sivas katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sivas katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2026 Perşembe

PATLAYACAK OLAN FAŞİZAN DAMAR

 


Ülkemiz progromlar ülkesidir. 1934 Trakya, 6-7 Eylül İstanbul, Maraş, Çorum, Madımak  ve pek çoğu halen hatırdadır. Bunlardan 1934 Trakya progromu, CHP'nin Türk Ocaklarını kapatıp,  Halkevlerini açmasına sebep oldu. 6-7 Eylül ise, 27 Mayıs darbecilerince yargılandı. Onun dışında progromlar genelde yargılanmadı ve devlet desteği ile yapıldı.

2021 Altındağ ise başkaydı. İktidar aslında basbayağı Suriyelileri korumak istiyordu ama saldırganlarla da arasını bozmak istemiyordu.  O kalabalık muhalif olsaydı, makineli tüfek ile seri halde öldürülür, Suriyeliler korunmasaydı, o kalabalık bir Suriyeli katliamı yapardı. (Maraş-Çorum, Sivas ve Gazi Mahallesinde olduğu gibi.) Onun yerine faşist kalabalık sakinleştirildi. Faşist bir topluluğu sakinleştirmek, kışkırtmaktan daha tehlikelidir. Zira artık otoritenin kendisini ezemeyeceğini öğrenmiştir, ceza almayacağını öğrenmiştir. Faşizmi sakinleştirmek diye bir şey yoktur, cezasız her nefret davranışı, bir sonraki için cesaretlendirmedir.

Faşizmin dişine, Suriyeliler konusunda bir kere kan değmiştir. Suriyeliler, Altındağ ilçesinden sürülmüştür. Artık Türkiye'de, hiç bir yer, göçmenler için güvenli değildir. Sadece Suriyeliler değil, Afganlar, Somalililer, Iraklılar ve hatta Türk cumhuriyetlerinden gelmiş göçmenler de güven de değildir. Altındağ'dan ve Ankara'dan dağıtılan bu göçmenlere, gittikleri yerlerde de huzur vermeyecekler.

Altındağ progromunu düzenleyenler, iktidara muhalif değil, iktidar yanlısı kişilerdi. Aksi halde bu topluluk şiddet ile dağıtılırdı. İktidar bunu yapmayarak, suçu muhalefete atma hakkını da kaybetti. 

Bu dönemde muhalefete düşen, suçu devralmamaya çalışmaktır.

(2021 Altındağ progromundan sonra başka bir blog için yazmıştım. Son iki yıldır, Beşar Esat'ın devrilmesinden sonra Suriyeliler'in pek çoğu sessizce ülkesine döndü. Gene de bu faşizan damar teorimin, başka yabancı gruplar için geçerli olduğunu düşünüyorum.

2 Temmuz 2023 Pazar

Ahmet Telli'den 30. yılında Sivas bildirisi:İnsanlığın hafızası zamanaşımını reddediyor



Ahmet Telli'den 30. yılında Sivas bildirisi:İnsanlığın hafızası zamanaşımını reddediyor

 Bildiriyi katliamda yaşamını yitiren iki şair Metion Altıok ve Behçet Aysan'ın kızları, Zeynep Altıok ve Eren Aysan duyurdu. İkili tarafından hazırlanan sunum yazısı şöyle:

"2 Temmuz 1993’te ortaçağ karanlığında yaşamını yitiren iki şairin Metin Altıok ve Behçet Aysan’ın kızları olarak katliamın otuzuncu yılında yine şairlere sığınıyoruz. Çünkü şiir her zaman ölümsüzdür ve yüzyıllar geçse de hukuk bükücülerin güçsüzlüğünü söyler. Toplumun vicdanını yaratan şairlerin çığlığıdır. Pek çok siyasi cinayette olduğu gibi Sivas katliamı davası da adaletsizliğin kurbanı oldu. Sıvas katliamı davasının zamanaşımı duruşması öncesinde şairlerin imzası ülkemizin yüz akı şairi Ahmet Telli’nin sözcükleriyle bütünleşmişti. Kıyımın 30. yılında yine Ahmet Telli’den bir bildiri yazmasını rica ettik. Hukukun hafızasının şiirin gücünün altında olduğunu biliyoruz. O yüzden yine elimizi tutan şairlerin sözlerine sığınıyoruz. Bu yılki ilanımız Ahmet Telli’nin Sıvas katliamına dair sözleridir."

"REDDEDİYORUZ"

Şair Ahmet Telli'nin kaleme aldığı metin ise şöyle:

"Şairler diyor ki:

2 Temmuz 93 üzerinden otuz yıl geçti. Madımak kıyımının ateşi zihinlerden türkülere, şiirlere akıp duruyor hâlâ. Kanunlar, hâfızamızı silmek istercesine yargılama konusunda zamanaşımını işletme gayretinde.

Unutulmasın ki, sanat, trajediye dönmüş kıyımları asla unutmaz. Homeros’un kanatlı sözleri de, Pir Sultan’ın bilgeliği de sürekliliğini sürdürüyor. Belli ki Metin Altıok’un, Behçet Aysan’ın, Uğur Kaynar’ın kanatlı sözleri de hep hatırlanacaktır. Onların trajik sonlarını unutmak ve unutturmak kimin haddine!

Kanunların ruhu yoktur, insanlığın hâfızası zamanaşımını reddediyor. REDDEDİYORUZ!..."

Bildiride imzası bulunan edebiyatçılar şunlar:

Adnan Caymaz, Ahmet Özer, Akif Kurtuluş, Ali Cengizkan, Altay Öktem, Asuman Susam, Ataol Behramoğlu, Attila Birkiye, Aydın Afacan, Aydın Şimşek, Betül Dünder, Bilsen Başaran, Birhan Keskin, Cenk Gündoğdu, Cevahir Bedel, Cevat Çapan, Cezmi Ersöz, Çağla Çinili, Çağla Meknuze, Deniz Durukan, Didem Gülçin Erdem, Duygu Kankaytsın, Emel İrtem, Emel Kaya, Engin Turgut, Enis Batur, Eray Canberk, Fergun Özelli, Ferruh Tunç, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Gülce Başer, Hakan Savlı, Halil İbrahim Özcan, Haydar Ergülen, Hıdır Işık, Hicri İzgören, Hidayet Karakuş, Hilal Karahan, Hilmi Yavuz, Hülya Deniz Ünal, Hüseyin Ferhad, Hüseyin Yurttaş, İlhan Sami Çomak, Mahir Karayazı, Mahmut Temizyürek, Mehmet Altun, Mehmet Said Aydın, Metin Celal, Metin Kaygalak, Mehtap Meral, Murathan Mungan, Mustafa Köz, Neşe Yaşın, Nihat Behram, Nihat Ziyalan, Nilay Özer, Oktay Akıncı, Onur Behramoğlu, Orhan Alkaya, Ömer Asaf Tosun, Pelin Batu, Selahattin Yolgiden, Semih Çelenk, Serdar Koçak, Seyyidhan Kömürcü, Sezai Sarıoğlu, Sunay Akın, Şükrü Erbaş, Tarık Günersel, Tuğrul Keskin, Tuğrul Tanyol, Turgay Fişekçi, Turgay Kantürk, Tozan Alkan, Vural Bahadır Bayrıl, Yusuf Alper. 

