bireysel eğitim planı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bireysel eğitim planı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2021 Cumartesi

KAYNAŞTIRMA,BEP ve ZEP VE ÖZEL BİREYLER EĞİTİMİ PROBLEMLERİMİZ.



 İlk, orta ve lise hayatımda hiç bir özel gün (Milli bayramlar, 24 Kasım vs) veya etkinlikte görev almadığım gibi,  okul nöbetçisi bile olmadım. Bunu anlattığım bir öğrencim:

-Hocam, kaynaştırma öğrencisi miydiniz? dedi. O zamanlar kaynaştırma öğrenciliği yoktu. Benim gibi ileri hiperaktif öğrenci de, böyle idare ediliyordu. Aslına çok da idare edilmedim. çünkü iki defa iki ve üç dersten sınıfta kaldım ve Türk eğitim tarihinin tek beklemeye kalan öğrencisi oldum. Yani okuldan alındım ve ertesi yıl bütünleme sınavlarına girdim. 

Uzun süre Türkiye'nin özel eğitim sorunu çok fazla olmadı, özellikle de zorunlu eğitim beş yılla sınırlı iken. Sınıfta bırakma da, sadece derslerle alakalı değildi. Hem öğrenciye disiplin için tehdit unsuru olarak kullanma, hem de istenmeyen öğrencilerin okuldan alınması için bir yıldırma B aracı olarak kullanıldı. Doksanların başında, şimdilerde kimselerin hatırlamadığı kredili sistem öncesinde, okul sıralarının üçte biri, sınıf tekrarı yapanlarca dolduruluyordu.

Atatürk'ün, eğitimde gözden çıkarılacak fert yoktur sözüne rağmen Cumhuriyet dönemi, Osmanlı ve hatta medreselerden kalma eleme zihniyetinden kurtulamadı. Üstelik bu eleme sadece bilgi anlamında değil, itaat anlamında da eleme ve bu elemeyi halen notla yapma çabası var. Bu yüzden de öğrenciler sınıfta sessiz kalarak geçmeyi umuyor.

Zeka geriliği, hiperaktiflik, ailevi ve psikolojik sorunlu öğrencilerin üzerine , Suriye başta olmak üzere göçmenler geldi.

Asıl sorun ise toplumun engelliler ve diğer BEP'li bireylere karşı tavrıdır. Toplum, çoğu kez kendi aile bireyleri de dahil olmak üzere, uğraşılacak bir bela, can sıkıcı bir sorumluluk olarak görür. Hatta zihinsel ve zekasal problemli çocukları da, eğer gücü yetiyorsa alay konusu, gücü yetmiyorsa da bir tehlike olarak görür. Buna öğretmenler, okul yöneticileri ve pek pek çok RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi) görevlisi de, olaya benzer şekilde bakar. Oysa bu insanlar, sorunlarına rağmen ve hatta belki de sorunları sayesinde ekonomiye ve hayata değer katan bireyler haline dönüşmeli, eğitimin her kademesinde bunun için çalışmalı.

En başta bu zihniyeti değiştirmeli. 2019'da Aksaray ilinde otizmli öğrencilere yapılanlar münferit falan değildir. Bir öğretmen olarak bizzat biliyorum. Aileler öğrencilerini böyle bireylerin olmadığı sınıflara göndermek ve sınıflara böyle bireylerin gelmesini engellemek için de torpil dediğimiz tanıdık-nüfus baskısını kullanır.

Öte yandan zihinsel engelli ya da hiperaktif raporlarının çoğun da, öğrencilerin bedava sınıf geçmesi veya ekstradan destekleme eğitimi alması için, yer yer de bundan kar eden özel eğitim kurumlarının devletten para alması için sahtekarca çıkarıldığı da, bu yazıda bahsetmezsem ayıp olacak ayrı bir gerçek.

Bunun için de ilk önce velileri ve toplumu eğitmeye çabalamalıyız.

