ergenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ergenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2022 Cumartesi

ERGENLİK GÜZELDİR

 


Ülkece ergenliği çok aşağıladığımızı düşünerek, bu başlıkta bir yazı yazmaya karar verdim. Ergence lafı, sık kullanılan bir aşağılama sözü oldu.

Burada ilk çözmemiz gereken problem,  neden çocukluk sevilir, yetişkinlik övülür, yaşlılık yüceltilirken, ergenlik böyle aşağılanmaktadır. İnsanların bir şekilde yaşadıkları bu kadar aşağılaması da bence çok yersiz. Hatta halen ergenlik çağında olanlar da birbirini ergenlikle suçluyor.

Ben, yılların lise öğretmeni, hele de son on yılın çoğunu da yatılı okullarda çalışan biri olunca, ergenliği daha iyi anlamaya başladım ya da kendimi öyle sanıyorum. Ergen, çocuğun boy atıp, kilo almışıdır, bir de içinde yeni ortaya çıkmış cinsel arzular olan . Bu açıdan ergen, çocuk gibi maceracı, atılgan; yetişkin gibi de boylu-poslu ve kuvvetlidir. Çocuğu kandırır, zapt edebilirsiniz, ergende bunu yapamazsınız. Ergen sizi kandırır ve ergene güç yetiremezsiniz. Ergen, yapmak istediğini aptallığı gene yapar, bir gözünüz üzerinde olmalıdır.

Ergenlerin sürekli iri yarı olarak düşünülmesinin iki sebebi vardır. Biri ergenin ara ara bazı dönemlerde aniden boy atması, diğeri de lise filmleri ya da edebiyatında hep iri yarı oyuncuların oynamasıdır. Onedio, bir sürü lise konulu klip derlemiş, hepsinde de atletik ve iri yarı. Oysa ergenlerin çoğu, hele de spor yapmıyorsa, özellikle erken zamanlarında (11-14 yaş), boy ve kilo artışı paralel olmadığından biçimsizdir. Gene o meşhur lise filmlerinde, ergenlik sivilceleri falan da görülmez.

Ergene iş ya da sorumluluk verilirken, daima gözetip altında tutulmalı, çünkü kendisi sizin zerre kadar anlamadığınız matematik ya da fizik-kimya problemini çözebilse de, beyni tam gelişmemiştir ve 17-19 yaşlarına kadar bu gelişme tamamlanmayacaktır. Beyninde eksik olan şey, ödül-ceza algı mekanizmasıdır ve bu yüzden sorumluluk duygusu zayıftır. Mesela aşk-meşk ilişkilerine bakışı, küçük çocukların şekerleme-çikolata gibi yiyeceklere bakışı gibidir. Sevgilisi ile küçük bir bakışma, kısa bir sohbet bile ona büyük zevk verebilir ( Kültüre göre değişebilir. Her kültürde kadın-erkek ilişkileri aynı değildir) ve bu zevkten mahrum kaldığında çok ıstırap duyabilir.  Çocukların aksine bu ıstırap uzun süreli olup, intihara götürebilir (Romeo ve Jülyet'in orijinal hikayesinde Romeo 17, Jülyet 16 yaşındadır.).

Gene aynı ödül-ceza mekanizmasının ve dolayısı ile sorumluluk duygusunun zayıf olması, dürtülerine hakim olmasına da engel olur. Sonradan çok pişman olabileceği ya da hayatta hiç yapmayacağı bir şeyi o an için yapabilir. Mesela tanıdığım böyle bir liseli var, şu an son sınıfta. Birinci sınıftayken bir akşam, okul pansiyonunda etüt saatinden sonra, bir sebepten, okul duvarına tekme atıp, duvarı deliyor (Duvar, kartonpiyermiş. Ailesi gayet yüklü parayla sağlam bir duvar ördürdü) .  Şu an son sınıfta. Bu olaydan önce ve sonra,  hem öğretmenliğini yaptım, hem de pansiyonda o varken nöbet tuttum. Değil birini dövmek (duvara tekme atma sebebi de kavga değildi) ,kava etmek, küfretmek, birisine sinirlenip, sesini yükselttiğini, birine diklendiğini bile görmek bir yana duymadım bile. Ergenlikte dürtü kontrol problemleri de olabilir ve böyle sonradan çok pişman olunacak ve kendi kişiliği ile alakasız işler yapabilir.

