çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2022 Çarşamba

FAKİRLİK EĞİTİMİ



Öğretmenlik hayatımda çok okul değiştirdim ve çok okul gördüm. Çok fazla gezip, çok fazla şey görünce, kafanızda bazı teoriler oluşuyor, doğru ya da yanlış.
Mesela kendinizce falan yöreliler şöyle, filan okul mezunları böyle diyorsunuz. Başkaları da bu görüşlerinize katılıyor veya katılmıyor.
Son atandığım okul Ankara'da bir fen lisesi ve aileler genelde biraz daha hali vakti yerinde insanlar.
 Doğrusu böyle bir okulda ilk çalışmışlığım değildi. Daha önce çalıştığım Anadolu Öğretmen liseleri (her ikisi de şu an fen lisesi oldu)de benzer durumdaydılar. Ancak burası hepsinden daha iyi.
Bu sene iki aylığına ve dört saatliğine geçici olarak bir imam hatip lisesine gidince de, bu okulları, daha önce çalıştığım diğer okullarla kıyaslama imkanı buldum ve kafamda kendi kendime bir teori oluşturdum.
Fakirlik, sadece parasız veya dar gelirli olmak değil, biraz da eğitimle oluyor.
Bu eğitim de ailenin desteği ile oluyor. Bu fikre, gittiğim imam hatipte, mezun olup, üniversiteye de beraber gitmiş bir çiftle karşılaşınca edindim.
Okulun öğle arasında,  öğretmenleri olan, okulun öğretmenlerinden biri ile sohbet ettiler, ben de tesadüfen sohbete dahil oldum.
Her ikisi de Kırıkale'de okuyordu ve anladığım kadarı ile oğlan sırf kıza yakın olmak için Kırıkkale üniversitesini yazmıştı.
Dikkatimi çeken oğlanın ilk hedefinin polis olmak olması, yüksek lisans veya başka bir şeyi umursamamasıydı.
Bizim çocuklarda ise, hep hedefler büyük ve çaresizliği pek tanımıyorlar. Bunun sebebi fen lisesine girerken aldıkları yüksek puanları olduğunu söylüyor.
Bu puanlar sebep değil, sonuçtur. Ben nasıl olsa fen lisesini kazanamam diye düşünürseniz, kazanamazsınız. (kendisini gerçekleştiren kehanet.)
Fakirlik eğitimi sadece aza kanaat edecek, şükür ettirecek bir din eğitimi değildir. Üzerine sendikalaşmamak da gereklidir, üzerine çaresizlik bilgisinin gençliğin kafasına kazınması gereklidir.
Mesela işçi, sadece az maaşla yetinen, sigortasız, sendikasız değil; patron kovana kadar iş değiştirmeyecek, işten atılması ciddi ciddi söz konusu olmadıkça iş aramayacak olmalıdır. İtaat ederek ve yalakalıkla durumu idare edebileceğini sanmalıdır.
Bunun için de genç insana daha hayatının ilk yıllarında umutsuzluk aşılanmalıdır. ressam, müzisyen mi olmak istiyor, aç kalırsın denmelidir, beceremezsin falan denmelidir. İlk hatasında her şey yıkılmalı, ayağa kalkması için destek olunmamalıdır. Genç insana çaresizliği içselleştirmelidir.
Bu fakirlik eğitimi, özelikle kişi ergenken verilmeli, her hevesi yarına kalmalı,  her umudu kırılmalıdır.
Oysa biz umutlarını kırmasak, cesaret vererek yetiştirsek, sadece fakirliği değil, her türlü çaresizliği yenecekler.

27 Ekim 2020 Salı

YIKICI YETİŞKİNLİĞE HAYIR



 Daha önce Gençliğe Saygı diye bir yazı yazmıştım. Ancak pek çok şeyi eksik yazdığımı fark ettim. Toplum olarak genç insanlara eziyet etmeyi bırakmamız gerektiği fikrindeyim. Yetişkinler olarak yaşlı olduğumuz için gereksiz yere sürekli kendimizden genç olanlardan saygı talep ediyoruz. Bir de pek çok kişi tartışmada üste çıkmak için sürekli yaşını ortaya koyuyor. Yaşlı olmak bir kişi daha bilge yapmıyor ki.

