çorum katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çorum katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2026 Perşembe

PATLAYACAK OLAN FAŞİZAN DAMAR

 


Ülkemiz progromlar ülkesidir. 1934 Trakya, 6-7 Eylül İstanbul, Maraş, Çorum, Madımak  ve pek çoğu halen hatırdadır. Bunlardan 1934 Trakya progromu, CHP'nin Türk Ocaklarını kapatıp,  Halkevlerini açmasına sebep oldu. 6-7 Eylül ise, 27 Mayıs darbecilerince yargılandı. Onun dışında progromlar genelde yargılanmadı ve devlet desteği ile yapıldı.

2021 Altındağ ise başkaydı. İktidar aslında basbayağı Suriyelileri korumak istiyordu ama saldırganlarla da arasını bozmak istemiyordu.  O kalabalık muhalif olsaydı, makineli tüfek ile seri halde öldürülür, Suriyeliler korunmasaydı, o kalabalık bir Suriyeli katliamı yapardı. (Maraş-Çorum, Sivas ve Gazi Mahallesinde olduğu gibi.) Onun yerine faşist kalabalık sakinleştirildi. Faşist bir topluluğu sakinleştirmek, kışkırtmaktan daha tehlikelidir. Zira artık otoritenin kendisini ezemeyeceğini öğrenmiştir, ceza almayacağını öğrenmiştir. Faşizmi sakinleştirmek diye bir şey yoktur, cezasız her nefret davranışı, bir sonraki için cesaretlendirmedir.

Faşizmin dişine, Suriyeliler konusunda bir kere kan değmiştir. Suriyeliler, Altındağ ilçesinden sürülmüştür. Artık Türkiye'de, hiç bir yer, göçmenler için güvenli değildir. Sadece Suriyeliler değil, Afganlar, Somalililer, Iraklılar ve hatta Türk cumhuriyetlerinden gelmiş göçmenler de güven de değildir. Altındağ'dan ve Ankara'dan dağıtılan bu göçmenlere, gittikleri yerlerde de huzur vermeyecekler.

Altındağ progromunu düzenleyenler, iktidara muhalif değil, iktidar yanlısı kişilerdi. Aksi halde bu topluluk şiddet ile dağıtılırdı. İktidar bunu yapmayarak, suçu muhalefete atma hakkını da kaybetti. 

Bu dönemde muhalefete düşen, suçu devralmamaya çalışmaktır.

(2021 Altındağ progromundan sonra başka bir blog için yazmıştım. Son iki yıldır, Beşar Esat'ın devrilmesinden sonra Suriyeliler'in pek çoğu sessizce ülkesine döndü. Gene de bu faşizan damar teorimin, başka yabancı gruplar için geçerli olduğunu düşünüyorum.

30 Nisan 2025 Çarşamba

SUSKUNLUK FAŞİZMİ-2 KONUŞULMAYIP, UNUTULAN SUÇLAR

 


Nuri Dersimi, anılarının bir yerinde, Kemah boğazında Ermeni göç kafilelerinin katliamına şahit olduğunu, gördüğü vahşeti anlatamayacağını söyleyip, kısa kesmiş. Bu bana tuhaf geldi. Kendisi Türkler aleyhine her şeyi, ballandıra ballandıra anlatması ile ünlü. O an bir aydınlanma yaşadım. Ermeni tehcirini katliama, hatta soykırına çevirenler, Osmanlı devleti veya İttihat ve Terakki hükumetinden çok, fırsatı ganimet sayan eşkiya-haydut gruplarıydı. İngilizlerin, Malta adasında uzun süre tutuklu kalan İttihatçıları yargılayamama sebebi de büyük ölçüde buydu. İngiliz savcılar, hem resmi bir katliam emri bulamıyorlardı, hem de daha sonra kullanabileceklerini düşündükleri Kürtleri ve Arapları küstürmek istemiyorlardı. İttiharçıların salıverilmesini, esir değişimi gibi gösterdiler. Ardından Boğazlıyan Kaymakamı Ali Kemal'i, aynı suçtan daha önce yargılanıp, suçsuz bulunduğu halde, Nemrut Mustafa Paşa tarafından tekrar yargılayıp, idam etmekte buldu.