Sonuçta bu ergenlik de, çocukluk gibi, güzel geçip,  geçmeyeceği, yetişkinlerin tavrına bağlıdır. Ergeni zapt etmek zor olduğu için,  ergen ana-babalığı bir başka zordur. 

Diğer yandan bu çağ,  cinsellikten, siyasete pek çok şeyi ilk defa tanıma ve hayattaki pek çok şeyin tadına ilk defa bakma çağıdır. Kendince pek çok güzellikler barındırır. Sadece daha fazla tahammül ve beceri gerektiriyor. Bunun için de ergenliği sevmemiz ve kabullenmemiz gerekiyor.

27 Ekim 2020 Salı

YIKICI YETİŞKİNLİĞE HAYIR



 Daha önce Gençliğe Saygı diye bir yazı yazmıştım. Ancak pek çok şeyi eksik yazdığımı fark ettim. Toplum olarak genç insanlara eziyet etmeyi bırakmamız gerektiği fikrindeyim. Yetişkinler olarak yaşlı olduğumuz için gereksiz yere sürekli kendimizden genç olanlardan saygı talep ediyoruz. Bir de pek çok kişi tartışmada üste çıkmak için sürekli yaşını ortaya koyuyor. Yaşlı olmak bir kişi daha bilge yapmıyor ki.

Babamın bu konuda güzel bir sözü var. Yasladıkça cahil adam daha da cahil olur, alim daha alim. Yaşını söyleyerek lafa başlayan çok kişi, babamım bu lafının doğruluğunu gördüm.

Gençleri sadece öğüt vererek, akıl vererek ezmiyoruz. Onların hayallerini de kırıyoruz. Yetişkin olarak kafamızda belli başlı meslekler var ve o meslekleri tercih etmeyenleri, hele sanat ve spora heves edenleri düpedüz aşağılıyoruz. Bize göre tıp ve hukuk başta olmak üzere mühendislik falan okunmalı. Oysa tek garanti meslek tıp kaldı gibi. Mimar, makine, inşaat mühendisi işsiz bile bir sürü var. Oysa ressam , müzisyen olmak isteyen gence ilk tepki genelde aç kalırsın oluyor. İki-üç milyon Türkün yaşadığı Almanya, seksen milyonluk Türkiye'den daha fazla futbolcu yetiştiriyor. Çünkü bize göre futbol ve diğer sporlar, meslek değil hobi ya da serseriliktir.

Oysa bu mesleği de layıkıyla yapanlar, para kazananlar var. Eniştem uzun yıllar üçüncü lig bile değil, amatör ligde, üç-otuz paraya top koşturmuş. O parayla geçinmiş ve ailesine de para vermiş. Bir kere üçüncü lige transferin ucundan dönmüş. Otuz yaşlarına doğru sakatlanınca da (hemen her alt lig futbolcusu gibi)sakatlanarak futbolu mecburen bırakmış. Sonra da abisinin izinden gidip, gümrük müşavirliği mümessili olmuş, benim kadar maaş alıyor. Sonuçta uzun yıllar sevdiği işi yapmış.

Olay sadece meslek seçimi de değil. Mesela güzel sanatlar-spor isteyen bir gence, orası için torpil (adam kayırma) lazım deyip, doğrudan heves kırmaktayız. 

Heves kırmayı sadece meslek seçiminde yapmıyoruz. Kariyer hedefinde de heves kırıyoruz. O iş alanında yüksek lisans yapmanın zorluğunu,  o gencin yeteneksizliğini anlatmaktan zevk duyarız.

İş hayatında da yeni başlayanları düşük ücretle başlatmak, tecrübe kazandırma adı altında bedava çalıştırmak modadır. İş yerinde kariyer imkanları ise patron ya da daha önce yöneticilerin akrabalıklarıyla ilgilidir.

Türkiye'de staj adı altında büyük bir emek sömürüsü var. Pek çok iş yeri, stajyerlere temizlik, getir-götür gibi yan işlerde kullanılmakta, stajyerler iş öğretilecek insanlar değil, bedavadan ucuz emek olarak görülmektedir. Bazı işletmeler stajyerlerine bir öğün yemeği bile çok görmektedir.

