dersim 1938 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dersim 1938 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2025 Pazar

KOÇGİRİ'DE ÇAPANOĞLU PARMAĞIVE BAYTAR NURİ'NİN PALAVRALARI

 


Umuyorum ki bu yazı, Koçgiri isyanıyla, en azından uzun bir süre için, son yazım olacak. Dedemin babasımın öldüğü ve dedemin yetim kaldığı bu tarihsel olayla ilgili ne kadar yazı yazmadan durabilirim, bilemiyorum. Bu yazı için Nuri Dersimin diğer kitabını (Kürdistan Tarihinde Dersim ) ve Koçğiri İsyanı ile ilgili iki araştırma kitabı daha okudum (Dilek Kızıldağ Soileau, Koçgiri İsyanı ve Mahmut Akyürekli, Koçkiri Kırımı). Mahmut Akyürekli, temel kaynak olarak Çağanoğlu Mehmet Beyin, şimdilerde hiç bir şekilde bulunmayan anılarını almış. Bu yazıda ana kaynağım o olacak.  Daha önceki yazılarımda bahsettiğim diğer kitaplara, Dersimi'nin Anıları, Hüseyin Aygün'ün Dersim 1938 Resmiyet ve Hakikat ve Baki Öz'ün, Belgelerle Koçgiri Ayaklanması kitaplarından da arada bahsedeceğim.

Koçgiri isyanıyla ilgili, kimsenin kabul etmediği gerçek, isyanda Osmanlı parmağıdır. Koçgiri ağaları Alişan ve Haydar beyim dedeleri Hüseyin ağaya padişar Abdülmecid paşalık ünvanı vermiş, ona bir kılıç, karısına da bir elbise hediye etmiştir. Koçgiriler yada en azından Koçgiri ağaları, uzunca bir süredir İstanbul'un adamıdır. İçinde Kürdistan adı geçen ilk isyan olması, Kürt Teali Cemiyetinin İstanbul'dan desteklediği isyan olması, bu gerçeği değiştirmez. Dilek Kızıldağ Soileau, 1516'dan yerleşmelerinden itibaren uzun bir tarih araştırması yapmasına rağmen, Koçgirilerin önemli bir isyanını yada Celalilere desteğini bulamamıştır. Nuri Dersimi, Koçgirileri savaşçılığıyla, asiliğiyle över ama tarih böyle demez. O meşhur isyanın da sebebi, Osmanlı padişah ailesine yakınlıktır. Akyürekli'nin yazdığına göre Alişan ağa, Mustafa Kemal'in görüşme talebine, İttiatçının Teki diyerek olumsuz yanıt verir.  O zamanlar Erzurum-Sivas yoluna, Alişan ağa tarafından pusu olacağı endişesiyle, Atatürk'ün geçişi öncesi yerel milislerce önlem alınır.  Dersimi, Alişan ağanın Atatürkle konuştuğunu ve Alişan ağanın ters cevaplar verdiğini yazar ama Atatürk'ün, o zamanlarıadı Ümraniye Nahiyesi olan İmranlı ilçesine hiç gitmediğini biliyoruz. Dersimi, padişah Vahdettin'in, Alişer ağaya, Kızılırmak'a, yani bu günkü Ankara il sınırına kadar özerk bir Kürdistan vaad ettiğini yazar ki, Zara (Eski adıyla Koçgiri)'nın ötesinde önemli bir Kürt varlığı olmaması, Koçgiri bölgesinin de zaten o yıllarda bile önemli bir Sünni Türk varlığı olması, bu iddianın da temelsizliğini ortaya koyar. Kaldı ki Yozgat civarında Çapanoğulları, isyanları bastırılana kadar egemendirler. 

Bize hep denir ya, Osmanlı tarihi ecnebiler tarafından yazılmıştır, Osmanlı hep kötülenir denir ya, yalandır. Çapanoğlu Mehmet beyin, Meclisin açılışı ile 1.İnönü zaferi arasındaki isyanların hepsinin organizatörü olduğu, Vahdettin ve Damat Ferit Paşanın, Kürt Teali Cemiyetinin de koruyucu ve hata kurucusu olduğu gerçeğidir. Kumpaslı, entirikalı işler için  söylenen, işin altından Çapanoğlu çıkması deyimi de boşuna değildir. Ankara'nın Elmadağ ilçesinin eski adı Asiyozgat'tır ve yöre köylülerinin isyanı da Çapaonoğlu ailesinedir. Çapanoğullarına isyan eden köylüler, bu bölgeye yerleştirilmiş, büyüyen köy, önce nahiye, sonra ilçe omuş, Atatürk'e bağlılık telgrafı çektiği için ilçenin adı da değişmiştir. Akyürekli'nin değindiği diğer bir konu da dört sayfalık Jin dergisinin İmranlı'da basılmasına imkan olmadığı, çünkü o yıllarda İmranlı (O zamanlarki adı Ümraniye) 'da bir matbaa yoktu. Sivas ilinde tek matbaa, vilayet matbaasıydı.O matbaada da, uzun süre çoğu yazısının Mustafa Kemal'in yazdığı, Hakimiyet-i Milliye gazetesi basılıyordu. Jin adlı ilk Kürtçe süreli yayın, muhtemelen sadece İstanbul'da basılmış. Koçgiri isyanının, Konya, Delibaş Mehmet isyanıyla aynı gün çıkması da Çapanoğullarının gayretiyle olmuştur.