Türkiye'de devletin ve sağcıların kafasındaki, eşkiylara, asiler yurdu,  asker vermez, vergi vermez Dersim ve sürekli baş belası Kürtler mitosu, Ermeni tehcir kafilelerinin yağmalanmasıyla ortaya çıkmıştır.  Osmanlı döneminde Dersim'in, diğer illerden çok bir farkı yoktu. Ermenilerin mallarını ve kadınlarını yağmalamaları yüzünden İstanbul hukümeti ile araları açılmıştı. Koçgiri isyanına destek vermemeleri ve bir kısım aşiretlerin Kurtuluş savaşına destek vermesi de bu yüzdendi. Koçgiriler, Alişan beyin babası Mustafa Paşadan beri İstanbul hukümetinin adamıydı. Bu kanlı coğrafyada Alevilerin, Kürtlerin veya diğer azınlık-çoğunluk milletlerin elleri temiz değildir. 

Olayları tekrar yaşamanın tek yolu unutmak, unutmanın da tek yolu o olayları hiç anmamaktır. Faşizm, özelikle bazı anmaları istmez ve unutturmaya çalışır; 1934 Trakya olaylarını hiç anmayıp,  Hüseyin Nihal Atsız'ı sadece ütopik roman ve hikayeler yazan bir edebiyatçı olarak göstermek gibi.  Anılmayan olaylar, bir kaç nesil sonra unutulur. Kurbanlar olanları sık sık hatırlar, unutanlar, katiller ve onların çocukları olur. Bir kaç yıl önce İnstagram'da, hatırlamadığım bir gönderiye yorum yazmış, Maraş ve . Çorum unutulmamalı demiştim. Baş örtülü bir kız, özelden mesaj atıp, bana, 16-17. yy, Celali İsyanlarından bahsedip, bahsetmediğimi sormuştu. Ben de ona 1980 yılında önce şubat, sonra temmuz ayı boyunca, tüm ili saran katliamlardan bahsetmiştim, sinirle. Sonra da sohbeti bıraktık. Ailesi bundan hiç bahsetmemiş ve bu olanları ilk defa benden öğrenmiş. Kürtlerin dediği gibi, ölen senin sevdiğin değilse, helva kokusu tatlı gelirmiş. Katliamda bir yada bir kaç yakınını kaybetmiş olsaydı, olanları ondan öğrenirdi.

Sadece kitlelerin değil, bireylerin suçları da unutuluyor.  Elli bir yaşını yaşayıp, elli ikisinden gün alan bendeniz, 12 Eylül darbesi sonrası yıllarda çocuktum.  Bazı kişiler, benim zihnimde 12 Eylül ünlüsüdür. Bunların en başında Emel Sayın gelir. Sürekli televizyonlarda canlı yayınlarda ( TRT'nin günde beş-altı saat yayın yapan televizyonun canlı yayını büyük olaydı), Kenan Evren'in karşısında konserler veren Emel Sayın gelir. Evren'in, Dersim kökenli, kızlar tertelesi ile ailesinden koparılmış ve ihtiyarlık günlerinde de Dersimlilere özgü bir sürü batıl itikadı olan karısı yerine, Emel Sayın'la vakit geçirdiği, fısıltı ile konuşulurdu. Şimdilerde gazeteci Sabaattin Önkibar, youtube yayınlarında açıkça söylüyor. Hüla Kpçyiğit'te o yıllarda sinema filminden çok, TRT'ye, 12 Eylül Atatürkçüsü, her bölümü ayrı hikaye olan filmler çekerdi. Metin Milli var, o çok kötü sesiyle süreki televizyona çıkan ve hatta Erovizyon'da komik ve zırva şarksıyla Türkiye'yi rezil  etmişti. Rivayete göre Ankara'da benzinlikleri olan bir mirasyediydi  ve TRT'yi yöneten albayla arkadaşlığı sayesinde şarkıcı olmuştu. Şimdilerde bilenler de, üç ünite kan almış Dracula diye alay edilen bir klip videosu ile biliniyor. Video demişken, şu günlerde gene sosyal medyada (çeşitli sitelerde) ,Allahsızlığı yayma kürsü başkanı videosu ile bilinen bir film var; Güneş Ne Zaman Doğacak. Bu film, sırf 1978 Maraş katliamında provakasyonluk yapsın diye üretilmiştir. Filmin ne oyuncuları, ne  yapımcısı, ne senaristi, ne de başka bir şeyi, bu absürtlük hakkında konuşmamıştır ve yaşayan son bir kaç kişi de konuşmamaktadır. (Bu salak sahnedeki kadın oyuncu doksanlarında ve sağ.) Filmi izleyen Ruslar vardır muhakkak. Sözde Sovyetler Birliği hicvi olan bu film hakkında neler düşünmektedir acaba?