Öğrencilerle devletin büyük bir silah fabrikasına gitmiştik. Fabrikada altı bin mühendis çalışıyor ve iki bini stajyer. Büyük fabrikalar , özel ya da kamu, hep böyle, çalıştırdığı mühendis ve işçilerin büyük bölümü stajyer. Pek çok stajyer de göze girmek, kadroya girmek için çok çalışıyor. İşi bilenler kağıt üzerinde staj yapıyor. Sağlık meslekte çalışırken de, lise öğrencilerinin emeğinin staj diye nasıl sömürüldüğünü görmüştüm. O minicik öğrenci maaşını bile vermedikleri öğrencilere, en sorunlu hastaları bırakıp kolayca çıkıp, gidiyorlardı.

Buna bir de güvenlik soruşturması ve mülakatlar ile KPSS yolu ile atanma umutları da büyük ölçü yitmiş gençlerin en büyük umudu yurt dışına yerleşmek; korona salgını onu da kırdı.

İşe giren gençlere ne yapıyoruz, siyaset kadroları gençlere neden kapalı? Gençlik kolları başkanları bile kırklı yaşlarında birileri. Parti genel başkanları bir yana defalarca seçime girip, kaybeden adaylar bile bir sürü. Adam-akraba kayırma, partilerde bile gırla.

Artık gençlere en azından daha nazik, daha teşvik edici ve daha saygılı konuşmayı öğrenmemiz gerek. Son beş yılda umutlarını kırdığımız gençlere en azından bu kadarcık borcumuz var.