(Evrensel gazetesi) 

YAŞAMAK GÖREVDİR YANGIN YERİNDE (ATAOL BEHRAMOĞLU

 


BU YANGIN YERİNDE

Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek

Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak

Yalanla kirli havada
Güçlükle soluk alarak

Savunmak gerçeği, çoğu kez
Yalnızlığını bilerek

Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak

Toplanıyor ölü arkadaşlar
Her biri bir yerden gelerek

Kiminin boynunda ilmeği
Kimi kanını silerek

Kucaklıyor beni Metin Altıok
“Aldırma” diyor gülerek

“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak”

Temmuz 1993

ATAOL BEHRAMOĞLU

5 Eylül 2022 Pazartesi

NESİMİ ÇİMEN, ADAŞI KADAR BÜYÜK

 


Tarihte bazı büyük kişiler ve onların büyük isimleri vardır. Bir de onların adaşları vardır. Mesela folklor bilimcilere göre Toroslarda,  Yörükler arasında sekiz ayrı Karacaoğlan yaşamıştır. Mantık biliminin kurucusu meşhur büyük Aristo'nun yanında, İtalyanların sanat tarihçisi ve sanat felsefecisi küçük Aristo vardır. Bu ikisinin yanında da, Skolastik Aristorales vardır. Pek çok kili, divan şairi Farabi ile, filozof Farabi'yi aynı kişi zanneder. Aşık Yunus, Derviş Yunus, Yunus Baba ve Yunus Dede; bunların hiç biri Yunus Emre değildir. Pek çok Yunus Emre derlemelerinde adlarını görürüz. 

Tarihte iki bütük Martin Luther vardır. Biri Almanların meşhur ilahiyatçısı, Protestanlığın kurucusu Martin Luther, diğeri de Amerikalı siyahi lider ve insan hakları savunucusu Martin Luther King'dir. Bu bence ilginçtir. Çünkü Alman, Martin Luther, bir köle, sahibi Türk olsa bile itaat etmelidir, demiştir. Bu iki ünlü Martin Luther'in kölelik onusunda görüşleri farklıdır.

Tarihte iki Nesimi vardır.  Biri Aleviliğin yedi ulu ozanından, Seyit Nesimi'dir. Nesimi sadece ozanlığıyla değil, siyasi müdacelesi, gördüğü işlenceler (bıyıkları tek tek yolunmuştu, karakollarda çok dayak yemişti), Sivas katliamında şehit olması, kendisi kadar büyük bir ozan, müzik yapımcıdı oğlu Mazlum Çimen, piyanist torunu Saki Çimen'le şimdiden efsanelerin arasına karıştı.

Eserlerinin hangisinin telif, hangisinin derleme olduğunu ancak Mesam ( müzik eserleri sahipleri birliği) gibi kuruluşlar ve uzman bilim adamları bilebilir. Barış Güvercini eseri, yıllar sonra Bethowen'ın 9. senfonisinin yerini alabilir. 

Winston Churchill, Çanakkale savaşları için, bin yıl sonra bu savaşlar, Truva savaşları ile karıştırılacaktır demiştir. Bundan bir kaç yüz yıl sonra da Nesimi Çimen'in adı, Seyit Nesimi ile karıştırılacaktır

17 Temmuz 2022 Pazar

MUHLİS AKARSU , ADI AZ BİLİNEN DEĞER

 


Bazı kültürel değerleri çok kişi bilir, sebebi popülerliğidir. Aşık Veysel ya da Mahsuni Şerif gibi. Müzikte popülerlik, eğer büyük bir müzik şirketi elinizden tutmazsa, şans işidir. Mesela Mahsuni Şerif'i hemen herkes biliyorsa, Domdom Kurşunu şarkısını İbrahim Tatlıses okuduğu içindir. Eşkıya filmi Kazancı Bedih'i, Yılanı Öldürseler filmi, Arif Sağ'ı popüler etmiştir.

Bir de bazı ozanlar vardır ki, pek çok sıradan kişi adını duymamıştır. Bunlar daha ziyade bestecidir ve bir bestenin ona ait olduğunu öğrenenler, aaa, öyle miymiş diye çok şaşırırlar. Sivas'ta ölen ozanlar genelde böylesi insanlardır. Pek çok kişi onların adını, Madımak otelinde ölenlerin listesinden hatırlar:

-Muhlis Akarsu, Sivas'ta karısıyla ölmüştü.

Burada popüler olduğu için Mahsuni Şerif ya da Arif Sağ gibi isimleri kötülemek ya da tam tersi Muhlis Akarsu gibilerin, kötülemek gibi bir amacım yok. Amacım, popüler işler yapmasa da, Türk Halk müziği ile ilgili hemen herkesin bildiği Muhlis Akarsu'yu başka insanların da merak etmesini sağlamak. 

Kendisi başarılı birisidir: TRT repertuarlarında 50'nin üstünde eseri bulunan M: Akarsu'nun 100'den fazla kırk beşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyişi vardır.

Kimi kaynaklara göre bu sayı çok çok daha fazladır. Sadece yurt içinde değil yurt dışında da pek çok kişiyi etkileyen ozanın "Ya Dost Ya Dost” albümündeki “Allah Allah Desem Gelsem” adlı parçasının Portekiz asıllı Kanadalı şarkıcı Nelly Furtado'nun "Loose " adlı albümünde kullandığı “Wait For You” adlı parçada kullanıldığı belirlendi. Bu albüm sekiz milyon adet satmıştı.

 

Süleyman Zaman şairin hayatı ve şiirleri üzerinde bir çalışma yapmıştır. “ Muhlis Akarsu; Hayatı, Sanatı Şiirleri; Can Yayınları 2006 Yılı”

 1980’li yılların başında, Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top ile birlikte »Muhabbet« grubu adlı bir aşık topluluğuna dahil olarak Anadolu’nun çeşitli kentlerinde konserler verip gecelere katılarak aşıklık geleneğimizin canlı tutulmasında önemli katkılara oluşturmuştur.

 

Muhabbet grubunun oluşması fikrinin Muhlis Akarsu'dan çıktığı söylenmektedir. İstanbul’un Sanayi Mahallesinde bir dönem Muhtarlık yapmış, lokantacılık, müzik yapımcılığı, kâğıt imalatçılığı, plak kaset yapımcılığı, restorancılık, kafeteryacılık yönetmenlik gibi birçok meslek dalında çalışmayı denemiştir.

 

1980'li yıllarda hem âşıklık mesleğini mesleği pekiştirmiş hem de ozanlardan etkilenme dönemi bitirerek ve kendi tarzını yaratmaya başlamıştır. Alevi ozanların kullandığı kısa kollu bağlamayı kullanarak her yıl yapılan Hacı Bektaş, Abdal Musa ve Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmıştır. 12 Eylül 1980 ihtilalından sonra üç yıl cezaevinde yatmak zorunda kalmıştır.