Unutmak, tekrar yaşamaya sebep olur demiştim. 12 Eylülün en ateşli destekçisi TÜSİAD'dı ve TÜSİAD'ın sağcı iktidarlarla çatışmaları hep naza çekme olmuştu. Geçen ay iki tane TÜSİAD üyesine yurt dışına çıkma yasağı konuldu. Şimdi iktidar partileri, TÜSAD'la tekrar barışma çabasında.  

Suçlarınızı konuşmazsanız, sadece siz unutursunuz, kurbanlarınız daima hatırlar.

Pek çok 12 Eylül destekçisinin, bugünün iktidarın da destekçisidir. Bunu unutmayalım.

17 Mart 2020 Salı

MARAŞ ,ÇORUM, SİVAS VE DİĞER KATLİAMLAR HAKKINDA YANLIŞ ANLATILANLAR 3 (KATİLLERE ACIMAK)

dresden bombardımanı ile ilgili görsel sonucu
6.Halkın Pişmanlığı ve katillere acımak: Pek çok sitede savaş sonrası Almanya, Japonya, İtalya gibi ülkelere ya da onların vatandaşlarına fazlası ile acıyanları okuyorum. 
Ben de bir zamanlar onlar için üzülürdüm ama artık üzülmüyorum. çünküi artık biliyorum ki onlar içlerindeki canavarca hisle bunu yaptılar, kışkırtılmamışlardı ve öldürdükleri insanların masum olduklarını biliyorlardı. Kurbanların mallarının ve mülklerinin yağmalanmasına onlar da katılmıştı.
Drasden bombalanması için üzülenler, açlıktan öldürülen Minskliler ya da Hitler'in emri ile her tuğlası yıkılan Varşova için üzülmüşler midir acaba?


Ya da Hiroşimalı kadınlar, kocalarının ırzına geçtiği, zorla Japon askeri genelevlerinde çalıştırılan Koreli kız çocukları için ne düşünmüşlerdir?
Acı gerçek, dünyada pek çok kötülük cezasız kalmakta. Pek çok katil, ceza almak bir yana, ödüllendirilmekte.
Maraş-çorum-Sivas, Endonezya 1965 (Gestapu), Amerika'nın Kızılderili katliamları ve daha buraya yazsam sayfalar alacak katliamları sanıkları birer kahraman olarak yaşadı ve öldü.
Çok azı cezasını aldı, onlar da cezasını fazlası ile alsın ki, en azından daha sonraki gaddarlar, birazcık korksun.
Kelt kabileleri Roma'yı yağmaladıkları zaman başlarındaki komutan, Yenilenler Kahrolsun demişti. Sonra Romalı cesur biri, Keltlerin haraç terazisine altın yerine kılıcı attı ve ardından Romalılar,  Keltler'i  önce Roma şehrinden, sonra İtalya yarım adasından attı. Ardından da Romalılar Ketleri Yozgat'tan, İskoçya'ya kadar kovaladı.


Ben de diyorum ki, fethe çıkıp da yenilenler beter olsun. Beter olsun yağmadan zengin olanlar. Beter olsun ölen askerlerin üzerine siyasi bir gelecek kuranlar.. Acından ölsün, yıkılan yuvaların yerine lüks evler kurarak servetlerine servet katmaya çalışanlar.
Üzülmemeliyiz bir diktatörü çılgınca alkışlayan vahşi kalabalıklar için. O vahşi kalabalıkların çocukları için üzülmemeliyiz.
Hiroşima ile dünyanın nükleer serpintiye uğradığı için üzülebilirim. O bombalanan şehirlerdeki bitki, hayvan, hatta börtü böcek için üzülebilirim.