18 Ağustos 2019 Pazar

DİNSİZLİK TÜRLERİ 4- ERGEN DİNSİZLİĞİ

ergenlik dinsizlik ile ilgili görsel sonucu
Türkiye'de internet ortamlarında nedense birilerine ergen demek hakaret oldu. Garip bir şekilde ergenler bile birbirlerine ergen diye hakaret ediyor.
Bir keresinde öğrencimin biriyle konuşurken konu meşhur Yesterday şarkısında gelmişti. Şarkının Türkçe çevirisinde geçen, dün aşk elimde bir oyuncaktı, bu gün göklerde bir yıldız sözlerinin çok sevdiğimi söylemiştim. O da bana ne kadar ergensiniz hocam demişti.  Kendisi lise ikiye giden biri olarak ergenliği ne kast ediyordu acaba?
Batı filmlerine bakıyorum, ergenliği o kadar da kötü göstermiyor. Ergenlerin çaba ve başarları gösteriyor. Bizde ise ergenler genelde Hababam Sınıfı-Kavak Yelleri karışımı filmlerle yaramazlık ve seks delisi yabaniler olarak gösterilmekte.
Ergenlik sadece cinselliği değil, din, soyut düşünme, siyaset, başka insanlarla ciddi ilişkiler anlamında da hayatın keşfedildiği zamanlardır. Bizdeki gençlik-lise dizilerinde din, siyaset falan yoktur.
ergenlik ile ilgili görsel sonucuGelişmiş modern toplumlarda ve fazlası ile ilkel, taş çağı toplumlarında ergenlik o kadar sıkıntı değildir. Sorun bizim gibi orta çağda kalmakta inat eden toplumlarında. Özellikle de hızla gelişen dünyaya ayak uydurmakta direten ve ekonomisinden dolayı Kuzey Kore gibi kapalı toplum olamayanların da daha fazladır.
Ergenlik, anne-baba ve öğretmenler için her zaman zordur. Size hayran, itaatkar, sizi dinleyen çocuk gider, yerine sizinle alay eden, sizi kıyaslayan ve isyan eden bir ergen gelir. Üstelik artık öyle fiziksel olarak da baş edemezsiniz.
Bu dönemde taş çağı genelde insanları basit bir törenle ergeni, yetişkin ilan ederler. Mesela aslan veya avlanması zor bir hayvanı veya düşman kabileden birini avlamasını falan isterler. Çok eskiden Romanlarda gece ormanda tek başına kalması istenirmiş.
ergenlik ile ilgili görsel sonucuModern toplumda da, ergenlikle ilgili kurumlar çok da mükemmel işleyemeye biliyor. En azından ciddi pedagojik ve bilimsel çalışmalar yapılıyor, ona göre davranılıyor. Bizdeki bastırma yönetminin işe yaramadığının farkındalar.
Bastrıma artık ülkemizde de işe yaramamakta, gençler en ufak fırsatı değerlendirmektedir. Artık gençler, her anlatılana inanmamaktadır. çünkü internetten her şeyi araştırabilmektedir.
Olay sadece bilgi değil, İslamda nefs (nefis) denen arzular da işin içine girmektedir. Bu tatmin edilmediğinde ergenlik yirmi beşli yaşlara kadar uzuyor ve Peter Pan sendromu denen şeyle erken büyümeyen oğlan çocuğu olmakta.
Kızlar ise bir an önce evlenip, aile baskısından kurtulmaya çalışıyor. (Aslında bu olay, bununla sınırlı değil. Feminist dinsizliğinde bunu daha ayrıntılı anlatacağım.)
Günümüzde internette dinsizlk ve Türkçülük denilince akla ergenlik geliyor. İşin doğrusu ülkemizde ergen faşizmi ve ergen dinsizliği çok küçümseniyor.
Oysa bence ergenlik, çocukluktan önemli. Bence insan yedisinde değil, on yedisinde neyse, yetmişinde de odur.
peter pan sendromu ile ilgili görsel sonucuÇocukluk amnezisi (unutması) sebebi ile yedi yaş öncesi anıların çoğu, hele de beş yaş öncesi anıların tamamına yakını silinip, gidiyor. Oysa 12 ile 22 arası yaş döneminde önemli anıların neredeyse tamamı yıllar sonra bile olsa unutulmuyor.
Çocukluk unutmasının sebebi muhtemelen çocukken çok güçsüz olmamız ve bunu getirdiği yetersizlik duygularının zihnimizi işgal etmesine engel olmak olmalı . En azından en yaygın teoriler bu yönde.
Oysa ergenlik, bedenimizin ve zihnimizin son şekli aldığı dönemdir ve en önemli eğitimler tam da bu zamanda verilmelidir.
Devletimiz de böyle düşünüyor ki, ergenlik dönemi müfredatını, din dersleri ile dolduruyor. Bizim nesil bir saatlik zorunlu dersle dindar olurken, bu nesil,  bazı bazı imam hatip gibi (hatta imam hatip öğrencisiyken) haftada 4 ila 6 saat din (siyer-kuran vs) dersi alırken nasıl dinsiz olmakta? Milli eğitim ve diyanet kendisine bu soruyu sormamakta. Bolca dini içerikli derste, ergenliği bastırmanın bir yolu.
Bu yöntem, ergenliğin uzamasına da sebep olmakta.
