koçgiri kırımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koçgiri kırımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2025 Pazar

KOÇGİRİ'DE ÇAPANOĞLU PARMAĞIVE BAYTAR NURİ'NİN PALAVRALARI

 


Umuyorum ki bu yazı, Koçgiri isyanıyla, en azından uzun bir süre için, son yazım olacak. Dedemin babasımın öldüğü ve dedemin yetim kaldığı bu tarihsel olayla ilgili ne kadar yazı yazmadan durabilirim, bilemiyorum. Bu yazı için Nuri Dersimin diğer kitabını (Kürdistan Tarihinde Dersim ) ve Koçğiri İsyanı ile ilgili iki araştırma kitabı daha okudum (Dilek Kızıldağ Soileau, Koçgiri İsyanı ve Mahmut Akyürekli, Koçkiri Kırımı). Mahmut Akyürekli, temel kaynak olarak Çağanoğlu Mehmet Beyin, şimdilerde hiç bir şekilde bulunmayan anılarını almış. Bu yazıda ana kaynağım o olacak.  Daha önceki yazılarımda bahsettiğim diğer kitaplara, Dersimi'nin Anıları, Hüseyin Aygün'ün Dersim 1938 Resmiyet ve Hakikat ve Baki Öz'ün, Belgelerle Koçgiri Ayaklanması kitaplarından da arada bahsedeceğim.

Koçgiri isyanıyla ilgili, kimsenin kabul etmediği gerçek, isyanda Osmanlı parmağıdır. Koçgiri ağaları Alişan ve Haydar beyim dedeleri Hüseyin ağaya padişar Abdülmecid paşalık ünvanı vermiş, ona bir kılıç, karısına da bir elbise hediye etmiştir. Koçgiriler yada en azından Koçgiri ağaları, uzunca bir süredir İstanbul'un adamıdır. İçinde Kürdistan adı geçen ilk isyan olması, Kürt Teali Cemiyetinin İstanbul'dan desteklediği isyan olması, bu gerçeği değiştirmez. Dilek Kızıldağ Soileau, 1516'dan yerleşmelerinden itibaren uzun bir tarih araştırması yapmasına rağmen, Koçgirilerin önemli bir isyanını yada Celalilere desteğini bulamamıştır. Nuri Dersimi, Koçgirileri savaşçılığıyla, asiliğiyle över ama tarih böyle demez. O meşhur isyanın da sebebi, Osmanlı padişah ailesine yakınlıktır. Akyürekli'nin yazdığına göre Alişan ağa, Mustafa Kemal'in görüşme talebine, İttiatçının Teki diyerek olumsuz yanıt verir.  O zamanlar Erzurum-Sivas yoluna, Alişan ağa tarafından pusu olacağı endişesiyle, Atatürk'ün geçişi öncesi yerel milislerce önlem alınır.  Dersimi, Alişan ağanın Atatürkle konuştuğunu ve Alişan ağanın ters cevaplar verdiğini yazar ama Atatürk'ün, o zamanlarıadı Ümraniye Nahiyesi olan İmranlı ilçesine hiç gitmediğini biliyoruz. Dersimi, padişah Vahdettin'in, Alişer ağaya, Kızılırmak'a, yani bu günkü Ankara il sınırına kadar özerk bir Kürdistan vaad ettiğini yazar ki, Zara (Eski adıyla Koçgiri)'nın ötesinde önemli bir Kürt varlığı olmaması, Koçgiri bölgesinin de zaten o yıllarda bile önemli bir Sünni Türk varlığı olması, bu iddianın da temelsizliğini ortaya koyar. Kaldı ki Yozgat civarında Çapanoğulları, isyanları bastırılana kadar egemendirler. 

Bize hep denir ya, Osmanlı tarihi ecnebiler tarafından yazılmıştır, Osmanlı hep kötülenir denir ya, yalandır. Çapanoğlu Mehmet beyin, Meclisin açılışı ile 1.İnönü zaferi arasındaki isyanların hepsinin organizatörü olduğu, Vahdettin ve Damat Ferit Paşanın, Kürt Teali Cemiyetinin de koruyucu ve hata kurucusu olduğu gerçeğidir. Kumpaslı, entirikalı işler için  söylenen, işin altından Çapanoğlu çıkması deyimi de boşuna değildir. Ankara'nın Elmadağ ilçesinin eski adı Asiyozgat'tır ve yöre köylülerinin isyanı da Çapaonoğlu ailesinedir. Çapanoğullarına isyan eden köylüler, bu bölgeye yerleştirilmiş, büyüyen köy, önce nahiye, sonra ilçe omuş, Atatürk'e bağlılık telgrafı çektiği için ilçenin adı da değişmiştir. Akyürekli'nin değindiği diğer bir konu da dört sayfalık Jin dergisinin İmranlı'da basılmasına imkan olmadığı, çünkü o yıllarda İmranlı (O zamanlarki adı Ümraniye) 'da bir matbaa yoktu. Sivas ilinde tek matbaa, vilayet matbaasıydı.O matbaada da, uzun süre çoğu yazısının Mustafa Kemal'in yazdığı, Hakimiyet-i Milliye gazetesi basılıyordu. Jin adlı ilk Kürtçe süreli yayın, muhtemelen sadece İstanbul'da basılmış. Koçgiri isyanının, Konya, Delibaş Mehmet isyanıyla aynı gün çıkması da Çapanoğullarının gayretiyle olmuştur.

Nuri Dersimi,  Alişan ağanın sır katibi olduğunu iddia etse de, her iki kitabında da (Anılarım ve Kürdsitan Tarihinde Dersim) , isyan sırasındaki çatışmalar ve Alişir ağanın Pülümür'e kaçışı ile ilgili hiç bir şey yazmıyor ama kitapta Alişir ağanın Pülümür'de bir mağarada kesilmiş kafasının fotoğrafı var. Fotoğraf 1961'de bir Türk dergisinde basılmış. Dergide Alişir ağanın dedesi Hüseyin paşaya verile kıçıçla, karısına Abdülmecid'in şahsi hediyesi olarak verilen elbisen,n resmi de var. Dersimi'nin Kürdistan Tarihinde Dersim kitabı,  ilk baskısını 1962'de, Suriye'nin Halep şehrinde basılmış. Bir bölümü, burası okunmamış diye yazılmış.  K. D. T diye kodlayacağım bu kitabı Anılarından önce yazmış. KDT içinde bir sürü fotoğraf ve dizayn var. Böylesi kitaplar, tıpkı basımı ile karşılıklı beraber basılmalı. Kitabın Türkçe baskısının yapıldığı 1992 yılında böylesi sayfa mizanpajları için Macintosh bilgisayar gerekiyordu. 1996 yada 1997'de bile Word-Exel'de yapılanlar beğenilmiyor, Macintosh gerekiyordu. 1962 yılında ise bir grafikerin haftalarca çizim masajında uğraşması falan gerekiyordu muhtemelen.  Anıları ise KDT'den sonra yazılmış. Bu konuları KDT kitabımda yazmıştım diyor. 1962 yılında kitabı Kürtçe, (Zaza yada Kırmanci) basmış olması zor, zira yeni iktidar olan BAAS rejimi, Arapça dışında dillere karşı hoş görülü değildi, yıllar geçtikçe bu baskı giderek artacaktır. 