Artık ben o vahşi kalabıkların gerçek yüzlerini gördüm. Hiroşimalı ya da Drasdenli çocuklar için bile üzülmem bundan sonra. Yaşasalardı Yahudileri ve Sindileri sabun, Koreli ve Filipinli kızları fahişe yapıp, dünyayı kana bunayacak, anne ve babalarından daha acımasız olacaklardı. Şimdi Almanya ve Japonya, gayet güzel teknolojik ürünler üreten birer sanayi ülkesidir.

Hitler, Fransızların, Hollandalıları ve diğer deniz aşırı sömürgecilerin yaptığınız kıta Avrupa'sında yapmaya kalktığı için yenildi. Birileri Hindistan katliamları sonrası Dover, Londra, Mençıstır gibi İngiliz şehirlerini bombansaydı, Dachau, Austscwitz katliamları olmayacaktı.
Hitler, Avrupa'yı yakıp, yıkarak; beyaz adamın azgınlığını durdurdu. Atatürk ve Anadolu direnişi ile duraklama devrine giren batı sömürgeciliği, Hitler'den sonra sömürgelerde tutunamadı.
sömürgecilik haritası ile ilgili görsel sonucu
Önce askerlerini ve yönetimlerini çekti. Şirketleri ve işbirlikçileri (kompradorlar) yerini aldı bir süre. Şimdilerde Çin, Hint ve batılı olmayan ülke şirketleri ile kendi burjuvaları giriyor.
Hayır sayın okurlarım, katillere asla acımayalım. Bakunin; ezenlerden nefret etmeden, ezilenleri sevemezsiniz demiştir. Ben de diyorum ki, katillerden nefret etmeden, kurbanları sevemezsiniz.
çingene katliamı ile ilgili görsel sonucu

21 Aralık 2019 Cumartesi

MARAŞ ,ÇORUM, SİVAS VE DİĞER KATLİAMLAR HAKKINDA YANLIŞ ANLATILANLAR 2

çorum katliamı ile ilgili görsel sonucu"



4)Kışkırtmaya sebep olan sır: Çorum olayları, cenazeye katılanların cami yaktığı haberi üzerin başlamıştı. Oysa caminin yandığı falan yoktu, hatta o caminin  minaresinden, cenazeye katılanlara ateş ediliyordu. Caminin yanmamış olması, kalabalığın umurunda değildi.
30 Eylül 1965 gecesi Endonezya devlet başkanı Sukarno'nun öldüğü zannedildi. Bu olaydan sonra Endonezya Komünist Partili beş kadın, bir generali işkence ile öldürdü. Ardından da bir yılı aşan bir süre boyunca, ülkede sayısı bir milyonu geçtiği sayılan, suçları sadece solcu ya da Çinli azınlık olmak olan insanlar katledildi. Çin ile ilişkiler koptu, Sovyetler Birliği ile zayıfladı, Amerika ve batı ile koptu.
Bu olay yıllarca belirsizliğini korudu. O olayı gerçekten o beş kadın mı yaptı, yaptıysa hemen ardından bu katliam anında nasıl başlamıştı?
Bu gün 6-7 Eylüle sebep olan Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin bombalanması haberinin yalan olduğunu bugün biliyoruz. Gene o günlerde suçlanan komünistlerin ve solcu aydınların masum olduğunu bugün biliyoruz.
6 7 eylül ile ilgili görsel sonucu"
Oysa 1978 Nisanında Malatya belediye başkanı Hamit Fendoğlu'na bomba göndereni halen bilmiyoruz.
1990'da, Profesör Bahriye Üçok'un öldürüldüğü günün ertesinde postacının biri, vaktiyle Fendoğlu'na gönderilen paketi kendisinin teslim ettiğini anlatmıştı. Sonra Malatya PTT'den biri bombalamayı haber vermiş ve kamyonu ile iki gün dağda, ıssız bir yerde saklanmış.
Eylül 2015'de Dağlıca sınır karakolu  baskısı sonrası Beypazarı ilçesinde Kürt tarım işçilerinin kovulmasına ne demeli? O kadar planlı saldırıydı ki, olayların ertesi günü 1980'li yıllarda havuç hasadı için getirilen Kürtler yerine Suriyeliler getirildi.
hamit fendoğlu ile ilgili görsel sonucu"
Sonra bu yalan suçlama moda oldu. Faşizm daima kara propagandasıyla beraber gelir. Bir dönem Kürt işçiler (tarım ya da inşaat) bayrak yaktı haberleri sık çıkar oldu (tabi linç girişimiyle beraber). Olayların aslı şuydu ki,  işçilerin yevmiyelerinin üzerine yatmak isteyen işverenlerin oyunuydu bu.
aksaray otistik yuhalama ile ilgili görsel sonucu"5)Halkın kışkırtılmışlığı: Bakunin der ki, ezenlerden nefret etmezsen, ezilenleri sevemezsin. Buradan yola çıkarak, katillerden nefret etmezseniz, kurbanları sevemezsiniz. Katilleri sevmenin en belirgin yolu, onların kışkırtılmış masumlar ilan etmektir.
İçinde vahşilik olmayan insanlar, böyle kıyım yapabilir mi? Üstelik daha iyi yağmalama ve katliam için dost görünmek için (bunu daha ayrıntılı olarak tekrar anlatacağım)Alevi komşuları ile özellikle ahbap olmuşlarsa.


2019 kasım ayında, Aksaray il merkezinde, otistlik çocukları yuhalayanlar,  sanki bir sonraki çocukları otistik ya da engelli olmayacakmış gibi nefret kusmaları nedir?Bir tanesi, engelli annesine uyanın çocuğunuzdan utanın diye bağırıyordu.
Aslında Aksaray'da olan şuydu. Taşra da il ve büyük ilçe merkezlerinde, tam çarşının içinde, tercihen de valilik meydanının yanında, öğrenci velilerinin arkası güçlü- torpilli kimseler olduğu okullar vardır. Bu ilk okulda tahminim böyle bir okuldu ve çocuklarını kayıt etmek için araya  adam koydukları okulu otistiklerle paylaşmak istemiyorlardı.
Aksaray demişken, velilerden birinin biz az otistiklere karşı değiliz demesi gerçek bir trajikomediydi.
Halklar da kötüdür ve kötülüğün kaynağı da genelde öyle üç beş kişi ya da azgın azınlık falan değilidir. Karaman'daki taciz olayında kuru gürültü arasında sorulmamış iki soruyu burada sorayım:
karaman çocuklara taviz ile ilgili görsel sonucu"
1)45 (Yazı ile kırk beş) tane çocuk, yıllarca (en az üç yıl) bu istismarı hiç mi bir başkasına anlatmamış? Bunu koca ilde sadece hiç kimsenin bilmiyor olmasına inanıyor musunuz?
2)Kırk beş çocuğun ırzına sadece o bir öğretmen mi geçti? suç ortakları yok muydu sanıyorsunuz? Hatta o il merkezinde, çocukları istismarının bedava mı sanıyorsunuz? İl halkının olay hakkındaki aşırı sessizliğinin sebebini biraz merak ederseniz, anlarsınız.
Ekşi sözlükte Drasden bombardımanı üzerine on üç sayfa, her sayfada da onar olmak üzere yüz otuza yakın yazı var, Auschwitz üzerine de yirmi sekiz sayfa.
dachau toplama kampı ile ilgili görsel sonucu"
Dachau toplama kampı,  Bavyera eyaletinin devasa başkenti Münih'e otomobille 22 ile 38 dakika arası tutuyor. Dachau ise bir köy değil, bu gün yüz elli binden fazla nüfusu olan bir şehir. Bu gün Türkiye'de, hele de doğuda yüz elli binden az nüfusu olan onlarca il merkezi var. Münih halkının Dachau'da olanlardan habersiz miydiler sanıyorsunuz?
Hitler, Kavgam'da her şeyi açık açık yazmıştır. Bu yüzden ne Drasden, ne de Hiroşima'da ölenlere zerre kadar acımam. Bir beş yıl önce olsa acırdım, hatta bir yıl önce de. Artık öğrendim ki halklar da vahşidir, halklar da kötüdür. Çoğunluk olmaları, onları iyi yapmaz. Hiroşima ve Nagazaki'den dünyaya yayılan radyasyona üzülürüm. Ölen Japon ya da Alman çocuklarına falan da acımam. Onlar her şeyi gayet net biliyorlardı. Japon gazeteleri Nanking'de yapılan katliamları ayrıntıları gayet net anlatıyorlardı.
drasden bombalanması ile ilgili görsel sonucu"
Bir diktatörün peşinden zaferlere giden halk, yenilgilerin acısını da sonuna kadar tatmalıdır.
Fransız ihtilali, filozofları devrimci yapmak, kitlelere yön vermek heveslisi yaptı. Dev kitlelerin çobanlığı hayali ile pek çok filozof, düşünür ve yazar, toplum mühendisliğine, daha doğrusu halk çobanlığına özendi. Oysa halk çobanlığı, kurt çobanlığıdır. Türk ve Alman faşistlerin köpekleri hor görmesi, kurtları yüceltmesi boşuna değildir. Köpekler, kendilerinden akıllı olana itaat ederler, bu yüzden evcilleşmiştirler. Kurtlar ise kendilerinden vahşi olana itaat ederler.
Karl Marks'ın ve Marksistlerin yanıldığı nokta, işçi sınıfının da, burjuva kadar insan olduğu ve vahşileşebileceğini unutmasıdır. Nazi ya da diğer faşizan katliamlara katılan işçi sınıfından çok insan vardı.
Katliamlarda halk da devleti kışkırtmıştır.















