güneş ne zaman doğacak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş ne zaman doğacak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2025 Çarşamba

SUSKUNLUK FAŞİZMİ-2 KONUŞULMAYIP, UNUTULAN SUÇLAR

 


Nuri Dersimi, anılarının bir yerinde, Kemah boğazında Ermeni göç kafilelerinin katliamına şahit olduğunu, gördüğü vahşeti anlatamayacağını söyleyip, kısa kesmiş. Bu bana tuhaf geldi. Kendisi Türkler aleyhine her şeyi, ballandıra ballandıra anlatması ile ünlü. O an bir aydınlanma yaşadım. Ermeni tehcirini katliama, hatta soykırına çevirenler, Osmanlı devleti veya İttihat ve Terakki hükumetinden çok, fırsatı ganimet sayan eşkiya-haydut gruplarıydı. İngilizlerin, Malta adasında uzun süre tutuklu kalan İttihatçıları yargılayamama sebebi de büyük ölçüde buydu. İngiliz savcılar, hem resmi bir katliam emri bulamıyorlardı, hem de daha sonra kullanabileceklerini düşündükleri Kürtleri ve Arapları küstürmek istemiyorlardı. İttiharçıların salıverilmesini, esir değişimi gibi gösterdiler. Ardından Boğazlıyan Kaymakamı Ali Kemal'i, aynı suçtan daha önce yargılanıp, suçsuz bulunduğu halde, Nemrut Mustafa Paşa tarafından tekrar yargılayıp, idam etmekte buldu.

Türkiye'de devletin ve sağcıların kafasındaki, eşkiylara, asiler yurdu,  asker vermez, vergi vermez Dersim ve sürekli baş belası Kürtler mitosu, Ermeni tehcir kafilelerinin yağmalanmasıyla ortaya çıkmıştır.  Osmanlı döneminde Dersim'in, diğer illerden çok bir farkı yoktu. Ermenilerin mallarını ve kadınlarını yağmalamaları yüzünden İstanbul hukümeti ile araları açılmıştı. Koçgiri isyanına destek vermemeleri ve bir kısım aşiretlerin Kurtuluş savaşına destek vermesi de bu yüzdendi. Koçgiriler, Alişan beyin babası Mustafa Paşadan beri İstanbul hukümetinin adamıydı. Bu kanlı coğrafyada Alevilerin, Kürtlerin veya diğer azınlık-çoğunluk milletlerin elleri temiz değildir. 

Olayları tekrar yaşamanın tek yolu unutmak, unutmanın da tek yolu o olayları hiç anmamaktır. Faşizm, özelikle bazı anmaları istmez ve unutturmaya çalışır; 1934 Trakya olaylarını hiç anmayıp,  Hüseyin Nihal Atsız'ı sadece ütopik roman ve hikayeler yazan bir edebiyatçı olarak göstermek gibi.  Anılmayan olaylar, bir kaç nesil sonra unutulur. Kurbanlar olanları sık sık hatırlar, unutanlar, katiller ve onların çocukları olur. Bir kaç yıl önce İnstagram'da, hatırlamadığım bir gönderiye yorum yazmış, Maraş ve . Çorum unutulmamalı demiştim. Baş örtülü bir kız, özelden mesaj atıp, bana, 16-17. yy, Celali İsyanlarından bahsedip, bahsetmediğimi sormuştu. Ben de ona 1980 yılında önce şubat, sonra temmuz ayı boyunca, tüm ili saran katliamlardan bahsetmiştim, sinirle. Sonra da sohbeti bıraktık. Ailesi bundan hiç bahsetmemiş ve bu olanları ilk defa benden öğrenmiş. Kürtlerin dediği gibi, ölen senin sevdiğin değilse, helva kokusu tatlı gelirmiş. Katliamda bir yada bir kaç yakınını kaybetmiş olsaydı, olanları ondan öğrenirdi.