Nuri Dersimi,  Alişan ağanın sır katibi olduğunu iddia etse de, her iki kitabında da (Anılarım ve Kürdsitan Tarihinde Dersim) , isyan sırasındaki çatışmalar ve Alişir ağanın Pülümür'e kaçışı ile ilgili hiç bir şey yazmıyor ama kitapta Alişir ağanın Pülümür'de bir mağarada kesilmiş kafasının fotoğrafı var. Fotoğraf 1961'de bir Türk dergisinde basılmış. Dergide Alişir ağanın dedesi Hüseyin paşaya verile kıçıçla, karısına Abdülmecid'in şahsi hediyesi olarak verilen elbisen,n resmi de var. Dersimi'nin Kürdistan Tarihinde Dersim kitabı,  ilk baskısını 1962'de, Suriye'nin Halep şehrinde basılmış. Bir bölümü, burası okunmamış diye yazılmış.  K. D. T diye kodlayacağım bu kitabı Anılarından önce yazmış. KDT içinde bir sürü fotoğraf ve dizayn var. Böylesi kitaplar, tıpkı basımı ile karşılıklı beraber basılmalı. Kitabın Türkçe baskısının yapıldığı 1992 yılında böylesi sayfa mizanpajları için Macintosh bilgisayar gerekiyordu. 1996 yada 1997'de bile Word-Exel'de yapılanlar beğenilmiyor, Macintosh gerekiyordu. 1962 yılında ise bir grafikerin haftalarca çizim masajında uğraşması falan gerekiyordu muhtemelen.  Anıları ise KDT'den sonra yazılmış. Bu konuları KDT kitabımda yazmıştım diyor. 1962 yılında kitabı Kürtçe, (Zaza yada Kırmanci) basmış olması zor, zira yeni iktidar olan BAAS rejimi, Arapça dışında dillere karşı hoş görülü değildi, yıllar geçtikçe bu baskı giderek artacaktır. 

Dersimi'nin palavralarndan bazı gerçeklere daha doğrusu gerçek olabilecek bilgilere ulaşabiliyoruz. Alişan (yada Alişir) ağanın, Çapanoğlu Mehmet beyle arkadaşlığından bahsetmiyor  ama Erzincan mebusu Şeyh Feyzi Efendi'yle arkadaşı olduğundan bahsediyor. Bu gayet inandırcı çünkü Baki Öz, isyanın bastırılmasından sonra Fevzi efendinin Koçgirilerin tehcirine karşı çıktığı ve neredeyse tek başına engellediğini yazıyor. Fevzi efendini doğrusunu yapmıştır. Sonuçta Koçgiri coğrafyası, Dersim olmamış, Dersim gibi envai çeşit terör örgütünün yuvası haline gelmemiştir. Türkiye'de illegal sol örgütlerin hepsinde önemli miktarda Tuncelili eleman vardır. Devletin demir eli, Tunceli'yi problem il olmaktan kurtaramamış, nifus yoğunluğu en az olan il olarak,  ekonomik kaynaklarını yeterince kullanamaktadır.

Dersimi, Dersim'de daha önce olmuş ve Osmanlı ordularının başarısız olduğu beş altı askeri harekattan bahsediyor. Direnişlerin lideri de, meclisin Kayseri'ye taşınmasına karşı çıkan konuşmasıyla tanınan, meşhur Diyab Yıldırım'mış. Hüseyin Aygün'ün kitabında bu olaylara değinilmiyor, Aygün, Osmanlı'nın Dersim'den asker ve vergi alımını düzenli olarak yapıldığını belgeleriyle gösteriyor. Bir  de birinci Dünya savaşında,  Erzincan'a kadar gelen Rus ordusunun, Dersim'e girememesi olayı vardır, bundan Hüseyin Aygün'de bahsediyor, Tuncelili başka bir çok kişiden de duydum. Devletin,  Dersim harekatı için 1925'den itibaren neden hazırlık yaptığını açıklıyor. Diğer yandan Koçgiri isyanına neden Dersim'den destek gelmediğini de açıklıyor; Osmanlı ile defalarca savaşmış Dersim, Osmanlı'ya bu kadar bağlı Alişan ve Haydar ağalara güvenmiyor. Koçgiriler isyan bastırıldıktan sonra güçsüzleşiyor. Dersimi, Koçgiri isyanı başlamadan evvel Divriği'de yapılan bir toplantıdan bahsediyor. Divriği Alevilerinin önemli çoğunluğu Türk.  Dersimi aynı zamanda Alevilik milliyetçisi ve Alevilerin tamamının Kürt kökenli olduğunu iddia ediyor.

Dersimi'nin, Dersim isyanıyla ilgili anlattıkları da tutarsız, eksik ve şüpheli. Seyit Rıza'nın, amcasının ve kardeşinin ihanetine uğradığını anlatıyor, bu inandırcı. Devlet size karşı operasyon yapacaksa, içinizden ve yakınınızdan pek çok kişiyi satın almış, ayarlamış ve sizin içinizde bazı bölünmeler yaratmış olur. Akrabalar en büyük tehlikedir. Bu yüzden liyakate dayalı bir örgütlenme kurmalı ve iç istihbarata önem verilmelidir. Hüseyin Aygün, isyan sırasında temel işbirlikçi olarak Rıza Kaliç diye birinden ve aşiretinden bahsediyor.  Dersimi de Kaliç'den bahsetmiyor.  Dersimi, kızlar tertelesi dahil pek çok şeyden bahsetmiyor.