7 Aralık 2019 Cumartesi

MARAŞ ,ÇORUM, SİVAS VE DİĞER KATLİAMLAR HAKKINDA YANLIŞ ANLATILANLAR 1

maraş katliamı ile ilgili görsel sonucu"


Ülkemizde ara ara ev işaretlemesi ve nefret içerikli duvar yazılarının haberleri çıkıyor. Ev işaretlemesi ya da duvar yazısı,  1978 Aralık ayında MHP ve Ülkü Ocaklarının öncülüğünde yapılmış olan Kahtamanmaraş katliamı ve 1980'in Mayıs ve Temmuz ayında gene Ülkü Ocakları ve MHP öncülüğünde yapılmış olan Çorum katliamına atıftır. Alevilere sizi gene böyle yaparız demektir.
Bu ve benzeri Alevi katliamları ile ilgili olarak google'dan arama yapabilir ve pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Ben bu bilgilerden yanlış anlatılanları maddeler halinde sıralayacağım:
maraş katliamı ile ilgili görsel sonucu"1)Ölen sayısı, genelde her iki katliamda da yüz küsurlarda bırakılır. Gerçekte ölü sayısı binin çok üzerindedir. 1999 Körfez depreminde ölen sayısı 17 bin civarı olmadığı gibi, bu katliamlarda da rakamlar resmi açıklamanın çok üzerindedir.

2)Katliamlar sadece şehir merkezi ile sınırlı değildir. Daha sonraki maddelerde sayacağımız kışkırtılmışlık ve ani gelişme tezlerini desteklemek için bu katliamlara dair sağcı-faşizan anlatılar, katliamın sadece şehir merkezleri ile sınırlıymış gibi sunulur. Maraş'ya Elbistan ve Afşin'de büyük katliamlar yapılmıştır. Çorum'da ölenlerin çoğu tarlalara atılmıştır. Yani asıl katliam şehir merkezinde değil, köylerde olmuştur.

