreci başlatıyorum ben.) -1945 arası dönemde çok zalim ve zorba olmaları. O kadar ki, sadece bir yıl kadar egemen oldukları Filipin adalarında, adayı dört yüz yıl yöneten ve sömüren Amerikalılar ve İspanyollardan daha çok nefret ediliyorlar. Türkler ise, 1904-5 savaşında Rusları yenmelerinden itibaren Japonlara sempati duymaya başlamış, yüz yıllardır yenemediği Rusya'ya karşı, kendine bir müttefik olarak görmüştür. Seksenlerde ise, hem Japonya'nın, hem de 12 Eylül rejiminin özel gayretleri ile Japonya, Türklere rol model olarak sunuldu. Barış Manço'nun Japonya turnesi, Kemal Sunal'ın Japon İşi filmi, siyonoakrilat adlı yapıştırıcının Japon yapıştırıcı olarak piyasaya sürülmesi gibi şeylerin beraber olması tesadüf değildi. Japonya, Türklkerin önüne hem muhafazakar,, geneneksel, sağcı ve hatta Faşist, hem de kalkınmış, sanayileşmiş bir ülke modeli olarak sunuldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder