baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2026 Pazartesi

ERKEK EGEMEN TOPLUMLARDA BABA TRAVMALARI



Sosyoloji öğrenmenin faydası, bireysel sandığın promlemlerin önce toplumsal, sonra da evrensel olduğunu öğrenmektir. Toplumlar zaten pek çok açıdan birbirine benzerken, kitle iletişimi ve benzer kapitalist ekonomiler yüzünden iyice birbirine benzemeye başladılar. Kapitalizimden ya da coğrafi keşiflerden önce de insanlıkta pek çok benzerlikler vardı. Bir kere dünyada pek az kadın egemen toplum vardır. En büyükleri Endonezya'da yaşayan Minangkabaular. Müslüman olmalarına rağmen erkeklerin boşanma ve mülk edinme hakkı yok. Buna benzer pek az kadın egemen topluluk var. Diğer bir dünya genelinde ortak unsur da tek eşlilik, hemen her toplumda en yoğun evlilik, tek eşlilik. Diğer yandan bu tek eşliliğe rağmen, zengin ya da hali vakti yerinde erkeklerin çok eşliliği veya metres tutmaları da çok yaygın. Aslına pek çok toplumsal olgu, bu erkek egemenliğin yayılması ile de yayılmış. Bu yüzden dünya çaoında ciddi bir feminist sosyoloji akımı var. Pek çok kadın sosyolog, tomlumsal sorunlarda erkek egemenlik sorununu tartışıyor.

Erkek egemenliğin bu kadar yaygın olmasının temel nedeni, erkeklerin kas kuvveti ve pek çok işte bu kas kuvvetine ihtiyaçtır. Oysa makineleşme erkek egemenliği geçersiz hale getiriyor. Büyük savaşlardan sonra ağır işlerde kadınların da çalışabildiği görününce insanlık her yetkiyi erkeklere vermekten vazgeçti. Gene de erkekler bu egemenlikte direniyor, iktidar alanlarını kaybetmek istemiyor. Kadınlar da erkek koruyuculuğunu, erkeklerin dünyasınan faydalanmayı, her şey rağmen istiyor. Egemenliğini kaybeden erkeklerse, eskisi gibi koruyucu olmak istemiyor. Türkiye gibi ülkelerde erkekleri bu sözde ve giderek daha da sözde kalan erkekliğin bedelini, üstelik yer yer artarak ödemeye devam ediyor.

Erkek egemenlikte çocuklar da çok ezilir. Babalar çocuklardan başarı bekler. Çocuğun bakımıyla minimum ilgilidir. Pek çok baba, çocuğunun hangi sınıfına gitmez, veli toplantılarında pek çok kez sadece anneler görülür. Boşanmalarda çocuklar babasız kalır. Özellikle muhafazakar babalar, kadından -boşanınca, çocuktan da boşanmış gibi yapıyorlar. 17-25 Aralık 2013'den sonra muhafazakar kesimde boşanmalar, patlama yaptı; 15 Temmuzdan sonra da astronomik hale geldi ya da bir öğretmen olarak ben öyle gördüm. Buraya kendi babamla ilişkilerimi yazacaktım ama bir sosyolog olarak, olayı bireyselleştirmemek gerektiğini fark ettim. Gene de biraz anlatmam şart. Ben disleksi (yani dikkat eksikliği, hiperaktivite ve özel öğrenme güçlüğü) ve biraz da otistik (içe dönük) birey olarak hayatta hiç başarılı olamadım. Bana karşı hep sinirliydi Bendeki sorunu ilk defa ilkokul birinci sınıftayken fark etti. O zaman ilk okulun arkasında kepçe çalışıyor ve kalabalık bir topluluk da bu kepçeyi seyrediyordu, ben de onlarla seyrediyor, zili de duymuyordum. Öğretmenimiz de bu durumu umursamıyordu. Birinci sınıfın ilk haftalarında ben uzun süre derslere girmedim. O zamanlar orada bir su tulumbası vardı, onunla oynuyordum. Babam bunu öğrenci, önce bei dövdü, sonra tulumbadan su içirip, sınıfıma yolladı. Geçmişe bakınca, babamın benimle duygu bağını koparmıştı. Bana Jorandi deyip, duruyordu. Jorandi, dedemin lakabıydı ve bana denildiğine göre yas tutan, ağlayan demekmiş. Rahmetli dedem, fiziksel olarak bana benzemezdi, uzun boylu ve mavi gözlüydü; muhtamalen gençliğinde sarısşındı.Bana benzeyen tarafı, hiperaktivitesiydi. Üstelik yetim büyüdüğünden, poblemleri ile tek başına mücadele etmişti. Babası, yani büyük dedem, Koçgiri isyanında öldürülmüştü. Babasız büyüdüğü için sevecen bir baba olamamıştı ve babam, sürekli kendi babasının gaddarlıklarını anlatmaktan zevk duyuyor gibiydi. Babamla ilgili asıl kırılmam, sünnetimdi. Son derece geç bir yaşta, orta iki, yani yedinci sınıfın yaz tatilinde, bir gün ansızın oldu. Ankara dışında bir yerlerde kamyonuyla harfiyat işinde olması gereken babam, ansızın eve geldi ve beni alıp, emekli cerrah Vahap'un muayenesine götürdü. Bir kaç saat içinde iş bittiyse de yarası yaz sonuna kadar iyileşmedi. Kötü bir sünnetçiydi. Bana bir sünnet düğünü yapmadığı gibi, ailem ve akrabalarım, bir oyuncak ve ya benzeri bir avuntu bile vermedi, akrabalar ve mahalleden de bir hediye gelmedi. Babam yaz bitene kadar eve uğradıysa da, bana bir geçmiş olsun bile demedi. Sevilmeyen evlat olduğumu orada hissettim. Çocukluğum ve gençliğime dair her ayrıntıyı anlatmayayım, Murathan Mungan'ın dediği gibi, örselenmiş bir çocukluk, işte benim hikayem. Orta üç, yani sekizinci sınıfla, lide bir yani dokuzuncu sınıfta kaldım. Bu süreçlerde okuldan aurıldım ve bana beklemeye kaldın dediler. İlkinde bir saatçide, ikincisinde de benden yirmi yaş kadar büyük kuzenimin otomobil-kamyon sattıpı dükkanda çalıştım. Saatçi çok zoru, bana iş öğretmendiği gibi beni dövüyordu, onun babama şikayet etmeyi düşünüyordum ama o beni babama şikayet etti. Bütün bunlara bir de çevrenin benimle uğraşması da vardı. Gene de ben, bir şekilde 1993 yılında liseden mezun oldum. O yıl Ülkü ocağına takıldığım yıldı aynı zamanda. Bunu ailem de öğrendi ve evin içinde dışlanma dönemim başladı. Zaten politik konularla uğraşmaktan, pek de ders çalışmamıştım, ailem Ankara dışını yasaklayınca, sınavı da kazanamadım. O yıl babam beni tekrar dershaneye göndermedi, bir kaç ayrı işte çalıştım. Babam beni bir de sürücü kursuna yazdırdı. Kurstan sonra azarlayıp, linçledi ve bir daha direksiyonu elime vermedi. O yıl sınava girmem için askerliği tecil ettirmem gerekiyordu. O zamanlar askerlik şubesi Bahçelievler'deydi ama işlemler için aynı gün Dışkapı'daki Mevki hastanesine (askeri hastane) gitmemiz gerekliydi. İşleri arabayla kovalıyorduk, o gün iki ya da üç kere gidip, geldiğimizi hatırlıyorum. Bir ara babam, arabada bana döndü ve şöyle dedi:

-Sinan, sen ne bu sınavı kazanırsın, ne de bu okulu okursun. Ümit kalacağına, emek kalsın, dedi. Ben ertesi yıl, babam dahil bana inanmayanlara inat, hem üniversite sınav puanımı az da olsa arttırdım, hem de sınavı kazandım; dört senede mezun olup, öğretmen atandım. Buna rağmen babamın alaycı, zorbalayıcı tavırları değişmedi. Hatta kırk yaşımdan sonra araba kullanma konusunda gene beni aşağıladı.

Oysa hayat, bana olduğu kadar babama karşı da acımasızdı. Ben disleksi, hatta biraz otistiksem, o da alzeimer oldu. Hastalık yavaş yavaş ilerledi. Üzerine kalp sorunları zaten eskiden beri vardı. Yaşlandıkça ticari girişimleri de başarısız oldu, ortağı tarafından dolandırıldı. Yaşlandıkça ve hastalandıkça etrafındaki insanlar azaldı. O ise benimle konuşmak istiyordu. Bense artık onunla bağımı fazlasıyla koparmıştım. Benimle konuşmak istedikçe, nasılsın diye sordukça; bu sefer ben eskileri ortaya attım, Nasıl diye sorduğunda, okuldan gözüm mor döndüğümde, sen böyle nazik çocuksun, dayak ye ye gel demesini hatırlattım. Bana sünnet için bir hediye bile almayıp, kuzenlerimin düğünü için koşuşturmasını, kuzenlerime araba sürmeyi öğretip, bana kavşağa girerken biraz geç fren yaptığım için  o.ç diğe bağırmasını ev daha nice şeyleri hatırlattım. 

Bütün bu süreçte babama karşı tek tavrım, onuna sohbet etmeyi red etmekti. Annemle beraber, bakımını ve ihtiyaçlarını hiç ihmal etmedim, daha doğrusu etmedik. Konuşma ve kas becerileri giderek geriledi. Sonunda şubatın sonlarına doğru öldü ve ben babamla küs gittim.

Baba olmak kolay, babalık yapmak zordur. Erkek egemenliğine, babalık konumunuza çok güvenerek, ilgisizlik, horgörü yapmakve genç insanı ezmek, öğüt verme bahanesiyle herkesin önünde aşağılamk falan; bunlar kolay işler. Yirmi sekiz yılda ço çeşitli okullarda çalıştım. İlk yüzde birden, son yüzde bire kadar. Bir kaç güne kadar da emekli oluyorum Bu süreçte çocuklarda ve gençlerde yüzde doksan beş oranında baba travması gördüm. Ben de onlardan farklı değildim.


5 Şubat 2026 Perşembe

MAFYA TÜRLERİ ÜZERİNE UKALACA BİR YORUM

 


Aslında bu işi yapacak pek çok kişi var. Bu sebeple yazacaklarım düpedüz ukalalık olacak. Bense felsefe ukalalıktır. En meşhur filozoflardan İmanuel Kant, hiç kimse, kendi için, ben filozofum deme hakkına sahip değildir, demiştir. Ben de, siyaset nasıl sadece siyasetçilere bırakılmayacak kadar değerliyse, siyaset üzerine fikirler de öyledir deyip, bu az okunan bloga yazmak üzere, mafya denen büyük çaplı suç örgütlerini dörde ayırdım:

1)Cosa Nostra-Goodfather mafyaları: Film, dizi ve romanların yüzde doksanı falan, bu tür mafyayı anlatır. Bazı ayrıntıları kültüre ve devire göre değişmekle beraber, bazı belirgin ortak özellikleri vardır, kökleri orta çağ eşkıyalarına ve mahalle kabadayılarına dayanır. Semt, mahalle, yöre kültürüne bağımlıdırlar. Sicilya mafyası olan Cosa Nostra, özellike rol modelleridir. Belli sınırları vardır yada varmış gibi yapar, bazı sektörlere hiç girmezler yada girmemiş gibi yaparlar, belli hedefleri hiç vurmazlar. Kadına, çocuğa dokunmayı tercih etmedikleri gibi, polisle de çatışmaya girmekten çekinirler, köşeye sıkışmamış, devletin onları, Vakayı Hayriye gibi yok etmeye karar verdiklerini düşünmediklerce. Bunu hissettiklerinde günümüz Latin Amerika kartelleri yasa seksenli yıllarda Cosa Nostra'nın yaptığı gibi, devletle kanlı bir savaşa girebilirler. Kurtlar Vadisi yada Ezel gibi popüler dizlere bakarsanız, mafya üyelerinin savaşlarında hemen hemen hiç polis-asker öldürmediklerini,  polis, asker yada herhangi kolluk kuvvetlerine direnmediklerini görürsünüz. (Savcı cinayeti hariç belki. Ezel'de mahkum arabasından adam kaçırır ama bunu nasıl yaptığını, devletle çatışmasını göstermemek için çekilmemiştir.) Sınırlarının olmaları, kendisi ile işi olmadıklarıyla uğraşmamalarına rağmen, suç örgütleri, suç örgütleridir. Her zaman belirsizdirler.

Bu örgütler, ülkemizde ve dünyanın genelinde sağ ideoloji bağlıdırlar ve sağcı iktidarlar tarafından bazen açıktan, bazen gizlice kollanırlar ve daima siyasi bağlantıları vardır. Bu tür mafyanın yaygınlığının sebebi de İkinci Dünya savaşından sonra Sosyalist-Komünist yada her hangi bir sol ideolojiye karşı halkı baskılamaktı. Netflix'in Roma filmini izlerken, filmdeki karakteri, bıyığı da Ülkücü bıyığı olmadığı halde, Ülkücü'ye benzetmiştim. (Filmdeki Roma, Meksiko City'in Roma mahallesi) Gerçekten de sonlara doğru o kişi, bir mitingde, mobilya mağazasına sığınan göstericileri öldürüyordu. Narcos Meksico dizisinde de bu konu işleniyordu, izleyenler hatırlar. Bu klasik mafya sadece solcular yada sol akımlarla savaşmadı, özellikle Amerika'da sendikaları battal etti. Amerikalıların aklına sendika denilince İtalyan mafya örgütlenmeleri, özellikle inşaat ve liman sistemindeki tekelleri akla geliyor. Sonuçta Amerika'da sendikaların siyasi etkisi sıfırlanıyor.J.Edgar Hoower'in onlarca yıl, hem FBI'ın başında olmasınının, hem de Amerika'da mafya yoktur demesinin, buna rağmen kırk sekiz yıl (1924-1972) bu kurumun başında kalmasının sebebi budur. Amerika gibi bir yerde, böyle ciddi bir mevkide beş sene kalmak bile olaydır. (Türkiye'de , hele de sivil toplum örgütlerinde, çok normaldir. Bendevi Palandöken adını duydunuz mu? 1990'dan konfederasyonu  beri Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar konfederasyonu başkanı) Klasik mafyanın gelişimine, özellikle Nato ve Amerika'nın müttefiklerinde yayılma sebebi budur. Avrupa'da, özellikle İtalya'nın güneyinde yaygın olmalarının da en büyük sebebi budur. Sosyalizm yada Sovyet rejiminin önce Amerika'yı, sonra Batı Avrupa'yı önce ideolojik, sonra askeri tehdit olarak ortadan kalkmasıyla, mafyayla mücadele başlamış, ama ya geç kalınmış yada kasten mafyanın yaşaması istenmiştir. Mafya ile mücadele adımları yavaş olmuş, mafya da halk nezlinde köklenmiştir. Latin Amerika'da olan tam olarak budur. Dünyanın üçüncü büyük mafya örgütlenmesinin, (birincisi Rusya, ikincisi İtalya'dır) yüz ölçümünün beşte birinin Marksist-Leninist örgütlerce (FARC-FLN vs)  yönetilen (eskiden diyelim) Kolombiya'da olması tesadüf değildir. Mafyanın güçlü olduğu Latin Amerika ülkeleri, soğuk savaş (1946-1990) arası dönemi, sayması bile insanı yoran darbeler dönemi olması da tesadüf değildir.

2)Gomorah-Tanrı Kent mafyası:Bu mafya genelde kabadayı-Cosa Nostra ve üçüncü olarak sayacağım şirket mafyalarının uzantısıdır. Bunlarda öyle aile-feodal bağlar yada racon kanunlarına pek takmayan gruplardır. Film sektörü bunları gernelde gençlik çeteleri diye iler ama Gomorah görüleceği üzere, hepsi de öyle genç yada kandırılmış çocuklar değildir. İlke, feodal bağlar pek umursanmadığı için kavga ve iç savaşların çok olduğu mafya topluluklarıdır. Bahsettiğim dizi, Gomorah'ın 2004-2005 yıllarındaki kan davası-iç savaşını konu edinmiş. Gomorah, 1979'dan beri Avrupa'da tahminen üç bin beş yüzden fazla cinayete sebep olarak, tüm Avrupa'da en fazla insan öldüren örgütmüş. Bu tip mafyaların ne kadar kolay öldürüleceğini anlamanız için, 2002 Brezilya yapımı Tanrı Kent filmini öneririm. Ülkemizde de Casperler, Daltonlar gibi yeni nesil çeteler, Gomora tipi mayfadır.

3)Cali Karteli, şirket tipi mafya; Bu mafyalar, film sektöründe genelde en tepe mafya, kabadayının karşı olduğu kötü mafyadır. Meşhur Kurtlar Vadisi'ndei Baron, Mehmet Karahanlı, bu tür mafyadır yada Ezel dizisinde Dayı, Ramiz Karaeski, Cosa Nostra; eski arkadaşı ve düşmanı Kenan Birkan; Cali Kartelidir. Kendilerine iş adamı derler ve pek çoğu Miami, Abu Dabi , Dubai gibi asıl olayların uzağında yaşar. Yeni Zellanda'lı motosiklet çetesi lideri, Türk vatandaşlığı ve Hakan adını alır; çetesini İstanbul'dan yönetir. 