Sadece kitlelerin değil, bireylerin suçları da unutuluyor.  Elli bir yaşını yaşayıp, elli ikisinden gün alan bendeniz, 12 Eylül darbesi sonrası yıllarda çocuktum.  Bazı kişiler, benim zihnimde 12 Eylül ünlüsüdür. Bunların en başında Emel Sayın gelir. Sürekli televizyonlarda canlı yayınlarda ( TRT'nin günde beş-altı saat yayın yapan televizyonun canlı yayını büyük olaydı), Kenan Evren'in karşısında konserler veren Emel Sayın gelir. Evren'in, Dersim kökenli, kızlar tertelesi ile ailesinden koparılmış ve ihtiyarlık günlerinde de Dersimlilere özgü bir sürü batıl itikadı olan karısı yerine, Emel Sayın'la vakit geçirdiği, fısıltı ile konuşulurdu. Şimdilerde gazeteci Sabaattin Önkibar, youtube yayınlarında açıkça söylüyor. Hüla Kpçyiğit'te o yıllarda sinema filminden çok, TRT'ye, 12 Eylül Atatürkçüsü, her bölümü ayrı hikaye olan filmler çekerdi. Metin Milli var, o çok kötü sesiyle süreki televizyona çıkan ve hatta Erovizyon'da komik ve zırva şarksıyla Türkiye'yi rezil  etmişti. Rivayete göre Ankara'da benzinlikleri olan bir mirasyediydi  ve TRT'yi yöneten albayla arkadaşlığı sayesinde şarkıcı olmuştu. Şimdilerde bilenler de, üç ünite kan almış Dracula diye alay edilen bir klip videosu ile biliniyor. Video demişken, şu günlerde gene sosyal medyada (çeşitli sitelerde) ,Allahsızlığı yayma kürsü başkanı videosu ile bilinen bir film var; Güneş Ne Zaman Doğacak. Bu film, sırf 1978 Maraş katliamında provakasyonluk yapsın diye üretilmiştir. Filmin ne oyuncuları, ne  yapımcısı, ne senaristi, ne de başka bir şeyi, bu absürtlük hakkında konuşmamıştır ve yaşayan son bir kaç kişi de konuşmamaktadır. (Bu salak sahnedeki kadın oyuncu doksanlarında ve sağ.) Filmi izleyen Ruslar vardır muhakkak. Sözde Sovyetler Birliği hicvi olan bu film hakkında neler düşünmektedir acaba?

Unutmak, tekrar yaşamaya sebep olur demiştim. 12 Eylülün en ateşli destekçisi TÜSİAD'dı ve TÜSİAD'ın sağcı iktidarlarla çatışmaları hep naza çekme olmuştu. Geçen ay iki tane TÜSİAD üyesine yurt dışına çıkma yasağı konuldu. Şimdi iktidar partileri, TÜSAD'la tekrar barışma çabasında.  

Suçlarınızı konuşmazsanız, sadece siz unutursunuz, kurbanlarınız daima hatırlar.

Pek çok 12 Eylül destekçisinin, bugünün iktidarın da destekçisidir. Bunu unutmayalım.

13 Ekim 2021 Çarşamba

CÜNEYT ARKIN KİMDİR?

 


Malum ülkemizde kel ölüyor, sırma saçlı oluyor, kör ölüyor badem gözlü oluyor. Ölenlerin ardından, hele de sıcağı sıcağına konuşmayı pek sevmiyorum. Cüneyt Arkın'ın da gözleri toprağa bakmaya başladı. Bu yüzden de onun hakkında tüm diyeceklerimi demek istiyorum. 

En başta kendisi halen Maraş katliamındaki rolü ile ilgili bir açıklama yapmamıştır ve tüm medya, katliamları sıra ile unutturma derdinde. (Cüneyt ve Maraş katliamındaki rolü ile ilgili yazım: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/cuneyt-arkinin-veremedigi-hesap.html ) 1934 Trakya progromu dahil pek çok olay, toplumsal hafızadan silindi. Bu kendi başına bir yazı konusu.