Babamın bu konuda güzel bir sözü var. Yasladıkça cahil adam daha da cahil olur, alim daha alim. Yaşını söyleyerek lafa başlayan çok kişi, babamım bu lafının doğruluğunu gördüm.

Gençleri sadece öğüt vererek, akıl vererek ezmiyoruz. Onların hayallerini de kırıyoruz. Yetişkin olarak kafamızda belli başlı meslekler var ve o meslekleri tercih etmeyenleri, hele sanat ve spora heves edenleri düpedüz aşağılıyoruz. Bize göre tıp ve hukuk başta olmak üzere mühendislik falan okunmalı. Oysa tek garanti meslek tıp kaldı gibi. Mimar, makine, inşaat mühendisi işsiz bile bir sürü var. Oysa ressam , müzisyen olmak isteyen gence ilk tepki genelde aç kalırsın oluyor. İki-üç milyon Türkün yaşadığı Almanya, seksen milyonluk Türkiye'den daha fazla futbolcu yetiştiriyor. Çünkü bize göre futbol ve diğer sporlar, meslek değil hobi ya da serseriliktir.

Oysa bu mesleği de layıkıyla yapanlar, para kazananlar var. Eniştem uzun yıllar üçüncü lig bile değil, amatör ligde, üç-otuz paraya top koşturmuş. O parayla geçinmiş ve ailesine de para vermiş. Bir kere üçüncü lige transferin ucundan dönmüş. Otuz yaşlarına doğru sakatlanınca da (hemen her alt lig futbolcusu gibi)sakatlanarak futbolu mecburen bırakmış. Sonra da abisinin izinden gidip, gümrük müşavirliği mümessili olmuş, benim kadar maaş alıyor. Sonuçta uzun yıllar sevdiği işi yapmış.

Olay sadece meslek seçimi de değil. Mesela güzel sanatlar-spor isteyen bir gence, orası için torpil (adam kayırma) lazım deyip, doğrudan heves kırmaktayız. 

Heves kırmayı sadece meslek seçiminde yapmıyoruz. Kariyer hedefinde de heves kırıyoruz. O iş alanında yüksek lisans yapmanın zorluğunu,  o gencin yeteneksizliğini anlatmaktan zevk duyarız.

İş hayatında da yeni başlayanları düşük ücretle başlatmak, tecrübe kazandırma adı altında bedava çalıştırmak modadır. İş yerinde kariyer imkanları ise patron ya da daha önce yöneticilerin akrabalıklarıyla ilgilidir.

Türkiye'de staj adı altında büyük bir emek sömürüsü var. Pek çok iş yeri, stajyerlere temizlik, getir-götür gibi yan işlerde kullanılmakta, stajyerler iş öğretilecek insanlar değil, bedavadan ucuz emek olarak görülmektedir. Bazı işletmeler stajyerlerine bir öğün yemeği bile çok görmektedir.

Öğrencilerle devletin büyük bir silah fabrikasına gitmiştik. Fabrikada altı bin mühendis çalışıyor ve iki bini stajyer. Büyük fabrikalar , özel ya da kamu, hep böyle, çalıştırdığı mühendis ve işçilerin büyük bölümü stajyer. Pek çok stajyer de göze girmek, kadroya girmek için çok çalışıyor. İşi bilenler kağıt üzerinde staj yapıyor. Sağlık meslekte çalışırken de, lise öğrencilerinin emeğinin staj diye nasıl sömürüldüğünü görmüştüm. O minicik öğrenci maaşını bile vermedikleri öğrencilere, en sorunlu hastaları bırakıp kolayca çıkıp, gidiyorlardı.

Buna bir de güvenlik soruşturması ve mülakatlar ile KPSS yolu ile atanma umutları da büyük ölçü yitmiş gençlerin en büyük umudu yurt dışına yerleşmek; korona salgını onu da kırdı.

İşe giren gençlere ne yapıyoruz, siyaset kadroları gençlere neden kapalı? Gençlik kolları başkanları bile kırklı yaşlarında birileri. Parti genel başkanları bir yana defalarca seçime girip, kaybeden adaylar bile bir sürü. Adam-akraba kayırma, partilerde bile gırla.

Artık gençlere en azından daha nazik, daha teşvik edici ve daha saygılı konuşmayı öğrenmemiz gerek. Son beş yılda umutlarını kırdığımız gençlere en azından bu kadarcık borcumuz var.