 

Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hâkim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Akarsu, yurt dışında da çeşitli programlarda bulunmuş ve birçok ödül almıştır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunmuştur. Özellikle Sebahat Akkiraz ve Belkıs Akkale gibi ses sanatçıları M. Akarsu’nun eserlerini seslendirerek meşhur olmuş ses sanatçılarının başında gelmektedir. 

Kendisi öldüğü zaman, Aleviler ve Türk Halk müziği sevenler arasında yeterince ünlüydü ve ünlü ettiği sanatçılar tarafından da saygı duyulan biriyidi.

Hani derler ya, Çanakkale savaşları, yedeksubay savaşlarıdır, biz Çanakkale'de bir üniversite gömdük. 2 Temmuz 1993'de, Sivas'ta, Madımak otelinde, bir konservatuar yandı.

11 Temmuz 2022 Pazartesi

HASRET GÜLTEKİN; ÇEYREK ASIRLIK ÇINAR



 Bu yıl da 2 Temmuzda anma mitingine gidemedin, tam da o gün üşüttüm. Temmuz ayı başladığı halde, Ankara'ya doğru-dürüst yaz gelmemesi de, temmuz ayında üşütmeyi başarmama yardımcı oldu. Geçen yıl, Temmuzda açık kalmayı başaran okulumun pansiyonunda nöbetçiydim, ondan önceki yılda epeydir görmediğim arkadaşımı otogardan alıp, evde misafir etmem gerekmişti.. Sonuçta içimde bir suçluluk duygusu bastı doğal olarak. Derken bendeki bu suçluluk duygusunu arttıracak başka bir şey fark ettim. Sivas'ta, Madımakta ölenlerle ilgili yazı yazmamıştım.

Yazmaya da, Hasret Şükrü Gültekin'den daha doğru bir efsane isimden başlayamazdım. Yirmi iki yıla sığdırdığı üç solo, katıldığı dört grup albümü,  katkıda bulunduğu yirmi beş albüm (bağlama, yönetmen, besteci ve söz yazarı olarak) pek çok şiir, ve besteye rağmen, kendisi ile ilgili derli-toplu bir kitabın halen piyasada olması (Yazılmış olan varmış ama onun da baskısı bitmiş. Ütopyalar Ülkesinin Ateş Hırsızı ) da başka bir suçluluk duygusu sebebi olabilir. Oysa onun gibi birisi hakkında şimdiye kadar en az yirmi kitap yazılmalıydı. Benim, onun hakkında kitap yazacak donanımım (Kürtçeyi hiç bilmiyorum, oysa bunu yapacak kişi, Kürtçeyi iyi bilmeli, Türk Halk Müziği, Alevilik üzerine de uzman olmalı.) ve vaktim yok. Bu yüzden sadece bu yazıyı yazıyorum.

2 Temmuz 1993 günü, Sivas il merkezinde ölen 37 kişiden ( 2'i otel görevlisi, 2'i oteli ve insanları yakarken, kendisini de yakanlar da dahil olmak üzere) biri olan Hasret, sadece bir besteci-şair ya da iyi bağlama çalan değil, bağlama müziğinde devrim yapmış birisiydi. Onun kadar iyi şelpe çalan çok azdır. Kendi müzik zevkim adına, Hasret'ten daha iyi şelpe çalan, bir Arif Sağ vardır, bir de Erdal Erzincan. İlginç olan ise, şelpe daha ziyade Teke yöresi Türkmenlerinin bağlama çalma alışkanlığıdır.

Kendisi daha sonra kısa zamanda çok ve büyük işler yapması gerektiğini biliyormuşçasına, eski adı Maarif Koleji olan, Kadıköy Anadolu Lisesini yarıda bıraktı. Kadıköy Anadolu lisesi, o zamanlar İstanbul'un ilk on lisesinden biriydi, şimdi de ilk yirmi lisesinden biridir. İstanbul'un, Haydarpaşa lisesi ile birlikte, Anadolu yakasındaki iki tarihi lisesinden biridir. Kadıköy Anadolu lisesi, çok ünlü mezun etmiştir ama Hasret Gültekin kadar büyük birini  yetiştirmemiştir.

İlk albümü Gün Olaydı'yı 16 yaşında çıkarmıştır. 12 Eylül'ün Kürtçe albüm yasağını, yasa boşluklarından yararlanarak 1991'de (Rüzgar'ın Kanatlarında) ilk defa o çıkarmıştır. Yaptığı işler, eserler, büyük ölçüde Kalan müzikte çalışması sonucu olmuştur. Kalan müziğin, bu yılların en büyük müzik-yapım şirketi olmasında emeği büyüktür.

Ölümünü hissedercesine erkenden evlenmişti, öldüğünde eşi hamileydi. Oğlu, Roni Hasret Gültekin,  babasının ölümünden iki buçuk ay kadar sonra, 2 Eylül 1993'de doğdu. Ona, baban bir efsane oldu denildiğinde,  keşke hayatta olsaydı cevabını verdi. Katliamda ölenlerin listesine baktığımızda, ölenlerin büyük çoğunun Gültekin'in yaşıtı ve ondan küçük olmasıdır (16 yaşındaki ablası Asuman Kaya ile beraber ölen 12 yaşındaki Koray Kaya, en küçükleriydi.). Bunun da sebebi, ölenlerin çoğunun, yangındaki alev kapanına ilk kapılanların, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ankara şubesinin semah ekibi ve muhtemelen onlar kadar genç insanlar olmasıydı. Aziz Nesin'in dediğine göre, bir an önce kaçmak için aşağıya inmek istemişler, Nesin'de onlara yol verince, birden alev kapanına kapılmışlar ve Nesin buna pişman olmuş.

Son olarak, Sivas katliamının sebebi ne Aziz Nesin'di, ne de Pir Sultan Abdal şenliklerinin Banaz köyü yerine il merkezinde yapılmasıydı. Sanki Hamid Fendoğlu suikast olmasaydı Malatya,  Emin Sazak suikastı olmasaydı, Çorum katliamı olmayacak mıydı? Camiden benzin bidonlarıyla çıkan kalabalık, hazırlığını çok önceden yapmıştı.

Sivas'ta  katledilenler ve katliamdan kurtulanlar öğrenmek, onların arkasından bıraktıklarını dinlemek, izlemek ve okumak kadar, onlar hakkında konuşmak ve onlar hakkında yazmak da görevimiz olmalı.

8 Nisan 2022 Cuma

AHMET KAYA OLAYI ÖRNEĞİNDE PROGROM VE LİNÇLERİN ÜÇ YALANI



 1)Ani öfke krizi: 

Ahmet Kaya'nın saldırıya uğradığı gecenin, Gülten Kaya'nın ağzından anlatıldığı Ordaydım belgeselini izledim. Orada saldırganların ani öfke krizinin yalan olduğunu anladım. Aslında saldırganlar, çok önceden örgütlenmiş,  ne söyleyeceklerini ve nerede duracakları bile önceden belirlemiş.  Bu örgütlenmeye katılmayan sanatçıların bir kısmı ortadan sıvışmış, bir kısmı da Ahmet ve Gülten Kaya'yı savunmaya çalışmış.