Normalde ergenlik, 17 ile 19 yaşlarında bitmesi gerek ama baskı onu 22-25 yaşlarına kadar uzatmakta. Çünkü genç insan, yetişkin egemenliğinden kurtulmadıkça, kendisini bulamamakta.
Bu yüzden de üniversitede ateist olanlar çoğalmakta. eskiden üniversiteler ülkücü veya tarikatçı doluydu, şimdi ateist dolu.
Ergen dinsizliğinin diğer bir yanı, yalan başlayıp, gerçeğe dönmesi. Ergen, biraz da gençliğin hevesleri ile (özellikle erkek olanlar, ateist kızlar yatağa kolay girer diye) dinsiz, deist takılmakta; her dindar ülke insanın yaşlanınca tövbe eder, namaza-oruca başlarım diye düşünüyorlar.
Gençleri dinden soğutan en önemli olgu başkalarının yaşamlarını görmeleri, özenmeleri, yanlışları fark etmeleri ve kendi yolunu çizme çabalardır.
ecinniler dostoyevski ile ilgili görsel sonucuGençlerin yönelimlerini engelleme yolu bastırmak değildir. Bu basınç en küçük hava kanallarından dışarı çıkar. Dinlerin bin yıl evvelden kalma kuralları çağlara uymamaktadır. Abdülhamit bile benzr yöntemleri kullanmış, açtığı okullara bolca din dersi koymuş, sonuçta ülkenin dinsiz yazarlar grubu ortaya çıkmıştır.
Dostoviyetski, Sovyetler zamanında yasaklanan Eciniler adlı kitabında,  İncil satıcısı bir kadına porno resimlerle eşek şakası yapan ilahiyat öğrencilerinden bahseder. Stalin ve Niettsche'de bir dönem ilahiyat fakültesine gitmişti.
Camileri ahır yaptılar yalanı ile iktidara gelen ve camide içki içtiler yalanı ile iktidarda kalmaya çalışan parti, çok daha fazlasını yapacak bir nesil yetiştirmektedir.
EK-YATILI OKULLAR VE KURAN KURSLARI
Ek olarak, yatılı okullar ve kuran kursları konusu da buraya eklemem gerek. Bu kurumlarda gençlerin baskılanmasına araç olarak kullanılmakta. Bu kurumlara çok çocuklu aileler,çoğunlukla çocuğun eve masrafı azalsın diye göndermekte, pek çoğu da tarikatların elinde olan bu yurtlarda, çocuklar dindar olsun diye devletçe desteklenmekte.
Oysa bu kurumların topluma pek çok zararı vardır. En başta doğru düzgün işlese bile, ömrü yurtlarda, pansiyonlarda geçen kişi, aile kavramından uzaklaşmakta, bir aile kurmaya karşı isteksiz olmakta.
Diğeri ise, tarikatlara ait bu kurumların asla düzgün çalışmaması, genç insanları mutsuz etmesi ve kendilerini güçlü hissettiklerinde de din kavramından kaçmalarıdır.
Bu tarikatların yurtlarında-yatılı kuran kurslarından ayrılabilen ve kendi yaşamlarını kurabilen çok azdır. Çünkü kişiyi kuşatan tarikat, onun her adımına yön vermektedir.
yatılı kuran kursu ile ilgili görsel sonucuOysa kapitalist sistem, özellikle yeteneğini geliştiren pek çok kişinin yeni alanlara yönelmesini sağlamakta ve pek çok kişi, eğer çok da işine gelmiyorsa tarikatını terk etmektedir.
Günümüzde de tarikatlar, giderek dini kurum olmaktan çok, holding ya da şirketler grubuna dönmüştür. Örneğin tarikat üyesi iş adamı hastane işletmekte, üyelerde genelde o hastanede muayene olmakta. Hastanede tüm hemşirelerin başı açık oysa o tarikatın üyelerinin kadını olmak için kapalı olmak zorunlu. Ya da gene tarikata ait lokanta zinciri, garson kızlar minili vs.
Bu tarikat yurtları ise aşırı kötü işleyen ve denetimsiz yurtlardır. Genelde zengin çocukların kayrıldığı, eskilerin, yeni gelenleri ezdiği ve cinsel taciz dahil pek çok olayın sessizce kapatıldığı yerlerdir.
İnternette bir zamanlar, bir tarikat üyesi bir kızla aşk yaşadığımı öğrenen pek çok kişi bana yurtlarda ve ortamlarda yaşadıklarını anlattı. Esra'ya tarikatını, yurtlarını veya benzer şeyleri pek sormazdım. Yalnız bir kere, bir kız yurdu-kuran kursunun kısa bir süre yöneticiliğini-müdürlüğünü yaptığını anlatmıştı. Yurtta, resmi olarak gösterilenden neredeyse üç kat fazla öğrenci vardı.
Öte yandan Esra, bu tarikat üyelerinin hiç birini takmadan büyümüştü. Ben ilk sevgilisi değildim ama son oldum. Benden sonra başka birisi ile evlendi, ayrı konu. Babası üst düzey bir bürokrat ve tarikatın önemli yöneticilerindendi.
Oysa bu tarikatın yurtlarında kalanlar farklı şeyler anlatıyordu ve pek çoğu da ayrıldıktan sonra din kavramını terk etmişti. Türkiye'nin her yerinde kuran kursu ve öğrenci yurdu olan bu tarikat, Kariatesit, Efe Aydal ya da Evrim Ağacı'ndan daha fazla dinsiz üretmişti.
Sadece bu tarikat değil, diğer tarikatlar da, kendilerine uymayan bu çağda, dinsiz insanlar üretmekte.