Kızlar tertelesi, küçük kız çocuklarının, ailelerinden koparılıp,  sözde evlatlık verilmesi, aslında ev işleri, hasta, yaşlı ve kendi gibi çocuk diğer kardeşlerinin bakımı için köle yapılması olgusu. Nezahat-Kazım Gündoğan'ınyazdığı, Dersim'in Kayıp Kızları adlı kitaba göre kızlar tertelesi, genel askeri harekattan önce başlamış. Gündoğan çiftinin yazdıkları beni Sıdıka Avar'ın anı kitabı olan Dağ Çiçeklerim adlı kitaba götürdü. Kendisi gazeteci Banu Avar'ın üvey annesi ve Banu Avar'ın babasının ilk eşi, bu da böyle bir ayrıntıdır. Sıdıka Avar, Dersimlileri Türkleştirme görevi ile, Elazığı kız meslek lisesine müdür oluyor, okulun pansiyonu-yatakhanesi de var. Pansiyonun görevi, Tunceli bölgesinden kızları okutmak ve böylece bölgeyi Türkleştirmek. Bizim nesil Sıdıka Avar'ı, ilkokul üçüncü sınıf kitaplarında yayımlanan, kızımı da götür Avar bölümüyle tanır. Köylüler, kızlarını kollarından tutup, Sıdıka Avar'a teslim ederler, okuması için. Bunun sebebi ise, Sıdıka Avar'ın, Dersimlilerin kızlar tertelesi dediği, beslemeliğe karşı çıkması. Bugün Tunceli'de Türkçe bilmeyen kimse yoksa ve ilk olarak Türkiye'nin, Artvin'le beraber en yüksek okuma yazma oranlı iliyse, başarı en çok Sıdıka Avarîndır. Bu tip görev sahipleri, genelde sömürgeci ruhlu ve yerel halka sempati duymayan kişilerdir ve yerel halka sempati duyduklarında ise, görevi bırakırlar. Sıdıka hanımsa, bölge insanına ayrıca sempatik duyuyor, bölgedeki Zazaca ve Kırmanci dillerini de öğreniyor. Sürgünden dönenlerin kışlık yiyeceği olmadığını öğrenince, bizzat validen yardım istiyor. Bölge halkı tarafından o kadar biliniyor ve seviliyor ki, en ücra köylere bile tek başında katır sırtında gidiyor. Besleme kız almak isteyenler, Sıdıka Avar'ı Şstanbu yada Ankara'ya geri yolluyor, o da dava çıp, Elazığ'a geri geliyor. Çok partili hayata geçişle beraber, bölge halkı oy tehdidi ile memurların besleme kız alımını azaltarak bitiriyor.

Burada araya not düşeyim, ağustos  itibarıyla. Ekrem İmamoğlu, Kürtçe öğrenmek istediğini beyan edince, klasik Türkçü hezeyanlar başladı. Kürtçe kaba hesapla Türkiye'de yüzde yirmi Kırmanci, yüzde on da Zaza olmak üzere ülkenin yüzde otuzunun ana dilidir. Ülkemizde Lazca, Çerkezce (Adige ve Abaza), Hemşince ve diğer dillerde konuşupta, Türkçe bilmeyen yoktur. Oysa çoğunluğu kadın, yüzbinlerce insan, Kürtçe'den başka dil bilmemektedir. Zorunlu 12 yıllık eğitim, internet, sosyal medya vesaire derken, böyle insanlar azaldı. Hatta son nesilde Diyarbakır, Siirt, Hakkari, Bitlis ve diğer yöre illerinde bile  Kürtçe bilmeden yada az bilerek büyüyen çocuklar çoğalıyor. Buna rağmen Kürtçe halen yaygın ve popüler, üstelik sadece Türkiye'de değil, Irak, Suriye ve İran gibi komşu ülkeler ile Almanya, İsveç gibi Avrupa ülkelerinde  de popüler; Orta Asya ülkelerinde de ciddi bir Kürt azınlık var (sebebini bir kaç satır sonra anlatacağım).  İran'ı eski cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad ve Rusya'nın devlet başkanı Vilademir Putin, Türkçe ve pek çok lehçesini iyi biliyor.

Dersimi'nin anılarına ve K.D.T kitaplarına geri dönelim. Kensisi Koçgiri isyanı kanla bastırılırken, nasıl Dersim'e göç ettiğini veya Dersim isyanı bastırılırken, nasıl kaçtığını anlatmıyor. Ağrı isyanı sürerken, Dersim ile Ağrı isyancıları arasında kuryelik yaptığını ve bu süreç içinde bir ara Sivas Palas otelinde (Herhalde bugünkü Büyük Sivas Otelinden bahsediyor) kalırken bir ara tutuklandığından bahsediyor. Ağrı istanıyla, Dersim arasında bir bağa başka bir kaynakta göremiyoruz. Koçgiri köylüleri 1938'de, Refahiye'nin Karataş köyünde bir toplantı yapmış, ben bu olayı rahmetli İsmail amcamdan bir kere duydum ve başka kaynakta bulamadım, Dersimi de bahsetmiyor. Bu toplantı ile ilgili tek bildiğim olmuş olması, kalabalık Türk ordusunu görünce sessizce dağılmış olması.

