ideolojiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ideolojiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2026 Pazartesi

AĞACIN KURDU ÖZÜNDEN OLUR, ATASÖZÜNÜN BAZI ÖRNEKLERİ



Az bilinen ya da kullanılan bir Türk atasözü, her ağacın kurdu, kendi özünden olur der. Diyalektiğin başka bir modeli sayılabilir bu atasözü. Bir şeyin bozulması kendi iç sorunlarından başlar anlamına geldiği gibi, bir kitleyi en çok kendi gibileri kandırır anlamı da çıkartılabilir. Ben bu atasözünü bu anlamda kullanacağım. Rahmetli, Yaşar Nuri Öztürk'ün son kitaplarından birinin adı Allah ile Aldatmak'dı. Müslüman biri, Allah ile, iman ile aldatılır, solcular Marksizm, çevreciler çevrecilik, milliyetçiler, milliyetçili ve Atatürkçüler, Atatürkçülükle aldatılır.

Şu son on yılda ne çok insan dinsiz (deist-ateist,tengrici vesaire) oldu farkında mısınız? Görünüşte en dindar iktidara sahibiz. Oysa zinanın suç olmaktan çıkarılması, domuzun kasaplık hayvan olması, bu iktidar döneminde oldu. Ülkede imam hatip lisesi sayısı artıyor ama mezun sayısı artmıyor, öğrenci sayısı artmıyor. Din dersleri arttığı halde Deizm,Ateizm, Tengricilik gibi inançlar artıyor. Sosyal medyada, özellikle Youtube'da, nbu görüşü anlatanlar ve izlenmeleri artıyor. Diğer yandan, 2013'den (17-25 Aralık) beri türbanlı kız sayısında, her yeni yetişen nesilde ciddi bir azalma var. Sebebte dinci kesimin kend iki yüzlülüğü. Zengin çocuklarının , hele de muhafazakar zenginlerinin çocuklarının gittiği özel okullarda, tarikatlar ÇEDES bahanesi ile girip, Ramazan etkinliği olara Kabe'de hacılar ilahisi söyleniyor mu? Bu iki yüzlülüğün en son örneği, boykotlar. Daha önceki İsrail protestolarında, yola kola dökmek gibi eylemler etkili olmuyor, hatta bazen kola tüketimini arttırıyordu. İsrail'in son Gazze katliamlarından sonra durum değişti ve ilk defa Türkiye'de kola satışları (ve muhtemelen diğer bazı boykot ürünlerinin) satışı ciddi anlamda düştü. Ciddi derken, böyle büyük firmalar için yüzde üç, ciddi bir düşüştür ve tüketici davranışının ciddi anlamda değişeceğinin işaretidir. Bu yüzden artık sağcı medya, boykot edebiyatını bıraktığı gibi, boykot çağrısı yapan sosyal medya hesaplarının da sesi kısıldı. İsrail ya da Amerika, sadece gösteriş için boykot edilebilir. Şirketlere gerçek iktisadi darbe vuracak boykotlar ortaya çıktığında, boykotçuluk sessizce yok edildi.

12 Eylül de Atatürkçü geçindi, görünüşte en Atatürkçü dönemdi. Her konuşmada, Atatürk'ün bir sözü söylenir, herkes Atatürk dönemi modası, koyu renkli, dar takım elbiseler giyerdi. Bu dönemde her devlet dairesi Atatürk resmi, ev bahçe Atatürk büstü, her meydan Atatürk heykeliyle donatıldı. Bu Atatürkçülük gösterisinin ardında, cumhuriyet kurumlarının ve ilklereinin yozlaştırılarak, yok edilmesi vardı. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kapatılıyor, Atatürk, Dil ve Tarih, Yüksek Konseyi diye ucube bir kurum kuruluyordu. Devlet güzel sanatlar müzesindeki resimler, generallerin makam odalarına gidiyor, bazıları tek fotoğrafı olmadan kayboluyor, müze, müze özelliğini kaybediyordu. Tanzimat fermanı ve ilk resmi gazete Takvim-i Vekai'den beri süren dilde sadeleşme yerine, TRT ve ders kitaplarıyla zorla Osmanlıcalaşrıma çabalarına giriliyordu. (12 Eylül rejiminin en büyük yenilgisiydi.) Laiklik denilerek, zorunlu din dersleri, anayasaya giriyordu. Alevi köylerine ısrarla cami yapılıyor, Aleviler düzenli olarak fişleniyordu. Sürekli laiklik vurgusu yapılıyordu ama yüzde doksan dokuzu Müslüman  diyerek söze başlanıyordu. Terör bitirildi deniliyordu ama PKK örgütlenip, Eruh ve Şemdinli baskınlarına hazırlanıyordu. 12 Eylülü bu blogda çok yazdım. 12 Eylül, gardraop Atatürkçülüğünü kullanarak, Atatürkçülüğün altını boşalttı.

Merkez sağ denen partilerden de bahsedelim. Bu partilerin son iki önemli lideri (Mesut Yılmaz, Yıldırım Akbulut ve Tansu Çiller, lider sayılabilecek kişiler değildi), ideolojilerini kendileri baltaladılar. Turgut Özal, dindar ve muhafazakar geçinirdi ama ailesi, özellikle karısı Semra Özal öyle yaşamazdı ve halende öyle yaşamıyor. ( çok eski bir cumhurbaşkanı eşi olarak, gözlerden uzak.) Kendisi, Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarıyken, verdiği teşvik kredileri ile özel sektörün bira fabrikaları kurmasını sağlayan kişiydi. Muzır neşriyat olarak görülen erotik-p.rno yayımların poşete konulması ile ilgili yasa çıkarırken oğlu, erotik yayınlar da yapan Star medya'nın kurucu ortağıydı. Süleyman Demirel, yıllarca muhafazakarlardan oy aldı ve onları sola karşı kışkırttı. 1978'in son günlerinde, Kahramanmaraş ili kan gölüne dönmüşken, bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz diyen kişiydi. 28 Şubat sürecinde türbanlılar okumaya Arabistan'a gitsin diyen de o oldu. 12 Eylülün karanlık günlerinde Süleyman Demirel'i, 28 Şubatın dar günlerinde tarikatların ve muhafazakarların savunucusu, demokrtasi şövalyesi, kahraman gazeteci, Nazlı Ilıcak; 15 Temmuz darbesi davasında cezası onananlar arasında.

Ülkücülük de kurdu kendi özünde olan ağaçlardan oldu.Abdullah Çatlı, Ülkücülüğü, kendini hızla tüketen DYP ve genel başkanı Tansu Çiller'in hizmetine soktu. Öncesinde Ülkücülük, devlet yada Türk devletine bağlı bir aygıttı, Çatlı ve ekibi, Ülkücülüğü doğrudan Tansu Çiller'de (başbuğ Türkeş'den önce) bağladı.Susurluk kazası sonra holding medyalarındaki manşetlerin, özel haberlerin hedefi Tansu Çiller ve Enişe adı ile kodlanan kocası Özer Uçuran Çiller'di. O yıllarda derin devlet denilen yapı, büyük ölçüde Ülkücülerden oluşurdu. Ülkücüler, özel harekat haricinde, kamu kadrolarından dışlandı. 15 Temmuz sonrasında oluşan MHP-AKP birliği bile bunu değiştirmedi. Kurtlar Vadisi dizisi de bu tasfiyeyi anlattı. Dizi izleyicilerinin en büyük hatası, dizinin gerçek olayları bire bir anlattığı ve dizideki her karakterin, gerçek hayatta bir karşılığı olduğu sanısıdır. Gerçek hayattan kısmen esinlenme vardır ve karakrterler genelde bir kaç kişinin birleşimidir. Mesela Baron Karahanlı; hikayenin genel anlatımına uygun olarak en fazla Mehmet Emin Karamehmet'e benzemektedir; ölümü Üzeyir Garih'in ölümüne benzer;  baron lakabı ise eski mafya babalarından Ali Fevzi Bir'e aittir. Dizideki iyi karakterler de, kötü karakterler de, (büyük çoğunlukla) Ülkü ocaklarından yetişmiştir (dizide ne adı, ne de iması vardır.). Dizideki Kürt karakterler de Ülkü ocaklıdır. Dizide hiç Alevi kararkter olmaması nedense kimsenin dikkatini çekmemiş. Abdullah Çatlı ile beraber ölen polis amiri Hüseyin Kocadağ, Alevi'ydi ve hatta o akşamki içkili eğlencenin amacı, Çatlı ile Kocadağ'ın barıştırılmasıydı. İzleyicilerin sandığının aksine Polar Alemdar; Abdullah Çatlı veya Hakan Fidan  değildi. Gerçek hayatta kimle özdeşleşebilir bilmiyorum ama Polat Alemdar; DYP ile Çiller; Mesut Yılmaz ve ANAP; üzerine de MHP-Ülkü ocaklarını devletten tasfiye eden kişiydi ve popüler olması için özellikle uğraşılan dizide, Ülkücülüğün kurdu da kendinden olmuştu.

Ülkemizde çevrecilik de en büyük darbeyi TEMA denen örgütten almıştır. Meraları, yaylaları, ot parasına yağmalatan yasayı TEMA ve Hayrettin Karaca hazırladı. Ülkenin yeşil alanları, çevrecili olduğunu iddia eden bir yasayla yağmalandı ve yağmalanıyor.

Atatürk ve İnönü'nün kurduğu demokratik düzeni, bugünkü din hegomonyasına çevirenler de, bundan en çok faydalananlar oldu. Liberal sol olduklarını iddia edenler ne liberal, ne de solcuydu; bu söylem sadece sümüklü ve Pensilvanyalı şeyhin müridi olduklarını saklamak içindi. Orhan Pamuk'da, daha doksanlarda bile, Nagehan Alçı, Rasim Ozam Kütahyalı ile arkadaş olduğu halde, sürekli Ateistliğini vurguladı ve hatta ailecek Ateist olduğunu falan söylemiş; aile tehdit alınca Orhan'a kendi adına konuş diye seslenmişti.

Bir ağaca kurtcuk, kendi özünden düşer. Ben, pek az okunan bu blogumla solcuları, Atatürkçüleri, Alevileri etkileyebilir, dolayısı ile onlara hainlik yapabilirim. Dinciler, Ülkücüler beni okusa bile benden o kadar etkilenmez.  Bu yüzden herkes özünü yoklamalıdır.


5 Nisan 2020 Pazar

EVLİLİK AŞKI, İKTİDAR DA İDEOOJİYİ ÖLDÜRÜR



Okulların virüs sebebiyle kapanmasına az kala, okulun pansiyonunda belletmen arkadaşlar oturmuş, konuşuyorduk.
Konu bir yerde gençler arasında sürat le yayılan Deizm, Ateiz, Tengricilik gibi akımlara geldi. 15 Temmuzdan sonra türbanlı sayısında ki dramatik azalmadan, 11. sınıflar ile 9. sınıflar arasında bile fark edilen değişimlere geldi konu.
Öğretmen arkadaşlardan biri,  dönemden memnun olmadığını söyledi. Baş örtüsünü kazandık ama çok şeyi kaybettik, dedi. Özellikle 15 Temmuzdan sonra gençliğin muhafazakarlıktan kaçışından, her geçen gün camiye gidenlerin azalmasından, sıradan insanların din ve muhafazakarlıktan sıkılmasından bahsetti. İktidarın ekonomik  ve toplumsal uygulamalarından da rahatsızdı.
Sonra da muhafazakar, taşra da kalmış kitlenin iktidar özleminden bahsetti. Bu kitlenin memur olamama,  akademisyen olamama sorunları kullanılarak kandırıldığını söyledi.
Sonra, keşke hiç iktidar olmasaydık,  ben özel sektörde gene paramı kazanırdım, dedi.
Dönüşen bir dünyada solun sorgulanması: Elveda Alyoşa
Aklıma Oya Baydar'ın Elveda Alyoşa adlı hikaye kitabının sonunda, Berlin Duvarının yıkılmasından üzüntü duyan ve intihar eden bir Alman'ın öyküsünü anlatır. Yıllardır ayrılan toplumun birleşmesinden bile rahatsızdır.
Kendisi komünist bir ailenin çocuğudur ve Nazi rejiminden çok çekmiştir. Nazi gençliği onu, komünistin  oğlu diye çok aşağılamıştır. Kızıl orduyu sevinçle beklemiştir.
Sosyalist doğu bloku ülkeleri, sadece Rus-Sovyet zoru ile kurulmamıştı. Bayağı bir imanlı sosyalist-komünist kitle barındırıyordu. Ekim devriminden sonra orta ve doğu Avrupa büyük çalkalanmalar yaşamış,  komünist ihtilallerin uçlarından dönülmüştü. Sonra faşist-milliyetçi iktidarlar ve Nazi hakimiyeti gelmişti.
Gerilla Tanya - Nadiye R. Çobanoğlu | Nadir Kitapİşte bütün bunların sonunda, özellikle işçi sınıfı arasında Sovyet askerlerini coşkuyla karşılayanlar vardı. Yıllardır özlemini duydukları iktidara kavuşmuşlardı. Herkesin Gerilla Tanya olarak tanıdığı Haydee Tamara Bunke Bider, Arjantin'de doğmuş, Alman Demokratik Cumhuriyetinde yetişmiş, Che ile Doğu Almanya seyahati sırasında tanışmıştı. Babası Nazilerden kaçmış ve Sovyet rejimi kurulunca heyecanla  Doğu Almanya'ya dönmüştü. Kendisi de romantikçe devrim heyecanına kapılmıştı. Bolivya'da Che le beraber ölenler arasındaki tek kadındı.

Oysa yıllar içinde bütün bu sosyalist-komünist eğitime rağmen, pek çok politeknik okullara rağmen onlarca genç pek çok sağcı, kapitalist yetişiyordu. Gençler  yasak radyolardan batı radyoları çalıyor, Doğu Alman, Almanca yarışmalarının ödülü bile İngiliz grupların şarkıları oluyordu.
Bu kadar imam hatip,  din dersi ve benzeri propagandaya rağmen Ateist-Deist yetişen gençler,  sosyal medyayı saran Atatürkçü akımlar da bu durumun benzeridir.
Bazı gençlerin Atatürkçü olmadıkları halde Atatürk tişörtleri, hatta dövmeleriyle dolaştıklarını öğrendiğimde küçük çaplı bir şok yaşamıştım. Meğer sebebi kız  arkadaş edinmekmiş.
Gezi günlerinde bazı AKP trollerinin Atatürkçü görünüp, kız tavladığı ve yatağa attığı yalanları pek çok Akpli erkeğii böyle iki yüzlü yaşam tarzına itmiş. 
Benzeri iki yüzlülüğü Akp'li, sağcı-muhafazakar kızlarda da görüyoruz. Burada ise sebep biraz farklı. Kadın cinayeti işleyenlerin tamamına yakınında bir muhafazakarlık ve erkek egemen sağcı ideolojileri sahiplenmek var. 
Şimdi pek çok ebeveyn çocuklarına, Elveda Lenin filmindeki annenin oğluna baktığı gibi bakıyor. 
Stasi - Simple English Wikipedia, the free encyclopediaFilmde, inançlı bir sosyalist olan anne, oğlunu iktidar karşıtı bir gösteride görünce bayılıyor, ardından 
komaya giriyor ve komada olduğu 8 ay içinde Berlin duvarı yıkılıp, Doğu Almanya tarihe karışıyordu. 
Sonra annenin ömrünün az kaldığını öğrenen çocukları ondan Doğu Almanya'nın yıkılışını saklıyorlardı. Batı Alman ürünlerini doğunun kutularına koyuyor, sahte televizyon programları falan yapıyordu.
Almanya'da komünist ideallerin dışında bir yaşam vardı. 1945-50 arası doğan çocukların yaklaşık üçte birinin babası Rus askeriydi. (Ruslar bunu ta Çar Korkunç İvan'dan beri, bir çeşit cezalandırma olarak kullanıyormuş. En son Bosna savaşında Sırplar da böyle bir uygulama yapmıştı.)
Ülke, inanılmaz bir polis devletiydi. KGB'den sonra komünist Varşova paktının en büyük ikinci istihbarat örgütü de her ne kadar Batı Almanya'da yakalanan  ajanları ile ünlü de olsa, asıl işi halkı kontrol etmekti. Yüz binlerce insan hakkında  çok  ayrıntılı bilgiler toplanmış, o zamanın teknolojisi gereği metreler, hatta kilometrelerce film, milyonlarca kaset, rejim yıkılınca, imha çabalarına rağmen ortaya çıktı.
Elveda Lenin filminde olduğu gibi özellikle gençler, anne-babaları sıkı komünist ya da üst düzey olsa da sloganları dinlemiyor, ütopyalara kanmıyor, vaatlere inanmıyordu.
Vaatler muhalefetteyken işe yarar, benzeri şekilde de sevgili iken vaat edilir, hayal kurulur.
Evlenince ya da iktidara gelince icraat beklenir. Sevgiliniz artık parfüm-deodorant değil,  yağ-ter kokmaya. başlar. Muhalefet lideriyken şiir okumanız karizmatik bir şeydir. İktidardaysanız bu bir saçmalıktır.
Ütopya hiçbir yer olmayan o iyi yerİdeolojinin-partinin iktidar olacağı anlaşıldığı ve ilk iktidar yılları da, evliliğin ilk yıllarına benzer. Yeni evlilerin kurdeleli çay kaşıkları ve canım cicim aylarına benzeyen ilk yılları olur. Partinin giderek artan sempatizanları, devlet için fedakarca çalışır ve bir çok yeni projeye imza atar.
Sonra sıkıntılar başlar. O yakışıklı genç, alında asgari ücretli bir işçidir,  o taş gibi güzel kız, yemek yapmaktan bir haberdir vs vs..
Bir söz vardır; kavuşamazsan aşk olur,kavuşursan b.k olur diye. Gerçek ölümsüz aşklar, kavuşulamayan aşklardır.
İktidara gelince yapamadığınız icraatlar yüzünden romantizme sarılır, halen muhalefeti ve dış güçleri suçlarsanız, onca propagandaya rağmen gençliği kaybedersiniz.