Dersimi'nin palavralarndan bazı gerçeklere daha doğrusu gerçek olabilecek bilgilere ulaşabiliyoruz. Alişan (yada Alişir) ağanın, Çapanoğlu Mehmet beyle arkadaşlığından bahsetmiyor  ama Erzincan mebusu Şeyh Feyzi Efendi'yle arkadaşı olduğundan bahsediyor. Bu gayet inandırcı çünkü Baki Öz, isyanın bastırılmasından sonra Fevzi efendinin Koçgirilerin tehcirine karşı çıktığı ve neredeyse tek başına engellediğini yazıyor. Fevzi efendini doğrusunu yapmıştır. Sonuçta Koçgiri coğrafyası, Dersim olmamış, Dersim gibi envai çeşit terör örgütünün yuvası haline gelmemiştir. Türkiye'de illegal sol örgütlerin hepsinde önemli miktarda Tuncelili eleman vardır. Devletin demir eli, Tunceli'yi problem il olmaktan kurtaramamış, nifus yoğunluğu en az olan il olarak,  ekonomik kaynaklarını yeterince kullanamaktadır.

Dersimi, Dersim'de daha önce olmuş ve Osmanlı ordularının başarısız olduğu beş altı askeri harekattan bahsediyor. Direnişlerin lideri de, meclisin Kayseri'ye taşınmasına karşı çıkan konuşmasıyla tanınan, meşhur Diyab Yıldırım'mış. Hüseyin Aygün'ün kitabında bu olaylara değinilmiyor, Aygün, Osmanlı'nın Dersim'den asker ve vergi alımını düzenli olarak yapıldığını belgeleriyle gösteriyor. Bir  de birinci Dünya savaşında,  Erzincan'a kadar gelen Rus ordusunun, Dersim'e girememesi olayı vardır, bundan Hüseyin Aygün'de bahsediyor, Tuncelili başka bir çok kişiden de duydum. Devletin,  Dersim harekatı için 1925'den itibaren neden hazırlık yaptığını açıklıyor. Diğer yandan Koçgiri isyanına neden Dersim'den destek gelmediğini de açıklıyor; Osmanlı ile defalarca savaşmış Dersim, Osmanlı'ya bu kadar bağlı Alişan ve Haydar ağalara güvenmiyor. Koçgiriler isyan bastırıldıktan sonra güçsüzleşiyor. Dersimi, Koçgiri isyanı başlamadan evvel Divriği'de yapılan bir toplantıdan bahsediyor. Divriği Alevilerinin önemli çoğunluğu Türk.  Dersimi aynı zamanda Alevilik milliyetçisi ve Alevilerin tamamının Kürt kökenli olduğunu iddia ediyor.

Dersimi'nin, Dersim isyanıyla ilgili anlattıkları da tutarsız, eksik ve şüpheli. Seyit Rıza'nın, amcasının ve kardeşinin ihanetine uğradığını anlatıyor, bu inandırcı. Devlet size karşı operasyon yapacaksa, içinizden ve yakınınızdan pek çok kişiyi satın almış, ayarlamış ve sizin içinizde bazı bölünmeler yaratmış olur. Akrabalar en büyük tehlikedir. Bu yüzden liyakate dayalı bir örgütlenme kurmalı ve iç istihbarata önem verilmelidir. Hüseyin Aygün, isyan sırasında temel işbirlikçi olarak Rıza Kaliç diye birinden ve aşiretinden bahsediyor.  Dersimi de Kaliç'den bahsetmiyor.  Dersimi, kızlar tertelesi dahil pek çok şeyden bahsetmiyor.

Kızlar tertelesi, küçük kız çocuklarının, ailelerinden koparılıp,  sözde evlatlık verilmesi, aslında ev işleri, hasta, yaşlı ve kendi gibi çocuk diğer kardeşlerinin bakımı için köle yapılması olgusu. Nezahat-Kazım Gündoğan'ınyazdığı, Dersim'in Kayıp Kızları adlı kitaba göre kızlar tertelesi, genel askeri harekattan önce başlamış. Gündoğan çiftinin yazdıkları beni Sıdıka Avar'ın anı kitabı olan Dağ Çiçeklerim adlı kitaba götürdü. Kendisi gazeteci Banu Avar'ın üvey annesi ve Banu Avar'ın babasının ilk eşi, bu da böyle bir ayrıntıdır. Sıdıka Avar, Dersimlileri Türkleştirme görevi ile, Elazığı kız meslek lisesine müdür oluyor, okulun pansiyonu-yatakhanesi de var. Pansiyonun görevi, Tunceli bölgesinden kızları okutmak ve böylece bölgeyi Türkleştirmek. Bizim nesil Sıdıka Avar'ı, ilkokul üçüncü sınıf kitaplarında yayımlanan, kızımı da götür Avar bölümüyle tanır. Köylüler, kızlarını kollarından tutup, Sıdıka Avar'a teslim ederler, okuması için. Bunun sebebi ise, Sıdıka Avar'ın, Dersimlilerin kızlar tertelesi dediği, beslemeliğe karşı çıkması. Bugün Tunceli'de Türkçe bilmeyen kimse yoksa ve ilk olarak Türkiye'nin, Artvin'le beraber en yüksek okuma yazma oranlı iliyse, başarı en çok Sıdıka Avarîndır. Bu tip görev sahipleri, genelde sömürgeci ruhlu ve yerel halka sempati duymayan kişilerdir ve yerel halka sempati duyduklarında ise, görevi bırakırlar. Sıdıka hanımsa, bölge insanına ayrıca sempatik duyuyor, bölgedeki Zazaca ve Kırmanci dillerini de öğreniyor. Sürgünden dönenlerin kışlık yiyeceği olmadığını öğrenince, bizzat validen yardım istiyor. Bölge halkı tarafından o kadar biliniyor ve seviliyor ki, en ücra köylere bile tek başında katır sırtında gidiyor. Besleme kız almak isteyenler, Sıdıka Avar'ı Şstanbu yada Ankara'ya geri yolluyor, o da dava çıp, Elazığ'a geri geliyor. Çok partili hayata geçişle beraber, bölge halkı oy tehdidi ile memurların besleme kız alımını azaltarak bitiriyor.

Burada araya not düşeyim, ağustos  itibarıyla. Ekrem İmamoğlu, Kürtçe öğrenmek istediğini beyan edince, klasik Türkçü hezeyanlar başladı. Kürtçe kaba hesapla Türkiye'de yüzde yirmi Kırmanci, yüzde on da Zaza olmak üzere ülkenin yüzde otuzunun ana dilidir. Ülkemizde Lazca, Çerkezce (Adige ve Abaza), Hemşince ve diğer dillerde konuşupta, Türkçe bilmeyen yoktur. Oysa çoğunluğu kadın, yüzbinlerce insan, Kürtçe'den başka dil bilmemektedir. Zorunlu 12 yıllık eğitim, internet, sosyal medya vesaire derken, böyle insanlar azaldı. Hatta son nesilde Diyarbakır, Siirt, Hakkari, Bitlis ve diğer yöre illerinde bile  Kürtçe bilmeden yada az bilerek büyüyen çocuklar çoğalıyor. Buna rağmen Kürtçe halen yaygın ve popüler, üstelik sadece Türkiye'de değil, Irak, Suriye ve İran gibi komşu ülkeler ile Almanya, İsveç gibi Avrupa ülkelerinde  de popüler; Orta Asya ülkelerinde de ciddi bir Kürt azınlık var (sebebini bir kaç satır sonra anlatacağım).  İran'ı eski cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad ve Rusya'nın devlet başkanı Vilademir Putin, Türkçe ve pek çok lehçesini iyi biliyor.

Dersimi'nin anılarına ve K.D.T kitaplarına geri dönelim. Kensisi Koçgiri isyanı kanla bastırılırken, nasıl Dersim'e göç ettiğini veya Dersim isyanı bastırılırken, nasıl kaçtığını anlatmıyor. Ağrı isyanı sürerken, Dersim ile Ağrı isyancıları arasında kuryelik yaptığını ve bu süreç içinde bir ara Sivas Palas otelinde (Herhalde bugünkü Büyük Sivas Otelinden bahsediyor) kalırken bir ara tutuklandığından bahsediyor. Ağrı istanıyla, Dersim arasında bir bağa başka bir kaynakta göremiyoruz. Koçgiri köylüleri 1938'de, Refahiye'nin Karataş köyünde bir toplantı yapmış, ben bu olayı rahmetli İsmail amcamdan bir kere duydum ve başka kaynakta bulamadım, Dersimi de bahsetmiyor. Bu toplantı ile ilgili tek bildiğim olmuş olması, kalabalık Türk ordusunu görünce sessizce dağılmış olması.

Ağrı dağı isyanı, devleti çok daha fazla zorlamıştır. Ağrılılar üç büyük isyan etmiş, üç büyük askeri harekat yapılmıştır. Asilere sadece Türk ordusu değil, Sovyet ve İran ordusu da saldırmıştır. İsyan sırasında Türkiye ile İran, sınır düzenlemesi yapmış, Kürtlerin yaşadığı bazı köy ve kasabalar İran'a bırakılıp, Küçük Ağrı dağını ve Nahçıvan'a sınır olunmasını sağlayan toprakları aldı. İlin eski adı Doğubeyazıd'dı ve il merkezi de burasıydı. Karaköse köyü etrafında yeni bir il merkezi kurulmuştur.  Barzani, isyana açıkça destek vermiş, Türk uçakları Barzani'n,n bölgesimi bombalamıştır.  (Barzani ile ilgili olarak Muzaffer İlhan Erdost'un, Şemdinli Röportajı kitabını okuyabilirsiniz) Stalin, bu isyandan sonra, Ezidiler hariç Kafkasya Kürtlerini Orta Asya'ya, özellikle de Kazakistan ve Kırgızistan'a sürgüne göndermiştir. Ağrılılar ise herhangi bir sürgün yaşamamış, Ağrılı kız çocukları, memur ailelerine besleme yapılmamıştır. Ne Ağrı, ne de diğer Kürt isyanlarında benzer tedbirler alınmamış, kimse sürgün yada kızlarını besleme yapma tehdidi yaşamamıştır.Bence  Atatürçü rejim, ilk kuruluşı itibarı ile düşünüldüğü kadar laik değildir, Aleviliği kendisine bir tehlike olarak görmüştür. 

Nuri bey anılarında ve K.D.T dersim kitabında, bol bol propaganda yapmış, pek çok şeyi de boşlukta bırakmış. 1914'de ağitimini yarıda bırakıp, askere alınıyor, 1916'da İstanbul'a dönüp, askerliğini tamamlıyor. Yer yer devletle de iş yapıyor, hatta Nuri'nin bana hizmetlerime karşılık vaat edildiği dediği manastırın harabe halini Hüseyin Aygün kitabında gösteriyor. 1920'de Koçgiri kıyımından da kurtulup, Dersim'de çiftçilik yapıyor. 1938'e kadar pek .çok isyanda aktif oluyor (dediğine göre), 1938 kıyımından da kurtulup, Yunanistan'a geçmeye hazırlanıp, Edirne'ye gidiyor. Edirne'de bunu tanuyan birisi, Yunanistan'ın Türkiye ile çok sıkı bir iade antlaşması yaptığını, Suriye'ye (o zamanlar halen Fransa mandasında olan) gitmesi gerektiğini söylüyor. Mersin'e gidiyor, derken Osmanlı saltanak ailesinin avukatı ile tesadüfen görüşüp, Suriye'ye geçiyor. Suriye'de Türk istihbaratının ( o zamanlar MAH, Milli Amele Hizmetleri) takibinden bunalıyor. Ankattığına göre Türk istihbaratının Suriye'de, özellikle Ermeniler arasında bolca işbirlikçisi var. Ürdün'e geçip, bir süre orada veteriner olarak çalışıyor, sonra Suriye'ye geri dönüyor. Orada çiftlik alıp, çiftçilikle geçiniyor. Kendi gibi Zaza ve Alevi Kürtlerle yaşıyor. Çiftlik satın almak için parayı nereden bulduğu veya bu kadar kaçak yaşamında nasıl sakladığı meçhul. Türkiye'deki ailesini terk edip, bir daha evleniyor. Sonraki yıllarda, BAAS partisinin, özellikle de Esad ailesinin Kürtlere karşı baskıyı arttırdığı, hatta vatandaşlık haklarını elinden aldığında ne yaptığıysa meçhul.  Wikipedia'ya göre 1973'de ölüyor. İsmail Beşikçi'nin mutlak doğru gibi sunması ile 1990'lı yıllarda ünleniyor.

Ben şüpheli ve hatta düppedüz yanlış bilgiler içerse de, en azından dönemin psikolojisini anlamak için Dersimi'nin okunmasını tavsiye ediyorum; kitapların yeni baskıları, orijinallerinin tıpkıbasımıyla beraber yapılmalıdır, çünkü çeviriler de şüphelidir. Baskı demişken; Mahmut Akyürekli'nin bahsettiği Çapanoğlu Mehmet Beyin anılarının yayımlanması da toplum için faydalıdır.

2 Mayıs 2022 Pazartesi

ALEVİ TARİH MİTLERİNE CEVAPLAR-1 (DERSİM VE KOÇGİRİ)


 

Bence henüz siyasi veya dini bir nitelik kazanmadıysa ve belki de hiç kazanmayacaksa bile, tarihsel yorum açısından Alevicilik diye bir şey var ve hem Sünniler, hem Aleviler ve hatta hem de Alevilerden nefret edenlerin, üstelik kamuoyunu da aldatarak ortaya attığı yanlış tarih tezleri var. Bu açıdan ortaya attığım Alevici Tarih kelimesi, Alevilere seven ya da Alevi olandan çok, Alevi kavramı etrafında gelişen tarih paradigmalarını içerir. Bunlardan. adım adım bahsedeceğim.

1)Koçgiri isyanı Kürt isyandır. Aslında Koçgiri isyanı, Koçgirilerin lideri, bölgenin ayanı olan Alişir ağanın, İstanbul hükumetinin isteği ile çıkardığı isyandır. Bu açıdan Konya, Delibaş Mehmet, Yozgat, Çapanoğlu isyanlarından farklı değildir. Nuri Dersimi'nin yazdığı ve internette yayılması sebebi ile pek çok kişinin yanlış bildiği  gibi 17 aşiretten (aslında daha fazla) oluşma konfederasyon falan da yoktur. Aşiretlerden en büyüğü olan Koçgirilerin ve liderleri Alişir'in diktası vardır. İsyanın sebebi de Alişir ağa ve Koçgiri ağalarının güçlerini kaybetmek istememesidir. İsyana İstanbul'dan, padişahtan emir ve destek aldığı için başlamıştır. 

Üzgünüm ama Osmanlı düşündüğünüz kadar Türk bir devlet olmadığı gibi, düşündüğünüz kadar Müslüman bir devlet de değildi. Pek çok gayrı Müslüm ve Alevi kimseler, devletçe korunuyor ve şımartılıyordu. Çünkü Osmanlı'da devlet yoktu, padişahın mülkü vardı. Padişah kendi çıkarı için Alevi ve Kızılbaş bir toplum olan Koçgirileri de kolluyordu. Osmanlıda Hristiyan ve Yahudi bazı unsurlar da, çeşitli dönemlerde korundu ve hatta şımartıldı.

2)Osmanlıya hep asi olan Kızılbaşlar: Bir başka muhteşem tarih efsanesi daha. Çok aşırı bir genelleme ve bunu da yanlışlayan çok örnek var. Mesela Pir Sultan Abdal'ın da şiirlerinde adı geçen, Kırııkale'de kendi adını taşıyan kasabada türbesi bulunan Hasan Dede, birinci Viyana kuşatmasına katılmıştır. Balkan Alevileri-Bektaşileri, genel anlamda Osmanlıya itaatkar olmuştur. Çeşitli Alevi toplulukları da bazı uzun dönemler boyunca devlete sadık olmayı sürdürmüştür.

3)Aşılmaz-geçilmez kale Dersim: Cumhuriyetin ilk yıllarında, Şevket Süreyya Aydemir ve Kemal Bilbaşar gibi yazarların ortaya çıkardığı, faşizmce desteklenen, solcularca da köpürtülen bir efsanedir bu anlatılan. Tamam, dağlık bölge, hele de bilmeyenler için savaşılması zordur. Ancak bizzat Osmanlı devletinin arşivlerinin gösterdiği üzere, Anadolu'yu Celali isyanlarının sardığı 17.yüzyılda bile Osmanlı, askerini-vergisini almıştır. Cumhuriyet hükumeti, 1937 yılı vergilerini mecidiye ve koyun  olarak almıştır. 

Bu efsanenin çıkış nedeni, isyandan çok önce çıkan düzenlemeleri ve askeri harekat planlarını haklı çıkarmaktır. İşin doğrusu Osmanlı'nın son iki yüz elli yılı boyunca merkezi otoritenin zayıflaması sonucu ayan denen pek çok derebeyi türemişti. Tarihte merkezi otorite zayıfladıkça, yerel unsurların derebeyliği yapması, bu  derebeyliğini korumak için de ara ara devlete isyan etmesi sık görülen olaylardandır.

Mesela Ankara'nın Elmadağ ilçesinin eski adı, Asiyozgat'tır (Elmadağ kayak merkezi, Elmadağ ilçesinde değildir.). Elmadağlılar, devlete isyan ettikleri için bu unvanı almamıştır. Elmadağlılar, Yozgat'ın derebeyi Çapanoğlu ailesine isyan ettikleri için, Yozgat'tan sürülmüş ve Ankara'ya yerleştirilmişlerdir. Yani Çapanoğullarının deyimlere (bu işin altında bir Çapanoğlu çıkmasın) konu olması boşuna değilmiş.

İşin doğrusu Osmanlı, daha Kanuni döneminde bile pek çok derebeyine özgürlük tanımıştı. Hatta gene Kanuni döneminde çıkan Şah Kalender isyanı, Damat İbrahim (Pargalı) Paşa tarafından, isyana katılan Dulkadir beyinin oğulları olmak üzere, pek çok derebeyi ile anlaşması ile sona ermiş, Şah Kalenderin etrafındaki son iki bin kadar insan da kolayca katledilmişti. Osmanlıda asiler, özellikle Şah Kalender isyanından sonra isyanlarını genelde devletle anlaşarak ve hatta devletten yeni makamlar alarak son verme alışkanlığına sahipti. Son dönemlerinde ise fazlasıyla rahattılar ve Kurtuluş Savaşı-Cumhuriyet devri isyanlarının en temel sebebi, bu rahatlarının bozulmaması idi.

4)Batı Dersim olan Koçgiri: Koçgiriler ile Dersimliler arasındaki tek ortak nokta Alevilik-Kızılbaşlıktır. Koçgiriler Kürt (Kırmanç), Dersimliler Zaza'dır. Bu iki yörenin Alevilik anlayışları arasında da belirgin farklar vardır. Sosyal yapı da çok farklıdır. Dersim genelde bir aşiretler konfederasyonu iken Koçgiri belli bir ya da bir kaç ağanın krallığıdır. (Nuri Dersimi'de Koçgiri ile Dersim'i birbirine karıştırdığından bir konfederasyondan bahsediyor)

2 Mart 2022 Çarşamba

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 6-SİVAS KATLİAMI


 

Biz Koçgiriler, Dersimlilerin yüzde bir kadar çile çekmedik. Zira kızlarımız besleme yapılmadı. Bir kaç Koçgiri ağası hariç, sürgün edilen de olmadı. 

Gene de Koçgiriler, Topal Osman'ın yıkım ve yağmasından sonrasındaki şoku uzun süre atlatamamış, bölge onlarca yıl yoksul kalmış, insanlar evlerini, köylerini terk edip, bölgenin tekrar ormanlaşmasına sebep olmuştur. (Erzincan'ın Refahiye ilçesinin böyle bir şöhreti vardır.) Bölge halkı, isyan ve isyanın bastırılması ile oluşan yıkımdan dolayı fakirleşen halk, Alevi'si, Sünni'si, Türk'ü, Kürt'ü ile gurbete çıktı. İstanbul'da en fazla Sivaslı vardır ve hemen her ilde bolca Sivaslı vardır. Sivas-Erzincan-Tunceli halkı, çok erken tarihlerde gurbete çıkmışlardır.

Diğer yandan bir Koçgiri olma bilinci bile, iki binli, hatta iki bin onlu yılların ürünüdür. Zira bu serinin ilk yazısından belirttiğim gibi, bize her ne kadar dışarıdan Koçgiri'de denilse,  bizim için Koçgiriler, ağagil'di. Bizler Zeruken, Babikyan falandık. Öyle anlatıldığı gibi bir federasyon yoktu, ağaların otoritesi olmayınca da örgütsüz kalmış.

Her Alevi topluluğu gibi, bizim de uzun yıllar örgütlenme yöntemimiz CHP ve sol partilerin etrafında toplanmak oldu. Sonra Alevi-Bektaşi derneklerine yöneldik. Aslında Koçgirileri bizzat Alevi yapanın da Pir Sultan Abdal olması da, Pir Sultan Abdal derneklerinin kurulmasına öncü olmamıza etkili oldu.

Gene de seksen yıllık tarihimizde, bir tane bile Koçgiri milletvekili olmadı. Koçgirilier ya da Kogiribölgeleri, Dersim gibi Sol örgütlerin ya da PKK'nın cirit attığı yerler olmadı. 

Koçgirilerin tarihinde en esaslı dönüm noktası, 2 Temmuz 1993, Sivas katliamı oldu. Katliamda katledilenlerin çoğu Koçigiri'ydi. 

Sivas katliamı, Alevi örgütlenmelerinin daha profesyonelce olmasını sağladı. Bu arada Koçgiri kültürü de yeniden uyanmaya başladı. Koçgiri ve diğer aşiretler ayrılığı yavaş yavaş ortadan kalktı. Bir kültür kendisini yeniden ayağa kaldırdı.

25 Şubat 2022 Cuma

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 5 KARATAŞ KÖYÜNDE TOPLANTI



 En başta söylemeliyim ki, ben bu toplantının Sivas-İmranlı'nın Karataş köyünde yapıldığını sadece duydum. Tam tarihini bilmiyorum. Bildiğim kadarı ile Türk ordusunun İmranlı'ya yaklaştığı bir tarihte olmuş. Çünkü askerin geldiğini duyunca herkes dağılmış. Toplantıya kaç kişi ve kimler katılmış, o da belli değil. Muhtemelen katılanların çoğu çoktan ölmüş olmalı. (1937-38 yıllarında olmuş) 

Bilinen, ordunun yaklaştığı duyulunca, toplantıya katılanların çil yavrusu gibi kaçıştığı. Toplantı ile ilgili duyduğum başka bir anekdot,  toplantıdan çıkıp giden bir adamın, askerleri görünce bir taşın arkasına saklanması, subay ya da astsubay bir komutanca fark edilip, açığa çıkarılması anlatılır. Şahıs her kimse, ufak-tefek, çelimsiz, elbiseleri lime limeymiş ve kocaman bir bıyığı varmış. Komutan, hadi kendini sakladın, bıyığını nerede saklıyorsun, demiş. Sonra korkudan titreyen adama, s.ti,r git, bir çarpsam, yarısı boşa gider deyip, kovmuş.

Bu olaya kimler şahit olmuş bilmiyorum ama bu toplantıyı anlatanlar, bıyıklı, çelimsizi adamın hikayesini de araya ekler.

Toplantının başarısız olmasında iki sebep var. İlki Topal Osman'ın isyanı bastırma ve yağması sonucu bölgenin insan ve maddi gücünü kaybetmesi. Ellerinde av tüfekleri bile yok, kışı ölmeden atlatabileceklerinin garantisi yok. İkincisi ise, Koçgiri ağaları Balıkesir' de sürgünde ve halkında örgütlenme bilgisi zayıf.

İlginç olanı bu toplantının hiç bir resmi-gayrı resmi kaynakta bu toplantıdan bahsedilmemesi. Doksanlarda, PKK'nın en çok eylem yaptığı dönemde, Kürt isyanlarına ilginin bayağı arttığı dönemde bile, Karataş köyü toplantısı gündeme gelmemiş. Genelkurmay başkanlığı bile belki bu toplantıyı, bu yazı ile öğrenmiş olacak.

Bütün bunlara rağmen başarısız da olsa bir örgütlenme çabası var zira daha Koçgiri isyanı biter bitmez, Sakallı Nurettin Paşa, Koçgirilerin sürgün edilmesini mecliste öneriyor. Dönemim Erzincan milletvekili Şeyh Fevzi Efendi itiraz ediyor, hem de öyle bir ediyor ki, Nurettin Paşa ordudan ayrılıp, Büyük Taarruza kadar orduda görev alamıyor. (Baki Öz)

Kurtuluş Savaşı sırasında çıkan onlarca isyan çıkaranlardan tek sürgün edilen aile, Yozgat'ın adı deyimlere bile girmiş olan Çapanoğlu ailesi, sadece o aile, serveti ile Çankırı'ya göç ediyor. Aile halen Çankırı'da yaşıyor ve beş bin dönüm toprağa sahip. Bunun dışında hiç bir asi sürülmüyor, Koçgiriler ile aynı anda isyan eden Konyalı Delibaş Mehmet dahil. (Bunu yıllar önce itiraf.com'da öğrenmiştim.) Öte yandan Şevket Süreyya Aydemir'in yazdığına göre, Ege'deki Efelerin pek çoğu, Kurtuluş Savaşından sonra  eşkıyalığa devam etmiş. Pek çoğu da hapis cezalarını bitince, köylerine geri dönmüş.    

Demek ki Koçgiri halkı, Dersim'den sonra sıranın kendisine geleceğini anlamış. Fakat Koçgirilerin isyana desteği, askerliğini harekat ordusunda yapan bazı Koçgirilerin, özellikle kadın ve çocuklara ateş etmeyi ret edip, pek çok kişinin kaçmasını sağlamakla sınırlı kalmış.

Gerek Dersimlileri, gerekse Koçgirileri kurtan ilk iki olay 1939 Erzincan depremi ve 2. dünya savaşı. Deprem, çok büyük yıkıma ve nüfus kaybına yol açıyor, savaş da toparlanmayı engelliyor. Devlet mecburen bir kısım Dersimlinin dönmesine izin veriyor. Sıdıka Avar, meşhur Dağ Çiçeklerim adlı anı kitabında, geri dönen insanları vatan özlemini çok güzel anlatıyor. Avar, hem görevine sadık, hem de bölge insanları ile gönül ilişkisi kuruyor. Genelde misyon edinen kişiler ya yerli halka zerre sempati beslemez ya da sempati beslediler mi,  görevlerinden soğurlar.

İleriki yazılarımda, cumhuriyet dönemi Alevi katliamlarının da öyle öfke nöbeti olmadığını ispat edeceğim. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/06/dersimli-heidiler.html )

24 Şubat 2022 Perşembe

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 4 (TOPAL OSMAN'IN BÜYÜK YAĞMASI)



 Dinlediğim büyüklerim, isyanı anlatırken,  isyanın bastırılması ile ilgili olarak sadece Topal Osman'ı anlatıyor. Baki Öz'ün de kitabında anlattığı Çalıyurt köyündeki meydan savaşından sonra, isyancılar dağılmış. Koçgiri isyanı ile ilgili video yapan bir Youtuber, bazı asilerin Dersim'e sığındığını yazmış. Ben böyle bir olayı duymadım. Youtuber kaynak vermemiş. Ben böyle bir şey duymadım ama olma ihtimali yüksek, zira can pazarı söz konusu.

Benim duyduğum Giresun'a götürülen, orada fidye pazarlığı yapılan ve katledilen insanların hikayeleri oldu. Bazıları İstanbul'a, bazıları Rusya'ya göç edip yerleşmiş. Seni Amerika'ya, Ermenistan'a götüreceğiz diye de çok kişiden para almış. 

İsyanın bastırılması, büyük ölçüde Topal Osman kuvvetleri etkili olmuş. Zaten asilerin harekete geçme tarihi, Sakarya Savaşının başlangıcı ve Ankara hükümetinin tüm kuvvetleri cephede. İsyancılar, Topal Osman'ın ordusunu veya gücünü ne kadar biliyormuş, bilmiyorum ama en azından o dönemin şartlarında Karadeniz-Giresun dağlarını bu kadar çabuk (tabi ki o zamanın şartlarında) gelebileceklerini tahmin etmemişler.

Babaannem, Topal Osman'ın yağması sırasında ağaların evinde hizmetçiymiş.  Ağaların altınları ve ambarın anahtarı ondaymış. Tüm hizmetçileri ve konak halkını, dere kenarına götürmüşler. Bir hizmetçinin üzerinde altın çıkınca, o hizmetçiyi döve döve öldürmüşler. O da kendisine emanet edilen altınları ve anahtarı, el çabukluğu ile bir taşın altına koymuş. Ağaların ailesinin ısrarlarına rağmen, altınları geri almaya gidecek cesareti iki yıl sonra bulmuş.

Baki ÖZ, Topal Osman'ın sadece kendi mülkiyeti için elle bin koyunu götürdüğünü yazıyor. bu sayı fazladır, eksik değil. Bölge halkının temel geliri koyun, zaten ekilecek çok bir alan yok. Yün, peynir gibi ürünleri satıp, buğday alıyorlar. Topal Osman sadece koyun, keçi ya da evcil hayvanları değil, para edecek her şeyi alıp, götürüyor. Bir de fidye için götürülen varlıklılar ve varlıklı olmasa bile Gayrı Müslümler var.

Bütün bu olanlarda, kimsenin hesabını bilmediği başka bir kayıp da, insan kaybı. O kadar ki, halk arasında çok kadınlı evlilikler, bir tek bu dönemde yaygınlaşıyor. Çünkü erkek sayısı az. Annemin anneannesi, benzer şekilde kumaymış. Bir çocuklara bakar, diğeri de kocası ile yiyecek dilenirmiş. (Enver Gökçe'nin Meri Kekliğim şiiri bana bunu hatırlatır. Bir de rahmetli babaannem, Ahmet Kaya'nın Dağlara Doğru şarkısını dinledikçe ağlardı. Topal Osman'ın saldırısında erkeklerin savaşırken, kadınların dağlara doğru kaçmasını anlatıyor demişti) Babaannem de dedemden on yaş ve belki daha fazla büyük. Dedem de babasını isyan sırasında kaybetmiş, yetimmiş. Ağalar bu iki yetimi evlendirelim, yuvaları olsun demiş ve evlendirmişler. Evlendiklerinde dedem 15-16, babaannem 25-26 yaşlarındaymış.

İsyan ve yağmanın diğer bir sonucu da, yoksullaşan yöre insanının erkenden gurbete ve büyük şehirlere taşınması sonucu, insansız kalan bölgenin ormanlaşması.

18 Şubat 2022 Cuma

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 3 (KOÇGİRİ KITLIĞI )

 


Şimdi de Koçgiriler ilgili olarak pek anlatılmayan kıtlık ve açlığı anlatayım. Kıtlığın isyan öncesi ve sonrası olmak üzere iki dönemi var. Babaannemler yedi kardeşmiş ve babaannem üç kardeşini açlıktan kaybetmiş. Diğer dört kardeşten kendisi ile bir kardeşi ağalara hizmetçi olmuş. İsyan bastırıldığında da hizmetçiymiş, bir kısım altını ve ambar anahtarını ona vermişler.

İsyan bastırıldığında, Topal Osman'ın adamları,  babaannem ve hizmetçi kızları, dere kıyısına götürmüşler. Babaannem, kendisine emanet edilenleri el çabukluğu ile bir taşın altına koymuş. Başka bir hizmetçi kız, üzerinde altın takılar  çıkınca, Topal Osman'ın adamlarınca dövülerek öldürülmüş.

Büyüklerimin anlattıklarından, Koçgiri kıtlığının , isyandan önce ve ağaların marifeti ile ortaya çıktığını öğrendim. Sadece babaannem ve ailesi değil, annemin anneannesi de aynı kıtlığı yaşamış. Aynı evde iki kuma, biri çocuklara bakar, diğeri de kocaları ile dilenmeye çıkarmış. Dilenme de, yiyecek dilenme, para dilenme değil.

Kıtlığın sebebi, annemden dinlediğime göre, Koçgiri ağalarının, halkın buğdaylarını ve unlarını,  Sarıkamış yani Doğu ordusuna vermesiymiş. Bunun da sebebi, Osmanlı sarayında nüfuz kazanma çabasıymış. 



Siz o acımasız ağaların sadece romanlarda (Köy Enstitülü yazarlar, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal ve benzeri yazarların romanlarını kast ediyorum) olur sanıyorsunuzdur ya da Kemal Sunal-İlyas Salman-Şener Şen filmlerinde falan. Oysa servet sahiplerinin kendi ikballeri için, kendi halklarına zalimleşmesi, tarihte sık görülen bir olaydır. 

Muzaffer İlhan Erdost, Şemdinli Röportajı kitabında, Hakkari'deki Kürt ağalarının gaddarlıklarını anlatır. Kemal Bilbaşar'da Cemo Romanında, Dersim ağalarının gaddarlığını anlatır. Hüseyin Aygün ise, Dersim'de Cemo romanındaki gibi ağalığın olmadığını iddia eder. Oysa Tuncelili arkadaşlarım, bölgede bayağı varlıklı toprak ve hayvan sahiplerinden bahsetmekte. Meşhur, Dersim Dört Dağ İçinde türküsü, Dersim ağalarınca zorla kuma yapılan bir Ermeni kızın türküsüdür.



Son olarak, Mario Puzo'nun Baba romanının yeni bitirdim. Hem romanda, hem de filmde, roman kahramanlarından birisi, saklanmak için Sicilya'ya geri dönüyor. Yoksulluk yüzünden sürekli göç veren adayı, çöl gibi bir şey sanan roman kahramanı, bol ağaçlı, parmağını toprağa soksan kök salacak cennet gibi bir yer bulunca şaşırır. Sonra adanın feodal yapısından, önceleri merkezi devlete ve feodaliteye isyan olarak çıkıp, sonra da feodal derebeylerinin zorbalık aracı olan mafyadan (Cosa Nostra) bahseder.

İşin doğrusu azınlıkların başına gelen zorbalıkların en çoğu değilse de en fenası, kendi feodal beylerinin zorbalığıdır. Ben bunu öğrenciler arasındaki akran zorbalığına ya da askerde tertipçilik zulmüne (Gerçi profesyonel askerliğe geçildi ve herkese altı ay askerlikte de ne tertipçiliği olabilir ki. Tertipçilik de tarihe gömüldü veya tarihe gömülmek üzere) benzetirim. (Ciddi ciddi akran zorbalığı yetişkin zorbaşığndan, tertipçilik de zubay-astsubay zorbalığından daha fazla can acıtabilir.)




17 Şubat 2022 Perşembe

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 2 (İSYANDA OSMANLI PARMAĞI VE AŞAR VERGİSİ)

 


Koçgirilerin tarihi ve 1920'deki Osmanlıda  konumu: Koçgiriler 19. yüzyılın başlarında,  Osmanlılar ile arası bayağı iyi olan bir Kürt aşiretiydi. Meşhur Hamidiye alaylarından birini yönetiyor, geniş bir bölgenin mültezimliğini yapıyor, yani aşar vergisini ve diğer pek çok tarımsal vergiyi toplayan yerel derebeyi yöneticilerdir. Anadolu'nun bazı yerlerinde bunlara ayan da denir. Devlet sistemi iyiden iyiye bozulan Osmanlı, içte de son yıllarında böylesi ayanların oyuncağı olmuştu. Zira sık sık parasız kalıyor, kapitülasyonlarla kurulan reji idarelerinin ya da ayan-mültezim denen ve kendi ürettiği derebeylerin vereceği avanslara muhtaç kalıyordu.

Koçgiri ağaları ise, pek çok Kürt aşiretini yönetmenin gücü ile Osmanlıyı esir alan Ayanlardan birisiydi. Rahmetli İsmail amcamın dediğine göre Koçgiri ağaları İstanbul'da geldiklerinde, bayağı büyük bir kalabalık, Koçgiri ağalarının zenginliği, ihtişamını görmek için Beşiktaş rıhtımına doluşmuş. Ben de onun  bu sözünden ve diğer anlattıklarından (ve diğer başka büyüklerimin duyduklarından) isyanın padişahın ve Osmanlı devletinin isteğiyle çıktığını anladım.

İsyan ile ilgili bu gerçek, hem Kürtçülerin, hem de Türkçülerin kabullenmediği olgudur. Osmanlı devleti, o kadar işgal kuvvetlerine teslim olmuştu ki, Kürdistan düşüncesini bile destekliyordu ya da nakit para uğruna Kızılbaş ve Kürt bir aşirete teslim olabiliyordu.

Gerçeğin Kürtçüler arasında kabullenilmeyen kısmı da, Kürt aristokratlarının,  mutlak gücü eline geçiren her kişi ya da zümre gibi yozlaşmasıdır. İsyanın amacı da Kürdistan kurmaktan ziyade, Koçgiri ağalarının egemenlik alanlarını arttırmaktır. Diğer Kürt ve Alevi topluluklarının isyana destek vermeyip, Ankara hükümetinden yana olmasının sebebi de budur. Geriden imdat gelmedi denilmesi de, bu isyana verilmeyen destek ile ilgilidir ve (birazdan anlatacağım) Koçgiri kıtlığı ile de ne kadar gaddar oldukları belli olan ve kardeş olan iki ağanın diktatörlüğüne girmek istememeleridir.

İsyan öncesinde de Koçgiriler, genel anlamda Sivas ili ve civarında çok güçlüdür ve Sivaslıların, İstanbul hükümeti yerine Ankara hükümetine desteği tercih etmesinin bir sebebi de Koçgiriler ve diğer ayan- mültezimlerin bölgedeki güçleridir. Aslında genel olarak Kurtuluş savaşında iç isyanları çıkaranlar (eğer Gayrı Müslümler değiller ise) ayan da denen mültezimler çıkarmıştır.

Yılmaz Özdil, Koçgiri isyanının , Konya (Delibaş Mehmet) isyanı ile aynı gün çıktığını yazıyor, sebebi her ikisinin de Osmanlı sarayının emri ile çıkmış olmasıdır.

Atatürk'te Osmanlıyı çürüten mültezimlik sistemiyle beraber (fiili olarak) 1925'de aşar vergisini de kaldırmış, aşar vergisini de kaldırmıştır. O dönem vergi gelirlerinin %60ı civarını sağlayan bu verginin kaldırılması, ilk başta ekonomiyi çökertecek gibi görünse de, sonraki yıllarda Türkiye'de tarım yapılan arazilerin üç kattan fazla artmasını sağlamıştır.

(Tesadüf, bugün de aşar vergisinin kaldırılmasının yıldönümüymüş.

13 Şubat 2022 Pazar

KOÇGİRİLERİN BİLİNMEYEN TRAJEDİSİ 1 (KOÇGİRİ AĞALARI)



 Başlarken:  Bu yazı, aile büyüklerinden dinlediğim pek çok şeyi de içereceğinden, internet ya da kitaplarda bulamayacağınız bilgiler içerecek, internet ya da kitaplarda bulacağınız pek çok bilginin  de yalan olduğunu anlatacaktır. Koçgiri isyanı, Kurtuluş savaşı ile ilgili en az bilinen, en az araştırma yapılan olaylardan birisidir. Bu isyan ve diğer Kürt isyanları ile ilgili yalanların kaynağı da Nuri Dersimi ya da diğer namı ile Baytar Nuri'dir.