Ağrı dağı isyanı, devleti çok daha fazla zorlamıştır. Ağrılılar üç büyük isyan etmiş, üç büyük askeri harekat yapılmıştır. Asilere sadece Türk ordusu değil, Sovyet ve İran ordusu da saldırmıştır. İsyan sırasında Türkiye ile İran, sınır düzenlemesi yapmış, Kürtlerin yaşadığı bazı köy ve kasabalar İran'a bırakılıp, Küçük Ağrı dağını ve Nahçıvan'a sınır olunmasını sağlayan toprakları aldı. İlin eski adı Doğubeyazıd'dı ve il merkezi de burasıydı. Karaköse köyü etrafında yeni bir il merkezi kurulmuştur.  Barzani, isyana açıkça destek vermiş, Türk uçakları Barzani'n,n bölgesimi bombalamıştır.  (Barzani ile ilgili olarak Muzaffer İlhan Erdost'un, Şemdinli Röportajı kitabını okuyabilirsiniz) Stalin, bu isyandan sonra, Ezidiler hariç Kafkasya Kürtlerini Orta Asya'ya, özellikle de Kazakistan ve Kırgızistan'a sürgüne göndermiştir. Ağrılılar ise herhangi bir sürgün yaşamamış, Ağrılı kız çocukları, memur ailelerine besleme yapılmamıştır. Ne Ağrı, ne de diğer Kürt isyanlarında benzer tedbirler alınmamış, kimse sürgün yada kızlarını besleme yapma tehdidi yaşamamıştır.Bence  Atatürçü rejim, ilk kuruluşı itibarı ile düşünüldüğü kadar laik değildir, Aleviliği kendisine bir tehlike olarak görmüştür. 

Nuri bey anılarında ve K.D.T dersim kitabında, bol bol propaganda yapmış, pek çok şeyi de boşlukta bırakmış. 1914'de ağitimini yarıda bırakıp, askere alınıyor, 1916'da İstanbul'a dönüp, askerliğini tamamlıyor. Yer yer devletle de iş yapıyor, hatta Nuri'nin bana hizmetlerime karşılık vaat edildiği dediği manastırın harabe halini Hüseyin Aygün kitabında gösteriyor. 1920'de Koçgiri kıyımından da kurtulup, Dersim'de çiftçilik yapıyor. 1938'e kadar pek .çok isyanda aktif oluyor (dediğine göre), 1938 kıyımından da kurtulup, Yunanistan'a geçmeye hazırlanıp, Edirne'ye gidiyor. Edirne'de bunu tanuyan birisi, Yunanistan'ın Türkiye ile çok sıkı bir iade antlaşması yaptığını, Suriye'ye (o zamanlar halen Fransa mandasında olan) gitmesi gerektiğini söylüyor. Mersin'e gidiyor, derken Osmanlı saltanak ailesinin avukatı ile tesadüfen görüşüp, Suriye'ye geçiyor. Suriye'de Türk istihbaratının ( o zamanlar MAH, Milli Amele Hizmetleri) takibinden bunalıyor. Ankattığına göre Türk istihbaratının Suriye'de, özellikle Ermeniler arasında bolca işbirlikçisi var. Ürdün'e geçip, bir süre orada veteriner olarak çalışıyor, sonra Suriye'ye geri dönüyor. Orada çiftlik alıp, çiftçilikle geçiniyor. Kendi gibi Zaza ve Alevi Kürtlerle yaşıyor. Çiftlik satın almak için parayı nereden bulduğu veya bu kadar kaçak yaşamında nasıl sakladığı meçhul. Türkiye'deki ailesini terk edip, bir daha evleniyor. Sonraki yıllarda, BAAS partisinin, özellikle de Esad ailesinin Kürtlere karşı baskıyı arttırdığı, hatta vatandaşlık haklarını elinden aldığında ne yaptığıysa meçhul.  Wikipedia'ya göre 1973'de ölüyor. İsmail Beşikçi'nin mutlak doğru gibi sunması ile 1990'lı yıllarda ünleniyor.

Ben şüpheli ve hatta düppedüz yanlış bilgiler içerse de, en azından dönemin psikolojisini anlamak için Dersimi'nin okunmasını tavsiye ediyorum; kitapların yeni baskıları, orijinallerinin tıpkıbasımıyla beraber yapılmalıdır, çünkü çeviriler de şüphelidir. Baskı demişken; Mahmut Akyürekli'nin bahsettiği Çapanoğlu Mehmet Beyin anılarının yayımlanması da toplum için faydalıdır.

2 Mayıs 2022 Pazartesi

ALEVİ TARİH MİTLERİNE CEVAPLAR-1 (DERSİM VE KOÇGİRİ)


 

Bence henüz siyasi veya dini bir nitelik kazanmadıysa ve belki de hiç kazanmayacaksa bile, tarihsel yorum açısından Alevicilik diye bir şey var ve hem Sünniler, hem Aleviler ve hatta hem de Alevilerden nefret edenlerin, üstelik kamuoyunu da aldatarak ortaya attığı yanlış tarih tezleri var. Bu açıdan ortaya attığım Alevici Tarih kelimesi, Alevilere seven ya da Alevi olandan çok, Alevi kavramı etrafında gelişen tarih paradigmalarını içerir. Bunlardan. adım adım bahsedeceğim.

1)Koçgiri isyanı Kürt isyandır. Aslında Koçgiri isyanı, Koçgirilerin lideri, bölgenin ayanı olan Alişir ağanın, İstanbul hükumetinin isteği ile çıkardığı isyandır. Bu açıdan Konya, Delibaş Mehmet, Yozgat, Çapanoğlu isyanlarından farklı değildir. Nuri Dersimi'nin yazdığı ve internette yayılması sebebi ile pek çok kişinin yanlış bildiği  gibi 17 aşiretten (aslında daha fazla) oluşma konfederasyon falan da yoktur. Aşiretlerden en büyüğü olan Koçgirilerin ve liderleri Alişir'in diktası vardır. İsyanın sebebi de Alişir ağa ve Koçgiri ağalarının güçlerini kaybetmek istememesidir. İsyana İstanbul'dan, padişahtan emir ve destek aldığı için başlamıştır. 

Üzgünüm ama Osmanlı düşündüğünüz kadar Türk bir devlet olmadığı gibi, düşündüğünüz kadar Müslüman bir devlet de değildi. Pek çok gayrı Müslüm ve Alevi kimseler, devletçe korunuyor ve şımartılıyordu. Çünkü Osmanlı'da devlet yoktu, padişahın mülkü vardı. Padişah kendi çıkarı için Alevi ve Kızılbaş bir toplum olan Koçgirileri de kolluyordu. Osmanlıda Hristiyan ve Yahudi bazı unsurlar da, çeşitli dönemlerde korundu ve hatta şımartıldı.

2)Osmanlıya hep asi olan Kızılbaşlar: Bir başka muhteşem tarih efsanesi daha. Çok aşırı bir genelleme ve bunu da yanlışlayan çok örnek var. Mesela Pir Sultan Abdal'ın da şiirlerinde adı geçen, Kırııkale'de kendi adını taşıyan kasabada türbesi bulunan Hasan Dede, birinci Viyana kuşatmasına katılmıştır. Balkan Alevileri-Bektaşileri, genel anlamda Osmanlıya itaatkar olmuştur. Çeşitli Alevi toplulukları da bazı uzun dönemler boyunca devlete sadık olmayı sürdürmüştür.

3)Aşılmaz-geçilmez kale Dersim: Cumhuriyetin ilk yıllarında, Şevket Süreyya Aydemir ve Kemal Bilbaşar gibi yazarların ortaya çıkardığı, faşizmce desteklenen, solcularca da köpürtülen bir efsanedir bu anlatılan. Tamam, dağlık bölge, hele de bilmeyenler için savaşılması zordur. Ancak bizzat Osmanlı devletinin arşivlerinin gösterdiği üzere, Anadolu'yu Celali isyanlarının sardığı 17.yüzyılda bile Osmanlı, askerini-vergisini almıştır. Cumhuriyet hükumeti, 1937 yılı vergilerini mecidiye ve koyun  olarak almıştır. 

Bu efsanenin çıkış nedeni, isyandan çok önce çıkan düzenlemeleri ve askeri harekat planlarını haklı çıkarmaktır. İşin doğrusu Osmanlı'nın son iki yüz elli yılı boyunca merkezi otoritenin zayıflaması sonucu ayan denen pek çok derebeyi türemişti. Tarihte merkezi otorite zayıfladıkça, yerel unsurların derebeyliği yapması, bu  derebeyliğini korumak için de ara ara devlete isyan etmesi sık görülen olaylardandır.

Mesela Ankara'nın Elmadağ ilçesinin eski adı, Asiyozgat'tır (Elmadağ kayak merkezi, Elmadağ ilçesinde değildir.). Elmadağlılar, devlete isyan ettikleri için bu unvanı almamıştır. Elmadağlılar, Yozgat'ın derebeyi Çapanoğlu ailesine isyan ettikleri için, Yozgat'tan sürülmüş ve Ankara'ya yerleştirilmişlerdir. Yani Çapanoğullarının deyimlere (bu işin altında bir Çapanoğlu çıkmasın) konu olması boşuna değilmiş.

İşin doğrusu Osmanlı, daha Kanuni döneminde bile pek çok derebeyine özgürlük tanımıştı. Hatta gene Kanuni döneminde çıkan Şah Kalender isyanı, Damat İbrahim (Pargalı) Paşa tarafından, isyana katılan Dulkadir beyinin oğulları olmak üzere, pek çok derebeyi ile anlaşması ile sona ermiş, Şah Kalenderin etrafındaki son iki bin kadar insan da kolayca katledilmişti. Osmanlıda asiler, özellikle Şah Kalender isyanından sonra isyanlarını genelde devletle anlaşarak ve hatta devletten yeni makamlar alarak son verme alışkanlığına sahipti. Son dönemlerinde ise fazlasıyla rahattılar ve Kurtuluş Savaşı-Cumhuriyet devri isyanlarının en temel sebebi, bu rahatlarının bozulmaması idi.

4)Batı Dersim olan Koçgiri: Koçgiriler ile Dersimliler arasındaki tek ortak nokta Alevilik-Kızılbaşlıktır. Koçgiriler Kürt (Kırmanç), Dersimliler Zaza'dır. Bu iki yörenin Alevilik anlayışları arasında da belirgin farklar vardır. Sosyal yapı da çok farklıdır. Dersim genelde bir aşiretler konfederasyonu iken Koçgiri belli bir ya da bir kaç ağanın krallığıdır. (Nuri Dersimi'de Koçgiri ile Dersim'i birbirine karıştırdığından bir konfederasyondan bahsediyor)

25 Şubat 2022 Cuma

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 5 KARATAŞ KÖYÜNDE TOPLANTI



 En başta söylemeliyim ki, ben bu toplantının Sivas-İmranlı'nın Karataş köyünde yapıldığını sadece duydum. Tam tarihini bilmiyorum. Bildiğim kadarı ile Türk ordusunun İmranlı'ya yaklaştığı bir tarihte olmuş. Çünkü askerin geldiğini duyunca herkes dağılmış. Toplantıya kaç kişi ve kimler katılmış, o da belli değil. Muhtemelen katılanların çoğu çoktan ölmüş olmalı. (1937-38 yıllarında olmuş) 

Bilinen, ordunun yaklaştığı duyulunca, toplantıya katılanların çil yavrusu gibi kaçıştığı. Toplantı ile ilgili duyduğum başka bir anekdot,  toplantıdan çıkıp giden bir adamın, askerleri görünce bir taşın arkasına saklanması, subay ya da astsubay bir komutanca fark edilip, açığa çıkarılması anlatılır. Şahıs her kimse, ufak-tefek, çelimsiz, elbiseleri lime limeymiş ve kocaman bir bıyığı varmış. Komutan, hadi kendini sakladın, bıyığını nerede saklıyorsun, demiş. Sonra korkudan titreyen adama, s.ti,r git, bir çarpsam, yarısı boşa gider deyip, kovmuş.

Bu olaya kimler şahit olmuş bilmiyorum ama bu toplantıyı anlatanlar, bıyıklı, çelimsizi adamın hikayesini de araya ekler.

Toplantının başarısız olmasında iki sebep var. İlki Topal Osman'ın isyanı bastırma ve yağması sonucu bölgenin insan ve maddi gücünü kaybetmesi. Ellerinde av tüfekleri bile yok, kışı ölmeden atlatabileceklerinin garantisi yok. İkincisi ise, Koçgiri ağaları Balıkesir' de sürgünde ve halkında örgütlenme bilgisi zayıf.

İlginç olanı bu toplantının hiç bir resmi-gayrı resmi kaynakta bu toplantıdan bahsedilmemesi. Doksanlarda, PKK'nın en çok eylem yaptığı dönemde, Kürt isyanlarına ilginin bayağı arttığı dönemde bile, Karataş köyü toplantısı gündeme gelmemiş. Genelkurmay başkanlığı bile belki bu toplantıyı, bu yazı ile öğrenmiş olacak.

Bütün bunlara rağmen başarısız da olsa bir örgütlenme çabası var zira daha Koçgiri isyanı biter bitmez, Sakallı Nurettin Paşa, Koçgirilerin sürgün edilmesini mecliste öneriyor. Dönemim Erzincan milletvekili Şeyh Fevzi Efendi itiraz ediyor, hem de öyle bir ediyor ki, Nurettin Paşa ordudan ayrılıp, Büyük Taarruza kadar orduda görev alamıyor. (Baki Öz)

Kurtuluş Savaşı sırasında çıkan onlarca isyan çıkaranlardan tek sürgün edilen aile, Yozgat'ın adı deyimlere bile girmiş olan Çapanoğlu ailesi, sadece o aile, serveti ile Çankırı'ya göç ediyor. Aile halen Çankırı'da yaşıyor ve beş bin dönüm toprağa sahip. Bunun dışında hiç bir asi sürülmüyor, Koçgiriler ile aynı anda isyan eden Konyalı Delibaş Mehmet dahil. (Bunu yıllar önce itiraf.com'da öğrenmiştim.) Öte yandan Şevket Süreyya Aydemir'in yazdığına göre, Ege'deki Efelerin pek çoğu, Kurtuluş Savaşından sonra  eşkıyalığa devam etmiş. Pek çoğu da hapis cezalarını bitince, köylerine geri dönmüş.    

Demek ki Koçgiri halkı, Dersim'den sonra sıranın kendisine geleceğini anlamış. Fakat Koçgirilerin isyana desteği, askerliğini harekat ordusunda yapan bazı Koçgirilerin, özellikle kadın ve çocuklara ateş etmeyi ret edip, pek çok kişinin kaçmasını sağlamakla sınırlı kalmış.

Gerek Dersimlileri, gerekse Koçgirileri kurtan ilk iki olay 1939 Erzincan depremi ve 2. dünya savaşı. Deprem, çok büyük yıkıma ve nüfus kaybına yol açıyor, savaş da toparlanmayı engelliyor. Devlet mecburen bir kısım Dersimlinin dönmesine izin veriyor. Sıdıka Avar, meşhur Dağ Çiçeklerim adlı anı kitabında, geri dönen insanları vatan özlemini çok güzel anlatıyor. Avar, hem görevine sadık, hem de bölge insanları ile gönül ilişkisi kuruyor. Genelde misyon edinen kişiler ya yerli halka zerre sempati beslemez ya da sempati beslediler mi,  görevlerinden soğurlar.

İleriki yazılarımda, cumhuriyet dönemi Alevi katliamlarının da öyle öfke nöbeti olmadığını ispat edeceğim. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/06/dersimli-heidiler.html )