Basın mensupları ise ilginç bir şekilde saldırganları net çekme çabasında. Ayrıca her şey bitip, evlerini dönmek için arabalarına binerken de suratlarına flaşları patlatıp, daha da yaralama çabasından da olayların planlı olduğu anlaşılıyor.

Öte yandan linçe katılanlar, o yıllarda Tansu Çiller-Sedat Peker etrafında dolaşan, bu ikilinin her etkinliğine koşan sanatçılar. Sonraki yıllarda da Reisçi olmuşlar, kazara bile muhalif olmamışlar.  Zaten pek çoğu yırtık dondan çıkarcasına iktidar yanlısı ya da muhafazakar açıklamalar yapıyor.

Sivas katliamı için de benzer şeyler denildi. Oysa yıllar sonra ortaya çıkan bazı fotoğraflarda, pek çok kişinin camiden ellerinden benzin-gaz yağı bidonlarıyla çıktığı görülüyor. Yani masumca namaz kılmaya gittiğiniz camilerde, progrom yapmak için silah ve yanıcı maddeler olabilir.

Ahmet Kaya'nın linç gecesi öncesi Kürtçe klip çekeceğini belli ki daha önce birilerine söylemiş. Oradakilere pek de sürpriz olmamış. Öyle olsaydı tek tük bağıran ya da ortamı terk eden olurdu. İnsanlar kolay kolay kalabalıklarda tek başına saldırıda bulunmaz. Oysa görüntülere baktığınızda koro halinde bağırıyorlar.

Ayrıca bu grup, daha sonra çözüm süreci ve Habur sınır kapısında olanlara ses çıkarmadığı gibi, bu sanatçıları, her hangi bir şehit cenazesi veya her hangi bir milliyetçi etkinlikte görmedik. Hatta bu ekipten bazıları çözüm sürecini desteklemişti.



Maraş katliamının en erken hazırlıkları iki yıl öncesidir denilmekte. Oysa 1972 yılında işlenen Ali Balseven cinayetine dikkat çekmeli. 1973'de öldürülen Alevi-Ülkücü gencin cinayetinin suçunu Atsızcılar, Türk-İslam sentezcilerine, yani Türkeş taraftarlarına atarlar.

Oysa bu önermede iki eksik olan şey vardır. Birincisi Ülkücülerin ya da Türkeşçilerin içinde zannettiğinizden daha fazla Alevi, Kürt ve hatta Ermeni vardı ve halen gerek MHP, gerekse diğer ırkçı-milliyetçi grupların içinde bolca azınlıklardan vardır. Türklerin azınlıkları ya da yönettikleri etnik gruplardan bireyleri devşirme almalarının geleneği çok eskidir. Ben Osmanlı'dan başladı sanıyordum ama Selçuklularda da Yeniçerilik ve Enderun benzeri kurumlar varmış. Gerçi Osmanlı, tımarlı sipahiler, yeniçerilik ve Enderun'u doğrudan Doğu Roma, yani yanlış bildiğimiz adla Bizans'dan almıştır. Hatta Enderun, adı bile pek değişmeden Andarun adı ile Asur devletinde bile vardı. Çok uluslu imparatorluklar, egemen oldukları toplulukları, içlerinden bazılarını kendilerinden yapmadan yönetmeleri çok zordur.

İkinci eksik olan şeyse, Ülkücülerin ya da Atsızcıların Alevi katliamları, Türkiye'de sağ-sol çatışmalarından ve Türkeş'in Atsızla (sözüm ona yolunu ayırdığı) 1968 Adana kongresinden çok önce başlamıştır. 1961'de Aydın şehir merkezinde sekiz Alevi katledilmiştir. Bu tarihten daha önce de saldırılar vardır ve 1961'de henüz Türkiye'de henüz sağ-sol kamplaşması yoktu. Kaldı ki bu tarihten önce de

Peki Ali Balseven'in öldürülmesi, fikir ayrılıkları mıydı? Ülkücülükte de tüm faşizan örgütlerde fikir ayrılıkları öyle ölümcül çatışmalara sadece süper liderleri (burada Başbuğ Alparslan Türkeş oluyor) öldükten sonra olası makam çatışmalarında olasıdır.

Öyleyse Ülkücüler, içlerindeki Alevi bireyi neden öldürdüler? Burada Ali Balseven'in Maraşlı olduğunu öğrendiğimizde cinayetin sebebini anlayabiliriz. Zaten ailesini öldürecekleri arkadaşlarını daha önce öldürmüşlerdir; sonradan kendilerine düşman olmasın diye. Atsız'ın sonradan yazdıkları sadece katliam planlarını saklama çabasıdır.

Kaldı ki Atsız'da, Niğdeli Kadı Ahmet'in Taptukiler üzerine yazdıklarını kullanarak, Türkiye'de sağ-sol kavramları daha hiç bilinmiyorken Alevi düşmanlığını körüklemiştir. (Şimdilerde çocuklarına Yunus Emre adını koyan muhafazakar Sünni aileler üzülmüş müdür, sanmam.) Ülkemizdeki pek çok progrom, böyle uzun süreli bir hazırlığın sonucudur.

2)Pek çok şeyden habersiz masum saldırganlar: O gece madem o saldırganlar çok sinirliydi ve öfke krizindeydi, neden Ahmet Kaya ve Gülten Kaya öldürülmedi ve ciddi bir yara almadı? Çünkü öyle planlanmıştı. Zira asıl linç, sonraki günlerde Ertuğrul Özkök'ün yönetimindeki koro tarafından yapıldı. O kalabalık, nereye ne kadar saldıracağını biliyordu. Hiç biri Ahmet Kaya ve Gülten Kaya'ya ölümcül bir şekilde saldırmadı. Gülten Kaya'nın alnına gelen çatal bile hesaplıydı.

Trakya (1934), Maraş, Çorum, Sivas ve benzeri progromlarda saldırganların çok az, çoğu kez de hiç devlet kurumuna saldırmadığına ya da hasar vermediğine hiç dikkat ettiniz mi? Her saldırgan, gitmesi gereken yeri bilir. Mesela hem Maraş, hem de Çorum'da camide cenaze sahiplerine saldırır ama camiye zarar vermezler.

Ama pek çoğunun savunması, tesadüfen orada oldukları ve sonradan olacaklardan haberi olmadığı yalanıdır. Hatta Sivas olaylarının ertesinde, o zamanlar Hürriyet gazetesi, o zamanlar gazetede köşe yazarlığı yapan Emin Çölaşan'a yazılmış ya da yazıldığı iddia edilen bir mektubu manşetine taşımıştı. Bu masum adam, camiden benzin bidonları ile çıkanları görmemiş mi?



3)Faşizmin yalancı pişmanlığı:

Olaya katılanların ve olayın basın saldırısının koro şefi Ertuğrul Özkök'ün, özellikle çözüm sürecindeki yalancı pişmanlığına. Siyasi düzen değişse, gene Ahmet Kaya'yı linç ederler.