 Nuri Dersimi'nin yalancılığı: Koçgiri isyanı ile ilgili tek derli-toplu kitap (en azından benim bildiğim) Baki Öz'ün kitabıdır. Baki Öz, dikkatlice yaptığı araştırmada Nuri Dersimi'nin yalanlarını ortaya çıkarmıştır. Benzer bir şekilde Hüseyin Aygün'de Mahsur adlı kitabında, Nuri Dersimi'nin yalanlarını sayar. Aygün, Dersimi'nin  yalanlarının sebebini açıklar. Kendisi anılarını, Suriye'de sürgündeyken yazmıştır. Anılarını yazdığı zamanlarda Suriye, Fransız mandası altındadır. Kendisi de Türkiye'deki Kürtleri isyan ettirebilecek önder olduğu iddiasını yaymak için anılarında kendisine bolca yer vermiştir, Kürt isyanlarındaki rolünü abartmıştır. Bunda da amacı, o zamanlar Suriye'yi Manda denen sömürge tipi ile yöneten Fransa ve diğer Avrupa devletlerine beğendirme çabasıdır. (Bu, Hüseyin Aygün'ün iddiasıdır. Aygün, Mahsur adlı kitabında, Dersimi'nin kendisine vaat edildiği iddia edilen bir manastırın, harabe olmuş fotoğrafını da kitabına almıştır. 



Dersimi'nin anılarını doksanlarda popüler yapan da, Doktor İsmail Beşikçi'dir. İtiraf ediyorum kitaplarını okumadım. Baki Öz'ün ve Hüesiyin Aygün'ün kitaplarındaki atıflarla biliyorum. Kitaplarının yeni baskısı yok. Nadirkitap.com adlı sahaflık sitesinde iki kitabının eski baskıları, bayağı yüksek fiyatlarla satılmakta. Bir gün okursam, ayrıca bir yorum yazarım.


Koçgiri kavramı ve olmayan Batı Dersim ile olmayan konfederasyon kavramı: Batı Dersim kavramı, en azından benim için doksanlar ya da iki binlerde duyduğum bir kavramdır. Koçgirililer asla kendilerine Dersimli dememiştir. Dersim, kabaca bugünkü Tunceli ve civarının adıdır. Osmanlıca ve Arapça'da Der kapı, Sim'de gümüş demektir ve bir zamanlar var olmuş olan gümüş madenlerinden adını alır. Koçgiriler, Kurmaç iken, Dersimliler Zaza'dır. Ortak noktaları Alevi olmalarıdır.

Koçgiri kelimesi ise büyük göç, Kurmançice büyük göç ya da göç edenler anlamına gelir. Siirt civarında da göçebe topluluklara Köçer denmesinden, bu kelimenin de Türkçe göç kelimesinden geldiğini düşünüyorum.

Koçgiri olarak biri dar, iki geniş anlamda topluluk tanımı vardır. Birincisi Sivas-Erzincan ve civarındaki Kurmanci dili konuşan Kızılbaş Kürtrlerin gelen bir tanımı, diğeri de bu Kürtler arasındaki en büyük ve yönetici Koçgiri aşiretinin özel adıdır. Sivas'ın Zara ilçesinin eski adı da Koçgiri'dir.



Bu yazıyı yazma sebebim de, Yılmaz Özdil'in Son Cüret kitabındaki Koçgiri isyanı ile ilgili bölümdür. Çok ısa alınan bölüm, muhtemelen internetten ve Nuri Dersimi-İsmail Beşikçi tarafından yayılan bilgilerden kesip-kopyalamıştır. Dersimi, 17 aşiret saymış ve bir konfederasyon olduğunu yazmış. Belki de daha fazla aşiretten oluşan bir birlik vardır ama olan şey bir konfederasyon değil, Koçgiri ağalarının. özellikle Alişir ağanın diktatörlüğüdür.

Şimdi ben de Koçgiri topluluğunu Zeruken aşiretindenim. Yani hem Koçgiriyim, hem de değilim zira Zerukenim. Zira dış dünya, hepimize birden Koçgiri diyor. Diğer aşiretler (Babikyanlar, Gegeller vs) de, son on yıldır artık kendisine doğrudan Kıçgiri demekte.

Beşikçi'nin anlattıklarına bakarsanız, ortada nerdeyse kurulan bir cumhuriyet veya ona benzer bir aşiretler kurultayı vardır. Oysa Koçgiriler tarihleri boyunca Koçgiri ağalarının yönetiminde olmuşlar, bildikleri tek örgütlenme, Koçgiri ağalarına itaat etmek olmuş, isyanın bastırılması, Koçgiri ağalarının Balıkesir'e sürgünü, cumhuriyet döneminde de ağaların otoritesinin kalmaması sonucu örgütsüz kalmıştır. Sonradan da büyük şehirlere ve Almanya'ya göç başlamıştır. 

Bu örgütsüzlükte Koçgiriler, kalabalık olmalarına rağmen siyasette pek varlık gösterememişler, Sivas ya da Erzincan'dan Koçgiri milletvekili çıkmadığı gibi, isyanın merkezi İmranlı ilçesi bile ancak son seçimde ve dört oy farkla CHP'li ve Alevi bir belediye başkanı görmüştür.

Seksenli ve doksanlı yıllarda Koçgiri ağalarının aslında Sünni olduğu ve Bitlis-Bingöl civarında akrabaları ile halen görüştükleri dedikoduları çıkmış, iki binli yıllardan itibaren de bu dedikodu unutulmuştur. Aslında bu dedikoduya sebep olarak Koçgirilerin diğer aşiretlerin üyeleri ile evlilik yapmaması ama kirvelik, mushaiplik gibi yollarla akraba olmasıdır. Mushaiplik ve kirvelik ise, aileler arasında yedi nesilden evliliği yasaklayan bir yapay akrabalık sistemidir. Amca ya da teyzenizin kızı ile evlenebilirsiniz ama babanızın ya da kendinizi mushaipinin-kirvesinin uzak akrabaları bile artık size uzaktır. İki binlerde ise hem Sünniler ve diğer topluluklar, hem de aşiretler arasında evlilikler yaygınlaştı.

Koçgiri ağalarının diktatörlüğü ve Osmanlıya bağlılığı nedeniyle (bundan daha sonra bahsedeceğim) Dersimliler başta olmak üzere, diğer Kürt toplumları da isyana katılmak bir yana Ankara hükümetine destek veriyorlar. Zaten kendi halkını açlıktan öldüren (Koçgiri kıtlığından da bahsedeceğim) bir diktatör aşiretin egemenliğine girmek çok da akıllıca değil.

Son olarak, Koçgiriler ile Tunceli-Dersim bölgesindeki Koçuşağı aşireti arasında isim benzerliği ve Kızılbaş olmak dışında ortak noktaları yok.

Yazı uzun olduğu için burada kesiyorum ama bütünlüğü de bozulmasın diye araya başka yazı eklemeyeceğim.