6 Haziran 2020 Cumartesi

DERSİMLİ HEİDİLER



Tarih boyunca köleliğin en çok kullanıldığı alanlardan biri de ev işleridir. Çünkü kendinden evvel başkasının rahatını düşünmek zor iştir. Üstelik ev hizmeti, bunu sürekli yapmanız gereken bir iştir. Ağır işlerin köleliğinde bile en azından uyuduğunuz, yemek  yediğinizde, su içtiğinizde veya size uyumanız için verilen sürede iş ile ilgilenmeniz gerekmez. Oysa evde en azından aklınız her zaman işinizde ve uyurken bile her an çağrılmak üzere tedirginsinizdir. 
Lokanta, otel ve benzeri mekanda hizmet için size ayrılmış görevler vardır veya çağrılmayı beklersiniz. Oysa ev hizmetinde bir zaman sonra sizin düşünmeniz ve efendiniz söylemeden yapmanız gerekir.
Ev hizmetini çekilir yapan, efendilerin hizmetçilerden duygusal bağlılık da beklemesi ve bu yüzden arada sırada da olsa hizmetçilerini şımartmalarıdır.
İyi ev hizmetçisi, efendisini iyi tanımalı ve bu yüzden çocukluğundan itibaren aileden yetişmelidir. 
Ev kölesi genelde kız olmalıdır. Çünkü erkek hem evin kızlarını hamile bırakarak genlerin bozulmasına sebep olur, hem de fiziksel güç sahibi olarak tehlikelidir.
Filozof Emerson, esaret her toprakta yetişen bitkidir demiştir.
Gerçekte kölelik, her iklimde yetişen, özellikle lağım ve çöplük yakınlarında bolca bulunan acıkavun gibi kendiliğinden yetişen zehirli ve dikenli bir bitki; özgürlük pahallı, narin ve sürekli bakım isteyen bir orkidedir.
Kız çocuklarının aileden koparılıp, besleme yapılması çok yaygın bir gelenektir.Dünyanın en ünlü besleme kızı, İsviçre edebiyatına konu olmuş Heidi'dir.
Osmanlıda çok yaygındı beslemelik. Adı bile kız çocuğunu aşağılamaya yönelik,  beslenmekten gelmektedir. Beslenen, yani karnı doyurulan demektir.
Osmanlıda beslemeliğin kurumsallaşması,  Balkanları ve pek çok sömürgeyi kaybetmesiyle beraber, ev işleri için İstanbul'un genelde Paşa unvanlı yüksek memurlar (Osmanlıda Paşa ve benzeri unvanlar sadece askerler için kullanılmazdı) arasında yaygınlaştı.
Osmanlının bitmesi ile  beslemelik bitmedi. Son besleme kızlar Dersimlilerdi.
Dersim'in kayıp kızlarının konusuna gelmeden evvel. beslemelik ile ilgili olarak doğru bildiğimiz bir genel kanının yanlışlığına değinelim.
Küçük Besleme ~ Sinematurk.comDAĞ ÇİÇEKLERİM - SIDIKA AVAR | Nadir KitapÜzümlü, Pülümür, Ovacık, Nazımiye, Hozat haritası, haritalar ...
Bu besleme kızlar çoğunlukla öksüz, yetim falan değildir. Genelde tamamına yakını, ailesinden zorla kopartılmış kızlardır. Özellikle Dersim olayında da göreceğimiz gibi pek çok aile,  böylesi bir köle besleme edinmek için mücadele etmiştir.
Bunu Halime Avar'ın Dağ Çiçeklerim adını verdiği anı kitabından öğreniyoruz. Dersimi'in Kayıp Kızları adlı kitapta ve Tunceli ile ilgili pek çok kitapta, Halime Avar'dan bahsediyordu. Ben de onun bir zamanlar ilkokul üçüncü sınıf  Türkçe dersi kitabında yer alan okuma parçasındaokudum.n dolayı ünlü olan amanedense zor bulunan (ben bayağı aramıştım )Dağ Çiçeklerim adlı kitabını okudum. Orada bu Dersimlilerin kızlar tertelesi denen şeyin, 1950 Demokrat parti iktidarında da uzun süre devam ettiğini  öğrendim.
Dersim'in Kayıp Kızları ve Dersimli diğer kaynaklardan öğrendiğime göre kızlar tertelesi, askeri harekattan çok önce başlamış. 
Dersim harekatı ve sürgünü ile ilgili çok sebep-bahane üretilmiştir. 
Harekat planlarının isyandan önce hazırlandığı bellidir. Bunu bir kenara koyarsak, Dersim isyanı ne ilk, ne son isyan olduğu gibi, bu özellikleri taşıyan tek Kürt isyanı değildir. Kurtuluş savaşı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkmış onlarca isyandan bir tek Dersim isyanında sürgün kararı çıkmıştır.
Ağrı isyanı daha büyüktür ve Ağrılılar üç kere isyan etmiştir. Bu isyanı bastırmak adına Sovyet ordusundan yardım alınmış ve toprak değişimi antlaşması yapılmıştır. İlin Doğu Beyazıt olan adı Ağrı yapılmış, Karaköse adlı köyün olduğu yere askeri garnizon kurulup, valilik de buraya alınarak il yapılmıştır.
Buna rağmen Ağrılılar sürgün edilmedikleri gibi, kız çocukları da besleme yapılmadı. Ağrılılar genel anlamda da devletle barışık bir halk oldular.
Tehcir, ya da göç olgusu, 1920 Koçgiri isyanında da meclise teklif edilmiş. O dönemin Erzincan milletvekili Şeyh Fevzi Efendinin  yoğun muhalefeti sonucunda bundan vazgeçilmiş.
Kurtuluş savaşında, tam da batı cephesinin dibinde, güney Marmara bölgesinde isyan eden Çerkezler için, hatta Çerkez beyleri için böyle bir konu açılmamış.
Koçgiri isyanında hep Kürtçülük tarafına vurgu yapılır. Oysa isyan doğrudan Padişahın fermanı üzerine çıkmıştır. Koçgiri ağaları sarayla son derece içli-dışlıydı. İsyanın bu yönü bu gün hiç anlatılmaz.
Tehcir, kamuoyunun zannettiği gibi tüm Dersim'i kapsayan bir şey değil. Bölgedeki 52 (bazı kaynaklara göre 54) aşiretin sadece 4'ü fiilen isyana katılmış. Onlar da Pülümür ile Ovacık arasında, bu gün adı halen yasak bölge olan yörenin halkı.