10 Ocak 2021 Pazar

REHBER ÖĞRETMEN DEĞİL, OKUL REHBERLİK UZMANI

 


Öğretmenler arasında meslektaşlarınca en sevilmeyen branş, rehber öğretmenlerdir. Diğer öğretmenlerin gözünde elinde çay kupası ile ortalıkta dolanıp, bir sürü evrakı da öğrencilere doldurtmak üzere kendilerine veren birisidir. Okula geç gelir, erken gider, her gün gelir ve tam ek ders ücreti alır, çoğu kez diğer öğretmenlerle pek muhatap olmaz falan.

Aslında olay, bu işi en baştan yanlış adlandırmamıza dayandırılıyor. Bu meslek bir öğretmenlik değil. Bu meslek okul psikologluğu, sosyal hizmet görevliliği ve rehberliğidir. Adı bile uzun olan bu mesleğin görevi de çok karmaşıktır ki, kalabalık okullarda iki ve daha fazlası gerekir ama pek çok okulda bir tane bile zor bulunur.

Bu mesleğe rehber öğretmen denmesinin iki sebebi var. İlki öğretmenler, kadro olarak, üniversite mezunu devlet memurlar arasında en düşük maaş alanlardan biridir. Diğer sebebi ise, Türkiye'de öğretmenliğin meslek olmamasıdır. Sınıf öğretmenlerinin önemli bir kısmının ziraat mühendisi,  pek çok bankacının kariyeri kesintiye uğrayınca İngilizce öğretmeni yapıldığı bir ülkedeyiz. Böyle bir ülke olarak eğitimde geri kalmamız son derece normaldir. Sağlık meslek lisesi edebiyat öğretmenini, il sağlık müdürlüğüne, şube müdürlüğü yapabildiği ülkenin sağlıkta geri kalması normaldir.

Bu branşta da, özellikle özel okul ve dershaneler halen felsefe öğretmenleri bolca çalıştığı gibi, devlet okullarında da önemli miktarda var. Bir kısmı 2002-2004 gibi atandı, bir kısmı da geçici kararnamelerle yıllarca rehber öğretmenlik yaptı ve halen yapıyor. Ben de, Anadolu öğretmen liseleri kapanım da tekrar felsefeye döndüğümde, benim durumumda olanları rehberlik öğretmeni olma ihtimali vardı. Ben yapabileceğime inanmadığım için zorlamadım. Pek çok arkadaş, özellikle Facebook ve benzeri gruplardan kampanya yaptı ve olmadı. Branşın asıl sahibi sayılan, kapanan eğitim programlama bölümü mezunları, milli eğitim ne yapacağını bilmediğinden rehber öğretmen yaptı.

Sosyal medyada, özellikle Ekşisözlük'de öğretmenlere kin kusanlar, öğretmen olmak isteyip de olamayanlar olduğu gibi, rehber öğretmenlere nefret eden öğretmenler de, bu branşa geçemeyenlerdir.

Öte yandan bu branşın önemi anlaşılamadığı gibi, görevi de anlaşılamıyor. Mesela bu branş, okul psikoloğu gibi görevi olmakla beraber, terapistlik değildir. Zira okul psikoloğu başkadır,  klinik psikolog başkadır. Okul yönetimi ile işbirliğindedir, o tanıma testleri de pek çok okulda ciddiye alınmıyor. Pek çok öğretmen için zaten pek yeni olan rehberlik servisi, problemli öğrencilerle görüşen, disiplin işlemlerinde imza atan, bir sürü evrak işini öğretmene yıkan kişidir. Bunun için rehber arkadaşlar bilgileri sadece sınıf öğretmenleri ile değil, tüm öğretmenlerle paylaşmalıdır. 

Kaldı ki bir okulun tüm yükünü tek başına taşıyamaz.

Eğitimin çok derdi var, bugünlük bunu yazdım.