4)Bej alan mafyası; Bej alan lafını ben uydurdum. Klasik tanımlamayla, beyaz alan, namusunuzla iş yapmak demek; siyah alansa yasaklı madde, fuhuş, silah, insan kaçakçılığı, illegal kumar gibi alanlar. Bu ikisi alanda da koyuluğuna göre gri alanlar var. Mesela sınırdan silah ve uyuşturucu kaçırmak siyah alanken; çay, çikolota, oyuncak, elektronik eşya kaçırmak gri alan oluyor; veya yasa dışı insan kaçakçılığı siyah alanken, ülkeye girmiş kaçakları ucuz işçi olarak, üstelik de sigortasız, çalıştırmak, gri alan oluyor.

Bir de beyaz gibi olan, bej alan var ve bu alanlar, siyasetçilerin desteği ile doluyor. Mesela elektirik şirketleri para kazansın diye, yaz saatinin sürekli yapılması ve daha kötüsü, sokak lambalarının parlaklığının kısılması durumu. Siyah yada gri değil, eskiden bej yada kirli beyaz dediğimiz renkte bir durumdur. Ben bunu Kızılay meydanına sabahın köründe inince anlıyorum,özellikle Kahramanlar iş merkezinin önü daha ışıl ışıl, şehrin meydanı olduğu için. Sonra ülkemizdeki perakende ve internet alışverişi kartellei için, yurt dışı çıkış harcı pulu icat edilmesi, bu pulun habire zamlanması; yurt dışı alışveriş sitelerinin gümrüksüz alış veriş sınırının küçültülerek yok edilmesi; havaalanındasınız diye astronomik yeme-içme ödenemeniz, işte bu bej mafyaya giriyor.

Mafyanın varlığı, politika ile ilişkilidir. 

8 Mart 2023 Çarşamba

ŞEHZADE BAYEZİD İLE BABASI KANUNUİ SULTAN SÜLEYMAN'IN MEKTUPLAŞMASI



Şehzade Bayezit'in mektubu

Ey seraser aleme sultan Süleymanum baba,
Tende canum canımın içinde cananum baba,
Bayezidina kıyar mısın benüm canum baba?
Bi-günahım, hak bilür, devletlü sultanum baba.

Enbiya-ı ser-defter, ya’ni ki Adem hakkiyçün,
Hem dahi Musa ile İsa vü Meryem hakkiyçün,
Kainatun serveri, ol ruh-i a’zam hakkiyçün,
Bi günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Sanki Mecnunam, bana dağlar başı oldu durak,
Ayrılub bi’l-cümle mal ü mülkden düşdüm ırak
Dökerüm gözyaşunu “Va-hasreta dadü’l-fırak”
Bi-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba

Kim sana arzeyleye halim eya Şah-ı Kerim?
Anadan, kardaşlarumdan ayrılub kaldum yetim,
Yok benüm bir zerre isyanum, sana Hakdur ‘allim,
Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba,

Bir nice masumum olduğun şehâ bilmez misin,
Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısın?
Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın?
Bî- Günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba

Hak teala kim cihanun Şahı itmüşdür seni,
Öldürüp ben kulunu, güldürme şahım düşmeni,
Gözlerüm nuru oğllarumdan ayırma beni,
Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Tutalum, iki elüm başdan başa kanda ola,
Bu meseldür söylenür kim, “Kul günah itse n’ola
Bâyezidün suçunu bağışla, kıyma bu kula,
Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba

Babası Kanuni'nin cevabı

Ey demadem mazhar-ı tuğyan u isyanım oğul
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanım oğul
Ben kıyar mıydım sana ey Bayazıd hanım oğul
Bigünahım dime bari tevbe kıl canım oğul::
Peygamberler veliler ve bütün ulular hakkıçün
Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu hakkıçün
Hatm-i asarı nübüvvet, fahri alem hakkıçün,
Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.
Adem adın etmeyen Mecnuna sahralar durak,
Büyüğe itaatten kaçanlar daima düşer ırak,
Kader değildir der isen hasretle firak,
Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.
İmanın ve şefkatin hedefi olduğun, bilmez misin?
Ya masum kanı dökmekten, korkmaz mısın?
Bu çaresiz kul ile hak dergahına varmaz mısın?
Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul.
Hak, reayaya boyun eğdirmeye tayin etti beni,
İsterim mağlup edem, zib-i düşmeni,
Korkarım Allahtan, öldürürsem bigünah seni
Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.
Tutalım ki iki elin baştan başa kanda ola,
Madem pişman oldun, biz de affetsek ne ola
Bayezidim, suçunu bağışlarım gelsen yola
Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.