Sürgünün daha da genişlememe sebebi 1939 Erzincan depremi olabilir. Deprem her açıdan cumhuriyet tarihinin en büyük depremidir ve bölgedeki Sünni-Türk halkının da büyük bir bölümünün göçüne sebep olmuştur. 
Tehcir ya da yöre halkının deyimiyle tertele bölgenin bir kısmını etkilemiş, yasak bölge denen alandaki bir ya da bir kaç Ermeni köyü de terteleye dahil olmuştur. Bu Ermeni köylerinden özellikle besleme yapılanlar ve diğer  bazılarının yıllar sonra vaftiz olmaları, bazı Faşist odaklarca önce Dersimlilerin, sonra da tüm Kürtçe konuşan Alevi nüfusun Ermeni olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştur.
Bölgedeki Ermeni halkı 1915 büyük tehcirden kurtulmuş ama Tunceli tertelesinden kurtulamamıştır.
Bölge halkı kızlar tertelesi denen zorla besleme ev kölesi yapılmasına karşı savunmayı, kızları okutmakta bulmuş, Sıdıka Avar'da yöre halkına yardım etmiştir.
Meşhur okuma parçasındaki ''Kızımı da götür Avar'' çığlığının sebebi, kızların besleme olmaktan kurtarılması amacını taşımaktadır. Avar, kızları besleme yapmak için çok isteyen olduğunu, buna direndiğini ama bazende (özellikle Demokrat Parti döneminde) taviz verdiğini anlatıyor.
Avar ilginç bir figür. Atatürkçülüğün kadın misyonunu tamamlamak görev ve bilinci ile Elazığ kız meslek lisesine müdür oluyor. Pek çok kızı da okutarak terteleden kurtarıyor. Yöre halkına sempati duyuyor ama yerelleşmiyor. Normalde böyle görevlerde misyon sahipleri ya yerel halka antipati ile bakar ya da sempati duyarak yerelleşir ve görevini yapamaz olur. Oysa Avar hem Zazaca ve Kürtçeyi öğrenmiş. sürgünden geri dönenler için Tunceli valisinin makamına gidip, yiyecek istemiş, yöre geleneklerini benimsemiş, hem de bölgeyi Türkleştirme misyonundan vazgeçmemiş.
Tunceli yöresindeki başarısı İsmet İnönü'yü de etkiliyor ve İnönü ondan, Bingöl-Bitlis yöresinden de kız çocuklarını okutmasını istiyor. O yörede tertele korkusu olmadığından, yöre halkı kız çocuklarını 12 yaşında evlendirip, öğrenci falan vermemekte direniyor.
Kızlar tertlesi öyle ani bir kararla bitmemiş anlaşılan, yöre halkının tepkileri ile azalarak bitmiş. 
27 Mayıs darbesi ve dönemine ait az da olsa besleme kız alındığına dair tanıklıklar var.
Bu konuda anılarını anlatan kızların hiç biri öksüz ve yetim değil. Pek çoğu da yıllarca nasıl dayak yediklerini, Seyit Rıza'nın  piçleri diye küfür ve hakaretler dayak yediklerini anlatıyor.
Kızlar dışında diğer aile bireyleri, bu hizmetçi-besleme kardeşlerinden pek bahsetmemişler. Türk edebiyatında sadece Firuzan'ın Kırk Yedililer kitabında yan karakter Kiraz olarak var. Kitapbın adı aslında çoğu Nobel  ödüllü (Günter Grass. Heinrich Böll, Ingeborg Bachman vs) Gruppe 47'e bir atıftır ama Türkiye'de bu atıf pek anlaşılamamıştır. 
Kitapta yan karakter Kiraz, kendisine pek az yer bulmuştur. Roman kahramanı Emine'nin ailesi bürokraside yükselme ve zengin damatlar sayesinde sınıf atlamış öğretmen ailesi. Kiraz, evin diğer bireylerinin (kardeşleri diyemiyeceğim) eski elbiselerini giyiyor. Herkesten evvel kalkıp, diğerlerine hizmet ediyor. Romatik sosyalist olan Emine, ezilen halk için savaşırken, Kiraz'ın nasıl ezildiğini görmüyor.
Kırk Yedi'liler 40 Yaşında, Füruzan | Yapı Kredi YayınlarıHDP'li Önlü'den Erdoğan'a: Dersim Tertelesi için hakikat komisyonu ...
Diğer çocuklar üniversiteyi bitirirken, Kiraz ilkokuldan (eskiden beşinci sınıf) sonra okutulmuyor. Romanın sonlarına doğru Kiraz evden kaçıyor çünkü babası, belki de dedesi yaşında birine daha on beşine gelmeden evlendirilmek üzere. Emine'nin annesi ona nankör diyor. Kiraz nankördür çünkü ailesinden zorla kopartılıp, karnı doyurulduğu, evin eskileri giydirildiği, evin her işini yapıp, ilkokuldan sonra okutulmadığı halde babası-dedesi yaşta erkekle evlenmeyi kabul etmemiştir.
Oya Baydar'ın O Muhteşem Hayatınız adlı romanında evlatlık alınan ve evlatlık alındığını, kökenlerini yıllar sonra öğrenen bir kız  vardır. 
Zülfü Livaneli'de son bir kaç yıldır yazdıklarında evde Halime diye bir evlatlıktan bahsetmeye başladı (daha önce adını anmıyordu.). Dört kardeş ve evlatlığımız Halime diyor, kardeşimiz demiyor.
Kızların en fazla alı konulma bahanesi yaşlı bakımı. Koca korgeneraller, müfettişler; bölge mülki amirlerine ve Halime Avar'a bunun için baskı yapıyorlar.
Kızlar genelde babaları yaşta ve eğitimsiz kişilerle evlendiriliyorlar. Aralarında Kenan Evren'in karısı gibi subaylarla evlenenler de var. Bazıları kökenlerini arayıp, buluyor.
Terteleye tabi olan halktan geri dönmeyenlerin önemli bir bölüm, asimile oluyor. Bir kısmı geri dönüyor,  çok az bir kısmı da göç ettikleri yöredeki Alevi topluluklarına karışıyor.
Kızlar tertelesi ise yöre halkında daha büyük yara iken, tertele kadar konuşulmuyor.