Acı gerçek şu ki, kimse cezasını çekmeden pişman olmaz. Ben katliamlardan dolayı pişman olmayı bırakın, üzgün olan bir Maraşlıya, Çorumluya, Sivaslıya rastlamadım. Bu şehirler de Drasden, Hiroşima ve Nagazaki gibi bombalansaydı, belki de pişman olurlardı.

Gene Atsız demişken. Oğlu Yağmur Atsız neden yetmişinden sonra tüm sola ve Kürtlere sırt çevirdi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/yagmur-atsizin-muhtesem-bitisi.html) Çünkü gerçekte solcu falan değildi. Sadece babasının suçlarının bedelinden kaçtı. Bir ara kardeşi Buğra'da Cumhuriyet gazetesinin Almanya bürosunda çalışıyordu. Kanada'da bir süre Ateizm peygamberliği yaptı, şimdi yeniden Türkçü-ırkçı tavırlar içinde. Çünkü iki kardeş de ırkçı olarak babalarının bedelini veremezdi. İkisi de yurt dışında olsa, babalarının ideolojisi yalan olacaktı.,

Buğra bey Kanada gibi medeni bir memlekette, Türk ırkçılarının gururunu okşayıp babasının kitaplarından telifini yiyor. Oysa onu Kanada'da rahatsız eden olsa böyle ırkçılık yapmaz. Ya da o ırkçılığı Kanada'da yapsın bakalım.

2 Mart 2022 Çarşamba

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 6-SİVAS KATLİAMI


 

Biz Koçgiriler, Dersimlilerin yüzde bir kadar çile çekmedik. Zira kızlarımız besleme yapılmadı. Bir kaç Koçgiri ağası hariç, sürgün edilen de olmadı. 

Gene de Koçgiriler, Topal Osman'ın yıkım ve yağmasından sonrasındaki şoku uzun süre atlatamamış, bölge onlarca yıl yoksul kalmış, insanlar evlerini, köylerini terk edip, bölgenin tekrar ormanlaşmasına sebep olmuştur. (Erzincan'ın Refahiye ilçesinin böyle bir şöhreti vardır.) Bölge halkı, isyan ve isyanın bastırılması ile oluşan yıkımdan dolayı fakirleşen halk, Alevi'si, Sünni'si, Türk'ü, Kürt'ü ile gurbete çıktı. İstanbul'da en fazla Sivaslı vardır ve hemen her ilde bolca Sivaslı vardır. Sivas-Erzincan-Tunceli halkı, çok erken tarihlerde gurbete çıkmışlardır.

Diğer yandan bir Koçgiri olma bilinci bile, iki binli, hatta iki bin onlu yılların ürünüdür. Zira bu serinin ilk yazısından belirttiğim gibi, bize her ne kadar dışarıdan Koçgiri'de denilse,  bizim için Koçgiriler, ağagil'di. Bizler Zeruken, Babikyan falandık. Öyle anlatıldığı gibi bir federasyon yoktu, ağaların otoritesi olmayınca da örgütsüz kalmış.

Her Alevi topluluğu gibi, bizim de uzun yıllar örgütlenme yöntemimiz CHP ve sol partilerin etrafında toplanmak oldu. Sonra Alevi-Bektaşi derneklerine yöneldik. Aslında Koçgirileri bizzat Alevi yapanın da Pir Sultan Abdal olması da, Pir Sultan Abdal derneklerinin kurulmasına öncü olmamıza etkili oldu.

Gene de seksen yıllık tarihimizde, bir tane bile Koçgiri milletvekili olmadı. Koçgirilier ya da Kogiribölgeleri, Dersim gibi Sol örgütlerin ya da PKK'nın cirit attığı yerler olmadı. 

Koçgirilerin tarihinde en esaslı dönüm noktası, 2 Temmuz 1993, Sivas katliamı oldu. Katliamda katledilenlerin çoğu Koçigiri'ydi. 

Sivas katliamı, Alevi örgütlenmelerinin daha profesyonelce olmasını sağladı. Bu arada Koçgiri kültürü de yeniden uyanmaya başladı. Koçgiri ve diğer aşiretler ayrılığı yavaş yavaş ortadan kalktı. Bir kültür kendisini yeniden ayağa kaldırdı.

25 Şubat 2022 Cuma

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 5 KARATAŞ KÖYÜNDE TOPLANTI



 En başta söylemeliyim ki, ben bu toplantının Sivas-İmranlı'nın Karataş köyünde yapıldığını sadece duydum. Tam tarihini bilmiyorum. Bildiğim kadarı ile Türk ordusunun İmranlı'ya yaklaştığı bir tarihte olmuş. Çünkü askerin geldiğini duyunca herkes dağılmış. Toplantıya kaç kişi ve kimler katılmış, o da belli değil. Muhtemelen katılanların çoğu çoktan ölmüş olmalı. (1937-38 yıllarında olmuş) 

Bilinen, ordunun yaklaştığı duyulunca, toplantıya katılanların çil yavrusu gibi kaçıştığı. Toplantı ile ilgili duyduğum başka bir anekdot,  toplantıdan çıkıp giden bir adamın, askerleri görünce bir taşın arkasına saklanması, subay ya da astsubay bir komutanca fark edilip, açığa çıkarılması anlatılır. Şahıs her kimse, ufak-tefek, çelimsiz, elbiseleri lime limeymiş ve kocaman bir bıyığı varmış. Komutan, hadi kendini sakladın, bıyığını nerede saklıyorsun, demiş. Sonra korkudan titreyen adama, s.ti,r git, bir çarpsam, yarısı boşa gider deyip, kovmuş.

Bu olaya kimler şahit olmuş bilmiyorum ama bu toplantıyı anlatanlar, bıyıklı, çelimsizi adamın hikayesini de araya ekler.

Toplantının başarısız olmasında iki sebep var. İlki Topal Osman'ın isyanı bastırma ve yağması sonucu bölgenin insan ve maddi gücünü kaybetmesi. Ellerinde av tüfekleri bile yok, kışı ölmeden atlatabileceklerinin garantisi yok. İkincisi ise, Koçgiri ağaları Balıkesir' de sürgünde ve halkında örgütlenme bilgisi zayıf.

İlginç olanı bu toplantının hiç bir resmi-gayrı resmi kaynakta bu toplantıdan bahsedilmemesi. Doksanlarda, PKK'nın en çok eylem yaptığı dönemde, Kürt isyanlarına ilginin bayağı arttığı dönemde bile, Karataş köyü toplantısı gündeme gelmemiş. Genelkurmay başkanlığı bile belki bu toplantıyı, bu yazı ile öğrenmiş olacak.