Konu Cüneyt arkın olduğunda,  Güneş ne zaman doğacak filmi,  onun suçlarından sadece biri sayılır. Zira kendisi,  sadece Güneş Ne Zaman Doğacak ile değil, o çok öğündüğü tarih filmleri dahil, diğer filmlerinin çoğunda da faşizmi körüklemiştir. Genel anlamda hem tarihsel, hem mantıksal, hem de devamlılık açısından bolca hata barındıran filmlerdir. Seksenler ve doksanlar gençliğinin, uçak geçti,  otobüs geçti diye dalga geçtiği filmlerdir. Çoğunlukla özünde kötü oyunculuk akan filmlerdir. Bazı sahneler vardır, çok iyi oynar, adeta oyunculuk akar ama filmlerinin çoğunda, genelde berbat bir oyunculuk sergiler.  1990 yılı yapımı iki başlı dev filmine kadar kendi sesi ile oynamamıştır. Seslendirmelerini çoğunlukla Toron Karacaoğlu yapmıştır.

Bu filmlerle ilgili olarak en çok övündüğü dublör kullanmama sebebi ise, dublör ücretini de kendi cebine indirme çabasından gelmiştir. ,

Bu çok öğündüğü tarihi filmler, faşizmin gerçek yüzünü o kadar net yansıtır ki, erkek egemen bakışı bile aynıdır. Bizanslı (ya da diğer Türk-Gayrı Müslüm kadınlar), en basit tabirle hafif kadınlardır. Bizans erkekleri onları (gene en hafif tabirle) onları doyurmaz. Bu yüzden Cüneyt ve Türk erkeklerine aşık olurlar. Filmlerin tarihsel gerçeklikten uzak olması bir yana,  o zaten kesindir,  bir de ısrarla halen Bizans dediğimiz Doğu Roma başta olmak üzere, düşman ülkelerin çok küçümsenmesi ve aşağılanmasıdır.

Diğer yandan kendisinin filmografisi son derece çeşitlidir. Seks filmleri furyasından bile geri kalmamış, o zamanlar seks komedisi amacı ile yapılan, bu günlerde ise ne seks, ne de komedi olarak izlenmeyecek bu furyadan da geri kalmamıştır.

Filmlerde genelde sadece parasına bakmış, Recep İvedik'ten bile kalitesiz filmlerde oynamış, bazı filmleri ise sola, hatta komünizme göz kırpmıştır. Bu filmlerin bir kısmı 1979-80'de (12 Eylül 1980'e kadar) bazı aşırı sol sayılacak filmlerde de oynamıştır. Bunlardan en göze çarpanı, 1979 yapımı Vatandaş Rıza filmdir ki amacı Cüneyt Arkın'ın, 1978 Aralık ayındaki Maraş katliamındaki rolünü gizlemektir.

En kötü senaryolu filmleri ise, gene özü hamasi milliyetçilik içeren, çoğu 12 Eylül sonrasında Aytekin Akkaya ile ikili oldukları filmlerdir. Absürtlüğü ile dünya sinema tarihine geçmiş Dünyayı Kurtaran Adam filmi de bunlardan birisidir.

Seksenler ortalarında Türk sineması gerçek bir çöküşe geçtiğinde, ucuz Alman pornoları yüzünden seks filmleri bile yerli sinemayı kurtaramaz olunca, Türkiye gazetesi ve TGRT başta olmak üzere, İhlas grubu yayınlarında rol aldı, reklam filmlerinde oynadı.

Bütün bu çöp filmlerinin sonrasında iyice yaşlanınca da son bir kaç on yıldır falan, şu anki iktidara muhalif oldu. Bu muhalif olması da, artık film yapacak durumda olmaması ve ailesine faşizan geçmişini miras bırakmak istememesidir.