aleviler artık burada oturmuyor ile ilgili görsel sonucu"3)Katliamların ani bir infial ile olduğu iddiası düpedüz yalan iken, katilleri aklamak için sürekli tekrarlanır. Oysa Maraş katliamının ilk hazırlıkları iki yıl öncesine kadar dayanır.  Çorum katliamından önce solcu polislerin örgütlendiği POL-DER üyeleri topluca Kayseri'ye sürüldü. Mayıs ayında barikatlar yüzünden katliam yapılamayınca, temmuz ayında tekrarlandı. Sivas katliamından önce bir sürü şeriatçı, Hicret koşusu etkinliği altında şehre yerleşti. Şehrin camilerinde cemaatler elinde benzin bidonları ile çıktılar. Zaten Müslüman dediğin camiye benzinsiz girmez, değil mi?
4)Katliamların sebebi sağ-sol kavgası, sık söylenen en büyük yalandır. Sağ-sol kavgası o zamanlar ülkenin her yerinde vardı. Kadın, çocuk ve hatta bebeklerin kitleler halinde katledilmesi, Alevilere karşı nefretten oluşan bir şeydir.
çorum katliamı ile ilgili görsel sonucu"

Ben Maraşlı sosyal demokrat-solcu Sünnilerle tanıştım. Pek  çoğu olaylardan sonra orada yaşamaya devam etti ama Alevilerden oralarda yaşamaya devam eden olmadı. Ayrıca katliamdan sonra duvarlara ALEVİLER ARTIK BURADA OTURMUYOR diye yazılar yazıldı, Solcular oturmuyor diye yazılmadı.
malatya katliamı ile ilgili görsel sonucu"
Üniversitedeyken Sağcı, hatta Ülkücü ve Alevi oda arkadaşım vardı. Namazına, orucuna Sünnilerden daha düşkündü. Doksanlı yılların ortalarıydı ve üniversitelerde, hele de taşra üniversitelerinde Ülkücülerin en güçlü olduğu zamanlardı. İlk sene hevesle Ülkücülerin arasına girdi ve bütün o hevesliler gibi yaşadığı hayal kırıklığı olmuştu. Lakin onun hayal kırıklığı daha fazlaydı. O arkadaşım, solculardan daha fazla ezildi. O kadar ki, büyük heveslerle girdiği Ülkü ocağına, ikinci sene ve üniversitedeki sonraki yıllarında uğramadı bile. Üstelik ailesi ve akrabalarının çoğu da MHP'liydi.
sivas katliamı ile ilgili görsel sonucu"
Ona benzer birisi yıllar sonra tanıyacak daha doğrusu  tanıştırılacaktım. Kendisi hemşireydi ve müdür yardımcımın tanıdığıydı. Onu gibi birinin, bana nereden bir kız bulacağını şaşırmıştım. Meğer sağcı Aleviymiş ve benle ilk iş politika tartıştı. Ben de oracıkta işi bitirdim, ikinci buluşma olmadı.Aynı eziklik onda da vardı. Yani beş vakit namaz, Ramazan orucu, siyasi tercih falan, nefreti dizginlemiyor bile.
İlk atandığım ilçede de başka bir gerçeğin farkına vardım. Sünniler kendi içlerindeki solculara, radikal solculara ve hatta Ateistlere karşı öyle çok fazla kin duymuyorlardı. Orası çok küçük bir ilçeydi, daha doğrusu kaymakam atanmış bir köydü. Köyde ne namaza itibar vardı, ne de oruca. Ramazanda sokakta rahatça yemek yenebilecek nadir köylerden  idi.
Öte yandan köylüler Alevilerden nefret ediyordu, tabi benden de. Daha ilginç olansa,  hem nefretlerini kusuyorlar, hem de beni evlendirmeye çalışıyorlardı. O ilçede çalıştığım için, o ilçe sayesinde para kazanıyormuşum ve bu parayı tek başına yiyemezmişim.
gazi mahallesi olayları 1995 ile ilgili görsel sonucu"
( O ilçede yaşadıklarımı yazarsam, ölümden sonra yayımlanabilir. Zira yüzlerine karşı ispat edemem.)
Sonra başka ve daha büyük ilçeler ve şehirlerde de çalıştım. Benzer durumu oralarda da gördüm ve yaşadım. Benden çok daha radikal, gençliği örgütlerde geçmiş solculara karşı değil de, Alevilere karşı bir nefret vardı.
İnternet okuyucusu uzun yazıyı sevmiyor. Ben de diğer işlerim yüzünden de hızlı yazamıyorum. Konuya daha sonra devam edeceğim.