Bütün bunlara rağmen başarısız da olsa bir örgütlenme çabası var zira daha Koçgiri isyanı biter bitmez, Sakallı Nurettin Paşa, Koçgirilerin sürgün edilmesini mecliste öneriyor. Dönemim Erzincan milletvekili Şeyh Fevzi Efendi itiraz ediyor, hem de öyle bir ediyor ki, Nurettin Paşa ordudan ayrılıp, Büyük Taarruza kadar orduda görev alamıyor. (Baki Öz)

Kurtuluş Savaşı sırasında çıkan onlarca isyan çıkaranlardan tek sürgün edilen aile, Yozgat'ın adı deyimlere bile girmiş olan Çapanoğlu ailesi, sadece o aile, serveti ile Çankırı'ya göç ediyor. Aile halen Çankırı'da yaşıyor ve beş bin dönüm toprağa sahip. Bunun dışında hiç bir asi sürülmüyor, Koçgiriler ile aynı anda isyan eden Konyalı Delibaş Mehmet dahil. (Bunu yıllar önce itiraf.com'da öğrenmiştim.) Öte yandan Şevket Süreyya Aydemir'in yazdığına göre, Ege'deki Efelerin pek çoğu, Kurtuluş Savaşından sonra  eşkıyalığa devam etmiş. Pek çoğu da hapis cezalarını bitince, köylerine geri dönmüş.    

Demek ki Koçgiri halkı, Dersim'den sonra sıranın kendisine geleceğini anlamış. Fakat Koçgirilerin isyana desteği, askerliğini harekat ordusunda yapan bazı Koçgirilerin, özellikle kadın ve çocuklara ateş etmeyi ret edip, pek çok kişinin kaçmasını sağlamakla sınırlı kalmış.

Gerek Dersimlileri, gerekse Koçgirileri kurtan ilk iki olay 1939 Erzincan depremi ve 2. dünya savaşı. Deprem, çok büyük yıkıma ve nüfus kaybına yol açıyor, savaş da toparlanmayı engelliyor. Devlet mecburen bir kısım Dersimlinin dönmesine izin veriyor. Sıdıka Avar, meşhur Dağ Çiçeklerim adlı anı kitabında, geri dönen insanları vatan özlemini çok güzel anlatıyor. Avar, hem görevine sadık, hem de bölge insanları ile gönül ilişkisi kuruyor. Genelde misyon edinen kişiler ya yerli halka zerre sempati beslemez ya da sempati beslediler mi,  görevlerinden soğurlar.

İleriki yazılarımda, cumhuriyet dönemi Alevi katliamlarının da öyle öfke nöbeti olmadığını ispat edeceğim. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/06/dersimli-heidiler.html )

17 Mart 2020 Salı

MARAŞ ,ÇORUM, SİVAS VE DİĞER KATLİAMLAR HAKKINDA YANLIŞ ANLATILANLAR 3 (KATİLLERE ACIMAK)

dresden bombardımanı ile ilgili görsel sonucu
6.Halkın Pişmanlığı ve katillere acımak: Pek çok sitede savaş sonrası Almanya, Japonya, İtalya gibi ülkelere ya da onların vatandaşlarına fazlası ile acıyanları okuyorum. 
Ben de bir zamanlar onlar için üzülürdüm ama artık üzülmüyorum. çünküi artık biliyorum ki onlar içlerindeki canavarca hisle bunu yaptılar, kışkırtılmamışlardı ve öldürdükleri insanların masum olduklarını biliyorlardı. Kurbanların mallarının ve mülklerinin yağmalanmasına onlar da katılmıştı.
Drasden bombalanması için üzülenler, açlıktan öldürülen Minskliler ya da Hitler'in emri ile her tuğlası yıkılan Varşova için üzülmüşler midir acaba?


Ya da Hiroşimalı kadınlar, kocalarının ırzına geçtiği, zorla Japon askeri genelevlerinde çalıştırılan Koreli kız çocukları için ne düşünmüşlerdir?
Acı gerçek, dünyada pek çok kötülük cezasız kalmakta. Pek çok katil, ceza almak bir yana, ödüllendirilmekte.
Maraş-çorum-Sivas, Endonezya 1965 (Gestapu), Amerika'nın Kızılderili katliamları ve daha buraya yazsam sayfalar alacak katliamları sanıkları birer kahraman olarak yaşadı ve öldü.
Çok azı cezasını aldı, onlar da cezasını fazlası ile alsın ki, en azından daha sonraki gaddarlar, birazcık korksun.
Kelt kabileleri Roma'yı yağmaladıkları zaman başlarındaki komutan, Yenilenler Kahrolsun demişti. Sonra Romalı cesur biri, Keltlerin haraç terazisine altın yerine kılıcı attı ve ardından Romalılar,  Keltler'i  önce Roma şehrinden, sonra İtalya yarım adasından attı. Ardından da Romalılar Ketleri Yozgat'tan, İskoçya'ya kadar kovaladı.


Ben de diyorum ki, fethe çıkıp da yenilenler beter olsun. Beter olsun yağmadan zengin olanlar. Beter olsun ölen askerlerin üzerine siyasi bir gelecek kuranlar.. Acından ölsün, yıkılan yuvaların yerine lüks evler kurarak servetlerine servet katmaya çalışanlar.
Üzülmemeliyiz bir diktatörü çılgınca alkışlayan vahşi kalabalıklar için. O vahşi kalabalıkların çocukları için üzülmemeliyiz.
Hiroşima ile dünyanın nükleer serpintiye uğradığı için üzülebilirim. O bombalanan şehirlerdeki bitki, hayvan, hatta börtü böcek için üzülebilirim.

Artık ben o vahşi kalabıkların gerçek yüzlerini gördüm. Hiroşimalı ya da Drasdenli çocuklar için bile üzülmem bundan sonra. Yaşasalardı Yahudileri ve Sindileri sabun, Koreli ve Filipinli kızları fahişe yapıp, dünyayı kana bunayacak, anne ve babalarından daha acımasız olacaklardı. Şimdi Almanya ve Japonya, gayet güzel teknolojik ürünler üreten birer sanayi ülkesidir.

Hitler, Fransızların, Hollandalıları ve diğer deniz aşırı sömürgecilerin yaptığınız kıta Avrupa'sında yapmaya kalktığı için yenildi. Birileri Hindistan katliamları sonrası Dover, Londra, Mençıstır gibi İngiliz şehirlerini bombansaydı, Dachau, Austscwitz katliamları olmayacaktı.
Hitler, Avrupa'yı yakıp, yıkarak; beyaz adamın azgınlığını durdurdu. Atatürk ve Anadolu direnişi ile duraklama devrine giren batı sömürgeciliği, Hitler'den sonra sömürgelerde tutunamadı.
sömürgecilik haritası ile ilgili görsel sonucu
Önce askerlerini ve yönetimlerini çekti. Şirketleri ve işbirlikçileri (kompradorlar) yerini aldı bir süre. Şimdilerde Çin, Hint ve batılı olmayan ülke şirketleri ile kendi burjuvaları giriyor.
Hayır sayın okurlarım, katillere asla acımayalım. Bakunin; ezenlerden nefret etmeden, ezilenleri sevemezsiniz demiştir. Ben de diyorum ki, katillerden nefret etmeden, kurbanları sevemezsiniz.
çingene katliamı ile ilgili görsel sonucu

21 Aralık 2019 Cumartesi

MARAŞ ,ÇORUM, SİVAS VE DİĞER KATLİAMLAR HAKKINDA YANLIŞ ANLATILANLAR 2

çorum katliamı ile ilgili görsel sonucu"



4)Kışkırtmaya sebep olan sır: Çorum olayları, cenazeye katılanların cami yaktığı haberi üzerin başlamıştı. Oysa caminin yandığı falan yoktu, hatta o caminin  minaresinden, cenazeye katılanlara ateş ediliyordu. Caminin yanmamış olması, kalabalığın umurunda değildi.
30 Eylül 1965 gecesi Endonezya devlet başkanı Sukarno'nun öldüğü zannedildi. Bu olaydan sonra Endonezya Komünist Partili beş kadın, bir generali işkence ile öldürdü. Ardından da bir yılı aşan bir süre boyunca, ülkede sayısı bir milyonu geçtiği sayılan, suçları sadece solcu ya da Çinli azınlık olmak olan insanlar katledildi. Çin ile ilişkiler koptu, Sovyetler Birliği ile zayıfladı, Amerika ve batı ile koptu.
Bu olay yıllarca belirsizliğini korudu. O olayı gerçekten o beş kadın mı yaptı, yaptıysa hemen ardından bu katliam anında nasıl başlamıştı?
Bu gün 6-7 Eylüle sebep olan Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin bombalanması haberinin yalan olduğunu bugün biliyoruz. Gene o günlerde suçlanan komünistlerin ve solcu aydınların masum olduğunu bugün biliyoruz.
6 7 eylül ile ilgili görsel sonucu"
Oysa 1978 Nisanında Malatya belediye başkanı Hamit Fendoğlu'na bomba göndereni halen bilmiyoruz.
1990'da, Profesör Bahriye Üçok'un öldürüldüğü günün ertesinde postacının biri, vaktiyle Fendoğlu'na gönderilen paketi kendisinin teslim ettiğini anlatmıştı. Sonra Malatya PTT'den biri bombalamayı haber vermiş ve kamyonu ile iki gün dağda, ıssız bir yerde saklanmış.
Eylül 2015'de Dağlıca sınır karakolu  baskısı sonrası Beypazarı ilçesinde Kürt tarım işçilerinin kovulmasına ne demeli? O kadar planlı saldırıydı ki, olayların ertesi günü 1980'li yıllarda havuç hasadı için getirilen Kürtler yerine Suriyeliler getirildi.
hamit fendoğlu ile ilgili görsel sonucu"
Sonra bu yalan suçlama moda oldu. Faşizm daima kara propagandasıyla beraber gelir. Bir dönem Kürt işçiler (tarım ya da inşaat) bayrak yaktı haberleri sık çıkar oldu (tabi linç girişimiyle beraber). Olayların aslı şuydu ki,  işçilerin yevmiyelerinin üzerine yatmak isteyen işverenlerin oyunuydu bu.
aksaray otistik yuhalama ile ilgili görsel sonucu"5)Halkın kışkırtılmışlığı: Bakunin der ki, ezenlerden nefret etmezsen, ezilenleri sevemezsin. Buradan yola çıkarak, katillerden nefret etmezseniz, kurbanları sevemezsiniz. Katilleri sevmenin en belirgin yolu, onların kışkırtılmış masumlar ilan etmektir.
İçinde vahşilik olmayan insanlar, böyle kıyım yapabilir mi? Üstelik daha iyi yağmalama ve katliam için dost görünmek için (bunu daha ayrıntılı olarak tekrar anlatacağım)Alevi komşuları ile özellikle ahbap olmuşlarsa.


2019 kasım ayında, Aksaray il merkezinde, otistlik çocukları yuhalayanlar,  sanki bir sonraki çocukları otistik ya da engelli olmayacakmış gibi nefret kusmaları nedir?Bir tanesi, engelli annesine uyanın çocuğunuzdan utanın diye bağırıyordu.
Aslında Aksaray'da olan şuydu. Taşra da il ve büyük ilçe merkezlerinde, tam çarşının içinde, tercihen de valilik meydanının yanında, öğrenci velilerinin arkası güçlü- torpilli kimseler olduğu okullar vardır. Bu ilk okulda tahminim böyle bir okuldu ve çocuklarını kayıt etmek için araya  adam koydukları okulu otistiklerle paylaşmak istemiyorlardı.
Aksaray demişken, velilerden birinin biz az otistiklere karşı değiliz demesi gerçek bir trajikomediydi.
Halklar da kötüdür ve kötülüğün kaynağı da genelde öyle üç beş kişi ya da azgın azınlık falan değilidir. Karaman'daki taciz olayında kuru gürültü arasında sorulmamış iki soruyu burada sorayım:
karaman çocuklara taviz ile ilgili görsel sonucu"
1)45 (Yazı ile kırk beş) tane çocuk, yıllarca (en az üç yıl) bu istismarı hiç mi bir başkasına anlatmamış? Bunu koca ilde sadece hiç kimsenin bilmiyor olmasına inanıyor musunuz?
2)Kırk beş çocuğun ırzına sadece o bir öğretmen mi geçti? suç ortakları yok muydu sanıyorsunuz? Hatta o il merkezinde, çocukları istismarının bedava mı sanıyorsunuz? İl halkının olay hakkındaki aşırı sessizliğinin sebebini biraz merak ederseniz, anlarsınız.
Ekşi sözlükte Drasden bombardımanı üzerine on üç sayfa, her sayfada da onar olmak üzere yüz otuza yakın yazı var, Auschwitz üzerine de yirmi sekiz sayfa.
dachau toplama kampı ile ilgili görsel sonucu"
Dachau toplama kampı,  Bavyera eyaletinin devasa başkenti Münih'e otomobille 22 ile 38 dakika arası tutuyor. Dachau ise bir köy değil, bu gün yüz elli binden fazla nüfusu olan bir şehir. Bu gün Türkiye'de, hele de doğuda yüz elli binden az nüfusu olan onlarca il merkezi var. Münih halkının Dachau'da olanlardan habersiz miydiler sanıyorsunuz?
Hitler, Kavgam'da her şeyi açık açık yazmıştır. Bu yüzden ne Drasden, ne de Hiroşima'da ölenlere zerre kadar acımam. Bir beş yıl önce olsa acırdım, hatta bir yıl önce de. Artık öğrendim ki halklar da vahşidir, halklar da kötüdür. Çoğunluk olmaları, onları iyi yapmaz. Hiroşima ve Nagazaki'den dünyaya yayılan radyasyona üzülürüm. Ölen Japon ya da Alman çocuklarına falan da acımam. Onlar her şeyi gayet net biliyorlardı. Japon gazeteleri Nanking'de yapılan katliamları ayrıntıları gayet net anlatıyorlardı.
drasden bombalanması ile ilgili görsel sonucu"
Bir diktatörün peşinden zaferlere giden halk, yenilgilerin acısını da sonuna kadar tatmalıdır.
Fransız ihtilali, filozofları devrimci yapmak, kitlelere yön vermek heveslisi yaptı. Dev kitlelerin çobanlığı hayali ile pek çok filozof, düşünür ve yazar, toplum mühendisliğine, daha doğrusu halk çobanlığına özendi. Oysa halk çobanlığı, kurt çobanlığıdır. Türk ve Alman faşistlerin köpekleri hor görmesi, kurtları yüceltmesi boşuna değildir. Köpekler, kendilerinden akıllı olana itaat ederler, bu yüzden evcilleşmiştirler. Kurtlar ise kendilerinden vahşi olana itaat ederler.
Karl Marks'ın ve Marksistlerin yanıldığı nokta, işçi sınıfının da, burjuva kadar insan olduğu ve vahşileşebileceğini unutmasıdır. Nazi ya da diğer faşizan katliamlara katılan işçi sınıfından çok insan vardı.
Katliamlarda halk da devleti kışkırtmıştır.















7 Aralık 2019 Cumartesi

MARAŞ ,ÇORUM, SİVAS VE DİĞER KATLİAMLAR HAKKINDA YANLIŞ ANLATILANLAR 1

maraş katliamı ile ilgili görsel sonucu"


Ülkemizde ara ara ev işaretlemesi ve nefret içerikli duvar yazılarının haberleri çıkıyor. Ev işaretlemesi ya da duvar yazısı,  1978 Aralık ayında MHP ve Ülkü Ocaklarının öncülüğünde yapılmış olan Kahtamanmaraş katliamı ve 1980'in Mayıs ve Temmuz ayında gene Ülkü Ocakları ve MHP öncülüğünde yapılmış olan Çorum katliamına atıftır. Alevilere sizi gene böyle yaparız demektir.
Bu ve benzeri Alevi katliamları ile ilgili olarak google'dan arama yapabilir ve pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Ben bu bilgilerden yanlış anlatılanları maddeler halinde sıralayacağım:
maraş katliamı ile ilgili görsel sonucu"1)Ölen sayısı, genelde her iki katliamda da yüz küsurlarda bırakılır. Gerçekte ölü sayısı binin çok üzerindedir. 1999 Körfez depreminde ölen sayısı 17 bin civarı olmadığı gibi, bu katliamlarda da rakamlar resmi açıklamanın çok üzerindedir.

2)Katliamlar sadece şehir merkezi ile sınırlı değildir. Daha sonraki maddelerde sayacağımız kışkırtılmışlık ve ani gelişme tezlerini desteklemek için bu katliamlara dair sağcı-faşizan anlatılar, katliamın sadece şehir merkezleri ile sınırlıymış gibi sunulur. Maraş'ya Elbistan ve Afşin'de büyük katliamlar yapılmıştır. Çorum'da ölenlerin çoğu tarlalara atılmıştır. Yani asıl katliam şehir merkezinde değil, köylerde olmuştur.

aleviler artık burada oturmuyor ile ilgili görsel sonucu"3)Katliamların ani bir infial ile olduğu iddiası düpedüz yalan iken, katilleri aklamak için sürekli tekrarlanır. Oysa Maraş katliamının ilk hazırlıkları iki yıl öncesine kadar dayanır.  Çorum katliamından önce solcu polislerin örgütlendiği POL-DER üyeleri topluca Kayseri'ye sürüldü. Mayıs ayında barikatlar yüzünden katliam yapılamayınca, temmuz ayında tekrarlandı. Sivas katliamından önce bir sürü şeriatçı, Hicret koşusu etkinliği altında şehre yerleşti. Şehrin camilerinde cemaatler elinde benzin bidonları ile çıktılar. Zaten Müslüman dediğin camiye benzinsiz girmez, değil mi?
4)Katliamların sebebi sağ-sol kavgası, sık söylenen en büyük yalandır. Sağ-sol kavgası o zamanlar ülkenin her yerinde vardı. Kadın, çocuk ve hatta bebeklerin kitleler halinde katledilmesi, Alevilere karşı nefretten oluşan bir şeydir.
çorum katliamı ile ilgili görsel sonucu"

Ben Maraşlı sosyal demokrat-solcu Sünnilerle tanıştım. Pek  çoğu olaylardan sonra orada yaşamaya devam etti ama Alevilerden oralarda yaşamaya devam eden olmadı. Ayrıca katliamdan sonra duvarlara ALEVİLER ARTIK BURADA OTURMUYOR diye yazılar yazıldı, Solcular oturmuyor diye yazılmadı.
malatya katliamı ile ilgili görsel sonucu"
Üniversitedeyken Sağcı, hatta Ülkücü ve Alevi oda arkadaşım vardı. Namazına, orucuna Sünnilerden daha düşkündü. Doksanlı yılların ortalarıydı ve üniversitelerde, hele de taşra üniversitelerinde Ülkücülerin en güçlü olduğu zamanlardı. İlk sene hevesle Ülkücülerin arasına girdi ve bütün o hevesliler gibi yaşadığı hayal kırıklığı olmuştu. Lakin onun hayal kırıklığı daha fazlaydı. O arkadaşım, solculardan daha fazla ezildi. O kadar ki, büyük heveslerle girdiği Ülkü ocağına, ikinci sene ve üniversitedeki sonraki yıllarında uğramadı bile. Üstelik ailesi ve akrabalarının çoğu da MHP'liydi.
sivas katliamı ile ilgili görsel sonucu"
Ona benzer birisi yıllar sonra tanıyacak daha doğrusu  tanıştırılacaktım. Kendisi hemşireydi ve müdür yardımcımın tanıdığıydı. Onu gibi birinin, bana nereden bir kız bulacağını şaşırmıştım. Meğer sağcı Aleviymiş ve benle ilk iş politika tartıştı. Ben de oracıkta işi bitirdim, ikinci buluşma olmadı.Aynı eziklik onda da vardı. Yani beş vakit namaz, Ramazan orucu, siyasi tercih falan, nefreti dizginlemiyor bile.
İlk atandığım ilçede de başka bir gerçeğin farkına vardım. Sünniler kendi içlerindeki solculara, radikal solculara ve hatta Ateistlere karşı öyle çok fazla kin duymuyorlardı. Orası çok küçük bir ilçeydi, daha doğrusu kaymakam atanmış bir köydü. Köyde ne namaza itibar vardı, ne de oruca. Ramazanda sokakta rahatça yemek yenebilecek nadir köylerden  idi.
Öte yandan köylüler Alevilerden nefret ediyordu, tabi benden de. Daha ilginç olansa,  hem nefretlerini kusuyorlar, hem de beni evlendirmeye çalışıyorlardı. O ilçede çalıştığım için, o ilçe sayesinde para kazanıyormuşum ve bu parayı tek başına yiyemezmişim.
gazi mahallesi olayları 1995 ile ilgili görsel sonucu"
( O ilçede yaşadıklarımı yazarsam, ölümden sonra yayımlanabilir. Zira yüzlerine karşı ispat edemem.)
Sonra başka ve daha büyük ilçeler ve şehirlerde de çalıştım. Benzer durumu oralarda da gördüm ve yaşadım. Benden çok daha radikal, gençliği örgütlerde geçmiş solculara karşı değil de, Alevilere karşı bir nefret vardı.
İnternet okuyucusu uzun yazıyı sevmiyor. Ben de diğer işlerim yüzünden de hızlı yazamıyorum. Konuya daha sonra devam edeceğim.